Orada Sınırda Yanan Işık.


Dünyanın her yerinden şiddetin kurbanlarının sesi geliyor. Acılar öylesine ve ölesiye yakın ki artık. Vicdan denilen o yumuşak şeye sahip olan herkesin yüreğini yakıyor, yakmaya devam ediyor. Her gün binlerce insan yaşamı yok oluyor. Oysa nefes almak muazzam güzel ve bu dünya herkese yetecek iken. Şiddet insan elinden, insana ait zekadan doğan ürünlerin yine insanın kendisini vurması ile yaşanıyor.

Şiddeti yalnızca insanlar mı yaşıyor? Nice zamandır okyanuslar, denizler, dereler, ormanlar, gökyüzü, toprak şiddeti yaşıyor. Toprağın karnına bıçak saplanıyor, gökyüzünü gaza ve toza buluyorlar, ağaçları kesiyorlar, derelerin toprağı değişiyor, toprak kuruyor ve acı çekiyor. İnsan kesemeyenler hayvan kesiyor, insana tecavüz edemeyen hayvana tecavüz ediyor. Hayvanları kefese, odaya kapatıp güzellik bekleyen dehşetli organizmalarız insan olarak. Derilerinin altında öfke kaynayan insanlar yer yüzüne acı veriyor. Üstelik çoğu okumuş yazmış eğitimli canavarlar.

Yaşamın gidişatını cehennemin yönüne çevirmiş liderler masa başlarında ölümü planlıyor. Bu liderleride dünyanın parasını ellerinde tutanlar seçiyor, elimizdeki pusula, pusulanın atıldığı sandık bir yalandan ibaret.

Yeryüzü ve insanları acı çekiyor. Bugün gettolarda, banliyolarda, favelalarda, barriolarda, gecekondularda yokluk ve yoksulluk insanların boğazlarına yapışmış durumda. Bu cehennemin bekçileri uyuşturucu tacirleri, ucuz emek sömürücüleri, kadın ve çocuk tuccarlarıdır. Devletin gözetiminde yoksulluktan arta kalan bedenlerin üzerinde kapitalizmin legal ve illegal canavarları tepiniyor.

Dünyanın bir yanını açlığa ve yoksulluğa mahkum eden eller sınırlar belirliyorlar ve çiziyorlar. Ancak çiçekler açmak için sınırları tanımıyorlar, ağaçlar her yerde yeşil. Suyun rengi gökyüzüne bakınca mavi, ağaca bakınca yeşil.

Birbirne kardeş olanları ayıran emperyalizmin sınırları, yalnızca kan ve gözyaşına neden oldu. Almanyayı ayıran duvarlar iki kardeşten iki ayrı halk yaratmaya çalıştı. Kuzey ve Güney diye ayrıldı Kore ve Vietnam. Güney Amerika ve Afrika halklarının, birbirinin aynı insanların, akrabaların ülkeleri ayrı ayrıdır artık. Bir zamanlar aynı steplerde, aynı vadilerde, aynı çadırlarda yaşadıklarını, aynı plantasyonlarda aynı kırbaçlar altında öldüklerini unuttular. Aynı madenlerde çürüdüklarini hatırlamıyorlar.

Şimdi bir sınırda bir kadın oturuyor. Yalnızca oturmuyor acı da çekiyor. Yalnızca acı da çekmiyor öfke duyuyor, üzüntü duyuyor, vicdanı kanıyor. O kadını o sınırda açlık grevine yatıran nedeni anlamayan bir dünyadayız.

Ayşe Gökkan, Mardin'in Nusaybin ilçe belediye başkanı. Bu utanç duvarına karşı dimdik duruyor, kendi bedenini açlığa yatıracak kadar kararla hem de. Mayınlı bölgede bir kadın. Bu dünyanın acısına kadınlar, yürekli kadınlar son verecek mutlaka. Ayşe Gökkan o kadınladan biri.Rojava'nın Qamişlo kenti ile Mardin arasına bir duvar örülüyor. Kürtleri birbirinden ayırmak için mayınlar yetmiyor, devlet duvar örüyor. Bir yandan katledilen halklarin şehri bir yanda yıllardır zulüm altında yaşayan halkın şehri. Bu aynı iki ayrı sınırlar gerisindeki halklara; "Durun! Siz ayrı coğrafyanın ayrı kurbanlarısınız" deniyor.

Dünyanın bir çok yerinde direnişlerin kahramanları bize biraz yaşama alanı tanıyor. Onlar dağların aralarında, şehirlerin varoşlarında, insanlar biraz daha iyi yaşasın diye, biraz daha eşit ve özgür olabilsinler diye, canlarını ortaya koyuyorlar.

Ayşe Gökkan, orada o sınırda insanlık ve onurun direnişini veriyor. Akşamları evlerimize çekildiğimizde aklımızın bir köşesinde bulunsun kardeşleri için direnen bu kadın. O yalancı lambalar gibi değil gerçek ve daimi ışı olsun yaktığı ateş ile.

Meksika'da, Filistinde, Kürdistanın dağlarında, Afrika'da, Afganistan'da, Rojavada, Suriyede ve dahi kanayan her coğrafyada kendi yaşamını insanlık için ortaya koyan herkese borcumuz var. Onlar bizim yani insanlarını onurlarıdır.

Yükselecek her duvar, çekilecek her çit, mayınlanmış her toprak insan onuruna yapılan hakarettir. Kapitalistlerin, para tanrılarının işkenceleridir. Sekiz yaşında bir çocuğun, Behzat Özer'in bedenini paramparça eden mayınlar ile bu mayınlardan evine zenginlik taşıyan tüccarın ilişkisi; yaşam ile ölüm arasında ki bu savaşın tablosudur.

Nuray Çevirmen

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nuray Çevirmen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.