KİM KİMİN PAŞASI, KİM KİMİN HOCASI! / ADİL OKAY

“darbeci dememek için ‘paşa’, şeriatçı dememek için ‘hoca’, kapitalizm dememek için ‘piyasa ekonomisi’, sömürge dememek için ‘deniz aşırı vilayetler’, burjuvazi dememek için ‘yatırımcı’, işgal dememek için ’barış harekatı’, cezaevi katliamı dememek için ‘hayata dönüş operasyonu’ deniliyor...” “Kelimeler, kavramlar, kuramlar gerçeği bulmanın yolu olduğu gibi, gerçeklerin üstünü örtmenin de aracı olabiliyor. Eğer kuram (teori) bakış demekse, kimin nereye, nereden baktığı önemlidir.(...) Bu yüzden sosyal teorinin hangi somut tarihsel ortamda kimin tarafından ortaya atıldığı, nasıl ve hangi amaçla kullanıldığı kritik bir öneme sahiptir.(...) Zira gerçekle yalan arasında üçüncü seçenek, bir orta yol mümkün değildir.(...) İdeolojik hegemonya üstünlüğünün küresel sermaye lehine döndüğü son çeyrek yüzyılda kapitalizm, sömürü, sınıf mücadelesi, emperyalizm, kalkınma, sosyal eşitsizlik, sosyal adalet, vb. kavramlar kullanılmıyor. Oysa adıyla çağırmamak da bir yalan söyleme yöntemidir...”1 II Barış konulu bir toplantı sonrası, içlerinde yeni tanıştığım insanların da olduğu bir grup oturmuş yemek yiyoruz. ‘Eski solcu’ olduğunu söyleyen adamın biri, -çok barış yanlısı olduğunu bize kanıtlamak için- ‘İşkenceciyle yemek yeme, işkenceciyi affetme’ konusunu ortaya atıyor. Doğal olarak tüylerim diken diken oluyor. Gömmeye çalıştığım anılar, işkence tezgahları ve işkenceciler geliyor gözümün önüne. Tiksinti, öfke ve kin arası duygular iştahımı kesiyor. Kendimi ifade etmeye çalışıyor ve işkencecisini affetmeye hazır olduğunu söyleyen adamı uyarıyorum: ‘Öfke ve kin duyguları insana aittir. Ve unutmayı, unutturmayı engeller. Öfkesini yitiren muhalif de olamaz. Ben ‘geliştim, evrimleştim, uygarlaştım’ diye işkencecileri yargılamadan affetmeyi savunmak, evrensel değerlerden-etikten uzaklaşmak yani insani özellikleri yitirmek demektir. Belki vur deyince vuran cahil bir piyonu affedersiniz ama işkenceyi meslek edinmiş, bundan zevk alan, işkence yaptığı insanları -eğer sağ kalsalar bile- ömür boyu travmayla yaşamak zorunda bırakan insanlık düşmanları affedilir mi? Tabi onlara duyduğumuz kin, nefret ve öfke; işkencecinin seviyesine inmeyi getirmemeli. Ama 12 Eylül generalleri başta olmak üzere, bu ülkedeki işkenceciler yargılanmazsa, işkencede sakat kalan, öldürülen insanların kemikleri sızlamaz mı, o toplum lekeli kalmış sayılmaz mı? III Yine başka bir sohbet sırasında kulağıma ‘paşa’ sözcüğü çalınıyor. Aklıma hemen Kenan Evren ve daha geçenlerde onun kucağına oturup ‘paşam’ diye sırnaşan Sibel Can geliyor. Kenan Evren’e ve diğer darbeci generallere, onların izinden giden susurluk sanığı Veli Küçük’e, en son emekli olunca MHP’ye katılan ve hakimlere nasıl bombayla gözdağı verdiğini böbürlenerek anlatan general Tokat’a, yargısız infaz amirlerine ve benzerlerine, ‘Paşa’ denmemesi gerektiğini anlatıyorum. Öncelikle bilinmeli ki ‘Paşa’ unvanı cumhuriyetin ilanından sonra kaldırılmıştır. Aziz Nesin, ‘Paşa-Eşek’ konulu öyküsünden dolayı yargılanmış ama bu unvanın Osmanlı imparatorluğunda kaldığını kanıtladığı için ceza almamıştır. Yine halk arasında ‘Paşa’ sözcüğü bir olumlamadır, kahramanlık payidesi olarak görülmekte ve insanlar sevimli, başarılı buldukları çocukları, ‘Paşa’ diye sevmektedir. Paradoks buradadır. Geçmişte ‘33 kurşun’un kirli sanığı ‘Muğlalı’ gibi suçlu askerler olduğu gibi, halkın gözünde kahramanlık mertebesine varmış ‘Paşalar’ da vardır. Ama cumhuriyet Türkiye’sinde ‘Paşa’ unvanı kalmamıştır. Hele hele ‘demokrat’ bilinen yazarların, suçları belgelenmiş generallere ‘paşa’ demesi, çocukları ‘paşa’ diye seven bir insanın, çocuk katillerine ‘paşa’ demesi trajiktir. Kimi insan alışkanlıktan, kimi yalakalıktan ‘paşa’ demeye devam etmektedir. Bu gün gencecik çocukları bildiri dağıtıyorlar diye linç etmeye yeltenen devşirme çapulcuların, ’paşalarının’ izinden gitmesi anlaşılabilir. İyi de Kenan Evren’in (ve onun mirasçısı generallerin) bizzat gazabına uğrayan insanların ona ‘paşa’ demesi nasıl hoş görülebilir. Başta aktardığım gibi kavramların-kelimelerin kullanım değeri-nedeni vardır. ‘Paşa’ sözcüğünü nerede ve kim için kullandığınıza dikkat etmezseniz, Sibel Can gibi, 17 yaşındaki çocukları astıran, insanlık suçu işleyen ve işlediği bu suçlardan ötürü henüz yargılanmayan Kenan Evren’in kucağına oturmuş sayılırsınız. Siz siz olun da çocukları ‘paşa’ diye severken, çocuk katillerine de ‘paşa’ demeyin. Aynı şekilde 12 Eylül diktatörlerinin besleyip büyüttüğü Fethullah Gülen adlı şeriatçı, karanlık zata ‘hoca, hoca efendi’ diyen ‘sözde solcu’ yazarlar-gazeteciler-politikacılar vardır. Adam Fethullah’ı eleştirirken bile, ‘hoca – hoca efendi’ diye hitap ediyor. Yuh yani. Bu ne korku, ne hesaptır. Fethullah’a, sizin hocanız, fikirdaşınız, yoldaşınız olmadığı halde, ‘hoca’ demek: ‘Eleştiriyorum ama gazabından korkuyorum ya da ileride belki onun zengin çevresine işim düşer’ anlamına gelmez mi? Nasrettin hoca tuvalete girmeden ağzındaki sakızı çıkarıp atarmış. Bu durumu görenler nedenini sormuş. O da, ‘Ne olur ne olmaz, gören görmeyen başka bir şey çiğnediğimi sanır da ondan’ diye yanıtlamış. Kıssadan hisse: İşkencecisini yargılamadan affetmeye hazır hayırsever vatandaş, Kenan Evren ve şürekasına ‘paşa’, Fethullah Gülen’e ‘hoca’ diyen sözde demokratlar, siz siz olun kullandığınız kelimelere, kavramlara dikkat edin. Ne olur ne olmaz, duyan duymayan başka bir şey çiğnediğinizi sanır... [email protected] 1/ Fikret başkaya. Kavram Sözlüğü. Özgür Üniversite yayınları. 2005. (Bu yazı 25. 08. 06. Birgün Gazetesinde yayınlanmıştır. Yeri geldi yeniden paylaşıyorum.)

“darbeci dememek için ‘paşa’, şeriatçı dememek için ‘hoca’, kapitalizm dememek için ‘piyasa ekonomisi’, sömürge dememek için ‘deniz aşırı vilayetler’, burjuvazi dememek için ‘yatırımcı’, işgal dememek için ’barış harekatı’, cezaevi katliamı dememek için ‘hayata dönüş operasyonu’ deniliyor...”

“Kelimeler, kavramlar, kuramlar gerçeği bulmanın yolu olduğu gibi, gerçeklerin üstünü örtmenin de aracı olabiliyor. Eğer kuram (teori) bakış demekse, kimin nereye, nereden baktığı önemlidir.(...) Bu yüzden sosyal teorinin hangi somut tarihsel ortamda kimin tarafından ortaya atıldığı, nasıl ve hangi amaçla kullanıldığı kritik bir öneme sahiptir.(...) Zira gerçekle yalan arasında üçüncü seçenek, bir orta yol mümkün değildir.(...) İdeolojik hegemonya üstünlüğünün küresel sermaye lehine döndüğü son çeyrek yüzyılda kapitalizm, sömürü, sınıf mücadelesi, emperyalizm, kalkınma, sosyal eşitsizlik, sosyal adalet, vb. kavramlar kullanılmıyor. Oysa adıyla çağırmamak da bir yalan söyleme yöntemidir...”1

II

Barış konulu bir toplantı sonrası, içlerinde yeni tanıştığım insanların da olduğu bir grup oturmuş yemek yiyoruz. ‘Eski solcu’ olduğunu söyleyen adamın biri, -çok barış yanlısı olduğunu bize kanıtlamak için- ‘İşkenceciyle yemek yeme, işkenceciyi affetme’ konusunu ortaya atıyor. Doğal olarak tüylerim diken diken oluyor. Gömmeye çalıştığım anılar, işkence tezgahları ve işkenceciler geliyor gözümün önüne. Tiksinti, öfke ve kin arası duygular iştahımı kesiyor. Kendimi ifade etmeye çalışıyor ve işkencecisini affetmeye hazır olduğunu söyleyen adamı uyarıyorum: ‘Öfke ve kin duyguları insana aittir. Ve unutmayı, unutturmayı engeller. Öfkesini yitiren muhalif de olamaz. Ben ‘geliştim, evrimleştim, uygarlaştım’ diye işkencecileri yargılamadan affetmeyi savunmak, evrensel değerlerden-etikten uzaklaşmak yani insani özellikleri yitirmek demektir. Belki vur deyince vuran cahil bir piyonu affedersiniz ama işkenceyi meslek edinmiş, bundan zevk alan, işkence yaptığı insanları -eğer sağ kalsalar bile- ömür boyu travmayla yaşamak zorunda bırakan insanlık düşmanları affedilir mi? Tabi onlara duyduğumuz kin, nefret ve öfke; işkencecinin seviyesine inmeyi getirmemeli. Ama 12 Eylül generalleri başta olmak üzere, bu ülkedeki işkenceciler yargılanmazsa, işkencede sakat kalan, öldürülen insanların kemikleri sızlamaz mı, o toplum lekeli kalmış sayılmaz mı?

III

Yine başka bir sohbet sırasında kulağıma ‘paşa’ sözcüğü çalınıyor. Aklıma hemen Kenan Evren ve daha geçenlerde onun kucağına oturup ‘paşam’ diye sırnaşan Sibel Can geliyor. Kenan Evren’e ve diğer darbeci generallere, onların izinden giden susurluk sanığı Veli Küçük’e, en son emekli olunca MHP’ye katılan ve hakimlere nasıl bombayla gözdağı verdiğini böbürlenerek anlatan general Tokat’a, yargısız infaz amirlerine ve benzerlerine, ‘Paşa’ denmemesi gerektiğini anlatıyorum. Öncelikle bilinmeli ki ‘Paşa’ unvanı cumhuriyetin ilanından sonra kaldırılmıştır. Aziz Nesin, ‘Paşa-Eşek’ konulu öyküsünden dolayı yargılanmış ama bu unvanın Osmanlı imparatorluğunda kaldığını kanıtladığı için ceza almamıştır. Yine halk arasında ‘Paşa’ sözcüğü bir olumlamadır, kahramanlık payidesi olarak görülmekte ve insanlar sevimli, başarılı buldukları çocukları, ‘Paşa’ diye sevmektedir. Paradoks buradadır. Geçmişte ‘33 kurşun’un kirli sanığı ‘Muğlalı’ gibi suçlu askerler olduğu gibi, halkın gözünde kahramanlık mertebesine varmış ‘Paşalar’ da vardır. Ama cumhuriyet Türkiye’sinde ‘Paşa’ unvanı kalmamıştır. Hele hele ‘demokrat’ bilinen yazarların, suçları belgelenmiş generallere ‘paşa’ demesi, çocukları ‘paşa’ diye seven bir insanın, çocuk katillerine ‘paşa’ demesi trajiktir. Kimi insan alışkanlıktan, kimi yalakalıktan ‘paşa’ demeye devam etmektedir. Bu gün gencecik çocukları bildiri dağıtıyorlar diye linç etmeye yeltenen devşirme çapulcuların, ’paşalarının’ izinden gitmesi anlaşılabilir. İyi de Kenan Evren’in (ve onun mirasçısı generallerin) bizzat gazabına uğrayan insanların ona ‘paşa’ demesi nasıl hoş görülebilir. Başta aktardığım gibi kavramların-kelimelerin kullanım değeri-nedeni vardır. ‘Paşa’ sözcüğünü nerede ve kim için kullandığınıza dikkat etmezseniz, Sibel Can gibi, 17 yaşındaki çocukları astıran, insanlık suçu işleyen ve işlediği bu suçlardan ötürü henüz yargılanmayan Kenan Evren’in kucağına oturmuş sayılırsınız.

Siz siz olun da çocukları ‘paşa’ diye severken, çocuk katillerine de ‘paşa’ demeyin.

Aynı şekilde 12 Eylül diktatörlerinin besleyip büyüttüğü Fethullah Gülen adlı şeriatçı, karanlık zata ‘hoca, hoca efendi’ diyen ‘sözde solcu’ yazarlar-gazeteciler-politikacılar vardır. Adam Fethullah’ı eleştirirken bile, ‘hoca – hoca efendi’ diye hitap ediyor. Yuh yani. Bu ne korku, ne hesaptır. Fethullah’a, sizin hocanız, fikirdaşınız, yoldaşınız olmadığı halde, ‘hoca’ demek: ‘Eleştiriyorum ama gazabından korkuyorum ya da ileride belki onun zengin çevresine işim düşer’ anlamına gelmez mi?

Nasrettin hoca tuvalete girmeden ağzındaki sakızı çıkarıp atarmış. Bu durumu görenler nedenini sormuş. O da, ‘Ne olur ne olmaz, gören görmeyen başka bir şey çiğnediğimi sanır da ondan’ diye yanıtlamış.


Kıssadan hisse: İşkencecisini yargılamadan affetmeye hazır hayırsever vatandaş, Kenan Evren ve şürekasına ‘paşa’, Fethullah Gülen’e ‘hoca’ diyen sözde demokratlar, siz siz olun kullandığınız kelimelere, kavramlara dikkat edin. Ne olur ne olmaz, duyan duymayan başka bir şey çiğnediğinizi sanır...

[email protected]

1/ Fikret başkaya. Kavram Sözlüğü. Özgür Üniversite yayınları. 2005.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Konuk Yazarlar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.