Luri- 1 Mayıs hikayesi

İlkokulu bitirirse babası onu da Almanya’ya götürecekti diğer üç kardeşi gibi. Babaannesinin yanında kalıyordu Luri. Aslında o, kendisinin de Almanya’ya götürüleceğini sanmıştı hep beraber Kürecik’e indiklerinde. Malatya’dan yola çıkan otobüs nahiyenin girişinde göründüğünde, annesi ve babası akrabalarla vedalaşırken Luri’ye de sımsıkı sarıldıklarında, burada kalacağını o an anlamıştı Luri. Her şey birkaç dakika içinde oldu -bitti. Üç kardeşi, anne ve babasıyla birlikte otobüse binerek İstanbul istikametinde gözden kayboldular. Yanı başında duran yaşlı babaannesinin eteğine sarılarak olanlara bir anlam vermeye çalışıyordu. Babaanne ağlamaklı bir şekilde Bako dayının bakkalına attı kendisini. Luri, patlak gözleriyle çoktan ağlamaya başlamıştı bile. Susturmak mümkün değildi onu ve susturacak kimsesi de yoktu artık. Babaanne ağlıyor, Luri ağlıyordu...

Dört kilometrelik köy yolunu adımlayarak hiç konuşmadan eve vardıklarında, ölüm sessizliği vardı. Daha birkaç saat öncesine kadar burası öyle tıklım tıklımdı ki, şimdi ise yaşlı bir kadın ve sümüklü Luri’den ibaretti evin tüm kalabalığı… Hemo dayısı kuzulardan geldiğinde ilk Luri’nin yanına uğrardı. Aynı yaştaydılar. Luri’yi ağlarken gören Hemo dayısı, evde kimsenin olmadığını gördüğünde durumu anladı. “Hepsini mi götürdüler ?” diyebildi içini çekerek, Luri cevap bile veremedi.

-Köyde yaşam devam ediyordu tüm canlılığıyla. Duvar diplerinde güneşlenen yaşlılar tabakalarından sigara sarıyorlar, kadınlar her günün alışkanlığı ile kapı önlerini topladıkları süpürgelerle temizliyorlardı. Kimisi gelecek davarların sularını taşıyıp leğenlere koyuyor, kimisi de tezekleri güneşe çıkarıyordu. Bütün Balhacı Köyü’nde hummalı bir çalışma vardı. Çocukların bir kısmı köyün etrafında kuzudaydılar, köyde kalanlar ise dam üzerinde ya çelik-çomak ya da bilye oynuyorlardı. Bilyeci çocuklar toprağa diktikleri düğmeleri ellerindeki bilyelerle vurarak bu oyunu oynar ve evden gizlice aşırdıkları düğmeler yüzünden çok dayak yedikleri de olurdu. Ellerinde düğme kalmayan çocuklar evlerinde buldukları düğmeli ne varsa çaktırmadan koparırlar ve bu ortaya çıktığında ise şaplağı yerlerdi.-

Loğo yine kedilerin peşinde anlaşılan. En sevdiği köpeğidir Luri’nin Loğo. Davardan gelir gelmez koşar yanına ve eline ne geçerse yemek adına, paylaşır Luri onunla. “Loğooo Loğoo” diye bağırarak köpeğini çağırdı Luri. Hemen koşarak geldi Luri’nin sesine Loğo. İkisi beraber köyün arka tarafına doğru koşmaya başladılar. Loğo önde, Luri arkada. Ve sürekli dönüp arkasına bakmakta Loğo.

Arka Gedik denilen yer dağların arasında düz bir alandır. Burada çıkartılan her ses dağlardan yankısını bulur ve geri gelir size. İnsan yüzlü kayalar yamaçlardan size bakar. Sol tarafında Çevirme Köyü, alt tarafında da Bekiruşağı Köyü vardır. Bütün köyler birbirine birkaç yüz metre uzaklıktadır. Balhacı Köyü ile Çevirme Köyü arasında bir tepe bulunur. Ve her taşın, her tepenin halk arasında bir ismi vardır. Tarhana taşı, Ayran taşı gibi…

Luri ve Loğo saatlerce dağlarda dolaşarak güneş batmadan köye döndüler. Bütün günler aynı monotonlukta geçiyordu bu dağ köylerinde. Lise öğrencileri köylerden Kürecik’e gitmek zorundalardı. Köylerde sadece ilkokul vardı. Kimi okulun öğretmeni bile bulunmaz, sınıflar tek derslikli olduğu için ilkokul öğrencileri içiçe ders görürlerdi. Sabah saatlerinde birinci ve ikinci sınıflar, öğlen saatlerinde de diğer sınıflar aynı derslikte ders görürlerdi. Bu yıllar boyunca bu böyle devam etmiştir. Liseli ağabeyler ders kitaplarından çok yasaklanmış yayınlar okurlardı. Bu kitaplar ve gazeteler büyük bir özenle saklanırlardı. Devrimci hareketler bu dağ köylerindeki barınma imkânını değerlendirerek yıllarca buralarda propaganda faaliyetlerinde bulundular. Devrimcilerle ilk tanışması bu şekilde oldu Küreciklilerin… Zaman içinde kendi aralarında sıkı ayrılıklara varan tartışmalar yaşanıyordu. Hatta bir ev içinde birden fazla fraksiyon bulmak da mümkündü. Nisan sonlarında köylerdeki haraketlilik daha da arttı. Gece saatlerinde hiç tanınmadık insanlar eve gelip gidiyorlardı. Perdenin ne olduğunu bilmeyen bu köylerinde bir anda perde de icat olundu. Yabancı birileri evde bulunuyorsa beyaz çarşaflar perde olarak kulanılırdı. Sırtları cam tarafında otururlardı sürekli. Ve daha güneş doğmadan kaybolurlardı.

Luri eve vardığında perdelerinin kapalı olduğunu gördüğünde içini bir sevinç aldı. “Yine geldiler” diye geçirdi içinden. İrfan uzun boylu, renkli gözlü birisiydi ve üstelik Türkçesi burada konuşulan Türkçe gibi değildi. Amcası daha önceden kendisini tembihlemişti. “Eğer perdeleri kapalı görürsen, ıslık çalarak gel” demişti. Islık çalarak eve giren Luri hemen İrfan’ın kucağında buldu kendisini.

“Yine erken mi gidecen sen?” dedi İrfan’a.

“Sen yatarken gidecem ama sen beni hep yanında bil. Bir daha geldiğimde bana gördüğün rüyanı anlatırsın” dedi İrfan kendisine.

“Tamam” der gibi kafasını salladı. Üzerinde silah resmi olan gazetesini oturduğu minderin altından çıkararak verdi Luri’ye. Luri okuma yazma öğrenmişti ama İrfan amcası kadar düzgün ve hızlı okuyamıyordu. Üstelik yazılar o kadar küçüktü ki, gaz lambasında okumak oldukça zor oluyordu Luri için. Zorlandığı yerlerde İrfan yardımcı oluyordu. Luri zamanla İrfan’ın verdiği gazetelerdeki resimleri keserek defterinin arasında biriktirmeye başladı. İrfan’ın her gelişinde defterini çıkarıp gösteriyordu. Resimlerdekilerin kimler olduğunu sadece İrfan bilirdi, Luri öyle düşünürdü.

-Kürecik, bütün köylülerin buluşma noktasıdır. Her köyün bir bakkalı vardır, bütün ihtiyaçlar burada karşılanır. Paranın olmadığı anlarda takas yöntemi uygulanır. Kara kaplı borç defterleri dükkân sahipleri tarafından özenle saklanır. Kürecik’in tam ortasından yol geçer. Bu yol Kürecikliler için İstanbul ve Malatya yönü olarak adlandırılır. Girişinde ve çıkışında birer köprü bulunur. –

İlkokul ile evlerinin arasında sadece bir tarla vardı. Sabah saatlerinde derse başlama zili o gün nöbetçi olan öğrenci tarafından çalınırdı. Havanın sıcaklığına göre her gelen öğrenci ısınmak için ya bir tezek ya da bir keven getirmek zorundaydı. Tahta sıralar o kadar soğuk olurdu ki, bazı öğrenciler beraberlerinde küçük bir minder de getirirlerdi. Okulun içinde öğretmen evi de bulunuyordu. Bir de okula elli metre uzaklıkta bir lojman vardı. Öğretmenin bütün ihtiyacı köylüler tarafından karşılanırdı. Yeter ki, öğretmen çocuklarına birşeyler öğretebilsin. Genelde bu köylere verilen öğretmenler bekâr olurlardı. Tek-tük evli olanlar da çıkardı arada…

Ders zilinin çalmasıyla evlerden öğrenciler çıkmaya başladılar. Her evde okula giden en az bir öğrenci vardı. Luri, Hemo dayısı ile birlikte okula gidiyordu. Okulun önünde durdular. Duvarda büyük harflerle yazılmış olan “Yaşasın 1 Mayıs” sloganını gördüklerinde birbirlerine baktılar.

Hemo , “Kim bunu yazdı?” dedi Luri’ye.

“Yazsa yazsa bunu, İrf....” sözü yarıda kaldı Luri’nin.

Amcası, “kimseye söyleme” demişti.

Luri sustu o anda. Ellerindeki tezekleri okulun girişine bırakarak sınıfa girdiler. Daha öğretmen gelmemişti. Öğrenciler sobanın başında ellerini ısıtmaya çalışıyorlardı sınıfça. Biraz sonra kapı önünde bir kalabalık oluştu. Bütün öğrenciler pencereye koştular, Hayrullah öğretmenleri de kalabalığın içindeydi. Liseli öğrenciler, amcası, Özgür dayısı ve köyün bütün genç kızları ve delikanlıları kapı önündeydiler. Hayrullah öğretmenin okula yönelmesiyle herkes yerine oturdu.

“Günaydın çocuklar”.

“Günaydın öğretmenim”

“Bugün sınıfta ben olmayacağım. Ben gelene kadar serbestsiniz ama verdiğim ödevleri de bitiriniz. Sınıf başkanı sizlerden sorumludur.”

Nereye gidiyorlardı ki, herkes merak içindeydi. Köy tamamen boşalmış, okulun önünde bekliyorlardı. Üstelik bazılarının ellerinde ve omuzlarında uzun sopalara takıldığı belli olan pankartlar vardı. Genç kızlardan ikisi bir pankartı düzeltmeye çalışırken bütün öğrenciler camda onlara bakıyorlardı. Bir saat içinde köyden Kürecik istikametine doğru yola koyuldular. Köyde birkaç yaşlı ve öğrenciler kaldı sadece. Bir anda sınıfta kimse kalmadı, bütün öğrenciler dışarı çıktılar. Luri ile Hemo köyün çıkışına kadar giden kalabalığı taşların arkasına saklanarak takip ediyorlar. Kalabalık görünmez olduğunda köye geri döndüler.

“Yaşasın 1 Mayıs”

”Biz de gidelim Kürecik’e” dedi Luri, Hemo’ya...

“Bize kızarlar ama” dedi Hemo.

Koşarak eve daldılar. Yatakların arasında bir çarşaf alarak makasladılar. Kalan parçasını da evin arkasında yaktılar. Babasının Almanya’dan getirdiği ve amcasının her gün bir kaç kere dinlediği radyonun pillerini çıkararak parçaladılar. Bir tabağın içine pillerden çıkardıkları kömür parçalarını su ile karıştırdılar. Hemo’nun yazısı güzeldi, okulda onun üstüne yazı yazan yoktu.

“Ne yazacağız?” dedi Hemo.

Luri, “Yaşasın 1 Mayıs” dedi.

Hemo, önce getirdikleri yünü bir değneğe sararak sıkı sıkı bir iple bağladı. Bu değnek fırça görevi görecekti. Beyaz çarşafın dört köşesine birer taş koyarak rüzgârdan korumaya aldılar. Ve Hemo ilk pankartını ustaca yazmaya koyuldu. Önce bütün harflerin beze sığacağından emin olmak için küçük elleriyle karışladılar. “Y” buraya geldi mi ve boyutu da bu kadar oldu mu tamamdır bu pankart manasında mırıldanarak aralarında hesap yaptılar önce. Ve bir saat içinde pilleri ve çarşafı kullanarak pankartlarını başarı ile tamamladılar. Kurumasını beklemeden dallardan kopardıkları iki düz sayılabilecek sopaya iplerle bağlayarak yola koyuldular.

“Yaşasın 1 Mayıs ”

Köyde kimse kalmadığı için rahatlıkla pankartlarını açarak yürüyebilirlerdi. Okulun önüne geldiklerinde diğer öğrenciler de kendilerine katıldılar. Herkes pankartı tutma telaşında o sırada. Luri kim tutacak derse o tutuyordu pankartı. Bu pankart tutma Kürecik’e kadar sıralı bir şekilde devam etti.

Kürecik’e yukarı yoldan girdiler. Köyün bütün çocukları şaşkın gözlerle aşağıdaki kalabalığa bakakaldılar. Bu kadar insan buraya nereden gelmişti şaşkınlığını kımıldanmadan yaşadılar birkaç dakika. Ve herkes bir ağızdan “Yaşasın 1 Mayıs” sloganını attıklarında dağlardan yankısını bulan o ses geri geliyordu. Bakkalların sıralı olduğu Kürecik’te devasa posterler çatılardan aşağı doğru dalgalanıyorlardı. Ve her yanda pankartlar vardı. “Yaşasın 1 Mayıs”, “Mahir Hüseyin Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş”, “ Dev-Genç”…

Pankartlarını gererek açtılar. Luri, diğer öğrencilere pankartın arkasına geçmeleri gerektiğini söyleyerek pankartın bir ucundan tuttu ve sessizce kalabalığa doğru hareket ettiler. Kalabalıktan kendilerine doğru bakanların olduğunu görünce adımları biraz yavaşladı ilk önce ve sonra kalabalıktan hep bir ağızdan, gelen pankarta doğru “Yaşasın 1 Mayıs” sloganı alkışlarla göğe yükseldi. Luri ve Hemo bir anda doğru birşey yaptıklarını düşünerek daha da yukarı kaldırdılar pankartlarını. İlk yanlarına gelen Hayrullah Öğretmenleri oldu. Hiç ses çıkarmadan elini Hemo’nun omuzuna koyarak “Benim öğrencilerim” gururuyla kalan beş on metreyi beraber yürüdü. İrfan, Luri’nin tuttuğu pankartın yanına gelerek nasıl yaptıklarını sordu. O sırada amcası da yanlarına gelmişti. Soru cevapsız kalmıştı. Çünkü radyonun pillerini kırdık demek şu anda mümkün değildi Luri için. Nasıl olsa amcası eve vardığında herşey ortaya çıkacaktı.

Güneş bütün mayıs sıcaklığı ile Kürecik’te açmıştı sanki. Hiçbir aracın geçişine için verilmiyordu. İstanbul ve Malatya istikametlerine giden araçlar Kürecik’te durmak zorundaydılar. Asfaltın üzerine beşli bir şablon çıkarılmıştı. Marx, Engels, Lenin, Stalin, Mao. Bunları Kürecik’te çiğneyip de geçecek adam yoktu. Yaklaşık iki yüz metre ilerideki karakolda da ses yoktu ve hiç bir asker nöbette değildi. Siperler boşalmış, hepsi içeri girmişti. Kalabalık akşam saatlerinde dağılmaya başladı. Pankartlar toplandı ve posterler indirildi. Bu sırada bazı gençler buldukları her düz taşın üstüne ya şablon çıkartıyorlar ya da slogan yazıyorlar. Boyasız hiçbir taş kalmadı Kürecik’te.

Luri ve Hemo ile birlikte gelenler çoktan köye varmışlardı. Hemo, Hayrullah öğretmenin yanındaydı, Luri de amcasının yanında. Amcası Kürecik’te yeni açılmış olan fırına götürdü Luri ile Hemo’yu. Yaşlı bir amca, büyük bir leğen içine yığılmış olan unu ayakları ile hamur haline getiriyordu. Alnından hamura damlayan tere aldırmadan bir ayağını kaldırıyor diğeri ile hamura sıkıca basıyordu, sonra ise diğer ayağını. Ve rafa dizdiği ekmeklerden öyle bir koku içeri yayılıyor ki bütün dağlara sinmiş gibi geliyordu Luri ile Hemo’ya. Somun ekmeğinin ne olduğunu ilk kez görmenin şaşkınlığı ve o muazzam koku ağızlarının suyunu akıttı. Amcası elli kuruş gibi bir para ile iki çeyrek ekmek alarak kendilerine verdi.

“Sabahtan beri bir şey yemediniz, karnınızı doyurun” dedi amcası ve uzattı ekmekleri.

“Hadi köye doğru, marş marşş” dedi ve birer sille kafalarına inince, hızlı adımlarla köy yönüne doğru koştular iki kafadar. Durmak, dinlenmek akıllarına bile gelmiyor, arkalarına bile bakmadan koşuyorlardı. Kürecik’ten çıktıktan sonra bir taşın üstüne oturarak ellerindeki çeyrek somuna baktılar.

Hemo, Luri’ye “Yesek mi ?” dedi.

Luri, “Böyle mi ?” der gibisinden ekmeği gösterdi.

Gazete kâğıdına sarılı olan ekmekleri sıkı sıkı tutarak köye doğru yöneldiler. Oysa öyle açlardı ki, ellerindeki çeyrek ekmeklerden dört tane daha olsa o anda bitirirlerdi. Köyün girişine vardıklarında Luri köpeği Loğo’ya seslendi. Kısa bir süre içinde de Loğo sese cevap verdi ve yanlarına geldi. Ekmeğin kokusunu alan Loğo Luri’ye yapışık yürüyordu. Koşarak babaannesi Aşo’nun yanına gittiler. Loğo büyük bir heyecanla kuyruğunu sallamakta o sırada. Babaannesi ellerindeki ekmekleri görünce içeriden iki yufka ekmeği kaparak geldi. Luri ve Hemo önde, Loğo da arkalarında köyün üst tarafına doğru gözden kayboldular. Yassı bir taşın üstüne oturarak ellerindeki somun ekmekleri babaannesinin yaptığı ekmeğe sararak, dürüm haline getirip yemeğe başladılar. Loğo’nun ağzından salyalar akmaktaydı o anda. Hemo ile Luri birer parça kopararak Loğo’ya attılar…

Haydar Doğan

20.01.2012

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Haydar Doğan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket Gaziantep’teki Belediyelerin Hangisinin Çalışmasından Memnunsunuz?

tiktok takipçi satın al