"Gar'a Gar'a Dert!" Fulya Mısırlıgil Yazdı

Kervan yolda düzülür misali sesini kazanan atlıyor gürültüye, gürültüden korkan yayınlıyor hafiften birkaç dize...yandan yandan azıcık ucundan kıyısından köşesinden geliyor dalga dalga umulmadık füze...

Füze değil esası ama tırnak kadar eyleme arkası ağırlar, kulağı sağırlar, vicdanı karalar, çıkarı fazlalar pek tutuk olduğu için toplumsal bir eylemde, doğal olarak oluyor minicik bir kıpırtıları dağ bayır köşe!

Yaşarıyor gözler.
Vay ki ne vay!
Biz kimmişiz kele?

Memleketin adı çıkmış yitiğe, simit aşı gibi yediğimiz aynı haneklerden içimiz şişti epeyce!

Neden diye sormasın kimse!
Zerre kadar tamah ederse beyne, bakar önündeki resme.

Doların alıp başını terk ettiği ülkede

Millet gezerken çöplükte, zamlar gümlerken

bünyelerde, millet uçarken Tesla ile bizimkiler titrerken karanlıkta döşek içinde, kalifiye can çekişirken kendini bilmezlerin elinin altında aşağılarda bir yerde, egoluların çarkı dönerken sifli sifli keyiflice, görgü yoksunu bayanlar ve bayların tüketim odaklı minik zihniyetlerinde çalkalanırken niteliksizlikten kentin kodları ve adımız çıkarken ülkede, harcanırken sokaktaki amcanın teyzenin karşılığını beklerken kupkuru olmuş alın teri ile rızkını verdiği siyasilerin anlamsız ve de faydasız ziyaretlerinde, tükenmişlik sendromuna gömülürcesine artan antidepresan kullanımına kapılan kimselerin yalnızlık seremonisinde, iyi öğretmen ile iyi ebeveynin köşe kapmaca gibi birbirlerini bulmaya çalıştığı sıfırları bol sondan birinci eğitimde, öğrencisinin ayrı vatandaşının ayrı ev bulamadığı ama boğaz manzaralı evleri aratmayacak fiyatlarda kaybolanların inceden inceden sövdüğü kira ve ücret tarifelerinde, içinden olup da en çok dışında hissedenlerin yabancılaştığı bu garip memlekette kimse sizin ihracat rekorlarınızı, makam ziyaretlerinizi, sosyal medya fenomeni gibi bol kahkahalı sığ

sohbetlerinizi, birbirinizin ayağını kaydırma saplantısıyla yandaş basın maşasıyla bastığınız karalama manşetlerinizi, zırnık kadar faydası olmayan bol imzalı sözleşmelerinizi, bilimsiz, amaçsız, vizyonsuz bırakılan AKademik hikayelerinizi, muhalefetimsi döngülerinizi, köprüdeki dümenlerinizi, çıkar odaklı ego yüceltmelerinizi ne görmek ne de dinlemek mecburiyetinde!

Milletin dilinde geziyor bir, "Gar'a Gar'a dert!" Haberiniz olsun yazın bir yere.

Her şey bitti sıra buna mı geldi, bu ne inat, bu ne kör bir otorite!

Zaman geçer sessizce ve bir bakmışsınız ki sadece nüfustaki isimleriniz elinizde, ardınızda içten yürüyecek ya da eli razı bir şekilde gökyüzüne samimiyetle kalkacak kimse kalmaz ise; ektiğinizi biçersiniz, bu düzen böyle!


Rekorlar tek bir kitleye yansıyor, iş sisteme

binmiyor, milletin sesine kulak tıkanıyor, topluma değil de benlik aşkıyla kendi ismine çalışıyor, aynı isimlerden başka isimlere yol açılmıyor, basın özgürleşemiyor vasatının da sırtı sıvazlanıyor, her biri kendi adamını tutuyor, bilenler susuyor, bilmeyenler uyanmıyor, okumuyor sorgulamıyor, cesaret edip sormuyor sessizce kabul ediyor, koltukta konu mankeni gibi otuyor ve de temel ihtiyaçlarına hitap edemiyor ise varlıklarının anlamı yok, hepsi gündemde boş yere!

Çalgı elinde ses tek bir yerden çıkıyor gibi görünse de her şey bir anda değişir kimse güvenmesin bugünkü yerine!


Tarihi kurcalayarak ayarlarını bozmak yerine koruyarak değer katmayı tercih etmemek niye?

Önemli Not;
Babam küçükken beni Cıncık'a çorba içmeye götürdüğünde mutlaka bir tanış çıkar, sohbet muhabbet iki lafın beli kırılır, sonra kim erken kalkarsa, söylemeden ötekinin hesabını öder giderdi.
Biz kasada öğrenirdik hesabımızın ödendiğini.
O zamanlar şaşırdım da şimdi anlıyorum...

Kasada duran bey amca ile giderayak muhakkak memlekete dair masanın tepesindeki eski televizyonda bahsi geçen haberleri izleyerek bir iki kelam yapılır, kim ne düşünürse düşünsün sonunda bir "ey yooğrum de ıstıfıl ol" bakışıyla herkes birbirine güleryüzle günün bereketini diler, işine gücüne giderdi.

Öylesine sıradan bir atmosferde öylesine sıradan bir sohbetin kulak misafiri olarak büyürken, aslında eşsiz hatıralar biriktirdiğimi o lokantanın yerinde artık olmadığını gördüğümde anladım.

İçinizden soğuk bir rüzgarda cenaze kalkar ya hani, işte öyle kederli öyle inceden bir sızlama gibi sanki.

Bazen akşamları gezerken şehrimin buruk caddelerinde, yakalar beni ürkek gölgeleri ve fısıldar acı acı yüreğime;

Ne idik?
Ne olduk!
Ayrı gayrı inceden bir türkünün yanık bir nağmesinde unutulduk.
Taştan yüreklerde hoyratça savrulduk.
İsim isim, anı anı, doku doku kaybolduk!
Ne idik?
Ne olduk...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fulya Mısırlıgil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?