Yandaş gazetecilik tarihinin en önemli örnekleri ne zaman ortaya çıktı

Gazetecilik muhabirlikle başlar. Öyle sağda solda konkespt danışmanlığı yaparak, televizyonlarda bolca görünüp köşe kapmakla gazeteci olunmuyor. Bunun tarihte de örnekleri çok. Söz gelimi, Büyük Ekim Devrimi’nin lideri Lenin gazeteci miydi? Şimdi aramızda gazeteci diye dolaşanlara baktığımızda “evet”, ama özünde gazeteci değildi. Ama buna karar verecek yine sizler olacaksınız, önce bir Lenin’in gazeteciliğine bakalım:

LENİN GAZETECİ MİYDİ?

Berlin’in kenar mahallelerinden birinde, sosyal demokratların çıkardığı Vorvaerts gazetesinin ambarlarında iki adam harıl harıl balya taşıyorlardı.

Lenin, devrime kadar yakın dostu olan, daha sonra Menşevikler tarafına geçen Potressov’a “Haydi,” dedi... “Sıra sende, ben yoruldum...”

Potressov bir balya daha yüklenip trenin en arka vagonuna doğru sürüklene sürüklene gitti. Belli ki o da yorulmuştu. Taşıdığı balya sıkı sıkıya ambalaj kağıdıyla paketlenmişti ve üzerinde hiçbir not yoktu. Balyanın içinde ise Rusça basılmış yüzlerce “Iskra” adlı gazete bulunuyordu.

Poressov ile Lenin’in 1900’lü yılların başında birlikte çıkarttıkları Iskra gazetesini Leipzig’de kaçak olarak bir sosyal demokratın matbaasında bastırıyor, oradan Berlin’e yine sosyal demokratların çıkardığı Vorvaerts gazetesinin ambarlarında gizlice paketliyorlardı.

Bütün mesele gazeteyi Rusya’ya sokmak ve dağıtımını sağlamaktı. En büyük sıkıntı da burada çıkıyordu zaten. Lenin, bu küçük boy, ince kağıda bazılı gazetede kafasındaki devrim planlarının ana hatlarını aktarmaya çalışırken, bir yandan da parti içindeki farklı görüşlere kuramsal yanıtlar veriyordu. Yani haber üretmiyor, fikir üretiyordu

Dünyanın en üretken yazarlarından biri kabul edilen Lenin, daha sonraki yıllarda yayınlayacağından emin olduğu bir dizi makaleyi, 1901 yılında çıkarttığı “Sarya” adlı dergide, “Lenin” imzasıyla yayınlamaya başladığı andan itibaren de, Vladimir İlyiç Ulyanov adı tarihe karıştı. Artık o Lenin’di ve Sovyet devriminin yaratıcısı ve kurucusu olacaktı.

Vladimir İlyiç Ulyanov’un “Lenin” adını okuldaki kız arkadaşı Lena’dan aldığı söylenir. Biyografisinde ise, bu adın Lena ile hiçbir ilgisi bulunmadığı belirtilir. Ama, adı nereden gelirse gelsin, dünyanın en tanınmış liderlerinden biri olan Lenin’in ilk mesleği gazeteciliktir.

Lenin, Iskra’nın basıldığı yeri kısa süre sonra değiştirdi. Yakalanmak en büyük tehlikeydi. Önce Londra’ya ardından da Cenevre’ye taşıdı. 1902 yılına gelindiğinde “Iskra”nın yazı kurulunda Lenin’in beklediği düşünce ayrılığı patlak verdi ve yönetim ikiye ayrıldı. Yakın dostu Potressov Lenin’i acelecilikle ve gazetenin yazı işlerini sürekli savaş havasına sokmakla suçladı. Bu olaydan kısa süre sonra da Iskra, Lenin’in ve aynı zamanda Büyük Ekim Devrimi’nin muhalifi olan Menşeviklerin eline geçti.

Bir yıl kadar sonra Lenin, Bolşeviklerin yeni yayın organı “Vı Peryod”u yayınlamaya başladı.

Papaz Gabon rehberliğinde 1905 yılında halkın silahsız biçimde Çar II. Nikola’nın kışlık sarayına gidip bazı ricalarda bulunmak istemesinin ardından patlak veren olaylar sırasında Çar, basın özgürlüğünün kabul edildiğini bildirince, Petersburg’un ilk Bolşevik gazetesi “Novaya Jizn (Yeni Hayat)” yayın hayatına başladı. Elbette gazetenin başında Lenin vardı, ama 1905 ayaklanması kanlı biçimde bastırılınca, Lenin yeniden Cenevre’ye dönmek zorunda kaldı. Bu iflah olmaz gazeteci, Cenevre’de “Proleter” gazetesini yayına soktu. 1910 yılına gelindiğinde tekrar Rusya’ya dönen Lenin, arkadaşlarıyla birlikte bu kez “Zvyeda (Yıldız)” gazetesini çıkarmaya çalıştı, ama gazete ancak iki sayı yayımlanabildi.

1912 yılında, günümüzde de Rusya’nın en çok satan ve en etkili gazetesi “Pravda (Gerçek)” gazetesinin ilk sayısı yayınlandı. Gazetenin ilk sayısında Lenin, “Amacımız” adlı bir baş makale yazdı. Gazete, Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında kapatıldı. 1917 yılında yeniden yayınlanmaya başladı. Bu kez yazı kurulunda Stalin, Molotov, Kamenev gibi isimler vardı ve İsviçre’de bulunan Lenin gazeteyi yönetmekteydi.

Rusya’da devrim hareketi tüm hızıyla dünyayı kasıp kavururken, Avrupa savaş sonrasının boşluğunu ve inançsızlığını yaşıyordu. Rusya’da gelişen hareketler Avrupalı yazarlar için son derece önemli kaynaktı.

YA MUSSOLİNİ?

Lenin ile karşılaştırıldığında, Mussolini tam anlamıyla bir gazeteciydi ve gazetecilik yaptığı yıllarda da koyu bir sosyalistti.

1908 yılında Mussolini tam bir yıl süreyle sosyalist “La Lima” gazetesinin neredeyse tümünü kendi makaleleriyle doldurdu. O sıralarda 25 yaşındaydı ve koyu bir sosyalistti. Daha sonra, o çağlarda Avusturyalılar’ın yönetiminde bulunan Trento’da, “L’Avvenire des Lavatore” gazetesinde ciddi anlamda muhabir gibi çalışmaya başladı. Bir süre sonra da aynı kentte başlayan Irredenta hareketinin lideri Battista’nın gazetesi “Popolo”nun yazı işleri müdürü oldu. Bu, profesyonel anlamda bir gazetecilik göreviydi ve bu açıdan bakıldığında Lenin’in gazeteciliğinden çok farklıdır.

Sosyalist Mussolini 1910 yılında “La Lotta di Classe” dergisini kurdu. İki yıl sonra da sosyalist partinin yayın oranı “Avanti”nin başına geçti.

Mussolini de Lenin gibi, belli amaçlar uğruna gazeteciliğe soyunmuştu aslında. Bu yüzden, onu çok yakından tanıyan Kirkpatrick şunları yazmıştı:

“Bir kişinin veya bir grubun salt iktidarı ele geçirmek için yaptığı gazetecilik, gazetecilik sanatının yozlaşmış biçimidir. Mussolini’nin gazeteciliği de işte böyle bir gazetecilikti. Mussolini gerçekten de iyi bir yazardı. Klasik Latince’yi çok iyi bilirdi. Coşkusunu kolaylıkla yazılarına aktarabilmeyi beceriyordu. Makaleleri, çağdaş gazeteciliğin en iyi örnekleri arasında sayılır. Ama bu yazılarında kullandığı malzeme ve bunların kullanılış biçimi kabul edilebilir değildir.”

Kirkpatrick’in bu saptaması, günümüz Türkiye’sindeki gazeteciler için de sonuna kadar geçerli bir saptamadır. Mussolini, en azından gazete mutfağına girmiş, hatta muhabirlik bile yapmıştır, ancak ondan sonradır ki köşe yazarlığı gelmiştir.

Mussolini’nin en büyük hatası, milliyetçiliğin ve sosyalizmin hem yanında hem de karşısında bir konum alarak, çifte standartlı bir gazetecilik anlayışını benimsemesiydi. Bu da onu faşizm ideolojisine yaklaştırdı ve bir süre sonra da zaten sosyalist düşünceyi tamamen terk etmek zorunda kaldı.

Ünlü İtalyan gazetecisi ve yazarı Luigi Barzini, Mussolini için şunları yazar:

“Kim ne derse desin, Mussolini gerçek bir gazeteci ve kendi çağının belki de en iyi gazetecisiydi. Onun yazı işleri müdürlüğü zamanında Avanti gazetesinin günlük baskı sayısı 50 binden 200 bine çıkmıştır. Mussolini gazeteciliğiyle aklı başında, okumuş azınlığa değil, daha çok ilkel duygularla hareket eden kitlelere dönmüş ve bu dönüş onu halkın sesi ve devlet adamı yapmıştır. Gazetecilikte gerçeği bildirmeyi, tarafsızlığı ve dürüstlüğü bir yana koymuştur. Hangi biçimde olursa olsun halk kitlelerini sürekli dalgalandırmak, bunları sürekli heyecan içinde tutmak için elinden geleni yapmıştır. Toplumu acılara boğan olayları kurcalamış, bunları dramatize ederek gazetesinde kullanmıştır. Eğer İtalyanlar, İngilizler kadar meraklı gazete okuyucusu olsalardı, Mussolini’nin yönetimindeki Avanti’nin günlük baskı sayısı iki ya da üç milyona rahatlıkla yükselebilirdi.”

Barzini’nin saptaması da bugün Türkiye’deki gazetecilik anlayışına çok yakındır. Türkiye’de de birçok gazeteci, hangi biçimde olursa olsun halk kitlelerini sürekli dalgalı tutmak, bunları sürekli heyecan içinde tutmaya çalışmaktadır. Bunun sonucunda da Türkiye’de ayrımcılık neredeyse son noktasına ulaşmıştır. Yazar, daha çok kendine yakın kitlenin görüş ve ideolojisi üzerinden yola çıkarak ülkeyi yorumlamakta, bu da tarafsızlığını ortadan kaldırmaktadır. Bugün tarafsızlığını koruyabilen gazeteci sayısı bu ülkede bir elin parmaklarından fazla değildir.

Mussolini, büyük övgüler aldığı Avanti dergisini bir süre sonra bırakıp, Popola d’İtalia gazetesini yayımlamaya başladı. Mussolini’nin kurduğu bu yeni gazete İtalya’nın Müttefikler yanında savaşa girmesi tezini büyük bir coşkuyla savunuyordu. Sosyalistler bu düşünceye karşı olduklarından Mussolini’yi partiden ihraç etmekte hiç zaman kaybetmediler.

Popola d’İtalia, Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra faşist partinin yayın organı oldu. Mussolini iktidarı ele alınca gazete hükümetin sözcüsü durumuna düştü ve elinden geldiğince de bu görevi yerine getirdi. Duçe, yani Mussolini Popola d'İt’lia gazetesinde aralıksız baş makale yazmayı sürdürdü. Zaman zaman direktiflerini yazı biçiminde gazetenin sütunlarına yansıttı. Hatta İtalya’nın, henüz Almanya’nın dümen suyuna girmediği günlerde Mussolini, aynı gazetede Hitler’in yönetim biçimini bile eleştirdi.

Tuhaf bir çelişkiydi bu, ama Mussolini’nin gidişi, özellikle de ele geçirdiği gazetenin siyasi görüşler açısından kendi görüşlerine yakın yazar ve haberleri tercih etmesi, gidişinin artık sosyalist bir gidiş olmadığının habercisiydi.

Mussolini, gazeteyi daima kendi politikasının bir aleti olarak gördü. Bugünkü ölçülere göre gazeteciliği, devlet kapısında iş bulup, gazetelere de haber yetiştirmeye çalışan taşra muhabirliğinden hiç farklı değildi.

Yandaş gazeteciliğin ilk ve en önemli örneklerinden biri olarak tarihte yerini aldı. Ama Mussolini’nin yandaşlığı kendi siyasi görüşüne yönelikti. Bir başkasının siyasi görüşlerini çıkar adına yapmıyordu ve salt bu açıdan bile saygınlığını korumayı bildi.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Mümtaz İdil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.