Masaya biranın dökülüşünü koydu

Bir eylül sabahı, masamın üzerinde günlerdir duran Edip Cansever’in şiir kitabını aldım elime. Rastgele de açtım. Karşımda “Masa da masaymış ha” şiiri… Bir masaya baktım, bir şiire baktım.

Bira içmek için erkendi, ama üstad adamın birinden, muhtemelen de benden söz ediyordu: “Bir bira içmek istiyordu kaç gündür/Masaya biranın dökülüşünü koydu…”

Şiirin insanı yakalamasıydı bu. Kelimelerin beyinde kurulu trapezlerde taklalar atması, dolaşım denilen o sonsuzlukta 110 m. Engelli koşmasıydı.

“Bana mısın,” dememişti Edip Cansever’in masası. “Adam ha babam koyuyordu.”

William Faulkner’in dehası tartışılmaz, ama Faulkner’in sarhoşluğu da tartışılmaz.

Ernest Hemingway’in de öyle… Gellhorn itiraz eder yaşamın bu çarpıklığına. “İkimiz de dün akşam içtik. Sen benim iki mislim içtin, ama sabahın altısı ve sen romanını yazıyorsun!”

“İki ayyaş” da rakının dibini bulduklarında top sesleri Afyon’dan duyuluyordu.

Birkaç ayyaş ile Rus ordusu, Hitler’in su kuyularını votkayla dolduruyordu.

O sıralarda Berlin meydanında kitaplar daha iyi yansın diye Goebbels elindeki viskiyi kitapların üzerine döküyordu.

31 Aralık 1958’de Fidel Castro, Dominik’e kaçan Batista’nın ardından konyağını yudumluyordu.

J.Paul Sartre, Cezayir savaşına katılmak istemeyen genç öğrenciyi, “benden istediğin cevabı almak için geldin, o cevabı sana vermeyeceğim evlat,” diye kovuyordu. Delikanlı, “sarhoş” diye çıkıyordu ünlü yazarın evinden, öğrenci hiç “sarhoş” olamadı.

Arthur Rimbaud “Sarhoş Gemi’yi yazıyordu, Pablo Neruda’nın “Balla Sarhoş” şiirini yazacağını bilmeden.

“İçkiye benzer bir şey var bu havalarda,” diyordu Orhan Veli Kanık, “Sarhoş ediyor insanı, sarhoş.”

Edip Cansever ile girdik, zira 28 Mayıs bu büyük ozanın ölüm yıldönümüydü. Pek de akla gelmedi.

Türk şiirine damgasını vurmuştu, pervasızdı, aşka tutkundu… İçerdi de…

Can Yücel değildi belki, ama severdi içmeyi.

MASA DA MASAYMIŞ HA

Adam yaşama sevinci içinde

Masaya anahtarlarını koydu

Bakır kaseye çiçekleri koydu

Sütünü yumurtasını koydu

Pencereden gelen ışığı koydu

Bisiklet sesini çıkrık sesini

Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya

Aklında olup bitenleri koydu

Ne yapmak istiyordu hayatta

İşte onu koydu

Kimi seviyordu kimi sevmiyordu

Adam masaya onları da koydu

Üç kere üç dokuz ederdi

Adam koydu masaya dokuzu

Pencere yanındaydı gökyüzü yanında

Uzandı masaya sonsuzu koydu

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

Masaya biranın dökülüşünü koydu

Uykusunu koydu uyanıklığını koydu

Tokluğunu açlığını koydu.

Masa da masaymış ha

Bana mısın demedi bu kadar yüke

Bir iki sallandı durdu

Adam ha babam koyuyordu.

Yazmış işte Edip Cansever, daha ne yazacaksınız ki üzerine?

Eski bir Kızılderili sözünü söylemekten başka yapacak bir şey yok: “Ne bütün ayyaşlar kötüdür, ne de bütün ayıklar iyi.”

Bu hükümetin topluma ayar vermeye çalışmasının sınırları giderek açılıyor. Bir süre sonra beyaz ekmek yemeyi yasaklamanın dışında talepler de gelecek bu gidişle.

Kadınların orasına burasına karışmanın, kaç çocuk yapılacağına karar vermenin, nerede içki içileceğini belirlemenin, neleri okumamız gerektiğini vurgulamanın ve daha onlarca toplum mühendisliği projesini uygulamanın bir karşılığı olmalı.

Koyun yetiştirmek…

Mümtaz İdil

Odatv.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Mümtaz İdil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?