Samet Behrengi'nin Yaşamı

Orhan Bahçıvan
Orhan Bahçıvan

Samet Behrengi,1938 yılında Tebriz kentinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. İran top-rakları içinde kalan ve İran egemenliği altında yaşa-yan Azeri Türklerindendir. İran vatandaşı olduğu için, İranlı sayılıyor. Bütün eserlerini Farsça yazmıştır. Oysa Behrengi’nin anadili Azeri Türkçesidir. Behrengi anadil üzerine de araştırmalar yapmıştır. Ama her ne-dense yazılarını anadili olan Azeri Türkçesiyle yaz-mamıştır.

Tebriz kentinde doğmuş binlerce yoksul çocuktan biri olan Behrengi, yoksul bir ailenin çocuğu nasıl ve ne şartlar altında okuyorsa bu çocukta öyle okumuş. Öğ-retmen olmuştur. İlkokul öğretmeni olarak aynı bölge-de, yani İran Azerbaycan’ında kırsal kesimde öğret-menlik yapmıştır. On bir yıllık öğretmenlik döneminde anadil üzerine geniş araştırmalar yapmıştır. Yalnız anadil üzerine mi, dahası halk öyküleri, Köroğlu Des-tanları, halk masalları ve daha nice konular üzerine geniş araştırmalar yaptığını öğreniyorum. Ama elimiz-de çocuk kitaplarından başka bir yapıtı yok. Çevril-memiş.

Samet Behrengi’nin bu araştırmalarını yaptığı yıllar-da, gerek ilkokul öğretmenliği yaptığı süreçte, gerek-se ağabeyinin oğlunun ölümü üzerine, çocuklara olan ilgisi gelişmiş. Bu ilgi sonucu çocuklar için masal, öy-kü ki, ben bunlara »Behrengi masalları« diyorum ki-tapları yazmıştır. İyi ki bu kitapları yazmış...

İyi ki yazmış, çünkü Kendi ülkesinden çok bizim ülke-mize ve bizim ülkemizin çocuklarına yararlı olmuş. Yazan Behrengi okuyan bizim çocuklarımız.

Bu kitapların sayısı bildiğim ve edindiğim bilgilere gö-re sekiz tanedir.

Bunlar sırasıyla yazılırsa şöyle yazmamız gerekiyor:

Küçük Kara Balık (İtalya’da en iyi yabancı çocuk hi-kâyelerine verilen »Buluni Altın Ödülü« nü almıştır)
Bir Günlük Düş ve Gerçek
Bir Şeftali Bin Şeftali
Sevgi Masalı
Ulduz »Yıldız« ile Kargalar
Ulduz ile Konuşan Bebek
Pancarcı Çocuk
Kel Güvercinci (Keloğlan ile Sihirli Külah
Bir Vardı Bir Yoktu
Bu gelen Köroğlu’dur
Püsküllü Deve

Bu masal »öykü« kitaplarının adın yazdıktan sonra, tanıtımını bir başka yazıda ele almak üzere, Behrengi’nin yaşamını yazmaya devam edelim ama elimizde öyle, geniş bir bilgi yok.

Yazın dünyasında yaptığı çalışmalar, özellikle anadil üzerine yaptığı çalışmaların önem taşıdığı belirtilmek-le birlikte ülkemizde sadece çocuklar için yazdığı ma-sal »öykü« kitaplarıyla tanınıyor, seviliyor. İsimlerini yukarıya aldığım bu kitaplar defalarca basılmıştır. Benim gençlik yıllarımda ve hala severek okuduğum bu kitaplar çocuklar tarafından beğeniyle okunuyor.

Yazdığı yazılırla, yayımladığı kitaplarla kısa zamanda dikkatleri üzerine çeken Behrengi, az gelişmiş ülke-lerde yaşanan ve az gelişmiş ülke yazarlarının yazgı-sı haline gelen yaşamın içine hızla itilmiştir. Önceleri sürgün sonralara aylık gelirinin düşürülmesi, sıkıştır-malar, soruşturmalar... Derken kovuşturmalar; sofra-sına konulan peynir ekmek gibi, bir gelir biri gider ol-muş. Sen »nasibine düşeni« almakla yükümlüsün!

Az gelişmiş bir ülkenin aydınlığı da azgelişmiştir. Ay-dınlar da azgelişmiş bir yapı içinde çabalar dururlar. Kendi aralarında örgütlenme, dayanışma gibi basit sentezler de görülmez. Var olan kurumlar sadece tari-kat sistemi görünümündedir. Kendi döngüsü içinde döner durur.

Behrengi’nin yaşamına bakınca bu saydığım öğeler açık bir şekilde görülür. Sonuç ortada; 29 yaşında gö-çüp gitmiş dünyamızdan.

Az gelişmiş ülkelerin egemen güçlerinin kemikleşmiş bir dürtüsüdür, kangren olmuş bir yarasıdır: Kitaba ve kitabın yazarına; düşünceye ve düşüncenin üretildiği beyne saldırı! Kitap ve düşünce az gelişmiş ülkelerin egemen güçlerinin hep korkulu rüyası olmuştur. Bu yüzden kitap yakmak, kitabın yazarını ortadan kaldır-mak, o egemen güçlerin tutkusu olmuştur. O egemen güçler aydınları susturarak gerçekleri örtbas etmek ve vurgun düzenini korumak isterler. Bu çekişme yüzyıl-lardır sürer gider. Daha kaç yıl süreceği bilinmiyor. Bilinen bir doğru var ki; egemen güçlerin çabası başa-rılı olsaydı, insanlık köleci toplumdan uzay çağına bir adım dahi atamazdı.

Nitekim Behrengi de egemen güçlerin saldırılarından nasibine düşeni almıştır. Sonuç olarak, hiç beklenme-dik bir anda, Aras Çayı’nda ölü olarak bulunmuştur. Gün bu gündür nedeni »bilinmiyor«. Kimileri İran yö-netimini suçlarken, kimileri de suskun kalmayı yeğle-miştir »bana dokunmayan yılan bin yaşasın« dercesi-ne...

Behrengi’nin yaşamı üstüne detaylı bir bilgi yok de-miştik. Sanki yüz yıllar önce yaşamış. Sanki hiç bir şey olmamış gibi, bu konuda söz söylenmiyor.

Samet Behrengi’nin adı bile doğru bilinmiyor. Kimileri Semet, kimileri Samat, kimileri de benim gibi Samet olarak yazıyorlar. İsminin son harfi »d« ile mi yoksa »t« ile mi bitiyor; bu bile belli değil... Ben bildiğim gibi yazdım. »SAMET BEHRENGİ«. Siz de bildiğiniz gibi yazın. Yazıldığı gibi bilinsin.

Bu değerli insandan sadece geriye kalan eserleridir. Eserlerini saygıyla, sevgiyle okuyoruz. Ama her oku-duğumda ona karşı sevgim daha da artıyor.

Şimdi Tebriz kentinde bulunan mezar taşında »31 Ağustos 1968« yazıyor. Saygıyla anıyoruz.

Devamı var

- Gaziantep Haberler, Orhan Bahçıvan tarafından kaleme alındı
https://www.gaziantephaberler.com/makale/7924412/orhan-bahcivan/samet-behrenginin-yasami