Mahmut Alınak’a toplatılan kitabı gerekçesiyle hapis cezası

MEHMET TUNÇ VE BÊKES KİTABIMDA ÖRGÜT PROPAGANDASI YAPTIĞIM SUÇLAMASIYLA BANA 1 YIL 6 AY HAPİS CEZASI VERİLDİ VE KİTAP MÜSADERE EDİLDİ

HAPİSHANE BENİM İÇİN DÜĞÜN BAYRAMDIR. BENİ ACITAN VE KAHREDEN ŞEY, BU HAK BİLMEZ ZORBA YÖNETİMLERİN İDARESİNDE YAŞAMAKTIR

İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi Mehmet Tunç ve Bêkes kitabımda örgüt mensuplarını birer kahraman gibi gösterdiğim suçlamasıyla bu cezayı verdi

Kuşku yok ki, ben melekleri de yazmış olsam, yine de, "ÖRGÜT MENSUPLARI!" suçlaması yapılacaktı.

İşte "Örgüt mensubu," denilen o insanlar ve korkunç gerçekler

-Keskin nişancıların Cizre'de öldürdüğü Cemile Çağırga adlı çocuk ailenin sekizinci kaybıydı. 1990'larda dedesi, nenesi, amcası, teyzesi, amcasının eşi, amca çocuğu ve on yaşındaki ablası Fatma da devletin Kürdü öldürmeye yeminli kurşunları ile can vermişlerdi.

Cemile'nin annesi Emine Çağırga acısını bin bir ağıta katık ederek, kızının kana bulanmış ellerine ve saçına kına yakmıştı. Bitik bir sesle şöyle diyordu zavallı anne:

"Cemile kollarımda can verdi. O gece kızımın cesedini koynuma alarak uyudum. Sabah saçına ve ellerine kına yaktım. Sonra onu yıkayıp kefenledik. Cesedi bozulmasın diye derin dondurucuya koyduk. Üç gün boyunca kızımın cesedini buzlukta beklettik. Allah düşmanıma göstermesin. "

On yaşındaki Cemile'nin cesedi kokmasın diye buzlukta bekletilirken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu Cizre'de sivil ölümlerinin olmadığını söylüyorlardı!

Onlara, "Siz kurşunlanarak öldürülmüş çocuğunuzu gece koynunuza alıp sabahlasaydınız ve kokmasın diye cesedini buzluğa koymak zorunda kalsaydınız, acaba ne hissederdiniz?" diye sormak nafileydi.

-Birkaç sokak ötedeki başka bir evden de yine kahreden ağıtlar yükseliyordu. Ağıtlar keskin nişancıların öldürdüğü yedi çocuk annesi Maşallah ile bir çocuk annesi Zeynep için yakılıyordu. Kapının önü bir kan şelâlesiyle kaplıydı.

Maşallah' tan geriye yedi çocuk kalmıştı; çocuklardan Çiçek üç, Berfin ise beş yaşındaydı. Berxwedan bebek artık annesizdi ve öksüz büyüyecekti.

Berfin, annesinin öldüğünden habersiz, yerdeki kurumuş kan izlerinden gözlerini ayıramıyordu.

-Başka bir anne de keskin nişancıların öldürdüğü on yedi yaşındaki oğlunun üstüne kapanmış, yüzünü ve ellerini defalarca öpüyor, öpmeye bir türlü doyamıyor, başını okşayıp acı acı ağıt yakıyordu. Oğlunu yüzünü taparcasına okşarken, "Erdoğan oğlumu öldürdün, oğlumun ne suçu vardı Erdoğan, onu niye öldürdün?" diye yaralı bir kurt gibi acı acı uluyordu.

Linkteki şu çığlığa –şayet taşlaşmamışsa- hangi vicdan ağlamaz. https://www.youtube.com/watch?v=PX9dajLYT1c&feature=youtu.be

Oğlunun buz gibi soğuyan ölü bedenine kapanıp ellerini ve yüzünü öpen bu kadın Cizre'lidir ve adı Akide Kalkan'dır.

Feryat feryada kucakladığı genç ise, on yedi yaşındaki oğlu Ferdi'dir. Acılı annenin yürekleri dağlayan ağıtlarından da anlaşıldığı gibi, Ferdi, evinin önünde otururken devlet güçlerinin kurşunlarına hedef olmuş ve hemen orada can vermiştir.

Şu garabete bakın ki, savcı, annenin bu çığlığını kitaba aldım diye cezalandırılmamı istiyor!

Ben bir yazar olarak bu drama nasıl seyirci kalabilirdim? Taşları bile ağlatacak bu görüntüleri hafızamdan silerek nasıl vicdan rahatlığıyla yaşayabilirdim? Böyle körelmiş bir yüreği nasıl göğüs kafesimde taşıyabilirdim?

Hangi vicdan evlat acısıyla alev alev yanan bu annenin çığlıklarına bigâne kalabilir?

-Mahmut Duymak elli bir yaşında, altı çocuk babası, kendi halinde Cizre'li bir insandı. Doğup büyüdüğü Deşta Lélan köyü 1990'lı yıllarda devlet güçleri tarafından yakılınca, ailesiyle birlikte Mersin'in Tarsus ilçesine göç etmiş, 2001 senesinde tekrar Cizre'ye dönmüştü.

Cizre'de sokağa çıkma yasağından birkaç hafta sonra arkadaşı Ahmet Tunç'la birlikte ekmek almak için dışarı çıkmıştı

Şehrin etrafında mevzilenen keskin nişancılar Mahmut Duymak ve Ahmet Tunç'a ateş ettiler, Ahmet Tunç sokak ortasında kurşunlanarak öldürüldü. Mahmut Duymak ise kurşunlardan korunmak için birkaç metre ötedeki taziye evine sığındı. Taziye evinde birçok ölü ve yaralı vardı.

Bundan sonrasını Mahmut Duymak' tan dinleyelim; telefonla bağlandığı televizyonda top gümbürtüleri arasında şunları söylüyordu:

"... Taziye evinin civarında insanlar olduğunu gördüm, onlara sığındım. Onların yanında yaralılar olduğunu görünce vicdanım el vermediği için yanlarından ayrılamadım. 28 gündür buradayım. Yaşadığımız saldırı insanlığı utandıracak niteliktedir... 13-15 yaşlarında çocuklar can verdi burada. Yaralılar var. Yemek, su zaten yok. İnsanlık nerede? Kime hesap verecekler? Yarın bizim cesetlerimize mi hesap verecekler? Bombardıman sesini duyuyor musunuz? İnsanlığa sesleniyoruz! İnsanlık kendisinden utansın. İnsanım diyen kim varsa yönünü Cizre'ye çevirsin. Herkesin buraya müdahale etmesini bekliyoruz."

Mahmut Duymak' ın seslendiği insanlık ne yazık ki bir ceset gibi sessizdi.

Mahmut Duymak sığındığı o vahşet bodrumunda, biyografisini yazdığım Cizre halk meclisi eş başkanı Mehmet Tunç ve çocukların da aralarında olduğu insanlarla birlikte lav silahları ile yakılarak öldürüldü. Cenazesini Habur'daki Adli Tıp Kurumu morgundan almak eşi Lütfiye Duymak'a kaldı. Bahtsız kadın gördüğü manzara karşısında bayılıp yere yığıldı. Haftalarca kendine gelemedi. Gözlerinde alev alev yaşlarla gazetecilere, "Bu senin eşin, diyerek, bana beş kilo kemik verdiler. Eşimi vahşice öldürmüşler. Yakmışlar. Hiçbir şeyi kalmamış," diyordu.

Mahmut Duymak istese gecenin bir vaktinde taziye evinden çıkıp eşinin ve çocuklarının yanına dönebilirdi, ama o, vicdanının çağrısına uydu ve bunun bedelini de ne yazık ki canıyla ödedi.

Mahmut Duymak hayatında eline silah almayan yaşlı, savunmasız bir insandı. Devlet acımadan onu öldürdü.

AKP ve onun yargısı kendince gerçeklerin üstünü örtmek istiyor. İyi de, peki tarihi nasıl susturacaksınız? Ya o vahşet bodrumlarında cayır cayır yaktığınız insanların mezarlardan taşan çığlıkları... Ya göklerin kılcal damarlarına işleyen o çocuk feryatları... Çocukları öldürülen annelerin yürekleri dağlayan alev alev ağıtları... Peki onları nasıl susturacaksınız?

Bin yıl da geçse o sesler yankılanıp duracak bu gök kubbede.

-Bin yıl da geçse Taybet İnan'ın iniltileri katledildiği o sokaktan silinmeyecek.

Taybet İnan 11 çocuk annesi yaşlı bir kadındı, komşusundan kendi evine dönerken şehri çepeçevre saran keskin nişancılar tarafından vuruldu. Cesedi bir hafta sokakta kaldı, dışarı çıkamayan çocukları evin penceresinden annelerinin yerde can çekişe çekişe ölümünü çaresizlik içinde seyrettiler. Köpekler cesedini parçalamasın diye, pencerenin önünde bir hafta boyunca gece gündüz diken üstünde nöbetleşe bekçilik yaptılar.

Taybet ananın kitaba da aldığım oğlunun bu mektubuna hangi yürek ağlamaz?

"Annem ilk vurulduğunda, haber verdiler koştuk, biz daha varmadan amcam gitmek istemiş onu da vurmuşlar. Gittiğimde amcamı taşıyordu komşular; annem dedim, sokakta kaldı dediler, ben gitmek istedim tuttular, ağladım ağladım ağladım...

Annem sokağın ortasında kaldı öylece, önce belli belirsiz kıpırdıyordu, sonra saatler geçtikçe hareketleri azaldı... Kimi aramadık ki; vekilleri, kaymakamı, valiyi, dedik çeksinler şu kargaları, öldü ölmesine de cenazemizi alalım... Annem ne hissetti acaba, canı çok yandı, yanmıştır... Biz sevgi nedir hiç dile getirmezdik, ama bir sarılması vardı dünyaya değerdi, binlerce söz gelse anlatamazdı o sevgiyi...

Annem tamı tamına 7 gün sokakta kaldı... Hiçbirimiz uyuyamadık, köpekler gelir, kuşlar konar diye, o orada yattı biz 150 metre ilerisinde öldük... Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse devlette bize 7 günde bunu yaptı. 7 gün tam 7 gün annenizin cenazesi sokak ortasında kalsın... İnsan çok iyi olamıyor, insan kalamıyor...

Annemin elleri kaskatı olmuş ve öyle sıkmış ki eşarbını, belli ki canı hayli acımış, öptüm ellerinden helal et hakkını diye ama... Kanı kurumuş annemin, elleri, yüzü ki yüzü düşerken toprak olmuş, elbiseleri kandan ıslanmış sonra kurumuş, sonra taş olmuş annemin... Kokusu gitmiş, toprak ve kan kokuyor annem, saçları sertleşmiş, kirlenmiş, annemin canından can almışlar Allah'a inananlar! Gözleri açık kalmış annemin, yüzü eve dönük, ayakları toplanmış bir takat gelsin diye, belli ki çabalamış. Benim annem, siz benim annemi öldürdünüz, çocuklarınız var mı bilmiyorum sizin yoksa bile sahiplerinizin var, nasıl bir acı demeyeceğim zira ağır... 7 gün benim annem 7 gün kara kış soğuğunda kaldı, en acısı kaç saat yaralı kaldı bilememek, keşke diyorum hemen ölmüş olsa. Siz benim annemi öldürdünüz."

Savaşı da aşan bir çılgınlıkla bebek, kadın, çocuk, yaşlı demeden bir sivil kırımı gerçekleştirildi.

Şu vicdansızlığa hangi yürek dayanır?

Top atışlarıyla parçalanan insanların kolları ve bacakları Dicle nehrine atıldı. Ceset parçalarının nehirdeki görüntüleri dayanılmazdı ve görenler girdikleri şoktan haftalarca kurtulamadılar.

Birçok ceset bodrumlardan çıkarılmadı. Borumlar betonla dolduruldu, üstüne de TOKİ binaları yapıldı.

Ölenlerin yakınlarına bundan daha ağır bir ceza verilebilir mi?

Daha geçenlerde Avustralya Genelkurmay Başkanlığı yaptığı açıklamada, kendi askerlerinin Afganistan'da 39 sivili öldürdüğünü dünyaya duyurdu. "Dört yıl araştırma yaparak, kesin delillere ulaştık," diyor, Genelkurmay Başkanlığı.

Avustralya devleti böyle alkışlanacak bir tavır sergilerken, peki Türk Devleti ne yapıyor?

Türk devleti ise, Miray bebeğin de aralarında olduğu sivilleri öldüren

katillerin sırtını sıvazlıyor!

"Sus, yoksa seni hapse atarım!" diyor, devlet bana. Bu barbarlığa seyirci kalmak mı, yoksa hapishaneye girmek mi?

Ben susmak zilletindense –gerçekleri söylemenin ve tarihe tanıklık etmenin bedeli olarak- elbette ki hapishaneyi tercih ederim.

Dedim ya, hapishane benim için düğün bayramdır. Beni acıtan ve kahreden şey, bu hak bilmez zorba yönetimlerin idaresinde yaşamaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Alınak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?