CEMAATİN KADROLARINI ÇALDILAR (2004 MGK belgesinin alt yapısı)

AKP'yi savunmak isteyenler, MGK belgesi ortaya çıktığında “ o zaman cemaat nasıl bu kadar büyüdü?” sorusunu soruyorlar. Büyüyen cemaat değil, kadrolardır.

Kimse bu konuyu irdelemediğine göre, gerçekten balık hafızalıyız. Konuyu açalım;

AKP, uluslararası bir oyunla iktidara getirildiğinde en büyük sorun, AKP diye bir birikimin olmamasıydı. Yani kadroları ve beyin takımı yoktu.

Beyin takımı görevi Graham Fuller’den, Vamık Volkan’a kadar uzanan geniş bir skala ile çözüldü.

AKP, yeni bir parti gibi pazarlanmasına rağmen, kurucuları ve bakanları yirmi senedir mecliste olan, ama uluslararası etkisi olmayan, düşünsel derinliği olmayan, sıradan siyasilerden oluştu.

Lakin iş bununla bitmiyordu. AKP’yi iktidara taşıyan gücün bir amacı vardı. Bu amaç kısaca; Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaktı. Bunun gerçekleştirilebilmesi için, sistemin içine sızacak daha alt seviyelerde kadrolara ihtiyaç vardı.

Valiler, Kaymakamlar, polisler ve askerlere ihtiyaç vardı. AKP, ağaç kovuğundan çıktığı için, böyle bir alt yapısı yoktu, yetiştirmesi de çok uzun zaman alacaktı. Burada cemaate sarıldılar.

Yetişmiş kadro sadece cemaatte vardı. Burada AKP’nin en büyük kaygısı; cemaate bu kadar yaslanınca ve kilit yerleri ele geçirince, iktidarı cemaate kaptırmak olasılığı artıyordu.

İşte burada Graham Fuller ve Vamık Volkan gibi büyük tecrübeler devreye girdi. Şimdi deniliyor ya, “madem 2004 de böyle bir karar alındı MGK’da, o zaman cemaat nasıl bu kadar büyüdü?” İşte tam da bu yüzden büyüdü. Açıklayalım;

Bunu cemaatin önde gelen teorisyenleri şu şekilde söylüyordu; “biz burjuvanın içine girdik ama, burjuva da bizim içimize girdi.” Sözün doğrusu aslında şuydu; biz AKP’nin içine girdik ama, AKP’de bizim içimize girdi. Bunu biraz açalım;

Kadrolar, hayatlarında göremeyecekleri zenginliğe, makam araçlarına, rütbeye kavuşunca, bunu kendilerine veren güç olan AKP’ye evrildiler. Bu hayat seviyesini kaybetmemek için AKP’nin eteğine sarıldılar.

Şimdi değil, seneler önce daha bu işlerin başında cemaat bu kaygıları dile getiriyordu. Şimdi Erdoğan’a, bir insana yapılmayacak methiyeler düzenlerin çoğu, cemaatten kopup AKP’ye iltica edenlerdir. Dönen, herkesten fanatik olur, kaidesi değişmezdir.

Bu kavgalar başlamadan çok önce cemaat iki parçaya bölünmüştü. Pensilvanya kanadı ve başını Hüseyin Gülerce’nin çektiği Türkiye kanadı. Türkiye’de yaşayanlar, AKP’ye fazlaca dahil olmuştu ve kazandıkları servetten mahrum kalmamak için, AKP politikalarını her daim alkışlıyorlardı. Ama, Pensilvanya’da durum böyle değildi. En bilinen örnek; Mavi Marmara olayıdır.

Bu kavga Pensilvanya’nın işine yaradı. İkisi de zarar görmeye başlayınca, cemaatteki bu kopukluk da giderilmeye başladı. Yani uzun süreden sonra ilk defa ortak düşmanla karşı karşıya kaldılar. Lakin kadrolarını da kaybettiler.

Çünkü kadrolar, cemaatten daha etkin bir konuma geldi. Yaşam standartları yükseldi. Cemaatin büyüdüğünü gösteren olaylardan ilki dersanelerdir. Ama iş göründüğü gibi değil.

Türkiye’de özel dersane sayısı 3690’dır. Bunun cemaate bağlı olanı sadece 959’dur. (Verilen bu rakam, bina sayısıdır.)

Ortaya şu çıkıyor; cemaat dersane konusunda rakipsiz kalamadı. Bu şans herkese tanındı ve böylece tekel olması engellendi.

İkinci konu ise, cemaatin servetidir. Bu da iktidar için sorun teşkil etmez. İş, cemaati, KCK gibi örgütlenme olarak tanıması ya da iki maliyeci göndermesi ile çözülebilir.

Cemaatin elindeki kadroları devşirebilmek için, yukarıdaki maddelere göz yumuldu.

İktidarın bu tür konularda başvurduğu kişi olan Vamık Volkan, emrinde ikibine yakın psikoloğun çalıştığı, FBI’ın dahi danışmanlığını yapan dünyaca ünlü biridir.

Graham Fuller ise CİA Ortadoğu masası şefi ve analizcisidir.

Söyledikleri şey çok basittir; “parayı ver, kıbleyi değiştir!”

Bu duruma uymayanlar da tasfiye oldular ve olmaya da devam ediyorlar. En son iki sene önce merkezde görevli 700’e yakın polis merkezden uzaklaştırıldı.

Son Barzani olayı da bu minvalde bir olaydı. Cemaatin adamı Barzani’dir. PKK, cemaati sevmez, cemaat PKK’yı sevmez.

Aynı iş Barzani’ye yapılarak, cemaatten kopartıldı. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti onu başbakan gibi karşıladı ve tanıdı. Bu cemaatin ona veremeyeceği bir şeydi.

“Bizimle olursan, devlet başkanısın. Yok cemaati seçersen, sıradan bir aşiret reisi olarak kalırsın” sizce Barzani, hangisini seçti?

Tabii ki o da, diğerleri gibi arkasında devlet olan gücü seçti.

Cemaatin tüm yaygarası bunlar yüzündendi, ama iş işten geçti artık.

Emrah Akgün

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Emrah Akgün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.