BİR EYLÜL SABAHIYDI ŞEYTANIN KIPIRDANMAYA BAŞLADIĞI GÜN

YAKINDA ÇIKACAK KİTABIMDAN BİR KESİT, BEĞENİNİZE SUNUYORUM

BİR EYLÜL SABAHIYDI ŞEYTANIN KIPIRDANMAYA BAŞLADIĞI GÜN

Yetmişli yılların gençliği olarak, Duhring’in ne olduğunu bilmeden Anti-Duhring’i okuyarak büyüdük. Berkeley’in “ ne azılı idealist” olduğunu, George Politzer’den öğrendik, Amerikan filmlerinde taksiden inen müşterinin para vermediğine dikkatimizi çeken Leo Huberman’dı. Herakleitos’u bağrımıza bastık, Platon’u faşist belledik. Altıncı Filo’yu taşladık, Amerikan yardımı süt tozuyla beslendik, barış gönüllülerinden İngilizce öğrendik. Ağızlarımızda pabuç kadar Mabel sakızlarıyla “komen”cilik oynadık, bluejeans alamadığımız için giyenleri aşağıladık. Askerlere kızdık, parkalarla, Roosvelt postallarını karaborsadan aldık. Sokaklara döküldük, ama dilimizde hep RCA kayıtlarından ezberlediğimiz Joan Baez, Bob Dylan müzikleri marş olarak dolandı.

Steinbeck’in “Bitmeyen Kavga”sını koltuğumuz altında gezdirirken, Balzac’ın “Vadideki Zambak” romanını, “küçük burjuva aşkı” diye, odamızdan dışarı çıkarmadan okuduk.

Hatalarımız sayılamayacak kadar çoktu, ama masumdu.

Çok okuduk, çağı yakalamaya çalıştık. Lenin iyi biliyor diye satranç öğrendik. Marks’ın aşk mektupları yayınlandığında bizim yüzümüz kızardı. Rosa Luxembourg’a özendik, altı ayda Almanca öğrenmeye soyunduk. Darwin’e inandık, yirmilik dişi çıkanları aşağıladık. Hitler’e kızdık, ama niye kızdığımızı bilemedik...

Şeytan o sıralar Goethe’nin Faust’unda saklanmış oturuyordu.
Onu tanıdık, ama adının Şeytan olduğunu bilemedik. Bize hep, “onun adı Mephisto’dur,” dediler.

Hep birilerine özendik. Kültür insanlarından birini kendimize hedef seçtik. Troçki’ye, Berkeley’e, Platon’a kızsak da, okuduk.
Aykırıydık, ama kültürlü olmaya çalıştık. İsyankardık, ama müzik dinlemeyi seviyorduk. Hırçındık, ama aşık olabiliyorduk. Burnumuza kadar kin dolsak da, incitmemeyi becerebiliyorduk.

Çünkü, “Codin,”i okumuştuk. Çünkü, “Uğurlu Perşembe”yi, “Vanya Dayı”yı, “Bülbülü Öldürmek”i, “Annabell Lee”yi, “Çalıkuşu”nu aramızda tartışıyorduk. Stendhal’in “Kırmızı ve Siyah”ı, Pasternak’ın “Doktor Jivago”su bize sevmeyi öğretiyordu.
Doğru bir siyaset üzerinde yürümüyorduk belki, ama yaşamdan hiç kopmamıştık.

Şeytan da hâlâ Mephisto kılığında Faust kitabının içinde oturuyordu. Bize göz kırpıyor, sırıtıyor, bir şeyler anlatmaya çalışıyordu, ama Marvel’a, Goethe’ye, Thomas Mann’a güveniyorduk.
Bir eylül ayı yerinden kıpırdanmaya başladı Mephisto... Kitapları suç aleti olarak televizyonlara çıkarmaya başladı. “Aman karışma, aman okuma, aman kalabalığa katılma,” demeye başladı. Siyaset “öcü” oldu, uğraşanlar potansiyel suçlu ilan edildi. “Oturun oturduğunuz yerde! Pastaneye gidin, postaneye gidin, ama kütüphaneye asla!” dendi.

Maya tuttu. Kitap yerine ellerine silah tutuşturulan gencecik insanlar, gençliğin yirmi birinci yüzyıla kadar geleceğini ipotek altına alacak bir planın maşası oldular. Bakunin güncelleşti, Troçki’nin kafasını çekiçle dağıtan Mornard alkışlandı. Vahşete verilen pirim, dozu artırılarak genç beyinlere şırınga edildi.
Çarşaf ile uyuşturucu arasında bocalayan gençlik, kendine üçüncü bir yol aramaya başladı.

İşte Mephisto o zaman saklandığı yerden çıktı. Ama artık adı Mephisto değildi. Artık Faust’un efendisi de değildi. Artık onun adı Frodo’ydu ve o “Mephistoların Efendisi”ydi. Orta Dünya denilen düşler ülkesinden geliyordu ve cebinde, bütün dünyanın kaderini değiştirecek olan bir yüzük taşıyordu.

Tolkien’in son derece masumca yazdığı çocuklara özgü düş dünyası, bilgisayar teknolojisiyle tam bir cehennem ortamı yaratıyordu artık ve kapıda da Mephisto, kahkahalar atarak, elinde ünlü halbert baltasıyla bekliyordu.

Ardından Harry Poter çıktı. Büyücülerden, karanlık dünyalardan, sihirlerden ve olağanüstü güçlerden esen rüzgarla tüm dünya çocuklarının beynini yerden yere vurdu. “İki Sene Mektep Tatili” ile Mickey Mouse utanıp kaçtı. Ninja Turtles’lar sevimli gösterilmeye çalışıldı, zira arkadan daha çirkinleri geliyordu.
Lara’nın dramı bir anda ülkeyi ayağa kaldırdı. Oysa çok değil, daha birkaç yıl önce üç arkadaş, bir arkadaşlarını şeytana kurban etmişti. Ziller o zamandan çalmaya başlamıştı, ama olay sıradan bir cinayet, bir çocukluk çılgınlığı olarak geçiştirilmişti.
Gazetelerin üçüncü sayfalarında cinayet ve intihar sayıları her gün artarak yayınlanırken, kimsenin aklına Mephisto gelmiyordu.
Sonra, hemen her televizyon kanalında, her gazetede uzmanlar, psikologlar, danışmanlar, doktorlar çocuklarla ilgili “ahkam” kesmeye başladılar. Sanki olay Lara ile başlamış gibi, sanki olay daha üç gün önce başlamış gibi... Kara gömlekliler, kulağı küpeliler, metal müzik dinleyenler, uzun saçlılar potansiyel şeytan olarak görülüp toplanmaya başlandı.
Ne verildi ki gençlere, şimdi ne isteniyor?

Oyun diye, saklambaç yerine “Diablo” mu? Kitap diye “Demiryolu Çocukları” yerine Stephen King”in “Cinnet”i mi? Eğlence diye dokuz yüzlü hatlar mı, alkol mü, uyuşturucu mu? Müzik diye arabesk mi, metal müzik mi, “kuzu kuzu” mu? Tarih diye “Kara Murat” mı? Haber diye, “biri bizi gözetliyor” mu? Yeşim Salkım’ın son sevgilisi mi? Bilgi yarışması diye, “hangi sanatçımızın babası demircidir,” sorusu mu? Deli Yürek mi? Polat Alemdar mı?

Ne verildi, ne isteniyor? Altımız yok ki, üstü oluşturalım.
Şimdi psikologlar çıkıp da, “çocuklarınıza nasıl iyi davranırsınız,” dersi veriyorlar. Sanki analar babalar çocuklarına kötü davranmak için eğitilmişler gibi. Şimdi hepsi tedirgin, hepsi uykusuz ve korku içinde. Onlara göre, Mephistolar dışarıda çünkü. Adını bilmiyorlar, ama dışarıda bir şeyin beklediğinden haberdarlar. Kanser hücreleri gibi çoğalıp ve beklediğini hissediyorlar.

Bütün ana babalar, bütün yetişkinler önce bir aynaya bakıp, şeytanı kendi yüzlerinde arasınlar. Kendi içlerindeki şeytanı kovduktan sonra, dışarıda şeytan avlamaya çıksınlar. Son yirmi yılda hepimiz potansiyel şeytanlar olarak yetiştirildik, yetiştirdik.
Dışarıda şeytan falan yok...
Ama “hain” her zamankinden bol.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Mümtaz İdil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?