Gülümse'nin Cezası

Gülümse sınıfa hızla girdi. Çevresinde birileri var mı yok mu bakmayı bile akıl edemedi. Doğruca sırasına koştu.

“Oh!”

Anı defteri sırasının üstünde bıraktığı gibi duruyordu. Hiç kimse dokunmamıştı ona. Biri bulup okuyacak diye ödü kopmuştu kızın.

Canım Gülümse, dar gelirli bir ailenin kızıydı. Öbür arkadaşları gibi kilitli, şık bir defter edinememişti. Üçüncü sınıftan kalma sarı yapraklı aritmetik defterini anı defteri olarak kullanıyordu.

Aceleyle çantasına tıkıştırdı onu. Sonra sınıfta biri varmış hissine kapıldı. O biri sanki kendine bakıyormuş gibi geldi ona.

Başını kaldırıp baktığında öğretmenini gördü. Öğretmeni Bayan Gülümay’dı. Öğretmen masasında not defterini gözden geçiriyordu.

***

“İkimizin de adında gül var…” diye Gülümse’ye takılırdı arada bir öğretmeni. “Adaş sayılırız.”

Gülümserdi Gülümse.

Bu adı almasının bir nedeni vardı Gülümse’nin. Kaç kez dinlemişti annesinden. Yeni doğduğunda öbür bebekler gibi ağlamamış o. Sadece somurtmuş.

Baba Bay Murat, doğum sonrası ilk kez yanlarına geldiğinde sormuş Nazlı anneye.

“Kızımız mı oldu?”

“Evet” anlamına gelen bir baş sallamayla yanıt vermiş Nazlı anne. Utanarak… Oysa kocasına bir erkek evlat vermeyi ne çok istemişti.

“Bu da güzelmiş,” demiş babası. “Kız olsun…Ama bu çocuk neden somurtuyor böyle?”

“Bilmem. Doğduğunda öbür bebeler gibi ağlamadı da. Memeye de saldırmadı. Yalancı emzik de istemedi. Böyle somurtup durdu hep.”

“Bu olmadı işte!” demiş Bay Murat.”Bu kadar güzel bir bebeğe somurtmak yaraşmaz.

Bebeğin, üzerine eğilmiş. O zamanlar daha adı yokmuş bebeğin.

Baba, parmağının ucuyla minik kızın burnuna hafifçe dokunarak onu sevmiş.

“Gülümse bakayım benim güzel kızım…” demiş. “Gülümse, haydi gülümse?

Babanın sözünü anlamış gibi gülümsemiş bebek. Şaşıp kalmış anne de baba da bu işe.

O günden sonra onu severken hep “Gülümse bakayım güzel bebeğimiz…” diyorlarmış. O da gülümsüyormuş.

Sıra bebeğe ad konmaya gelince, “Ne ad koyalım, ne ad koyalım?..” diye düşünüp durmuş anneyle baba.

“Ben buldum!” demiş sonunda Bay Murat.

“Ben de buldum!” demiş Nazlı anne.

“Nedir bulduğun isim? Haydi söyle,”

“Önce sen söyle.”

“Aynı anda ikimiz birden söyleyelim.”

“Tamam. ÜÇ dediğimde söylüyoruz.”

“Başla öyleyse.”

“Biiir, ikiii, üç!

“Gülümse!” deyivermiş o anda ikisi birden:



“Adı varmış zaten bebeğimizin annesi,” demiş Bay Murat. “Neden isim arayıp duruyoruz ki buna?”

O günden sonra artık hep “Gülümse” diye çağırır olmuşlar onu. Bebek de adı söylenir söylemez gülümsüyormuş.

***

Sınıfta göz göze gelmiş Gülümse ile Gülümay öğretmen.

“Bu ne telaş böyle adaşım,” demiş öğretmeni.

“Hiç, defterimi unutmuşum da. Ona almaya gelmiştim.”

“Ne defteri bu? Türkçe defteri mi?”

“Cık…”

“Matematik defteri mi?”

“Cık…”

“Ne defteriymiş bakalım böyle üstüne titrediğin?”

Gülümsenin yüzü al al olmuş.

“Hiç…” demiş.

“Peki… Çıkabilirsin.”

Öğretmeni hiçbir gün bu kadar geç kalmazdı sınıftan çıkmakta. Bugün neden böyle geç kalmıştı acaba? Yoksa defterini bulup okumuş muydu?”

Yok canım, böyle bir şey yapmazdı öğretmeni. O, herkesin özeline saygılı bir öğretmendi.

Gülümse sınıftan çıkarken kapıda durup bir kez daha baktı öğretmenine. Gülümsedi. O da kendisine bakıyordu. O da gülümsedi. Ama bu gülümsemede bir farklılık vardı. Hani bıyık altından gülüyor,” derler ya öyle bir şey.

Ama bıyığı yoktu ki, bıyığının altından gülümsesin Gülümay öğretmen. O bir bayandı.

Böyle düşünerek sınıftan çıktı Gülümse kız. Okul bahçesini geçti. Kaldırımlarda sekerek sevinç içinde eve yollandı.

Eve gelince ilk işi odasına kapanmak oldu. Defterini açtı. Üzerinde göz izi olup olmadığını anlamaya çalıştı. Yoktu galiba.

Son birkaç günde yazdıklarını gözden geçirdi.



“12 Nisan, Salı…

Öğretmenimiz bir gün önce verdiği ev ödevlerimizi yokladı. Herkes ödevini yapmıştı. Sınıfta ödevimi bir tek ben yapmamışım.

Benim de gerekçem vardı ama. Gündüz anneme ev işlerinde yardım etmiştim. Temizlikti, bulaşıktı, yemek pişirmeydi… derken çok yoruluyor kadın.

“Ödevimi gece yaparım,” diye düşünüyordum. Nereden bilebilirdim o akşam elektriğimizin kesileceğini. Babam elektrik faturasını yatıramamış. O yüzden kesilmiş elektriğimiz.

Mum ışığı altında yazarım artık, diye düşündüm ama evde mum da yoktu.”

Bbama:

- Bana bir lira verebilir misin babacığım? Mum alacağım da…” dedim.

“Mumu ne yapacaksın kızım,” dedi. Yüzünü göremiyordum ama sevgi dolu sesini duyabiliyordum.

“Ödevimi yapacağım baba…”

“Bak dışarıda en güzel mum, Aydede bütün dünyayı aydınlatıyor. Bugün de böyle geçsin. Yarın öbür gün bir şeyler yaparız artık. Mum ışığında ödev mi yapılırmış. Gözlerin bozulur. En iyisi sen sabah erken kalk, ödevini gün ışığında yap.”

Bu öneri aklıma yattı.



“13 Nisan, Çarşamba…

Sabah erken kalkamadım. Ödevimi de yapmamış oldum böylece. Sınıfta ödev yoklaması yapılırken Sıranın altına mı saklanırdım, ne yapardım artık, bilmiyorum.

Öğretmenim benim ödevimi yapmamış olmama çok şaştı. Şimdiye dek hiç böyle bir şey olmamıştı. Ödevlerimi muntazam olarak yapardım.

“Cezalısın Gülümse,” Bu teneffüse çıkmayacaksın. Ödevini yapacaksın,” dedi. Sonra sürdürdü sözünü:

“Bu kadarla bitmiyor cezan. Yardım kasamıza 20 lira ceza ödeyeceksin.. Yarın okula gelirken, parayı getirmeyi unutma.

Aman Tanrım! Bu ne kadar büyük bir cezaydı böyle? Babamdan nasıl isteyebilirdim bu kadar parayı? Parası olsa elektrik faturasını yatırırdı. Bizi karanlıkta bırakmazdı.

Öğretmenimin şakası yoktu. Sınıfımızda bir yardım sandığı oluşturmuştuk. Ceza alması gerekenlere öğretmenimiz bir miktar ceza kesiyordu. Paralar Sınıf kasasında birikiyordu.

“Gün gelir biriken paralarla bir arkadaşınızın, üstesinden gelemediği sorununu çözümleriz.”

O teneffüste ödevimi yaptım. Öğretmen yazdıklarımı okutturdu bana. Okudum.

“Pek güzel olmuş, eline sağlık,” dedi öğretmenim.

Bütün arkadaşlar beni alkışladı.

Arkadaşlarımın alkışına değecek kadar güzel olmamıştı. Ama olsun. Ödevimi yapmıştım ya…

Akşam, babamın çevresinde sancılanmış gibi dolanıp durdum.

“Neyin var kızım?” diye birkaç kez sordu babam.

Yanıt veremedim.

O üsteleyince ben de ağlamaya başladım.

“Hiçbir şey benim güzel kızımı ağlatmaya değmez,” diyerek cüzdanını çıkarttı. İçinden aldığı dört tane beş lirayı bana uzattı.

“Al, arkadaşların Gülümsegil çok yoksulmuş. Yirmi liralık cezayı ödeyemediler,” demesinler. Elektrik faturasını bir kaç gün sonra yatırsak da olur. Alıştık nasıl olsa karanlığa” dedi. Anneme döndü. “Böylesi daha romantik oluyor, değil mi Nazlı’ım?”

“Evet…” diyerek onu onayladı annem.

Ah ben ah! Ne kötü kızım? Canım babam, elektrik parasını yatırmak için kuruş kuruş para biriktiriyor, bense…

***

Bu geceyi de karanlıkta geçirdik. Şu satırları pencerenin önünde ay ışığı altında yazıyorum. Ay ışığı yeterince aydınlatmıyor odamızı. O yüzden yazım çarpuk çurpuk oldu. Ama zararı yok. Nasıl olsa bu defteri benden başka kimse okumayacak. Kendimden özür diliyorum.



14 Nisan, Perşembe…

Bugün annem bulgur pilavı pişirmişti. En çok sevdiğim yiyecektir bulgur pilavı. Her zaman iştahla yediğim pilav o akşam boğazıma takıldı kaldı. Anladım, annem pilava yağ koyamamıştı.

Yoğurt da alamamıştı demek. Alsaydı ayran yapardı. Amaaan ayran da olmasındı. Su ne güne duruyordu?

Ben ödevimi yapsaydım. Ceza yemeseydim. Babamın verdiği 20 lirayı yardım kasasına ödeyeceğime, bunun yerine 5 lirasıyla bakkaldan bir şişe ayçiçeği yağı alabilirdik. İki buçuk lirasına da bir kilo yoğurt…

Karar verdim; bir daha ödevlerimi geceye bırakmayacaktım. Gün ışığı bedavaydı nasıl olsa. Neden yararlanmayacaktım ki ondan?

***

Şu bizim öğretmen de ne tuhaf. Olur olmaz şeyler ister bizlerden. Bugün de tutturdu:

“Yarın gelirken herkes evlerinin elektrik, su faturalarını getirsin. Faturası ödenmemişse makbuzları da olur.”

Neyse ki bunu savsaklamadım. Ödememiş elektrikle su makbuzlarını karanlık basmadan bulup çantama yerleştirdim.



15 Nisan, Cuma…

Hayret! Kesilen elektriğimiz açılmış.

Annem babama sordu.

“Elektrik faturasını ödemişsin ha Murat’ım?

“Yok,” dedi babam. Ben ödemedim”.

Peki babam ödemediyse kim ödedi bu elektrik parasını?

İşin içinden çıkamadık.

Sofraya oturmak üzereydik. Yağsız, ayransız pilav yemeye nerdeyse alışıyordum. Kapı çalındı. Gelen öğretmenimiz Bayan Gülümay ile birkaç sınıf arkadaşımdı. Hepsinin de ellerinde poşetler vardı.

Onları güler yüzle karşıladık

“Hayırdır?” Bayan Öğretmen?” diye sordu babam.

Öğretmenimiz:

“Sınıfta en iyi ödevi Gülümse yapmış. Onu ödüllendirmeye karar verdik,” dedi.

“Ama ben ödevimi…” diyecek oldum.

“Sısttt…” dedi kulağıma usulca öretmenim. “Çaktırma.”



18 Nisan, Pazartesi…

Öğretmenimle sadece adaş değiliz. Artık sırdaşız da. Ben onun defterimi okuduğunu yüzüne vurmadım.

O da en iyi ödevi benim yapmadığımı kimseye söylemedi.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fevzi Günenç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.