GÜNEY KÜRDİSTAN’IN “BAĞIMSIZLIK” SORU(N)LARI

Arsızlığı özgürlük olarak görmek,

hep kölenin belirtisi olmuştur.”[2]

“Ulusal Mesele”nin Katalonya ile İrlanda’daki veçhelerine değindikten[3] sonra Güney Kürdistan’a değinmemek olmaz; özellikle de “Zaman mı bizi yönetiyor, biz mi zamanı?”[4] sorunsalı tüm ağırlığıyla gündem maddesiyken…

Nereden bakarsanız bakın Katalonya’dan İrlanda ile Güney Kürdistan’a uzanan referandum-bağımsızlık tartışmaları/ pratikleri, “Ulusal Mesele”nin bugününü doğrudan ilgilendirirken; Karl Marx’ın 1842’de “Özgürlük her zaman var olmuştur, kâh özel ayrıcalık olarak, kâh genel hak olarak,” tespitiyle ilişkilendirmektedir de…

Kolay mı?

18 Mart 2012’de Güneydoğulu patronların katıldığı kokteyldeki konuşmasında İsmail Beşikçi’nin “Kürt Burjuvazisinin oluştuğunu” söylediği;[5] “Başbakan(Erdoğan’ın) Osmanlı’nın bugünkü Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesini de içine alan ‘Kürdistan’ gerçekliğine dikkat çekmesi, bir tarihsel hakikâtin ifadesinden ibarettir”[6] denilen Güney Kürdistan meselesi girift bağıntılarıyla bölgesel boyutlu ve dinamik hakikâtler alandır.

Bunun yanında, “Türkiye’de son 10 yılda bir siyasal devrim yaşanmıştır. Bu devrimin siyaset bilimi ve siyasi tarih literatürüne geçecek adı da Erdoğanist devrimdir... Erdoğanist devrim önce Kemalizmi sonra da Gülenizmi tasfiye etmiştir... Türkiye’nin Türklerden sonra en geniş nüfusa sahip kesimi Kürtler totaliter asimilasyon politikalarına haklı olarak direnmiştir. Türkiye’nin Kürt meselesi buradan doğmuştur... Unutulmamalıdır ki bu ülkede eski rejim Kürtçe konuşmayı dahi yasakladı. Kürtçe şarkı söylemek yasaktı. Kürtçe yazmak yasaktı. Kürtçe kitap, gazete ve dergi çıkarmak bile yasaktı... Kürtlerin çoğunluk olduğu şehirlerin ve kasabaların orijinal isimleri zorla Türkleştirildi... Kürtlerin hafızası formatlanmak istendi. Kendi kimliğini inkâr eden, asimile olmayı kabul etmiş Kürtler devletin her kademesine gelebilirdi... Ancak Kürt kimliğine sahip çıkan, Kürt olmaktan utanmayanlara kamusal alan yasaktı... Böyle tip Kürtlerin askeri vesayet rejiminde gördükleri tek muamele ezilmek ve dışlanmaktı... Son 10 yılın Erdoğanist devrimi işte bu rezil rejimi devirmiştir ve 16 Nisan 2017’de görüldüğü gibi AKP’li olmayan Kürtlerin dahi büyük çoğunluğu bu sebeple Kemalizme karşı Erdoğanist devrimin safında durmuştur,”[7] türünden zırvalardan “Ankara, bölgesindeki yeni ulus devlet inşası sürecinin de başrol oyuncusu. Özal’dan kalma tabirle adeta ‘küçük Amerika’. Irak’taki özerk Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) bağımsızlık referandumu bunun apaçık göstergesi… IKBY topraklarını yüzde 40 oranında artırarak bu referandumu düzenlemesi, Türkiye’nin onayı olmadan mümkün olamazdı,”[8] saçmalığına savrulan teraneleri bir kenara bırakarak ilerleyelim.

TARİH NOTU

Güney Kürdistan tarihi Osmanlı’ya karşı isyan(lar)ı dışında; XX. yüzyılın başında Ortadoğu coğrafyasının şekillenmesinde önemli roller oynayan Edward Covbertin Noel, İngiliz yarbay Thomas Edward Lawrence ve Gertrude Bell ile anılır.

Söz konusu hâl -ister istemez- “Kurban ve cellat da tek bir kişidir. Kendimiz. Gerçekten de açık seçik söylemek istersek şu çıkıyor ortaya; bu rollerin birinden kaçınmak için ötekini benimsemek gereklidir,”[9] saptamasını anımsatır.

Yakın tarihe bakacak olursak 13 Ocak 1946’da kurulup, 11 ay yaşayan Mahabad Cumhuriyeti sömürgeci şiddet tarafından bastırılınca, yüzlerce adamıyla Sovyetler’e kaçan Kürdistan Demokratik Partisi’nin lideri Molla Mustafa Barzani 33 yıl Bağımsız Kürdistan için mücadele etti.

Molla Barzani, 1979’da yaşamını yitirirken, oğulları Mesud ve İdris’e bağımsızlık için çalışmalarını vasiyet etti. Açılan Sovyet arşivleri Barzani’nin vasiyetini Sovyetler’deki 13 yılında şekillendirdiği gösterir.[10]

Hatırlanacağı üzere Kuzey Irak’taki Barzan Aşireti mensupları, 1940’ların başında İngiliz kuvvetlerinin baskısına dayanamayınca önce bölgedeki Süleymaniye kentine sığındı, 1946’da Mahabad bölgesinde kurulacak ilk Kürt devleti girişiminde yer aldı.

1946’da  kurulan Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nin Başkanı Gazi Muhammed halkı selamlarken Genelkurmay Başkanı Molla Mustafa Barzani idi. Bu ilk Kürt devleti Genelkurmay Başkanı’nın üzerinde de Sovyet generali üniforması vardı.

Mahabad Kürdistan Devleti’ne, II. Dünya Savaşı’nın galiplerinden İngiltere şiddetle karşı çıkarak Sovyetler’in, işgal altında tuttuğu İran’dan çekilmesini istedi. Almanya’nın Potsdam kentinde 17 Temmuz 1945’te gerçekleşen konferanstan sonra Sovyetler, İran’dan çekildi.

Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti, 1946 Aralık’ında yıkıldı. Molla Mustafa Barzani ile Barzan Aşireti mensupları kurtulurken; Devlet Başkanı Gazi Muhammed ise İran tarafından idam edildi.

Sovyetler Birliği’ndeki sürgün günleri ardından Irak’ta Baas’ın darbesiyle “yeni(lenemiyen)” bir döneme adım atıldı.

14 Temmuz 1958’de Irak Kralı Faysal, General Abdülkerim Kasım tarafından darbeyle tahttan indirilmişti. Darbeden sonra cumhuriyet ilan eden generalin ilk işi, İran’da kurulan Mahabad Cumhuriyeti’nin önderlerinden olup 1947’de Cumhuriyet yıkıldıktan sonra önce Irak’ta sonra Sovyetler Birliği’nde gözetim altında tutulan Molla Mustafa Barzani’yi Bağdat’a davet etmek ve Kürtlere Kerkük’ün de içinde olduğu bir otonom bölge sözü vermek oldu. Bu ittifak sonucu, 7 Mart 1959’da General Sevaf adlı ırkçı bir Arap generalin Abdülkerim Kasım’a karşı Musul’da başlattığı ayaklanma Mustafa Barzani ve peşmergeleri tarafından bastırıldı. Barzani, ayaklanmacıları kurşuna dizdirdikten sonra kendisine yardım eden Arap aşiretlerini de tarumar etti.

Söz konusu durum ta ki Molla Mustafa Barzani’nin 11 Eylül 1961’de Irak Devlet Başkan Yardımcılığı görevini bırakarak Kuzey Irak’ta Kürt hareketini başlatmasına değin.

Ardından 5 Mart 1975’de Irak ve İran’ın Cezayir’de bir araya gelip anlaşma yapması üzerine, Kürt hareketi satıldı. Kürt bağımsızlık mücadelesi ağır darbe alırken; Barzani de sağlığını kaybetmişti.

Tahran’daki doktorlar, kanser teşhisi koydu. Barzani’nin ABD’ye şartlı olarak girmesine izin verildi. ABD’de kanser tedavisi gören Molla Mustafa Barzani, 1 Mart 1979’da, 76 yaşındayken Georgetown Üniversite Hastanesi’nde öldü.

Mısırlı ünlü gazeteci Muhammed Hasaneyn Heykel, silahlara veda eden Molla Mustafa Barzani ile Tahran’da yaptığı söyleşiyi Beyrut’un El-Envar gazetesi 6 Eylül 1975 tarihli sayısında yayımladı:

“Şunu söyleyeyim ki, Kürt ihtilali sona ermemiştir. Sadece, şimdilik durmuştur. Benim şahsen rolüm bitmiştir, fakat Kürt halkı duruyor ve Kürt halkı içinden direnişi örgütleyecek yeni liderler çıkacaktır. Ben hayata gözlerimi açtığım zaman kendimi esir buldum. Hatırlıyorum; bütün ailem o zaman Irak’ı yöneten Türklerin elinde esirdi; ben de esirdim. Ve o zaman 3 yaşındaydım. Genç yaşıma erişince kaçtım ve Kürt hareketiyle uğraşmaya başladım.”[11]

Molla Mustafa Barzani’nin oğulları Mesud ile İdris de direnişi sürdürdüler; bölgesel iktidarlarla “ittifak” arayışı Irak’ı ABD’nin işgaline kadar sürdü. Hatta Mesud Barzani ile Celal Talabani, “ABD’nin Kuzey İttifakı olmayacağız” (“Kuzey İttifakı” ABD’nin Afganistan işgali sırasında oluşturduğu işbirlikçi Afgan örgütleriydi!) dediler…

Sonrası malum! Ya da ABD ile uzlaşmacı şeyler/ girişimler/ “yapılanma”lar!

DURUM(!)

Ekonomik gelirinin önemli bölümü petrol gelirlerinden oluşan Kürdistan Bölgesi’nde, büyük bir ekonomik kriz yaşanıyor. Özellikle 2014’de DAİŞ savaşıyla birlikte KBY’nin Türkiye’ye doğrudan petrol satışına başlaması, Irak merkezi hükümetinin yüzde 17’lik bütçe payını kesmesine neden oldu.

Irak merkezi hükümetiyle 2014’deki kriz sonrası, Kürdistan Bölgesi doğrudan yaptığı petrol satışından elde edilen gelirle memur maaşlarını ödemeyeceğini belirtti. Ancak daha sonra memur maaşlarında, maaşın yüzde 10 ile 70 arasında kesintiye gitti. Ayrıca maaşların ödenmesi de 2-3 ayda bir yapılması eylemlere neden oldu. Üç yıl boyunca Kürdistan Bölge Hükümeti hep bütçe kesintisinden dolayı maaşların ödenmediğini savundu ama referandum gerilimi sonrası ortaya çıkan bilgiler, Kürdistan Bölgesi’nin petrol satışından elde ettiği gelirin memur maaşlarının çok daha fazlası ettiğini ortaya çıkardı.

Kürdistan Bölgesi Hükümeti, Irak Başbakanı Haydar Ebadi’nin memur maaşlarının ödenmesine ilişkin yaptığı açıklamaya verdiği yanıtta, Kürdistan Bölgesi’nde 1 milyon 249 bin 481 memur olduğunu (244656 emekli, 96. 053 şehit ve katliam mağduru, 159000 engelli ve sosyal yardım alan kişi, 483307 polis ve memur, 266465 peşmerge ve asayiş üyesi) olduğunu ve aylık toplam maaşlarının 712 milyon dolar (897 milyar 500 milyon Irak dinarı) tuttuğunu açıkladı. Buna karşın, RojNews’e konuşan Irak Parlamentosu Maliye Komisyonu Başkanı Ehmed Hacî Reşîd, “KDP ile YNK pêşmerge ve memurlar dışında, 600 bin kişiye maaş bağlamış,” dedi.

Reşid, “Her iki partinin yasal olmayan 600 bin kayıtlı maaşlısı var. Irak’ta 683 bin 21 kayıtlı memur var. Kürdistan Bölgesi’nde ise 784 bin kişi var. Irak, ben sadece 784 bin kişinin maaşını öderim diyor. Ama Kürdistan Bölgesi ise, bir milyon 200 bin memur olduğunu söylüyor. Bunlar sorun yaratıyor” rakamlarını paylaştı.

Öte yandan, Kürdistan Bölgesi’nde yıllık petrol satışının ne kadar olduğu ise, belirsiz. 2014 yılında Kerkük ve tartışmalı bölgelerde denetimi sağlayan Kürdistan Bölgesi’nde, KDP doğrudan Türkiye’ye petrol satmaya başlamıştı. Petrol anlaşmasının içeriğinde ne olduğu ise kamuoyuna açıklanmadı. 2 Haziran 2017’de Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’na (SPIEF) katılan Kürdistan Bölgesi Başbakanı Nêçîrvan Barzani ve Rus petrol şirketi Rosneft arasında 20 yıllık petrol anlaşması imzalanmıştı. Söz konusu anlaşmanın içeriği de kamuoyuna açıklanmadı. Ancak anlaşma sonrası yapılan açıklamalar, Kürdistan Bölgesi’ndeki günlük petrol üretiminin 700 bin varilden fazla olduğunu gösterdi. 23 Haziran günü Reuters’a konuşan Irak Petrol Bakanı Cebar Elî Hisên El-Lêbî ise, Kürdistan Bölgesi’nin “Günlük olarak 520 bin varil petrolü dışarıya sattığını” söylemişti.

Irak Petrol Bakanı’nın açıkladığı rakamlara göre, varil fiyatı 47 ile 51 dolar arasında değişen petrolden Kürdistan Bölgesi aylık olarak ortalama 733 milyon dolar gelir elde etti. Söz konusu petrolün tamamına yakını ise, Türkiye’ye satıldı. Kürdistan Bölgesi Petrol Bakanlığı’nın verdiği 630 bin varil rakamı doğru olsa bile, bu rakam yine asgari fiyat olan 47 dolar üzerinden hesaplandığında, Kürdistan Bölgesi’nin aylık olarak petrol geliri 888 milyon 300 bin dolara tekabül ediyor.

Goran Hareketi Milletvekili Elî Heme Salih, Irak petrol şirketi SOMO’ya ait bir belgeyi resmi Facebook hesabı üzerinden yayımlayarak, Güney Kürdistan’da 1 Ocak 2017 ile 22 Ağustos 2017 tarihleri arasında 2 milyar dolar petrol gelirinin kayıp olduğunu söylemişti. Salih, açıklamasında şunları söylüyordu: “Kürdistan Bölgesi yılbaşından 22 Ağustos’a kadarki 8 aylık sürede 125 milyon varil petrol satışı gerçekleştirdi. Varil fiyatı 51 dolar olan petrolün işlenme ve nakil masraflarını çıkardığımızda, varil başına geriye 40 dolar kalıyor. 125 milyon varil petrolün toplam tutarı ise, 5 milyar 24 milyon dolara tekabül ediyor.”

Salih, açıklamasının devamında, “Yılbaşından beri geçen 8 aylık sürede, sadece 6 kez memurların maaşları ödendi. Bu 6 kez de ödemeler yarım maaş olarak yapıldı. Bu maaşların toplamı ise, 3 milyar dolar ediyor. Geriye kalan 2 milyar 24 milyon doların nerede olduğu bilinmiyor” diyordu. Salih, Kürdistan bölgesinin aylık iç gelirinin ise, 170 milyon dolar olduğunu ve bu paranın akıbetinin de belirsiz olduğunu söylüyordu.

KDP’nin Türkiye ile yaptığı petrol anlaşmalarının içeriğinin ne olduğu ve petrolün varilinin hangi fiyatla Türkiye’ye satıldığı ise, açıklanmış değil. 23 Eylül günü Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Memur maaşlarını ödemesi için Kürdistan Bölgesi Hükümeti’ne 2 milyar dolar borç verdiği”ni söylemiş, Kürdistan Bölgesi Hükümeti ise, “Şükranla belirtiyoruz ki; Türkiye’nin (500 milyon, 500 milyon ve 150 milyon dolar) olmak üzere, 5 yıllığına toplam bir milyar 150 milyon dolar uzun vadeli borç verdiği doğru. Söz konusu borcun geri ödemesi 2017’nin başında başladı. Her üç ayda 150 milyon dolar geri ödeniyor” demişti.

Kürdistan Bölgesi’nin petrol satışını da engelleyen Irak hükümeti, referandumun yarattığı ortamla Bölge’nin kazanımlarını törpülemeye devam ediyorken; 2014’ten sonra Türkiye’ye petrol satmaya başlayan Kürdistan Bölgesi’nde, Irak rakamlarına göre aylık petrol geliri 733, Kürdistan resmi rakamlarına göre ise, 888 milyon dolar… Ancak maaşlarının toplam tutarı 712 milyon dolar olan Kürdistan’da, 3 yıldır memur maaşları ödenemiyor.[12]

Özetle Güney Kürdistan nüfusunun dörtte biri maaşlı memur hâline getirilmiş durumdaydı. İşgalden önce başlayan ekonomik kriz giderek derinleşip; insanlara maaşları ödenmiyorken; memurlara artık iki üç ayda bir maaş verdiği[13] durumda Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr vilayetine bağlı Soran bölgesinde gençlerin yüzde 91’i işsizdi. [14]

Hewlêr (Erbil) Valisi Ferset Sofi’nin, “Biz Türkiye’nin izni olmadan, burada bir fabrika bile açamıyoruz” sözü KBY’nin içinde bulunduğu dramatik durumu özetlerken; Federe Kürdistan bağımsızlık referandumu sürecinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Vana bizim elimizde, ne zaman istersek kapatırız, açlıktan ölürsünüz,” sözleri ile T.“C”nin Irak’a yıllık ihracatının yüzde 70’inin -yaklaşık 8 milyar dolar- KBY bölgesine yapılması[15] çok şeyi anlatmaktadır.

Bunlarla birlikte “Irak’ın Kürt-Arap savaşına sahne olmasından kaygı duyuluyor”ken;[16] Irak Başbakanı Haydar El İbadi referandumu gerekçe yaparak, başta tartışmalı bölgeler olmak üzere Güney Kürdistan’ın büyük bir bölümünü işgal etti. ABD, İngiltere gibi güçlerden aldığı destekle İbadi, Kürt bölgelerini ele geçirdi. ABD ve İngiltere Barzanileri cezalandırdı. Müdahalede hemen sonra Mesud Barzani’yi istifa ettirdiler.[17]

Referandumdan sonra Güney Kürdistan’da başlayan süreç ve krizli durum giderek derinleştirip; bölgede ekonominin dibe vurmasını beraberinde getirdi, bu da en çok maaşlıları vururken;[18] Federe Kürdistan Bölgesi’nde baskılar da yoğunlaştı. Kürdistan Bölgesi’ndeki bu siyasileşmiş atmosferde KDP ve KYB, muhalefetin, özgür medyanın ve sivil toplumun zayıflığından istifade ederek; yargıyı giderek daha siyasileştirip kontrol altına alma gayretine giriştiler.[19]

POLİTİK ATMOSFER

Referandum ile yaşanan bozgun, Irak baskısı ve ekonomik sıkıntılar ile Güney Kürdistan’da hükümetin politikalarından rahatsız olan halk alanlara çıktı. Referandum, Kerkûk’un işgali ve ekonomik krizle başlayan yeni süreç halkı isyan noktasına getirmişti.[20]

Söz konusu hâl 90’lı yılların başında halk olarak ayaklanıp, adına “Raperîn” denilen isyanla Saddam rejimini Güney’den çıkardıkları tabloyu anımsattı. Ancak bu sefer iktidara getirdiği KDP, YNK’ye karşıydı. Güney Kürdistan’ın 13 şehri, ilçesi, kasabası ve nahiyesinde iktidara getirdiği ve bölgesel yönetim ve hükümet olarak kendilerini yönetenleri istifaya çağırdı.[21]

Halkın tepkisi karşısında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Neçirvan Barzani, Süleymaniye’deki hükümet karşıtı gösterilerin zamanlamasına dikkati çekerek, büyük bir tehlikeyle karşı karşıya oldukları resmi söylemine sarıldı.

Hükümet karşıtı gösterilerin arkasında “bazı eller” olduğunu iddia ederek şunları söyledi: “Bunların (hükümet karşıtı gösteriler) ne zaman patlak verdiğine bakmamız lazım. Irak güçleri Peşmerge’yi Mahmur Cephesi’nde tehdit ederken, Süleymaniye’de eş zamanlı provokatif eylemler başladı. Kürdistan Bölgesi bugün çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya. Bu meseleye karşı çok hassas ve dikkatli olmamız lazım. Eğer birlik olup süreci atlatamazsak, bu durumun kazananı olmayacak. Görünenden daha büyük hesapların bölgemizin üzerinde yapıldığı bilinmelidir. Ancak birlik ve beraberlik bizi bu durumdan kurtarır.”[22]

Protestolar Güney Kürdistan’daki krizin ne kadar derin, nedenlerinin ne kadar geçmişe dayandığını ortaya koyarken;[23] Süleymaniye’de yaşayan gazeteci Necmettin Salaz, yaşanan olaylarla ilgili dikkat çekici değerlendirmeleri ifade etti:

“Kürdistan’daki protestoların arkasında halkın açlığı ve referandumdan sonra kaybedilenlerden kaynaklanan tepki var. (…) Kürdistan beş milyon nüfuslu, küçücük bir ülke. Bırakın hükümet başkanını, bir partinin üst düzey elemanı bile bir yerden bir yere giderken kendisine sekiz-dokuz araba eşlik ediyor. Kürdistan’da bir taraf sefalet, bir taraf saadet içinde. Halk bunları görüyor. (…) Tekrar altını çiziyorum: Kürdistan’daki protestoların arkasında halkın açlığı yatıyor.”[24]

Güney Kürdistan’da yaşanan halk ayaklanmasının nedenlerinden diğeri de, siyasal istikrarsızlık ve yasalara göre hareket edilmemesi, yasalardan çok iktidar partilerinin keyfî davranmalarıydı.[25]

GELENEKSEL -BARZANİ-  ÖNDERLİK(İ)

“Buraya nasıl gelindi?” sorusunun yanıtı geleneksel -Barzani-  önderliğinin pragmatik icraatları ile sınıfsal niteliğinde aranmalıdır.[26]

Hatırlayın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, bağımsızlık referandumu öncesinde BBC Farsça Servisi’nden Nafiseh Kohnavard’ın sorularını yanıtlarken; 25 Eylül 2017’de düzenleneceği açıklanan referandum hakkında, “Bu referandumu bu zamana kadar ertelememiz bile bir hataydı,” vurgusuyla şunları demişti:

“Neden bu referandumu erteleyelim? Birleşmiş Milletler’e veya uluslararası yasalara karşı gelen bir şey yapmıyoruz ki. Kendi kaderini tayin hakkı herkesin bildiği bir uluslararası haktır.

Onlardan, referandumu ertelememiz durumunda bize bir alternatif sunmalarını istedik fakat kimse bir alternatif önermedi. Bu yüzden referandumu gerçekleştireceğiz.”[27]

“Irak Meclisinin Kürtleri planlı bir şekilde yok sayıp bütçe yasa tasarısını onayladığını ve bu karara cevap vermenin vaktinin geldiğini”[28] söyleyen Barzani ekliyordu:

“Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan edeceğiz. Biz El Maliki[29] hükümetinin yönettiği bir Irak’ın içinde kalamayız.”[30]

Özetle Mesud Barzani, Irak’ın düştüğü durumdan merkezi hükümetin sorumlu olduğunu, IKBY’nin bağımsızlık sürecinin şiddetten uzak bir şekilde yürütüleceğini belirtse[31] de; bu kararlı duruş uzun soluklu ol(a)madı, sürdürülemedi.

ABD’nin bağımsızlık referandumunun ertelenmesi için sunduğu öneriyi neden kabul etmediğini açıklarken; eski IKBY lideri Mesud Barzani, Washington’dan ileri tarihteki olası bir referandum için destek garantisi istediklerini ama bunu alamadıklarını söyledi.

CNN televizyonundan Christiane Amanpour’a konuşan Barzani, “Referandumu iki-üç yıl erteleyin. Bunu yaparsanız referandum sonuçlarına saygı duyarız’ dediler. Biz de, ‘saygı’ yerine ‘destek ifadesini yazarsanız erteleriz dedik. Fakat ‘destek’ demediler ve bize destek sözü vermediler. Bu nedenle ikna olmadık ve ertelemenin daha fazla zarar vereceğine kanaat getirdik” ifadelerini kullandı.[32]

Ardından da CNN’e röportajında Mesud Barzani, Kürdistan’a saldırı gerçekleştirmek için Bağdat’ın referandumu bahane ettiği vurgusuyla ekledi:

“İfade etmem gereken bir gerçek var ki referandum Bağdat için bahaneydi. Bağdat Kürdistan’a saldırı planını çok daha önceden hazırlamıştı ama biz, Bağdat’ın Kürdistan’a saldırabileceğini düşünmedik. Ancak bizi derinden üzen şey, ABD’nin ‘terörist’ ilan ettiği güçlerin, ABD’nin tankları ve silahlarıyla ve ABD asker ve yöneticilerinin gözleri önünde bize saldırmasıydı.

Kürdistan halkı sonsuza kadar diğer ülkelerin rızasını bekleyecek durumda değil. Biz, demokratik ve barışçıl bir şekilde meşru hakkımızı kullandık. Referandumdan sonraki gün, hemen bağımsızlık ilan edeceğiz demedik. Biz, Kürdisan halkının iradesini beyan etmesine müsaade edin dedik.

Hiç bir zaman konuyu tartışmaktan kaçınmadık ve konunun insan hakları çerçevesinde çözüme kavuşmasını talep ettik. Biz, diğer tarafların değil halkımızın istemlerini ve iradesini esas aldık ve bunu seçtik.

Batılı ülkeler bizden, referandumu 2 veya 3 yıl ertelememizi istedi. O zaman referanduma saygı göstereceklerini söylediler. Buna karşılık biz, ertelemenin daha fazla zarar vereceğini düşünerek bu isteği yerine getiremeyeceğimizi belirtip, bize destek vermeleri istedik.

Hükümetimiz şu an, çatışmaların yaşanmaması ve sorunların çözümü için Bağdat ile diyalogun başlaması çabası içerisindedir. Bize dayatılmadığı sürece bizim seçeneklerimiz arasında savaş ve çatışma olmayacaktır.

Ezilen halkların kendi mücadelelerini kendilerinin yürütmesi gerektiği gerçeği ortaya çıktı. İnsan hakları, halkların meşru hakları, özgürlük ve demokrasi söylemlerinin batı açısından bir temelinin olmadığı gerçeği ortaya çıktı.”[33]

Bunlara ek olarak “Belki de Ruslar Amerika’dan daha iyi bir dost,” açıklamasıyla Mesud Barzani 25 Eylül 2017’de yaptıkları bağımsızlık referandumu kararından pişman olmadıklarını belirterek, referendum sonrasında ABD ile ilişkileri yeniden değerlendireceğini söyledi.[34]

Mesud Barzani’nin politik gelgitleri reel politikerliğinin bir ürünüyken;[35] bu davranış bozukluğunun kaçınılmaz bir sonucu da bağımsızlık uğruna yaşadığı/ yaşattığı ve Thomas Stearns Eliot’un, “Seçmiş olduğunuz ve karar verdiğiniz şeylerin bedelini siz ödersiniz; size akıl verenler değil,” uyarısını anımsatan hüsran oluyordu!

Evet söz konusu durumun nedeni “sorumluluk”tan çok “korku”ydu; hani Eduardo Galeano’nun, “Baş düşman hangisi? Askeri diktatörlük mü? Bolivya burjuvazisi mi? Emperyalizm mi? Hayır, yoldaşlar. Size sadece şunu söylemek istiyorum: Bizim baş düşmanımız korkudur. Onu içimizde taşıyoruz”;[36] Dieter Duhm’un, “Kapitalist toplum, hasta bir toplumdur. Kapitalist toplumun ‘sağlıklı’ insanı, hasta oluşu dikkati çekmeyen biridir. Ne var ki, o, aslında sonuna kadar hasta, bozuk ve sakat bir insandır. Hastalığı topyekûn ve her yerdedir,”[37] diye tarif ettiği hâldi…

Bilinmez değil: “Ulusal Mesele” ekseninde biçimlenen hareketlerin burjuva niteliği, büyük güçlerle kendi çıkarları temelinde geliştirdikleri ilişkiler ile karakterize olur. Mesud Barzani örneği de bunu kanıtladı.

Ancak sosyalistler bunlara rağmen, farklı uluslardan işçilerin birliği önünde fiili bir engel hâline gelen ulusal sorunların mümkün olduğunca hızlı, adil, demokratik ve barışçıl çözümünden yanaydılar.

Referandumun sonuçlarının hayata geçirilmesi ardından gelişmesi muhtemel sürecin Ortadoğu’daki gerginliği tırmandıracağı çok açıktı. Ancak dört ülke tarafından sömürgeleştirilmiş Kürt ulusunun bağımsızlık girişiminde ısrarı önemli/ sarsıcı sonuçlara yol açacaktı.

Lakin, olmadı, olamadı!

REFERANDUM

Güney Kürdistan’daki “bağımsızlık referandumu”, “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı’ (UKKTH) çerçevesinde doğal bir haktı ve “Bağımsızlık referandumunun yöntemi, zamanlaması ve kapsadığı coğrafya ile ilgili eleştirilerde haklılık payı var,”[38] zırvalarına rağmen bu hakkın kullanımına itiraz kabul edilemezdi.[39]

Ancak! Irak Başbakanı Haydar El İbadi’nin, “Kürt ve tüm Irak halkının arzusuna saygı duyarız. Ancak anayasada tek taraflı referandum yapma ve ayrılma yetkisi yok. Kürdistan Bölgesi’ndeki referandum yasal değil ve bunu tanımayacağız”;[40] Irak Federal Mahkemesi, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’de düzenlemeyi planladığı referandumu durdurma kararı aldı.  Irak Meclisi Hukuk Komitesi üyesi Aliye Nusayyif, “Mahkemenin aldığı karar yasal şekilde yapılan başvurular sonucu alınan bağlayıcı bir karardır. Kararı uygulamamak isyan sayılır,”[41] diyerek referandumu boy hedefi ilan etti.

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ise, Türkiye ve İran’dan yapılan açıklamalara paralel olarak IKBY’nin bağımsızlık referandumuna karşı çıkıp, “Bölünmenin ilk adımı atıldı,”[42] tehdidini dillendirdi.

Sömürgecilerin tedirginliği anlaşılabilir bir şeydi; Duhok’daki Amerikan Üniversitesi’nden akademisyen Arzu Yılmaz, KBY’nin bağımsızlık referandumuna ilişkin olarak “Dağınık ve çok parçalı Kürdistanî bir muhalefetten Kürdistanî bir iktidar merkezinin inşasına geçiş sürecidir,”[43] deyişindeki üzere…

Mesud Barzani, CNN’e açıklamasında “Bağımsızlığın doğal bir hak olduğunu” söylese de;[44] böyle olmadı/ olamadı.

“Bağımsızlık Referandumu” girişimi Arthur Schopenhauer’in “Diyelim ki dilediğimi yapmakta özgürüm; peki, dilediğimi dilemekte özgür müyüm?” ironik sorusundaki durumla yüz yüze kaldı/ bırakıldı.

Ancak her şeye karşın Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki bağımsızlık referandumu 25 Eylül 2017’de yüzde 72 katılım ve kullanılan oyların yüzde 92’sinin bağımsızlığı desteklemesiyle gerçekleştirildi.

Irak’ta desteklediği Başbakan İbadi’nin elini güçlendirmek isteyen ABD, referandum sonrasında Irak Kürdistan Bölgesi’ne Irak ordusu ve İran destekli Haşdi Şabi milislerinin müdahalesine göz yumdu.

Rusya ve Türkiye ile petrol anlaşmaları yapan Barzani’yi de cezalandırmak için Haşdi Şabi’nin Irak ordusuna verilen ABD silahlarıyla yüzbinlerce sivili sürmesine, baş kesmesine, ev-işyeri yakma-yağmasına göz yumdu.[45]

Kerkük ve daha önce fiilen Kürt yönetiminin eline geçen diğer bölgeler işgal edildi. Irak petrollerinin yüzde 40’ını oluşturan Kerkük petrollerinin denetimi (pazarlanması) İran’ın eline geçti. Sonrasında merkezi hükümetin bütçeden Kürdistan yönetimine aktardığı pay da düşürüldü.[46]

Bu durum karşısında Mesud Barzani, bağımsızlık referandumundan sonraki ilk söyleşisini yaptığı 27 Eylül 2017’de Fransız yazar Bernard Henry-Levy’ye şunları dedi:

“Yarım asırdır savaşıyorum… Halkımla beraber katliamlar, tehcirler, kimyasal gaz saldırıları gördüm. İşimizin bittiğini, yok edileceğimizi düşündüğümüz zamanları hatırlıyorum. Saddam’la ilk savaştan sonra 1991’de, demokrasilerin bizi kurtardığını ama diktatörlüğü yerinde bırakarak bizi yeniden geri plana attığını hatırlıyorum… Biz bir suç işlemedik. Ne Irak’ın federal yasalarını, ne de BM Şartı’nı ihlâl ettik. Ve tekrar tekrar vurguladığım gibi, bu oylama aceleci veya tek taraflı bir bağımsızlık ilanıyla değil, Bağdat’la gerektiği kadar uzun sürecek dürüst bir müzakere süreci başlatmakla ilgiliydi.”[47]

Sonrasında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, referandum için verilen kararın iptaline dair açıklamada bulundu![48]

Varılan noktayı, “Uzağa gidememek gerçekten de ciddi bir engel... Ertelenmiş umutlardır perişan eden insanı,” tarifiyle Samuel Beckett gayet iyi özetliyordu…

“BOZGUN”

Bu bir bozgundu!

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, merkezi hükümete bağımsızlık referandumunun sonuçlarını dondurma ve diyalog önerisinde bulunsa da;[49] Irak’tan İbadi, “İptal dışında hiçbir şeyi kabul etmeyiz”;[50] Türkiye’den de Çavuşoğlu, “Kuzey Irak’ın geri adımı önemli bir adımdır ama yetersizdir. Bu referandumun iptal edilmesi gerekir,”[51] dedi!

“Bağımsızlık Referandumu”nu fırsatçılık olarak değerlendirip tehditler savuran, vanaları kapatma ve açlıkla terbiye etmeden[52] dem vuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, epeydir dilinden düşürdüğü “aşiret” vurgusuna da geri dönüş yapıp; Kuzey Irak’tan bahisle Barzani’yi kastederek “Sadece bir şahsın ya da aşiretinin hayat alanı değildir,” dedi.[53]

Öte yandan Peşmerge’nin, federal güçlere saldırması hâlinde, “Peşmerge’nin kendisine ülkede güvenli yer bulamayacağı” yönünde uyarıda bulunana Irak Başbakanı Haydar El İbadi, “Federal yönetim otoritesini tartışmalı bölgelerde hayata geçirmeye devam ediyoruz. Herhangi bir ayrılık çabasına izin vermeyeceğiz,”[54] diyerek tavrını ortaya koydu.

Referandumun akıbeti ne ve nasıl olursa olsun; “IŞİD sonrası Irak’ta asıl hesaplaşmanın Araplar ve Kürtler arasında olacak”[55] tespiti haklılık kazanırken; “Irak’ın Kürt-Arap savaşına sahne olmasından kaygı duyuluyor”[56] olması boşuna değildi.

Çünkü ABD Kongre Araştırma Hizmetleri’nin Ortadoğu uzmanlarından Kenneth Katzman, ‘The Washington Post’ta, “Kuzeyde korkunç bir şiddet patlaması muhtemel. Kürt sorunuyla ilgili hiçbir şey çözülmedi,”[57] diyordu!

Gerilimler yerli yerinde duruyorken; bir zamanlar, “Her bir Kürt Kerkük için savaşa hazır,”[58] diyen Mesud Barzani başkanlığında toplanan KDP yayımladığı bildiride, “Kürdistanî bir partinin içindeki bazı şahıslar, aldıkları dış destekle ihanete imza attıkları gizli anlaşmayla Kerkük ve bazı bölgelerde felakete neden oldular,”[59] açıklamasını yapmak zorunda kaldı!

Sonrasında da Mesud Barzani’nin petrol geliri milyonlarca dolar azaldı. Personel maaşlarında da ödeme güçlüğü beklenirken, avans alınan petrolde kriz kapıda...

IKBY, Kerkük’ün Merkezi Irak Hükümeti’nin kontrolüne geçmesiyle birlikte petrol ihracatından aylık kaybının 450-460 milyon dolar olduğu hesaplanıyor. Aylık, 700-800 milyon dolar gideri olduğu belirtilen IKBY’nin, petrol gelirlerinin düşmesi nedeniyle memur maaşlarını ödemekte zorlanacağı, cari harcamalarını daha da kısacağı belirtildi.[60]

“NİHAYET”

“Herkes erdemliliğe inanıyor ama erdemli olan var mı? Halklar özgürlüğe inanıyor, ama dünyada özgür bir halk var mı?”[61] sorusuyla betimlenilmesi mümkün olan bugünde; ezilenlerin/ ulusların, “Uyan, ayağa kalk ya da sonsuza dek düşkün kal!”[62] çağrısına kulak vermesi “olmazsa olmaz”dır…

Hem de George Bernard Shaw’ın, “Eğer yürüdüğün yolda engeller yoksa o yol seni bir yere götürmez… Korkaklarla yürüdüğüm yolda, tek kalmaktan yoruldum… Hepimiz yeniden doğmalıyız, sonra bir daha ve bir daha… Bize birkaç deli gerek, şu akıllıların yol açtığı duruma bak!”; Nguyen Duc Thuan’ın, “Dayatılan hep şu olmuştur. Devrimci düşüncelerinden vazgeç, mücadeleyi bırak, düzenin değerlerini, sembollerini selamla, önünde eğil,”[63] uyarılarını “es” geçmeden…

Güney Kürdistan’daki soru(n)da, bir ideolojik yanılsama aracı olarak sarıldıkları “ulusal birlik” söylemine sığınarak, olması gerekenleri “es” geçmesidir…

Kuşkusuz “ulusal birlik” vurgusu ezilen bir halk için umut yaratabilecek bir temennidir. Ancak ezilen halklar için de geçerli olan sınıflı toplum gerçeği, bu tür “iyi niyetli” düşlerin gerçekleşmesine izin vermiyor ne yazık ki...

Ve Güney Kürdistan deneyimi bir kez daha gösteriyor ki, günümüzde “ulusal sorun”un çözümünün de aslî aktörü işçiler, emekçiler, yoksullardır.

8 Kasım 2021 14:19:45, İstanbul.

N O T L A R

[1] Kaldıraç, No: 245, Aralık 2021…

[2] Wilhelm Reich.

[3] Bkz: Temel Demirer, “… ‘Birlik’ ile ‘Ayrılık’ın Kıskacında Katalonya”, Newroz, Kasım 2021; Sibel Özbudun-Temel Demirer, “İrlanda ‘Bitti’ mi? ‘Öyleyse’ İskoçya Verelim!”, Kaldıraç, No:244, Kasım 2021…

[4] Bora Küçükyazıcı, “… ‘Yeni’ Dünya Yeni Sorun”, Cumhuriyet, 23 Ekim 2020, s.2.

[5] Yalçın Doğan, “… ‘Kürt Burjuvazisi’ Kokteyl Verdi”, Hürriyet, 20 Mart 2012, s.12.

[6] Mehmet Metiner, “BDP’nin ‘Kürdistan’ İstismarı”, Yeni Şafak, 12 Aralık 2013, s.18.

[7] Rasim Ozan Kütahyalı, “Erdoğan Devrimi ve Kürtler”, Sabah, 30 Ekim 2017, s.20.

[8] Ceyda Karan, “Küçük Amerika”, Cumhuriyet, 29 Eylül 2017, s.12.

[9] Henri Alleg, Sorgu, çev: Alaattin Bilgi, Evrensel Yay., 1998.

[10] Deniz Zeyrek, “Barzani’nin ‘Reis’ Sendromu”, Hürriyet, 16 Eylül 2017, s.21.

[11] Hulûsi Turgut, “ABD’nin Kapısını Ajanlar Açtı”, Hürriyet, 23 Eylül 2017, s.18.

[12] Ersin Çaksu, “Kürdistan Bölgesi’nde Petrol Geliri ve Maaş Döngüsü”, Özgürlükçü Demokrasi, 5 Kasım 2017, s.3.

[13] Seyit Evran, “Güney’de Büyük Kırılma”, Özgürlükçü Demokrasi, 22 Aralık 2017, s.10.

[14]  “Soran Bölgesinde Gençlerin Yüzde 91’i İşsiz”, 10 Şubat 2021… https://www.avrupademokrat.com/soran-bolgesinde-genclerin-yuzde-91i-issiz/

[15] Meryem Özgün, “Dar Partisel Değil Kitlesel Birlik”, Yeni Yaşam, 21 Temmuz 2020, s.9.

[16] “Arap-Kürt Kavgası Kızışıyor”, Cumhuriyet, 24 Şubat 2009, s.8.

[17] Seyit Evran, “İbadi ve Irak Merkezi Hükümeti’nin Kürt Açmazı”, Özgürlükçü Demokrasi, 1 Aralık 2017, s.6.

[18] Seyit Evran, “Kerkük, Xurmatu ve Güney’de Neler Oluyor?”, Özgürlükçü Demokrasi, 21 Aralık 2017, s.7.

[19] Kamal Chomani, “Federe Kürdistan Bölgesi’nde Yargı Sistemi Tehlikede”, Yeni Yaşam, 18 Ocak 2019, s.4.

[20] Seyit Evran, “Güney’de Büyük Kırılma”, Özgürlükçü Demokrasi, 22 Aralık 2017, s.10.

[21] Seyit Evran, “Güney’de Yaşanan Halk İsyanı ve Irak Tehlikesi”, Özgürlükçü Demokrasi, 23 Aralık 2017, s.7

[22] “Yolsuzluk İsyanı”, Cumhuriyet, 19 Aralık 2017, s.13.

[23] Seyit Evran, “Güney’deki Krizin Toplumsal Yansımaları”, Özgürlükçü Demokrasi, 29 Aralık 2017, s.4.

[24] Yusuf Karataş, “Irak Kürdistanı’ndaki Eylemlerin Ekonomi Politiği”, Evrensel, 22 Aralık 2017, s.8.

[25] Seyit Evran, “Güney’deki Krizin Toplumsal Yansımaları”, Özgürlükçü Demokrasi, 29 Aralık 2017, s.4.

[26] BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, (eski) Başbakan Erdoğan’la Diyarbakır’a çıkarma yapan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’yi, “Kürt halkını kırdırma politikası gütmekle” suçladı. (Namık Durukan, “Kürtleri Birbirine Kırdırma Politikası”, Milliyet, 21 Kasım 2013… http://siyaset.milliyet.com.tr/kurtleri-birbirine-kirdirma/siyaset/detay/1795354/default.htm)

Mesud Barzani, demokratik ve barışçıl bir mücadele için Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta bulunan Kürt grupları silah bırakmaya çağırmıştı. (“Silahlarınızı Bırakın!”, Milliyet, 13 Ekim 2012, s.19.)

[27] “Barzani Açıkça Meydan Okudu: Her Bir Kürt, Kerkük İçin Savaşmaya Hazır”, Sözcü, 9 Eylül 2017, s.12.

[28] “Barzani: Artık Cevap Verme Vakti Geldi”, 5 Mart 2018… https://www.haberdakika.net/barzani-artik-cevap-verme-vakti-geldi/

[29] Mesud Barzani, Başbakan El Maliki’nin sadece kendisine bağlı 1 milyon kişilik bir ordu oluşturarak iktidarı tek elde topladığını, merkezi hükümetten ayrılabilecekleri vurgusuyla, “1 milyon kişilik, sadece tek bir kişiye bağlı güçlü bir ordu kurma girişimi var. Maliki ve hükümeti, peşmergeye karşı gücünü sınamak için F-16 savaş uçaklarını bekliyor… Dünyanın neresinde aynı kişi başbakan, genelkurmay başkanı, savunma bakanı, içişleri bakanı, istihbarat başkanı ve ulusal güvenlik konseyi başkanı olabilir?” diye sordu (“Maliki Şahsi Ordu Kuruyor”, Cumhuriyet, 22 Mart 2012, s.12.)

[30] Ferit Aslan, “Barzani: Maliki Başbakan Olursa Kürdistan’ın Bağımsızlığını İlan Edeceğim”, Hürriyet, 23 Ocak 2017… http://www.hurriyet.com.tr/barzani-maliki-basbakan-olursa-kurdistanin-bagimsizligini-ilan-edecegim-40343802

[31] “Mesud Barzani’den Bağdat Yönetimine Mesajlar: Bağımsızlık Süreci...”, Milliyet, 11 Mart 2017… http://www.milliyet.com.tr/Mesud-barzani-den-bagdat-dunya-2411852/

[32]  “Barzani ABD ile Neden Anlaşamadıklarını Açıkladı!”, Hürriyet, 11 Kasım 2017… http://www.hurriyet.com.tr/barzani-abd-ile-neden-anlasamadiklarini-acikladi-40641990

[33] “Barzani’den ABD’ye Mesaj”, 11 Kasım 2017… http://vehaber.net/barzani-den-abd-ye-mesaj

[34] “Barzani: Belki de Ruslar Bizim İçin Amerikalılardan Daha İyi Bir Dost”, Sözcü, 8 Kasım 2017, s.11.

[35] Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanlığı, PKK’nin, Türkiye’nin düzenlendiği operasyonlarda muhtemel sivil kayıplarının önlenmesi için Kürt bölgesinden çekilmesi çağrısında bulundu. (“Barzani: PKK Kürdistan’ı Terk Etsin”, Cumhuriyet, 2 Ağustos 2015, s.13.)

AKP ve MHP’nin Kürt düşmanlığı üzerinden ittifak kurduğunu belirten DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek, Mesud Barzani’ye ‘AKP-MHP ittifakını bırakıp ulusal birliğe gel’ çağrısı yaptı. (“Barzani’ye: AKP-MHP’den Ayrıl”, Özgürlükçü Demokrasi, 9 Nisan 2017, s.5.)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin lideri Mesud Barzani’ye bağlı Roj Peşmergeleri olarak bilinen Suriye Peşmergeleri’nin komutanı Şervan Derki, “ABD resmi bir şekilde bizden hazırlanıp Rojava’ya geçmemizi istedi ancak YPG karşı çıktı. İran ve Suriye bunu istemedi, PKK da engel oldu,” dedi. (“Flaş ‘Sincar’ Açıklaması: Her An Patlayabilir!”, Hürriyet, 6 Mart 2017… http://www.hurriyet.com.tr/flas-sincar-aciklamasi-her-an-patlayabilir-40386414)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani, Türkiye’ye ilk defa 20 Şubat 1992’de geldi. Barzani, bu ziyareti sırasında, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e, 1979’da ABD’de vefat eden babası Molla Mustafa Barzani’nin, Türklerle ilgili bir vasiyetini açıkladı. Baba Barzani, vasiyetinde oğullarına “Türkiye ile dayanışma içinde olun” demiş. (Hulûsi Turgut, “Molla Mustafa Barzani’den Evlatlarına Vasiyet: Tek Güvenebileceğimiz Millet Türklerdir”, Hürriyet, 21 Eylül 2017, s.19.)

[36] Eduardo Galeano, Kadınlar, çev: Süleyman Doğru, Sel Yay., 2016.

[37] Dieter Duhm, Kapitalizmde Korku, çev: Sargun Şölçün, Ayraç Yay., 1996.

[38] Ahmet İnsel, “Kürd Referandumu, Bir Turnusol Kâğıdı”, Cumhuriyet, 26 Eylül 2017, s.11.

[39] Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık referandumuna karşı çıkarak öncesinde Erbil’i eleştiren Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan, kaygılarında haklı çıktıklarını kaydederek “Barzani’nin eleştirileri dikkate almaması bu duruma yol açtı” dedi. (Hüseyin Şimşek, “Referandum Konusunda Keşke Haklı Çıkmasaydık”, Birgün, 28 Ekim 2017, s.5.)

[40] “İbadi’den Barzani’ye Sert Çıkış: Referandum Yasal Değil Tanımayız”, Hürriyet, 25 Temmuz 2017… http://www.hurriyet.com.tr/ibadiden-barzaniye-sert-cikis-referandum-yasal-degil-tanimayiz-40530916

[41] “Irak Federal Mahkemesi’nden Referandumu Durdurma Kararı”, Birgün, 19 Eylül 2017, s.4.

[42] “Bölünmenin İlk Adımı Atıldı”, Cumhuriyet, 2 Ekim 2017, s.13.

[43] “Yılmaz: Kürtlerle İttifak Zorunlu”, Özgürlükçü Demokrasi, 1 Aralık 2017, s.7.

[44] “IKBY, Bağdat’ın Kararını Tanıdı”, Hürriyet, 15 Kasım 2017, s.22.

[45] Mehmet Ali Beydağı, “Kerkük ve Barzani Sonrası”, Özgürlükçü Demokrasi, 6 Kasım 2017, s.5.

[46] Yusuf Karataş, “… ‘Bağımsızlık Referandumu’ndan Bir Yıl Sonra Kürtler”, Evrensel, 24 Eylül 2018, s.8.

[47] “Barzani: Artık Ölebilirim”, Hürriyet, 2 Ekim 2017, s.14.

[48] “Son Dakika Kararı Referandum İptal Kararı”, 14 Kasım 2017… http://sizinsesiniztv.com/son-dakika-karari-referandum-iptal-karari/

[49] “Barzani Referandumu Askıya Almayı Önerdi”, Sözcü, 26 Ekim 2017, s.11.

[50] “Ankara ve Bağdat, Barzani’nin Geri Adım Atmasını Yeterli Bulmadı”, Sözcü, 27 Ekim 2017, s.11.

[51] “Çavuşoğlu: Dondurmak Yetmez!”, Sözcü, 27 Ekim 2017, s.11.

[52] Siyasi alanda referandum öncesinde IKBY’ye gerekli uyarılar yapılırken, Irak’a 2015’te 8.3 milyar dolar, 2016’da 7.2 milyar dolar, 2017’nin ilk 8 ayında ise 5.5 milyar dolar ihracat gerçekleştiren iş dünyası da konuyu yakından takip ediyor. Son yıllarda Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ilk 5 ülke arasında Irak’ın yer aldığını söyleyen iş dünyası temsilcileri, yapılan ihracatın büyük bölümünün IKBY yönetimindeki Kuzey Irak’tan geçtiğini, bu anlamda referandum ve sonraki süreçte daha olumsuz bir tablonun ortaya çıkması durumunda ihracatın durma noktasına gelebileceğini söyledi. Türkiye’den Irak’a 2017’nin ilk 8 ayında en çok ihracat 1.1 milyar dolar ile hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri alanında yapılırken, ikinci sırada 589 milyon dolar ile mücevher sektörü, üçüncü sırada 548 milyon dolar ile kimya sektörü, dördüncü sırada ise 465 milyon dolar ile hazır giyim ve konfeksiyon yer aldı. (Burak Coşan, “Habur İddiası: Referandum 7 Milyar Dolarlık Ticareti de Etkileyebilir”, Hürriyet, 25 Eylül 2017, s.9.)

[53] Tayfun Atay, “Gitti ‘Başkan Barzani’, Geldi Yine ‘Aşiret Reisi’!”, Cumhuriyet, 29 Eylül 2017, s.6.

[54] “Irak’tan Barzani’ye En Sert Uyarı: Peşmerge Güvenli Yer Bulamaz”, Hürriyet, 7 Kasım 2017… http://www.hurriyet.com.tr/iraktan-barzaniye-en-sert-uyari-pesmerge-guvenli-yer-bulamaz-40637348

[55] Verda Özer, “Kerkük’te Kürt Bayrağını Kim Astı?”, Hürriyet, 1 Nisan 2017… http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/verda-ozer/kerkukte-kurt-bayragini-kim-asti-40413581

[56] “Arap-Kürt Kavgası Kızışıyor”, Cumhuriyet, 24 Şubat 2009, s.8.

[57] Saad Muhyu, “ABD’nin Çekilmesi Irak’ı Parçalayabilir”, Haliç, 27 Kasım 2008.

[58] “Barzani: Her Bir Kürt, Kerkük İçin Savaşmaya Hazır”, Sözcü, 9 Eylül 2017, s.12.

[59] “KDP’den Kerkük’e Saldırı Öncesi Gizli Anlaşma İddiası”… https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2017/11/07/kdpden-kerkuke-saldiri-oncesi-gizli-anlasma-iddiasi/

[60] Olcay Aydilek, “Referandumla Ayağına Sıktı”, Haber Türk, 21 Ekim 2017, s.9.

[61] Honore de Balzac, Goriot Baba, çev: Tayfun Genç, Kibele Yay, 1999

[62] John Milton, Yitik Cennet, çev: Yiğit Yavuz, İthaki Yay., 2021.

[63] Nguyen Duc Thuan, Direnme Savaşı- Saygon Zindanlarında Mücadele, çev: Mehmet Taş, Oda Yay., 1998.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Temel Demirer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket Gaziantep’teki Belediyelerin Hangisinin Çalışmasından Memnunsunuz?

tiktok takipçi satın al