Halklar savaşın kazanan tarafı olamaz.

Alevi Dedesi Şeyh Bedreddin Ğazale’i bir süre once Özgür Suriye Ordusu adı verilen ama adı ile tam tezat bir katliam çetesi tarafından kaçırılmıştı. Sosyal medyaya gösterilen fotoğraflarında işkence altındaydı.Şimdi bir çukurda başı aşağıda vücudunda derin yaralarla cansız yatıyor. Tek suçu var o da Alevi olmak, Ortadoğu’ya yaşıyor olmak.

Bir başka karede üç tır şoförün kurşunlanışı var. Namazın kaç rekat olduğunu bilmemeleri infaz edilmeleri için yeterli bir neden. Antep’te Suriye’den kaçan bir ailenin anlattığı utanç içler acısı. El Nusra çetesinden birisi ailenin içine giriyor beğendiği bir kadını alıp rahatça gidebiliyor. En ufak bir karşı çıkış herkesin ölümü demek. Çünkü Alevi malı ve kadını helaldiye fetva verilmiş. Savaş denilen ahlaksız fiiliyatın her adımınıda ahlaksızca atmaktan geri durmuyorlar.

Yan yana çocuklar yatıyor, kurşunlanmış, kesilmiş, buzla etrafı örülmüş, anne feryadı altında çocuklar. Kinle beslenen cinayetler her gün yeni yeni katliam haberleri evimizin içine düşüyor.

Dünya bir cehenneme döndü. Tarihin her döneminde işlenen etnik cinayetler son dönemlerin en rutin olayları haline geldi. Ortadoğu’nun sınırımıza yakın olan kısmı yanıyor. Halklar işkence ve ölüm altında. Kaçabilen şanslıları başka insanlık dışı muameleler bekliyor.

Dünyada, insanın modern yaşama geçmesine pararlel devam eden cinayet işleme dürtüsü, yüzyıllardır emperyalizmle beraber etnik cinayetlere evrildi. Aydınlanma çağı beraberinde insan hayatını her dönem tehdit altında bırakan bir karanlıkla beraber yürüyor. Hayatta kalma ve tehlike karşısında yada psikolojik olarak bir sapkınlık olarak kabul edilmesi gereken cinayet dürtüsü modern insanın planlı programlı ve devlet politikası olarak işliyor.

Tarihin not düştüğü en büyük kitlesel soykırım olan Holokost aslında Kapitalizmin icadı olarakta şahsi kabulüm olan Amarika Kıtasının keşfi ve yerlilerinin katledilmesini takip eder. Kıyımların öncüsü yaşlı Avrupa kıtası ve kirliliğini taşıdığı genç Amerikan kıtasının sömürgeci devletidir.Kendilerine toprak açma, plantasyonlar oluşturma, maden kaynaklarını kullanmak için yerli nüfusun ya ortadan kaldırılması yada ucuz iş gücü ve ekonomik birgirdi olarak kullanma hem de bu canice sömürü sonucunda öldüme yolunu seçtiler.Yerliler kendilerine uygun olmayan zor yaşam koşullarında kırıldı gitti yada toplu cinayetlerle yok edildiler.

Bir din adamı olan Bartemeo De La Casas’ın yazdığından uzun zaman sonra elde edilen günlüğünde ve İspanya Kraliçesine yazdığı mektuplarda yerlilerin akla hayale gelmeyecek işkeneceler ile öldürülmesinde onların sapkın, dinsiz olarak kabul edilişini uzun uzun anlatır.

Dine dayandırılarak öldürme Orta çağ Avrupa kıtasında yaygın olmakla beraber kitlesel kıyım olarak vücut bulmamıştır. Kitleselliği ekonomik olarak yağma ile at başı gider. Bu nedenle etnik cinayetleri kapitalizmden ayırmadan irdelemek gerekmektedir. Kapitalizme beraber bizim modern insanın tarihinin içinde, bizim olan bir şeydir.

Etnik cinayetlerin meydana gelmesi için gereken unsurlar yönetim şeklinin gevşekliği, demokrasinin buna müsait olması, yeni modernleşen bir sisteme geçiş aralığı, yönetim boşluğu, ülkenin kaos ortamında bulunmasıdır. Bazan bu unsurların haricinde de etnik cinayetler meydana gelmektedir. Hatta en büyük katliamlar bu şekilde yapılmaktadır. Almaya’da ki Nazilerin yaptığı soykırım yukarıda saydığımız hiç bir koşulu içinde barındırmaz. Seçilmiş bir parti,çoğunluğun desteklediği bir demokrası anlayışı, seçilmişler ve arkasına aldığıbir halk. Almanya’da bu kitlsel kıyıma karışmış yada sessizce onaylamış bir halk dayanışması o dönemde yoğun hissedilir bir şekildeydi.

İttihat ve Terakki Partisinin başlattığı Ermeni tehciri yani soykırımının eliyle gerçekleştirilmesi için gerekli olan tüm ortam hazırlanmıştı.En iyi niyetle baştan bir etnik temizlik olarak hedeflenmemiş olsa bile bu yola girilmesinden dolayı hiç bir pişmanlık duymayan Jön Türklerle karşılaşıyoruz.Devletin bizzat rol aldığı asimilasyon programlarında Ermenilerin boşalttığı evlere mübadele yoluyla Balkanlardan gelen muhacirler yerleştirildi. Bu şekildeülkenin dört bir yanında bir nüfus değiş tokuşu yaşandı. Türk etnik kimliğinin baskın bir etnik kimlik olması sağlandı. Ardından diğer etnik kökenlere uygulanacak asimilasyonun başlangıcıydı ve bugün resmi olmayan rakamlara gore1.5 milyon Ermeni ya soykırımda yada tehcir yollarında öldü.

Modern Cumhuriyetin kurulmasından sonra Türkleştirme politikasının daha düşük yoğunluklu uygulamalarına geçildi. Taki 1938 Dersim soykırımına kadar. Dersim halkının idare edilemediği, bir birlik altında hareket etmediği bahanesi ile arkasında ordu ve komuta eden devletin yaptığı, bugün hala ette kemikte acısı hissedilen katliam yaşandı.

Ardından bugün tam bir etnik temizliğe uğramasada savaş halinde olduğu, devletin karşı durduğu bir zamanlar yok saydığı Kürtler var. Bir etnik temizliğe başvurulamayacak kadar kalabalık olmaları, politik olarak kazanımlarının olması kendilerinin bu topraklarda kalabilmeleri için bir neden olsada nefret politikasından ve devlet şiddetinden paylarına düşeni alıyorlar ne yazık ki.

Etnik temizlikte Holokost’u kısmen dışarı bırakarak incelersek bazı benzerlikler yakalarız. Ermeni Katliamında cinayeti tamimle reel ve uygulanabilir haline getiren devlet bu işe Kürtleri yani mahalli olan ama farklı etnik grupları dahil etmiştir. En kirli cinayetleri sivil milisler işlemişlerdir. Yugoslavya’da, Afrika kıtasında bir zamanlar birlikte yaşayan halklardan devletin desteklediği grupta olanlar bir anda azınlık olarak kabul gören tarafa saldırarak etnik temizliğe giriştiler. Devletin bir şekilde kendisini gerektiğinde aklayabileceğiyanılgısı oluştu. Ancak devletin organize etmediği, idare etmediği bir etnik temizlik yapılmamıştır.

Yahudi katlimaı bir devletin kendi ülkesinde ki etnik kökene yapılan kıyım ayrıca incelenmesi gereken bir kıyım şeklidir.

Avustralya daki Aborjinlerin katledilmesi, asimilasyona uğraması ile ABD kıtasındaki yerlilerin ve Güney Afrika yerlilerinin katliama uğraması etnisite ile birlikte emperyalizmin doğrudan kıyımı olarak kabul edilebilir.

Bugün Ortadoğu’da yaşanan büyük bir kısmını etnik bir temizlikten alarak hareket eden savaşa bakacak olursak, hepsinin organizasyonu devletlerdir. Devletin başındaki elitler daha gerilerdeki uluslararası kapital güçlere hizmet ederler. Ülkelerin jeopolitik durumu, kaynaklarının zenginliği,politik tutumları kapitalist ilerleyişe engel teşkil ediyorlar ise kaos ortamına karşı zayıf demektir. Hele de yönetim şeklindeki boşluklar zaafiyet veriyorsa durum daha da vahimdir. Ortadoğulu halkların en büyük açmazı olan radikal isla en verimli zemini hazırlar. Dini bir inanıştan daha çok bir baskı aracı olarak kullanılan dini argümanlar insanların hayatları karşısında birden bire en zalim silaha ve zihniyete dönüşebiliyor.

ABD tarafından desteklenen, eğitilen, silahları ve lojistik ihtiyaçları karşılanan El Kaide bazı zamanlar ülkelere saldırmak için bahane olarak kullanılırken bazı zamanlarda ise bir saldırı örgütü olarak desteklenerek hedef ülkenin cinayet makinasına dönüştürülüyor. Her iki durumdada El Kaide ABD çıkarlarına hizmet eden Ortadoğu’lu bir islam ordusu olarakgörev yapıyor. Büyük Ortadoğu projesinde iki atlanması gereken taş olarak görülen devletlerden İran ve Suriye için, gereken tüm istikrarsızlaştırma eylemleri yapılıyor. Kendi içlerinde büyük çoğunlukladiktatörlük eğilimleri bulunan halkına karşı kendilerininde zaman zamanacımasız saldırı düzenleyen devletleri olarak bugün top yekun dünyanın en büyük gücü karşısında hedef durumundalar.

Etnik farklılıklar nesnellik arzetmezler. İnsanları birbirinden ayıran fizyolojik yapıların olduğu tezlerin tamamı çürütülmüştür. Ortak yaşam kültürü, dini ve mezhepsel farklılıklar tarihin ilk dönemlerinden itibarende gelmez. Modern uygarlıkların oluşmasından, tek tanrılı dinlere geçişlerde, bu dinler arasındaki mezhep farklılıkları, coğrafi koşulları, ekonomik koşullar, alışkanlıklar bunların hepsi bir araya gelerek farklı kültürel yapılardaki toplulukları oluşturur. Bu farklılıklariçindeki hakların aynı topraklarda ikametinden de evlilikler yoluyla akrabalıklar da meydana gelmiştir. İnsanları birleştiren yada birbirinden uzaklaştıran tek tip olgularda yoktur. Örneğin dil; aynı dili konuşan ama mezhepsel olarak farkılıklar gösteren topluluklarda birbirinden görünmeyen bir çizgi ile ayrı durmaktadır. Aynı din yada mezhepsel farklılıkları olmayanlar ama aynı dili konuşmayanlar arasındada bir ayrı durmalarını sağlayan çizgi vardır. Yani tam bir ayrım yapmak söz konusu değildir. Hem dil hem de din olarak ayrı olup aynı ekonomik koşullar ve ortak pazar, yerleşimde bir arada yaşayan topluluklarda vardır.

Tüm bunlardan yola çıktığımızda varılacak tek nokta ayrımların çatışmasından karlı çıkacak siyasi elitlere bakmak gerekir. Sokırımları örgütleyen siyasi elitler bugün masa başında işlerini görürler. Kimyasal silahları pazarlarlar, kimyasal silahların kıyımından sonra boşalan topraklar onlar için artık kullanıma elverişli ıssızlaşan rant yerleridir. İç savaş çıkartmak en düşük maliyetli ve aynı zamanda karlılığı en çok olan savaş şeklidir. Bugün dünyada iç savaş nedeniyle ölen insan sayısı, ülkelerinbirbiriyle yaptığı savaş kayıplarından kat be kat fazladır. İç savaş için en büyük bahane olan etnik temizlik için taraflardan birinin baskın taraf için tehlike gösterip göstermediği önemli değildir. Pasif vaziyette bulunmak onların kıyımlarına engel değildir. Üstelikte haklı gerekçeler için çoğunluğun yandaşlığı da çok kolay kazanılmaktadır.

Ülkemizde dahil olmak üzere baskı aracı kurumları kullanarak ve dini argümanları doğru kabul ederek yaşanan cinayetler yalnızca kapitalizme hizmet etmektedirler. Tehlike altında olmayan yada çoğunluğa kendini ait hisseden yani aidiyetin korumacılığına sığınanlar katliamlara dolaylı olarak destek vermektedir. Sessiz kalmak, iktidarların yaptıklarına karşı sorumlu hissetmemek yada toplumsal farkılıkları haklı gerekçe kabul etmek yandaşlık derecesine taşır insanları. İdeolojik kıyımlar, dini kıyımlar, ekonomik kıyımlar, etnik kıyımlar bugün bizleri tehdit altında tutuyor. Militarizmin hizmet edeceği alan halka karşı olan alanlardır.

Resmi orduların dışında; toplama, kişisel olarak zayıf,hırslarının peşinde olan ve bağnazlığı klavuz kabul eden, cinayeti normalleştiren bireylerden oluşan bir militer güç her yerde. Devlet eliyle besleniyor ve silahlandırılıyor. Kimyasal silahları uluslararası güçler tarafından temin ediliyor. Etnik temizliği gözünü kırpmadan yapıyor.

Halkların kendi kader tayin hakkını muhafaza eden bir hoş görü ile bugün dünyanın kaynayan kazanı haline gelmiş ülkelerdeki tüm mazlumlara sahip çıkma zamanıdır. Devlet denilen mekanizma masum halkların kanları ile vücut bulmuş ve hala bu kanlar ile beslenme geleneğini bozmadan devam ediyorlar. Rojava, Lazkiye, Reyhanlı, Filistin, Suriye’nin diğer yerleri, Irak, Filistin,Mısır, Libya, Tunus sürekli olarak sıcak ve ölüm kalım savaşında. Elini kolunu sallaya sallaya dolaşan ajanlar en çok camilerde ve kahvehanelerde halkın arasında, hiç birine mensup olmadıkları kültürleri ve mezhepleri birbirlerine karşı kışkırtıyorlar. Hiç bir düşmanlık beslememiş halklar bir anda normal davranışın ötesine geçerek ve daha kötüsü kendini tehlike altında görerek saldırıyor. Geriye kan ve gözyaşı kalıyor.

Yaşanan her türlü zalimliğin kurbanı olan insanlar için mücadele etmek gerekiyor. Sırrı Süreyya Önder’in tespiti bu coğrafyanın en büyük handikapını bağıra bağıra söylüyor. “İnsan olmadan müslüman olmak” İnsan olmadan bir şeye ait olmanın hiç bir anlamı ve gerekçesi olamaz. Bugün insan olmadan ama insani hisleri bir gösteri aracına dönüştürenler tarafından yönetiliyoruz ve her gün tehlikelerin içine daha fazla çekiliyoruz. Kitlesel kıyımlar uzağımızda değil.

Televizyon ekranlarından yalnızca mazlum olarak bize dayatılanları mazlum geriye kalanları zalimlikleri haketmişler olarak gören bir toplumuz. Kör ve cahil olarak bilerek ve istenerek yönlendiriliyoruz. Ağaçlar için göze göz dişe diş mücadele edenler kendi topraklarındaki mazlumlar için vediğer mazlum halklar içinde gerekeni yapmalı. Devletten hesaplaşmasını istediğimiz her zalimlik için önce toplum olarak biz kendi hesaplaşmamızı tamamlamalıyız. Bu güne kadar sağırlıklarımızı,taraflılığımızı ortaya koyarak özeleştirmizi yapmalıyız. Rojava’da, Lazkiye’de yaşananlar Reyhanlıda bizi buldu. Daha fazla da bulabilir. Emperyalizmle ortaklaşanları bliyoruz, bildiklerimizi yalnızca kendimiz için değil tüm halklar için haykırmalıyız.

Halklar savaşın kazanan tarafı olamaz.

Nuray Çevirmen

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nuray Çevirmen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket Gaziantep’teki Belediyelerin Hangisinin Çalışmasından Memnunsunuz?

tiktok takipçi satın al