Ekmekten girip tezekten çıkmak

Büyük eniştem Mustafa Kimya, akşamları işinden evine dönerken ekmeğini Tabakhane'deki fırından alır.

"Tabakhane ekmeğinde ne varmış ki" diye merak edip ilk tattığımda ona hak vermiştim. Mübarek ekmek değil, kurabiye. Katkı maddeli undan yapılmış ekmekler gibi ağzının içinde buruk bir tad da bırakmıyordu buradaki fırının ekmeği. Kıskandım doğrusu eniştemi. Şahsen ben göze alamıyorum Tabakhaneye kadar inip ekmeğimi oradan almayı.

***

Kavaklıkta oturanlar, ne mutlu size. Artık hileli gıda maddeleriyle beslenmekten gına geldiğiniz şu günlerde, hiç değilse bir dalda kaygısız olacaksınız. Katkı maddeli ekmeleri yemekten kurtulacaksınız.

Artık sizin mahallenizde tam buğday unundan pide yapan bir fırın var: Güneykent Pide Fırını... Kavaklığın neresinde mi? Sanko Parkın güneyindeki Trafik lambalarından Kavaklığa girişte. Soldan altıncı apartmanın altında.

Sağda değil ha! Sağda olamaz zaten. Caddenin sağı Mânoğlu Parkı ya.

"Güle güle yiyin tam buğday unundan yapılmış ekmeği" diyeceğim ama bir tülü dilim de varmıyor.

Nedenine gelince, her kötü şeye olduğu gibi hile katkılı ekmeğe de öylesine alışmışız ki, tam buğday unundan yapılmış ekmeğe trene bakar gibi bakıyoruz.

Çoğunluğun son kararı yine katkı maddeli undan yapılmış ekmeği tercih etmek oluyor.

Orası öyle ama ağzının tadını bilenler, sağlığını önemseyenler de yok değil. Örneğin dün ekmek almak için biraz gecikmiştim, tam buğday unu ekmeği bitmiş, yetişip alamadım.

***

Aaah, nerde o eski ekmekler... Her evde kendi ekmeğini yapardı analarımız, ninelerimiz. Yapardı derken tek başlarına yapamazlardı tabii. Yardıma komşular da gelirdi.

Akşamdan yoğrulan koca bir teşt hamur mayalanmaya bırakılırdı. Sonra yakılırdı "hayad"a kurulan ocak. Ocakta bağlardan gelen budamadan artmış bağ çubukları yakılırdı.

Ekmek tahtalarının üstünde oklava ile yufkalar açılır, ocağın üstündeki sacda pişirilirdi.

Biz çocuklar o yufkaların tadını ancak, annelerimizin elimize tutuşturduğu içine peynir döşenmiş dürümleri yerken alabilirdik.

Sacda pişen ekmekler, saatler sonra nerdeyse adam boyuna yükselirdi. Bu yüzlerde ekmek kilerlerde muhafaza edilirdi. Yeneceği zaman gerektiği kadarı sulanıp yumuşatılır, sofraya getirilirdi.

O eski ekmek yapma geleneği yok artık. Evlerimizin hayatı mı var ki geleneği sürdürsün kadınlarımız. Apartman dairesinin balkonunda yapacak değiller ya sac ekmeğini.

Ya günümüzde fırınların kullandığı mayaya ne dersiniz? Eskiden fırıncılar da hamuru akşamdan doğal mayaya yatırırdı. Şimdi iş pratikleşti. Hamur makinelerinde katkılı un, su, hazır maya buluşturuluyor. Makinenin düğmesine basılıyor. On dakika sonra ekmeklik hamur hazır.

Gel de ye bunu. Yiyoruz çaresiz. Artan ekmek nerede muhafaza ederseniz edin ertesi öğüne kadar kazık kesiliyor. O da doğal olarak çöpe gidiyor.

***

Kimi zaman merak ederim. Şu koskoca maya uygarlığı nasıl olmuş da yer ile yeksan olmuş. Sanırım onlar da bugün bizim ulaştığımız teknolojiye ulaşmış, her şeyin hilelisini yemeye alışmışlardı.

Eh, öyle uygarlık da batarsa batsın artık. Sanırım darısı da çoğa varmadan bizim bugünkü ulaştığımız uygarlığın başına gelecek.

Dünyayı batırmak için el ele verip yurttaşın kanını iliğini emenler sadece silah üreticileri mi? Petrolcular mı? Savaş çıkartıp milleti birbirine kırdıran emperyalist ülkeler mı?

Lastikli yasaların gölgesine sığınarak hileli besin üretenlerin de payı olacak elbette ki bu batışta.

***

Ne dersiniz, gidip şu kiloluk 5 kavanozu 100 liraya satılan baldan alıp, "Çocuklar bakın size bal aldım!" diyerek şekerden yapılan sahte ballarla evdekileri kandırsam mı ben de.

"Güzelleşsin" diye çınar yaprağından üretilmiş sözüm ona güzellik kreminden alıp bizim hanımın "Başım ağrıyor," diyerek her gece ardını dönüp yatmasının önüne mi geçsem...

Bu güzel üreticilerimiz bizim gibi andavallıları kandırıp onlarca TV sahibi olmayı bile başarabildiler. Acaba ben de varsıl olmak için bir güzellik kremi filan mı üretsem?

Hani şu ineklerimizin, öküzlerimizin altından toplanan tezekler var ya, onlar da bir işe yaramıyor artık nasıl olsa. Karımca, bu canım hayvanların doğal öteberisinden kim bilir ne güzel bir güzellik kremi yapılabilir.

1 300 lira asgari ücretle, 1.100 lira emekli maaşıyla geçinilmiyor birader. Var mısınız benimle böyle ortak bir iş kurmaya? Yaşasın, gelsin o zaman paralar! Canım ineklerimiz, canım öküzlerimiz sizler de çok yaşayasınız!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fevzi Günenç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.