Şimdi öldüm ve cennetteyim

Filistinli kadınların, çocukların üzerine sağanak bombaların yağdığı bu korkunç günlerde...

Bu bir yol hikayesi...

Hikaye uzun, yaşananlar kısa.

Tam 40 yıl önce gelmiştim Marmaris’e, üniversite son sınıftayken bir okul gezisiyle.

Marmaris Uluslararası Kısa Film Festivali’nde jüri üyeliği yapıp yapamayacağım sorulunca, “ilke olarak bunu yapmam doğru olmaz, sinema ile ilgim var elbette, ama hiç kamera arkasına geçmedim, hele kısa filmle ilgim hiç olmadı,” diyerek, nazikçe reddetmiştim ve hemen de eklemiştim, “ama isterseniz yardımcı olurum.”

ASLA DOSTOYEVSKİ DEĞİL

Şeref Öztürk, yani Marmaris Kısa Film Festivali’nin başkanı ve lokomotifi, “danışman” olmamı önerdi. 'Bakın işte onu yapabilirim' dedim ve Marmaris’te yaşayan arkadaşım Aylin Çalışkan ile birlikte çalışmalarını, benim yapabileceğim her şeyi onun da yapabileceğini, daraldığı yerde benim devreye girebileceğimi belirttim.

Uzun süre Ankara’dan telefon ve elektronik posta yoluyla Aylin ve Şeref ile haberleştik ve kimi sinema insanlarını jüri üyeliği ve onur konuğu olarak davet etmeyi planladık.

Sonunda 26 Temmuz’da Marmaris’te buluşmaya karar verdik.

Beni en çok düşündüren de Marmaris Belediyesi ile olan ilişkilerdi elbette, onlardan habersiz böyle bir işe girişmem söz konusu bile olamazdı, ama o işi de Aylin Çalışkan bir yandan götürüyor, beni de haberdar ediyordu.

Anlatacağım aslında bir sinema festivali düzenleme öyküsü değil, anlatacağım dünyanın en güzel, en uygar, en inanılmaz kentlerinden birine gelmiş olmam.

Bu kadar çok güzel insanı bir arada görmek, bazı Tolstoy romanlarının ara namelerinde bulunur ya da ne bileyim Marquez’in, ama asla Dostoyevski’nin değil.

MARMARİS MUCİZELERİ BAŞLADI

Marmaris’te bir gün kalacak ve oradan da Datça’ya geçecektim.

Bodrum Gümüşlük’ten yola çıktığımda bir tuhaflık vardı üzerimde. Rahmi Saltuk ile sözleştiğim için Gündoğan’a, yanına uğradım. Balıkçı Kahvesi’nde buluştuk, ama benim halimi beğenmediğinden olsa gerek, “İstersen eve gidelim, biraz dinlen” dedi. Buz gibi ter döküyordum.

Bir buçuk saat kadar Rahmi ağabeyin evinde dinlendikten sonra, ısrarlarına rağmen, yarım külüstür arabamla yola çıktım. İkinci durak noktam Ahmet Müfit’in yaşadığı Akyaka’ydı. Nasıl vardığımı gerçekten zar zor hatırlıyorum ve Müfit’in evine girer girmez salondaki divana kendimi attım. Artık sadece soğuk terler dökmüyor, sürekli kusuyordum.

Orada da bir iki saat dinlendikten sonra akşam üzeri Marmaris’e vardım. Aylin’i aradım ve yol kenarında bekledim. Birkaç dakika sonra Aylin geldi ve arabayı o kullandı, halimi hiç beğenmemişti çünkü ve beni muhteşem güzel bir butik otel bahçesine götürdü. İşte orada da başka bir güzel insanla, Arzu Girginç ile tanıştım. Bir saat kadar sonra Marmaris Belediye’sinin genel sekreteri Sedat Kirt geldi. Festival konusun ana hatlarıyla konuştuk. Tarihler biraz sıkıntı yaratıyordu. Eylül sonunda düşünülen festival için turizm mevsimi bitmediğinden konaklama sorun yaratabilirdi. Festival Ekim başına alınsa bu kez Antalya Altın Portakal ile, daha da ileri alındığında Adana Altın Koza ile çakışıyordu ve bizim planladığımız jüri üyeleri oralarda olabileceği gibi, ulusal basında yer almak da iyice zorlaşacaktı.

Sonra beni muhteşem bir otele götürdüler. Kral dairesi denen bir oda ayırtmışlar, ki benim için çok büyük ve şaşırtıcı bir odaydı. Daha gece yarısı bile olmadan yatağa düşmüştüm bile. Yine mütşih bir terleme, kusma ve halsizlik.

Ertesi gün öğle sularında Festival Komitesi ile buluşacaktım, ama sabah kalktığımda hiç halim olmadığını farkettim. Üstelik üzerime giyeceğim şeyleri yanıma almamış, arabada bırakmıştım. Kendimi ne kadar zorladıysam da arabaya inecek gücü bulamadım. Duş aldım ve iki gündür üzerimde olan giysilerle aşağı inmek zorunda kaldım.

O andan sonra işte Marmaris mucizeleri başladı.

Otelin bahçesinde bir köşede Şeref Öztürk, Aylin Çalışkan, Nursel Kargın, Özlem Poyraz, Hale Karaaslan, Gül Şahin, Mustafa Yaltırık bir toplantı yaptık. Enine boyuna neler yapacağımızı, nereden başlayacağımızı, nasıl planlanması gerektiğini, önümüzdeki senenin boyutlarını, festivalin adının Sine-Marmaris olabileceğini tartıştık.

Halsizliğim ve mide bulantım giderek artıyordu, ama yine de gevezeliğim üzerimdeydi.

Ardından dağıldık. Önce Şeref Öztürk’ün evine gidecektik, ama benim 5 kat çıkamayacağıma karar verdiler (demek o kadar kötü görünüyordum) düz ayak olan Nursel Kargın’ın evine Aylin ve Şeref ile geçtik.

Nursel Kargın bir ressam, daha çok suluboya çalışıyormuş ve izlenimci. Resimlerine daha bakamadan, yine kendimi salondaki bir kanepeye attım. Artık nefes alışım da zorlaşmıştı. Ama bu güzel insanlara bir şey çaktırmamaya çalışıyordum.

Sonunda dayanamadım ve “beni hastaneye götürür müsünüz, kendimi hiç iyi hissetmiyorum,” diyebildim.

Anında derdest edildim ve hastaneye yetiştirildim.

Acilden beni aldılar ve hemen tedaviye başladılar. Gece 11’e kadar hem Aylin hem Şeref yanımdan bir dakika ayrılmadı. Arada Nursel de geldi, dünya tatlısı kızı Ece’yi yalnız bırakmayı göze alarak üstelik.

Hala üzerimde iki günlük giysilerim, artık yakası neredeyse kayışlaşmış gömleğim ve ütüsü perişan olmuş pantolonum vardı. Ya valizime kadar uzanmak zorundaydım ki hem bunu kimseden isteyemiyordum (Gümüşlük çıkışı neyim var neyim yoksa rezil bir şekilde arabanın arkasına torbalarla doldurmuştum ve kimsenin oradan bir şeyleri görmesini de istemiyordum açıkçası) ya da bir gün daha öyle yatacaktım.

İki kişilik bir odaya aldılar, ama yattığım yerde sürekli inleyip, sık sık da lavobaya gittiğimden, birlikte kaldığım hasta ve ziyaretçisi rahatsız oldu. Beni tek bir odaya taşıdılar gece yarısına doğru; tabii başta Şeref Öztürk, Aylin Çalışkan ve Sedat Kirt olmak üzere, bir yığın yeni dost sayesinde.

Gece serum içine bir parça yatıştırıcı, iki de Zanax verdi iki gün boyunca beni hiç yalnız bırakmayacak olan sevgili Aydan Yalçın hemşire ve uyumuşum.

Sabah kalktığımda neredeyse beni ağlatacak duygusal bir tabloyla karşılaştım: Ayak ucumda bir t-şort, bir şort, yanda sabo terlikler, masanın üzerinde diş fırçası, diş macunu, ıslak mendil ve daha bir yığın malzeme...

“Neredeyim ben,” diye o an kala kaldım. “Bu kadar sıkıntı çektim, örselendim, Ergenekoncu diye telefonlarımın çalmadığı süreçten geçtim ve şimdi sanki öldüm ve cennetteyim...”

İnanın böyle düşündüm.

Ardından bu kez muhteşem doktorum dahiliye uzmanı Tayyibe Erkenez geldi. Tetkikler, rontgen, yeniden tetkikler, sürekli kontrol, üç dört torba serum...

Akşam üzerine kadar beni Marmarisli yeni dostlarım, hayatımda ilk kez gördüğüm, ama asla unutamayacağım insanlar ziyarete geldi.

Akşamüzeri biraz kendime gelir gibi oldum ve hem bakanım hem de en yakın dostum Prof.Dr.Suat Çağlayan’ı aradım. Akyaka’dayken de aramıştım o da bazı önerilerde bulunmuştu, ama yerine getirememiştim. “Artık kendimi iyi hissediyorum, taburcu olabilirim,” dedim.

Doktorum Tayyibe hanımın telefonunu istedi. Ne konuştular bilmiyorum, ama beni bırakmama kararı aldılar.

Birçok insandan saklamaya çalıştım hastanede olduğumu, ama duyuluyor işte.

Bu sabaha doğru, yani 29 Temmuz’un ilk saatlerinde Soner Yalçın’ın Sözcü gazetesindeki yazısnı internetten okudum, sevgili Erdem Güner gönderdi.

Duygusallık fazla geldi. Mutlu olmak ayrı bir şey, ama insan kendini borçlu hissediyor, hem de dayanamayacak kadar.

Tüm yeni dostlarım, Marmaris tıklım tıklımken, Ramazan Bayramı tatili olmasına rağmen beni ağırlamak için koşuşturmaları, “gel istediğin kadar bizde kal” demeleri ve...

Ve ardından Soner Yalçın’ın yazısı...

“Ne çok dostum varmış meğerse,” dedim sevinçle. “Yalnız değilmişim ve galiba hiç de yalnız kalmayacağım.”

Teşekkürler Marmaris, teşekkürler beni hiç yalnız bırakmayan tüm dostlar; tüm Odatv ekibi, tüm Ankara dostları... Cangallar, Aykallar, Akınbingöller, Sunalılar, Türkoğulları, Aysunlar, Barışlar, Berkler, Ülker Tarhanlar, Serimler, Dorkipler, Aymangiller, Mehmet Egeler, Köşebaşlar, Kesimler, ailem.

Oscar’da ödül konuşması yapanlar gibi oldu, ama öyle.

Filistinli kadınların, çocukların üzerine sağanak bombaların yağdığı bu korkunç günlerde...

Ne kadar mutlu olunabilirse, o kadar işte...

Mümtaz İdil

Odatv.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Mümtaz İdil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?