" Seni Sevmiyorum..."

"Bu yazı, aşkı tek bir güne sığdırıp, varlıkla sevgiyi ölçen, yoklukla terkeden, iyi gün kötü gün ayrımı yapan ve “elalem’ için aşk tiyatrosu oynayan çiftlere gelsin. Gerçek aşıklara selam olsun. Unutmayınız; aşkın varlığını, onu yaşayacak yüreği olmayanlar inkar eder.”

Seni sevmiyorum.

Bencil bir varoluşla sadece kendimi düşünerek hareket ettiğim için seni sevmiyorum.

Her şeyden önce ve yalnızca kendi duygularıma ve ihtiyaçlarıma odaklandığım için seni sevmiyorum.

Seninle birlikte olmaktan zevk aldığım için değil, yalnız kalmaktan korktuğum için yanındayım.

Gidecek cesaretim olmadığı, yüzleşecek yüreğim kalmadığı, önceliklerim ve hesaplarım duygusal olmadığı için duruyorum en çok da.

Belki de sadece bir süreliğine boyun eğdiğim için

toplumun sahtekar geleneklerine ve söylemlerine, katlanıyorum sana ve bu ilişkiye!

Ama seni sevmiyorum.

Bunu biliyorum.

Seviyormuş gibi gülümsüyor, seviyormuş gibi bana biçilen rollerle yaşıyor, vasat bir ruh haliyle her geçen gün aslında sevginin ne olduğunu bilmeyen bir kimlikle, daha çok batıyorum.

Ama seni sevmiyorum.

Katılmam gereken davetlerde ve bulunmam gereken tüm organizasyonlarda kolumda gezdirebileceğim bir kavalye, yemek, temizlik, faturalar vb ihtiyaçları gideren bir çalışan, istekle değil bezmişlikle tutum ortaya koyan bir görevlisin sadece.

Öylesine faydalı bir alışveriş ki aslında bu!

Aşktan bile daha gerçek.

Bir nevi ticaret.

Statüler ve unvanlar ve bitmek bilmeyen

anlamsız sıfatlar için…

Hem kariyerinde hem özel hayatında başarılı damgasını yemek için en çok da, huzurlu ve mutlu bir birliktelik imajı çizmek için bir köprü olarak bakıyoruz aslında bu duruma.

Ve aşk bitse de bizim gibiler için…ticaret bitmez asla!

Toplumda “en iyi olma” ve “en yüksek olma” pozisyonlarının suni dünyasına olan yüksek talebin bitmemesi gibi!

Yok yok ben seni sevmiyorum.

Senin acıların ya da hayalkırıklıkların beni hiç ilgilendirmiyor.

Arkadaşlarınla olan sohbetlerin ya da o sohbetlerin ne kadarında bana yer verdiğin hiç ilgimi çekmiyor.

Hayallerini dinlemek ya da günlük sorunlarına ortak olmak veyahut seni korkutan şeyleri anlamak istemiyorum.

Keyfim ve kendi rahatım senden önce geliyor.

Öyle olmasa bile seninle vakit geçirmek gibi bir kaygım yok. Yıldızlara bakmak, yağmurda dolaşmak, hayatı ve yeni şeyleri keşfetmek ya da bir şiir yazmak bir şarkı okumak, komik ve anlamsız tavırlarla kendimiz olmak, sessizliğimizi bile paylaşmak gelmiyor içimden.

Aynı sorumlulukların altında yan yana yürümek istediğim kişi sen değilsin. Ne sen ne de ben kendi varoluşumuzun sorumluluğunu alamamışken özellikle de!

Biliyorsun biliyorsun, bunu sen de biliyorsun aslında!

İkimizde gerçekte olmadığını bildiğimiz bomboş bir dünyada, beraber yol alıyoruz birbirimizin haklarını ve ihtiyaçlarını göz ardı ederek duyarsızca.

En çok da kendimizi kandırıyoruz, “her ilişkide olur böyle şeyler” gibisinden ama içten içe

biliyoruz ki her ilişkide olmaz böyle şeyler…

Sen hep kendi dünyanda, ben hep kendi dünyamda soluklanıyoruz da bir türlü aynı dünyanın içerisinde yan yana nefes alıp veremiyoruz samimi bir aşkla.

Paylaşmaktan çok katlanmak bizimkisi.

Henüz kendimizi bile tam olarak tanımazken ve birbirimizi de gerçekten tanımak istemezken, nasıl aynı yolda el ele yürüyeceğimizi düşünebiliyoruz ki?

Öteliyoruz, öteleneniyoruz esasında.

Hayatı dolu dolu yaşamamız gerekirken, fütursuzca harcıyor, harcanıyoruz.

Birbirinin aynısı samimiyetsiz ve sığ ilişkileri kıyaslıyor, mutluluğun tanımını basitleştirelim derken, bayağılaştırıyoruz. Aşkı, bedensel zevklere indirgiyor, ucuz ve sıradan kılarak avutuyoruz düşüncelerimizi!

Toplumu kandıralım derken hoyratça kendimizi kandırıyoruz.

Tekrarı olmayan bir hayatın, değerli her bir saniyesini harcadığımız, mutluluğu bize asla kazandırmayacak olan ve umursamayacak olan bir topluluk için harcıyor, israf ediyoruz. “Zamana yenik düşer zaten olan da” masalıyla yol alıyoruz ki, herkes bilir gerçek sevgiler zamanla güçlenir ve derinleşir aslında.

Her bir soruna başka bir hediye alıyoruz.

Harcıyoruz, harcıyoruz, harcıyoruz.

Kazanmak ya da kazanılmaya değer olmak gelmiyor aklımıza ilk sırada!

Pembe ya da beyaz yalanlarla, kapkara bir gerçekliği yaşıyoruz.

Balondan suni hayatlarla, her gün her an aşkı katlediyoruz.

Aramadığımız için bulamıyoruz.

Bulmaya cesareti olanları vazgeçiriyoruz.

Bulanlara ise gıpta ile baksak bile içten içe diş biliyoruz.

Aşka layık olacak kadar cesur olmadığımızı biliyoruz.

Hiç hissetmediğimiz kadar söylüyoruz.

Seni seviyorum!

Seni seviyorum!

Seni seviyorum! diyoruz…

Birilerine göstermek için olmayan sevgimize methiyeler diziyoruz.

Tek bir günde, aşkın büyüklüğünü, pahadaki büyüklükle gösterebileceğimizi sanıyor, birbirimizden çok komşularımıza, arkadaşlarımıza göstermelik armağanlar veriyoruz.

Ve aslında en çok da ikimiz biliyoruz.

Biz birbirimizi sevmiyoruz!

Ama susalım bugün de. Yine açılacak birazdan perde.

Önce kendimize sonra millete, koyalım ortaya enfes bir sahne…

Sevgililer günün kutlu olsun senin de!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fulya Mısırlıgil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?