Bugün 16 Mart, Kahpelikler Günüydü O Gün...

12 Eylül öncesi her yer ateş topuydu, her yerden silah sesleri yükseliyordu, ambulans sirenleri silah seslerinin takipçisi oluyordu. Gencecik, güzel yüzlü, asık suratlı gençlerin binler, on binler olup yeşil ya da kırmızı bezlerle sarılı tabutları sırtlayıp yürüdükleri günlerdi. Yeşil ya da kırmızı bezlerle sarılı tabutların içinde gençler vardı; hareketsiz, soluksuz, sevdiklerine veda edemeden giden gençler, sevdalanamamış, sevdalanmışsa da söylemeye fırsat bulamamış, sessiz sedasız güneşe yolculuğa hazır gençler…

16 Mart 1978 günü çok parçalı, her bir parçası bir can alan, alamadığında can yakan bir bomba havada uçtu, uçtu, uçtu… Adresi günler, aylar öncesi belirlenmişti bombanın, sivil ve resmi kahpe devlet güçlerinin bir sivil kahpenin eline tutuşturdukları kahpenin en kahpesi bombanın. Adres şaşmadı, tam da gençlerin ortasına düşüverdi, genç bedenler parçalandı, bir anda kan deryası oluverdi Beyazıt Meydanı. Bomba yetmedi, bir de silahlarla taradılar ayakta kalan gençleri, kanlar içinde can pazarı olmuştu bin yıllık Beyazıt Meydanı. Meydan meydan olalı böyle vahşet görmemişti…

Biri kız, altısı erkek yedi genç gidivermişti güneşlere, elliye yakın genç de yaralanmıştı kahpe bombanın kahpe parçalarıyla; geleceğin avukatları, hakimleri, savcıları kan gölünün içinde kıvranıyorlardı acıyla, gözyaşlarıyla, öfkeyle. Karanlıklar ülkesinin karanlık katliamcıları kana buladıkları meydandan uzaklaşırken…

KAHPELERİ TARİH BİLİYOR…

Katliamdan dokuz gün önce Emniyet Müdürlüğü ne bir ihbar ulaşmıştı; “sol görüşlü öğrencilerin üzerine bomba atılacak, çok sayıda kişi ölecek….” Emniyet müdürü Şükrü Balcı, 12 Mart döneminin işkencecisi, amerikasever uzatmalı emniyet müdürü zevkten dört köşe olup atıverdi mektubu lüzumsuz! evraklar dolabına kimseler görmeden, kimseler duymadan… Hiç ama hiç yargılanmadı Şükrü Balcı.

Dönemin ülkü ocakları yöneticisi, derin devlet maşası Mehmet Gül Beyazıt Meydanındaydı o gün, orkestra şefi gibiydi, sağa sola talimatlar yağdırmış, kahpeler orkestrasını idare etmiş, sonra da elini kolunu sallayarak uzaklaşmıştı. Usulen ifadesi alınmış, sanık bile sayılmamıştı. Ama devleti ona saygıda hiç kusur etmedi, kahpe orkestra şefi milletvekilliğiyle ödüllendirildi yıllar sonra. Ama ona en anlamlı hediyeyi! doğa verdi, katliamın 30 yıl sonrası, tam da 16 Mart 2008 gününde kara toprağa uzandı boylu boyunca, bir daha hiç kalkmamacasına…

Ülkenin en doğusunda bir yerlerde dünyaya gelmişti, Kars ilinde büyüdü, katil doğmamıştı, ama büyüyünce katil oluvermişti ülkücü genç Zülküf İsot. Hem de polislerin eline tutuşturduğu o kahpe bombayı kalabalığın tam ortasına fırlatacak kadar da gözü dönmüştü. Katliamdan 3.5 ay sonra bunalıma girdi, parçalanan bedenler rüyalarına giriyor, rüyaları kabuslara dönüşüyordu. Teslim olmaya, her şeyi itiraf etmeye karar verdi, bu kararı nedeniyle de en yakın ülküdaşları! Tarafından yok edildi…

Zülküf bombayı atmış, silahlar mermileri kusmuş, katiller kaçıyor, bir grup polis kovalıyor, tam da yakalayacaklar, kahpe bir polis şefi bağırıyor; “geri dönün, bırakın peşlerini!” O kahpenin adı Reşat, soyadı Altay, derin devletin derinliklerindeki yolculuğunun başlarında henüz. Sonraları emniyet müdürlüğünün abonesi oluyor; Gaziantep-Bursa-Kırklareli-Trabzon her derde deva emniyet müdürü Reşat Altay. Trabzon da rahip Santaro cinayeti ve Hrant Dink’in katillerinin organize edilmesinde adı geçiyor, Akp tarafından terfi ettirilerek İstihbarat Daire Başkanlığı na getiriliyor. 16 Mart katliamı duruşmalarına adı çok geçmişti, ama yargılanmadı…

YİNE AŞILDI, YİNE AŞINDI ZAMANLAR…

16 Mart katliamının duruşmaları yıllarca sürdü, derin devlet hukukla alay etti, katliamın kahpe planlamacıları, kahpe katilleri cezasız kaldılar, canlarımızın kanları yerde kaldı. Ama biz unutmadık kahpe bombaların, kahpe kurşunların bizden aldığı canlarımızı, bugünlerde daha çok anladık gidenlerimizin değerlerini, hukukun, hukuk insanlarının faşist diktatörlüğün hukuksuzluğuna direnişine tanık oldukça…

BUGÜN HALA HUKUKTAN SÖZ EDEBİLİYORSAK…

12 Eylül öncesi en yoğun saldırıların hedefi oldu hukuk fakülteleri, hukukun faşistleştirilmesi planları doğrultusunda. Dönemin demokrat, yurtsever, ilerici, devrimci gençleri yaşam haklarından vazgeçerek karşı koydular faşist işgallere, hukuku teslim etmemek için yaşamlarını teslim ettiler kahpe kurşunlara, kahpe bombalara. Bugün hala hukuku korumak adına faşist diktaya direnenler var, bugün hala ak saçlarıyla meydanlara çıkan avukatlar, hakimler, savcılar var, bugün hala cemaatleri soruşturabilen hukuk adamları var. Bugünün direnen hukuk adamları 30 yıl önce üniversitelerde faşist işgallere karşı koyan, bombalara, kurşunlara hedef olan öğrencilerdi. Bugün bizler hala varız; onlar o gün direndikleri için, bugün bizler hala varız; güneşlere gidenlerimizin arkadaşları hukuku sahiplendikleri için…

Her geçen yıl artıyor sevgimiz, büyüyor saygımız gidenlerimize; hukuk yok sayıldıkça ve bu nedenle hukuka ihtiyacımız arttıkça…

sizden gelenler

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Atilla Karaduman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.