Bırakın o polisler bedelini ödesin

Balyoz, Ergenekon, Odatv dalgalarında suçsuz insanları gelip gözaltına alanlar, şimdi Türkiye’nin her tarafına hallaç pamuğu gibi savrulan polisler değil miydi?

Bir düğmeye basıldığında Türkan Saylan’ın evine fütursuzca giren, Kuddisi Okkır’ı yaka paça içeri atan, Erhan Göksel’i kafasına bastıra bastıra polis otosuna turşu gibi sokan, arama yapmaya gittikleri eve ahır muamelesi çeken, evin en mahrem noktalarını hoyratça karıştıran polisler, şimdi tutuklanan polisler değil miydi?

Bu polisler değil miydi bir sigara içimi için, bir telefon için eziyeti ayyuka çıkaran? Video görüntülerinde kebaplarını yutarken bir yandan da tespih çeken, bıraksanız uyuyacakmış gibi kanepeye uzanan, tedirgin hane halkını daha da tedirgin eden, sallanan beylik tabancasını orta masanın üzerine gelişi güzel koyan?

Bu polisler değil miydi okuluna yetişmeye çalışan çocukların bile üzerini, çantasını arayan? Bunlar değil miydi sahilde kendi başına oturan genç kızları saçlarından sürükleyen, araba garajında sıkıştırıp öldüresiye döven, Silivri kapılarında insanları donuna kadar soyan, üşümesin diye yakınına getirdiği kazağı suç aleti sayan?

Söyleyin, bu polisler değil miydi Cemaat-AKP işbirliğinden aldıkları cesaretle adam dövmeyi, coplamayı, biber gazıyla boğmayı, tazyikli suyla yerlerde yuvarlamayı zevk haline getiren? Bunlar değil miydi sabahın kör karanlığında ev basıp bizleri yaka paça götüren, çocuklarımıza bile sarılmamıza izin vermeyen, bir dakika bile yalnız kalmamıza tahammül edemeyen?

Daha uzar gider...

Elbette bunlardı.

Şimdi ne değişti de bunlar mağdur oldular ve biz “insan” olanlar onlar için kaygılanır hale geldik?

Durmadılar. Haziran direnişinde Cemaat-AKP muktedirlerinin emirlerini büyük bir iştahla yerine getirdiler ve Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş, Hasan Ferit Gedik, Ahmet Atakan, Medeni Yıldırım, Berkin Elvan’ın canını aldılar. Doymadılar, onlarca insanın gözünü çıkardılar, yüzlerce insanı yaraladılar. Ellerindeki gaz kapsüllerini mermi niyetine kullandılar. Zevk için biber gazını insanların gözlerine sıktılar, suyun tazyikini artırarak tekerlekli sandalyeye mahkum sakatları yerlerde süründürdüler. Kim bilir, belki de gülüyorlardı bunu yaparken, ama yaptılar.

NE OLDU DA BOŞALAN HÜCRELERİ DOLDURMAYA BAŞLADILAR

Bu polislerdi. Hani şu yandaş-yalaka medyanın arka çıktığı, Melih Gökçek ve benzerlerine göre destan yazan polislerdi.

Ne oldu, ne değişti de şimdi Türkiye’yi turlamaya, boşalan hücreleri doldurmaya başladılar ve ne oldu da yandaş-yalaka medya bunları koruma kalkanına almaya çalıştı, kamuoyunun dikkatini onlar üzerine çekmeye başladı.

Ethem Sarısülük’ü arkadan vuran polisi Bülent Arınç savunmuyor muydu: “Eline atılan taşın çarpması sonucu tetik düştü” diye? Aşağılık fırıncı bozuntularıyla birlikte polisler döverek öldürmedi mi Ali İsmail Korkmaz’ı?

Kimdi onlar? Bu polisler ya da bunların arkadaşları değil miydi? Bedel ödeme sırası onlara mı gelmişti, yoksa arka çıkan cemaat basını onları mağdur göstererek suç ortaklığından sıyrılmaya mı çalışıyordu? Nasıl bir şımarıklık içinde “elin mandasına” vurur gibi insanlara cop sallıyorlardı. Nasıl bir sırt sıvazlamayla hedef gözeterek göz çıkarıyor, can alıyorlardı.

Destan yazıyorlardı şimdi onları içeri atan muktedirin söylemiyle. Arkaları sağlamdı. Soruşturma, kovuşturma falan yoktu nasılsa. “Az bile yapıyorlar, ben olsam...” söylemiyle yüreklendiriliyorlardı.

Düşmana bile yapılmayacak hınç ve hırsla kendi vatandaşlarını yerlerde süründüren onlardı.

Ne oldu şimdi? Binlerce insanın katıldığı ama tek bir olay bile çıkarmadığı Berkin Elvan’ın cenazesinde dağılan halkın üzerine biber gazı sıkan kimdi? Provokasyona gelmeyen dingin kalabalıkları çileden çıkartanlar da bu polislerdi.

Şimdi ne oldu? Nedir bu mağduriyet edebiyatı? Nedir bu bedel ödeme sırası geldiğinde ağlama duvarına döndürülen, ailelerinin perişanlıkları tefrika edilen destancılara gösterilen şefkat?

FİLLER TEPİŞTİ, ÇİMENLER EZİLDİ

Elbette sözü edilen polis kesimi, Cemaat tarafından korunan ve kollanan kesimdi ve hükümet de buna göz yumuyordu. Onlar güçlüydü hem hükümet hem Cemaat tarafından korunuyordu. Tüm camianın içinde belki bir avuç kadardılar, ama deşifre olmaları uzun sürmedi ve sürgünler başladı, tutuklamalar ardından geldi ve o zaman anladılar ki, fizik kurallarına aykırı da olsa, bazen nehirler yukarı doğru da akar.

Şiddetlerini rahatlıkla tatmin ediyorlardı, ta ki Cemaat-AKP kardeşliği bozulana kadar. Sandılar ki sonsuza kadar koruma altında kalacaklar. Yastıklarına başlarını koyduklarında, bir sonraki eylemde daha da sert olmayı hayal ettiler, zira ne kadar sert olurlarsa o kadar çabuk terfi edeceklerini düşünüyorlardı.

Ama olmadı.

Başkasının maşası olarak kendilerine verilenin daha da ilerisine gittiler ve mutsuz son işte geldi. Filler tepişti, çimenler ezildi. Bumerang geri döndü...

Ne derseniz deyin artık, ama bedel ödeme sırası onlara geldiyse, bırakın ödesinler. Bütün bunlar olurken onları ayakta alkışlayanlara da sıra gelecektir elbette.

Mümtaz İdil

Odatv.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Mümtaz İdil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.