Okuyunda Öğrenin Bakalım, Neymiş..

Atilla Karaduman
Atilla Karaduman

Türk Ordusu güvenlik kavramını doğru tanımlamalı

ABD'nin Irak'ı bölmesinden sonra bu kez de Karadeniz'de barışı tehdit eden maceralarıyla karşı karşıyayız. Neyse ki 30 Ağustos imdadımıza yetişti. Büyük zaferler en büyük güven kaynağı Türkiye için. Bugün en büyük ihtiyaç, yaparız diyebilmektir. Bu elbette milli bir hükümette olur.

TSK'NIN GÜVENLİK TANIMINDAKİ BULANIKLIKLAR
TSK'nin önemli yayınlarını izlerim. Güvenlik tanımı, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bulanmıştır; doğruluğunu yitirmiştir, çünkü ülke güvenliği, Kemalist Devrim'in program, strateji ve hedefinden koparılmıştır.
Güvenlik diye hedeften bağımsız soyut bir kavram yoktur.
Devletlerin, hedef, program ve stratejileri vardır. Güvenlik, işte o programın ve o stratejinin güvenliğidir.

SALTANATIN GÜVENLİĞİ VE DEVRİMİN GÜVENLİĞİ
Örneğin Kurtuluş Savaşı yıllarında, İstanbul'daki Osmanlı Devleti için güvenlik, Padişah Vahdettin'in saltanatını korumak ve İngiliz mandası altında "ülke bütünlüğünü sağlamak" idi.
Ankara'da 1920'de kurulan yeni milli devlet ise, ülkeyi düşman işgalinden kurtarma ve Cumhuriyetin kuruluşunu tamamlama hedefinin ve stratejisinin güvenliğini üstlenmişti.
Aynı tarihsel anda, aynı ülkede iki ayrı devlet, ülke güvenliği kavramını birbirine karşıt zeminlerde tanımlamışlardı. Ve her iki taraf, kendi güvenlik tanımının gereği olarak kendi mahkemelerinden birbirleri hakkında idam kararı çıkartmışlardı.
Atatürk, bağımsız ve halkçı bir toplum kurmak için devrim mücadelesi veriyordu ve güvenlik de bütün iktidar dönemi boyunca, o devrimin güvenliği idi. Nutuk'un son sayfalarındaki gençliğe seslenişi hatırlayalım. Orada bir güvenlik tanımı vardır; devrimin güvenliği her şeyin üzerindedir ve her şey devrimin güvenliğine tabidir.

KÜÇÜK AMERİKA'NIN GÜVENLİĞİ
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Atatürk'le önümüze koyduğumuz hedef, program ve strateji önce bulandı; sonra yerini yeni bir programa bıraktı. Yöneticilerimiz, İsmet Paşa hükümetlerinden başlayarak yeni hedefi belirlediler: "Küçük Amerika olacağız."
Elbette güvenlik kavramı da bu yeni hedefle birlikte değişti. Hele NATO'ya katıldıktan sonra, artık güvenlik Kemalist Devrim'i tamamlamanın güvenliği değil, Küçük Amerika'nın güvenliği idi.

ATATÜRK'ÜN GÜVENLİK VASİYETİ
Türk milleti, ABD tarafından "Sovyet tehlikesiyle" kandırıldı. Palazlanan yeni işbirlikçi hâkim sınıflar için ise, Atatürk Devrim artık bir yüktü. Onların ABD işbirliğiyle zenginleşmeleri o yükten kurtulmayı gerektiriyordu. Halkçılık ve Devletçilik giderken, Liberalizm geliyordu.
Atatürk ölmeden önce tehlikeyi görmüştü. Nutuk, Bursa Nutku ve somut olarak son vasiyeti bunu gösterir. Büyük Devrimci'nin tek bir kaygısı vardı: Kemalist Devrim'in güvenliğini sağlamak!
Bunun hangi siyasetle sağlanacağı konusunda da kafası berraktı. Altı Ok Anayasa'ya konmuştu. Hayatının son yılında Celal Bayar'a, Tevfik Rüştü Aras'a, Kılıç Ali'ye, İsmet Paşa'ya ve Ali Fuat Paşa'ya, "Size tek bir vasiyet bırakıyorum, Sovyet dostluğunda ısrar edeceksiniz" dedi. 1937 ve 1938 yılında dile getirilen bu vasiyeti hepsi doğrularlar. Mehmet Perinçek'in "Atatürk'ün Sovyetler'le Görüşmeleri" başlıklı Kaynak Yayınlarından çıkan kitabında bu konu belgeleriyle anlatılır ve tartışılır.
Sonra ne oldu?
Atatürk'ün "tek vasiyet" dediği bu büyük öngörüsü uygulanmadı ve Türkiye Kemalist Devrim'den vazgeçerek, Fethullah Hocaları iktidara çıkartan sürece girdi
Vasiyet gerçekten "bir tek vasiyet"imiş; devrimin güvenliği için şartmış.

"MİLLİ EGEMENLİK ESKİDİ" DİYEN KOMUTAN GÖRDÜK
Devrimin güvenliği gidince her şey gidermiş. Türkiye Hükümetini "BOP Eşbaşkanlığı'na dönüştüren süreç öyle başladı. Artık "deliğe süpürülecek" iktidarlar dönemine girilmişti. ABD, Tayyip Erdoğan-Hilmi Özkök ikilisini 2002'de yan yana getirebildi. Org. Kıvrıkoğlu'nun uyarıları ne kadar haklıymış!
Hilmi Özkök Bey, ne diyordu 2005 yılında, hem de 23 Nisan arifesinde?
"Milli egemenlik kavramı eskimiştir, yerini küresel güvenlik almıştır."

KOCATEPE'YE ÇIKTIM
Bunu duyunca, Kocatepe'ye çıktım ve oradan Türkiye'ye seslendim: "Türk Ordusu'nda komuta zaafı var." dedim özetle.
Oradan hiç unutmuyorum, Ankara'ya geldim, Hilton Oteli'nde Irak Türkmen Cephesi'nin kabul resmi vardı. Orada bir gurup komutana, Hilmi Özkök'ün "Milli Egemenlik kavramı eskimiştir." görüşüyle ilgili düşüncemi belirttim. "Sizden bir cevap beklemiyorum ama, Türk Ordusu Milli Egemenliğin güvenliğini sağlayamayacaksa, neyin güvenliğini sağlayacak" diye sordum.
Bir korgeneral, sonra emekli oldu, belliydi, çok üzülmüştü, "GS-FB maçını konuşalım" dedi.
Bir emekli Tümgeneral, "Siz cevap istemiyorsunuz ama, ben görüşümü belirtiyorum. Milli Egemenlikten vazgeçmek, tek kelimeyle ihanettir" dedi. 8-10 komutan vardı orada. Nokta konmuştu.
Ancak, o komutanlar "Milli Egemenlik eskimiştir" diyen bir komutanın önünde 4 yıl esas duruşta kaldılar. Sistem kurulmuştu; çarklar işliyordu."

NASIL OLDU
Soru önemlidir:
Türk Ordusu, nasıl olmuş da Milli egemenliği eskimiş bulan bir komutanın emri altına düşmüştü? Bu soruya tahlil düzleminde bir cevap verilmesi şarttır.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türk Ordusu, "ABD'ye bağlanıp NATO'ya girersek bizim Kemalist Devrimimize ne olur" diye sormadı kendi kendine.
Atatürk farkı, devrimci farkı buradadır.
Bu konuyu Nazım Hikmetler, sosyalistler Türkiye'nin önüne koydular. Onlar da Komünizm düşmanlığı kampanyasıyla susturuldu; bastırıldı.
Atatürk'ün tek vasiyeti hasıraltı edildi sonuç olarak.

GÜVENLİK MİLLİ HEDEFİN GÜVENLİĞİDİR
Bugün 30 Ağustos 2008'de yeni bir komuta kademesi oluştu. Onlara içtenlikle güveniyoruz. Onların Hilmi Özkök'ler olmadığını biliyoruz. Ancak bu yetmiyor!
Türk Ordusu güvenliği yeniden tanımlamalıdır.
Güvenlik milli hedefin milli stratejinin güvenliğidir.
Somut olarak bugün Türkiye'nin güvenliği, Kemalist Devrim'in güvenliğidir.
Türkiye için, Kemalist Devrim dışında bir güvenlik tanımı yoktur.
Kemalist Devrim yıkılıyorsa, güvenlik çöküyor demektir.
Ordunun ve polisin biricik görevi, Türkiye'nin Kemalist Devrim'le önüne koyduğu hedefe ulaşmasının güvenliğini sağlamaktır.

ABD İLE ATATÜRK DEVRİMİNİ YIKMA GÜVENLİĞİ SAĞLANIR
ABD açıkça Kemalist Devrim'in modasının geçtiğini ilan etmiştir ve devrimimizi büyük ölçüde yıkıma uğratmıştır.
İşte Küçük Amerika olduk; yıkılan Atatürk Cumhuriyeti'nin yerinde bir Mafya-Gladyo-Tarikat rejimi kuruldu.
Bu koşullarda hâlâ ABD ile birlikte ülke güvenliğinden söz etmek, Atatürk Devrimi'ni yıkmanın güvenliğini sağlamaktır. Başka bir anlama gelmiyor.
ABD Savaş Öğretileri bizim Atatürk'le tanımladığımız "Devrimin Güvenliği" kavramının yerine, ABD'nin ve NATO'nun güvenliğine hizmet eden anlayışlar yerleştirdi. Bu zehirlemeler, ne yazık ki Ordumuzun akademik kurumlarına girdi.
Atatürk Devrimi'nin güvenliğini esas almayan bütün Atlantik safsatalarından kurtulma zamanı gelmiştir.
Çünkü Atatürk Devrimi'yle birlikte, o devrim üzerinde var olan Cumhuriyet, vatan, millet ve çağdaş toplum hep birlikte dağılıp gitmektedir.
Eğer Türk Ordusu'nun görevi, Atatürk Devrimi'nin yıkımına bekçilik yapmak ise, rahatımızı bozmak için bir neden yoktur.
Bugünkü Büyük Ortadoğu Projesi'ne eklemlenmiş bir Mafya-Tarikat-Gladyo stratejisiyle ancak Türkiye'nin bölünmesinin, milletin parçalanmasının ve cemaatleşmenin güvenliğini sağlarız. Bu da somut olarak milletin güvenliği değil, büyük faizcinin, dolar ve borsa vurguncusunun, haramzadelerine gemicikler alan açgözlü saltanat düşkünlerinin güvenliğidir.
Milli Devlet, milli strateji olmadığı zaman, Türk Ordusu başka devletlerin hedef ve stratejilerinin gücü haline gelir.
Bugün bu tehlike vardır.

ORG. KIVRIKOĞLU'NUN TARİHİ NÖBET DEVRİ
Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, 2002 yılında nöbet teslim töreninde tarihi bir konuşma yapmıştı. Özeti şuydu: Türkiye Atatürk Devrimi hedefinde kararlı olarak ilerlemek için bağımsız bir devlet olarak Avrasya'daki yerini almak durumundadır.
Altı yıl sonra Org. Karadayı ve Org. Kıvrıkoğlu'nun açtıkları çığırın tarihi değeri çok daha açık görülmektedir.
Devralınan nöbet, Kemalist Devrim nöbetidir.
Ve 21. yüzyılın denklemleri oluşmuştur:
Kemalist Devrim, Atlantik'te boğulmaktadır ve ancak Avrasya'da yeniden hayat bulabilir.
Türkiye'ye Atlantik sisteminde parçalanma ve yıkım, Avrasya'da güvenlik ve hayat var.

Bu yazıyı ben yazmadım sevgili okurlar.

Bu yazıyı şu anda Tekirdağ Cezaevinde yatan;

İşçi Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek yazmış.

Ne dersiniz?

(Bu yazı benim köşemde 03 Eylül 2008 tarihinde yayınlanmıştı)

- Gaziantep Haberler, Atilla Karaduman tarafından kaleme alındı
https://www.gaziantephaberler.com/makale/7920675/atilla-karaduman/okuyunda-ogrenin-bakalim-neymis