Uğur Mumcu hiç beklemediğim bir şey yaptı

Gazeteciliğe bulaşmış hemen herkesin Uğur Mumcu ile bir şekilde anısı vardır. Benimki anı değil aslında, bir gözlem. Zaten bir kez karşılaştım sevgili Uğur Mumcu ile.

1986 yılıydı. ANKA Ajansı’nda dış politika muhabiri olarak görev yapıyordum. Gazeteciliğe başlayalı daha iki yıl bile olmamıştı. TCDD’de çalıştığım, sonra Ulaştırma Bakanlığı’na geçtiğim yıllarda, aynı zamanda Bilim ve Sanat dergisinde de yazı yazıyordum. Bilim ve Sanat’ın kurucularından, ANKA’nın da dış haberler müdürü olan Varlık Özmenek’in bir gün “yak kayıkları gel” demesiyle geç yaşta da olsa gazeteciliğe başladım.

Daha önceleri, devlet memurluğundan kurtulmak ve ABD’de yaşayan kardeşimin yanına kapağı atmak için ABD’ye birkaç kez vize başvurusunda bulunmuş, hep reddedilmiştim. Dillon adlı bir büyük elçi yardımcısı beni sorgulamış ve “refüze” etmişti. Ondan sonra yaptığım başvurular kabul edilmemişti.

ANKA’ya girince, gazetecilik kimliğimle yeniden ABD’ye başvurmuş ve kabul görmüştüm. Turgut Özal ABD’ye gidiyordu, ben de ANKA’nın görevlisi olarak gidecektim New York’a. Kardeşim de zaten orada yaşıyordu.

Önce, o sıralarda Ziya Gökalp Bulvarı üzerinde bulunan Sabah gazetesinde, Uluç Gürkan’ın yanına gittim. Uluç ağabey daha önce ANKA’nın yönetiminde olduğu için tanıyordum. Dedim ki, “Abi ben ABD’ye gidiyorum, eğer orada bir temsilciye ihtiyacınız varsa ben olabilirim...”

Bendeki saflığa bakar mısınız?

Tabii reddedildim.

Oradan doğru Cumhuriyet gazetesine, Uğur Mumcu’nun yanına. Bana ev adresini verdiler. Şimdi artık adıyla anılan sokakta oturuyordu o zamanlar da. Ürkerek, korkarak ve daha da önemlisi hiç umudum olmayarak kapısını çaldım. Kapıyı Güldal Mumcu açtı. Uğur beyi görmek istediğimi söyledim. İçeri girdi, bir süre sonra mutfağa benzer yerden bir kapı açıldı. Uğur Mumcu karşımdaydı.

İçeri girdiğimde müthiş bir şaşkınlık yaşadım. Her yer, ama her yer bir yığın kağıtla, kitapla ve sağa sola fırlatılmış kitaplarla doluydu.

Niye geldiğimi kısaca anlattım. Uğur Mumcu beni bir süre dinledi, sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı: Ayağa kalktı, birkaç masaya, sehpaların üzerine dağılmış kağıtları şöyle bir karıştırdı ve içinden bir kağıt seçip çıkardı.

Pek güleç bir insan değildi. Ciddiyetle bir yandan da beni dinliyordu. Ben ise ABD’de kalabileceğimi, ANKA ile konuştuğumu, onlara haber geçtiğim kadar Cumhuriyet gazetesine de haber geçebileceğimi söyleyip duruyordum.

Söylelecek başka hiçbir lafım yoktu açıkçası.

“Şunu hızlıca okur musun,” dedi.

Kağıdı elime aldım, İngilizce tam sayfa bir metin. ANKA’da da o sıralarda Konçita Işık ve Haldun Armağan ile birlikte çalışıyorum. En çok yaptığım şey de İngilizce’den Türkçe’ye çeviri.

Tam kafamda konuyu anlamaya çalışırken elimden kağıdı çekti aldı. Şaşırdım. “Evet,” dedi.

“Ne evet?”

“Anlat, ne yazıyor elindeki kağıtta?”

Kem küm ettim, “ABD Adalet Bakanlığı’ndan geliyor galiba,” dedim. “Tam okuyamadım,” diye zırvaladım.

“Eğer ABD’de gazeteci olmak istiyorsan, orada girdiğin bir yerde, bir masanın üzerinde rastlantı olarak da olsa böyle bir yazı gördüğünde, hızla okuyup anlayacak düzeyde İngilizce bilmen gerek,” dedi.

“Ama benim asıl dilim Rusça,” diye gevelemeye çalıştım. Beklediğim soru hemen geldi tabii: “O zaman neden Moskova değil de New York?”

“Kardeşim orada. Yaşam koşullarım daha kolay olacak. Hem kardeşim on beş yıldır orada yaşıyor, bana yardımcı olacaktır.”

“Bak kardeşim,” dedi. “Adınız neydi?”

“Mümtaz İdil.”

“Bak Mümtaz kardeşim,” diye devam etti. “Gazetecilik yalnızca bir heves işi değildir. Heves elbette çok önemli, ama sadece heves değildir. Her meslekte olduğu gibi, gazetecilikte de bazı püf noktaları vardır. Cumhuriyet gazetesinin ABD’de adam çalıştırma gibi bir bütçesi yok, ama olsa bile seni önermezdim, bilesin. Gazeteciliği sana şu anda uzun uzun anlatamam, ancak şunu söyleyebilirim: Eğer bir gün biri gelip de masana çok önemli bir dosya koyar, haber yapmanı isterse, dosyayı getirenden daha çok heyecanlanıp da ‘işte beklediğim haber’ diye dosyaya sarılırsan, gazeteci olamazsın. Yapacağın tek şey dosyayı alıp masanın kenarına önemsiz bir şeymiş gibi koymak ve sakin sakin konuşmaya devam etmek.”

Birkaç şey daha söyledi belki, ama gerçekten anımsamıyorum. Çünkü söylediklerinin o kadarı benim için yeterliydi. Kös kös ANKA’ya döndüm ve başka da hiçbir gazeteye gitmedim.

Yıllar sonra ABD’ye, Los Angeles kentine Rutkay Aziz ve Tunç Başaran ile gittiğimde, Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel müdürüydüm. Uğur Mumcu’nun katledildiğini orada öğrendik.

Şöyle bir geriye gitti aklım, anılara bir kez görmüştüm ama bazen bir kez görmek bile dersinizi ezberlemenize yetiyor.

Mümtaz İdil

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Mümtaz İdil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?