Saat Sıfır Beş...

Saat sıfır beş. Sabah ezanı bile okunmamış. Her yer karanlık. Gece sürüyor. Ayşe bebe mışıl mışıl uyuyor.

Daha beş yaşında yavrucak. Uykuya en çok ihtiyacı olduğu yaşta. Ama ona ve taydaşı bütün bebelere uykuyu haram eden bir iktidarın emri var:

“4 artı dört artı 4 sistemine uyarak 5 yaşındaki bebeleri ilkokul birinci sınıfta okumak zorundalar.

Anne zorunlu olarak uyanır. O da uykuya doyamamıştır aslında daha ama ne yapsın, bebeğini okula hazırlamak zorunda. Geliyor, içi sızlayarak, o derin uykusundan uyarmaya çalışıyor bebeciğini.

Uyanmak istemiyor bebecik. Vücudu isyan ediyor uyanmaya. Daha ihtiyacı var. Uyumalı.

Hayır uyanacak! Emri var iktidarın. Eğitim politikaları böyle emrediyor. Bebeler erkenden uyanacak, yüz yıllar öncesinin Ispartalı bebeleri nasıl zulümle yetiştirildiyse, öyle yetişecekler. Böyle yaparsanız dinç çocuklar olurlar büyüyünce.

***

Bunca acı bir manzarayı sergilemek istemezdim size. Durun biraz yumuşatalım işi.

Baba adayı adamın biri karlı buzlu, ayaz bir kış sabahında temiz hava almak için kırsalda dolaşıyor. Çingenelerini çadırının önünden geçerken Çingene bir babanın ayaklarından tuttuğu yeni doğmuş bebesini, çadırın önündeki bidonun buzlarını kırdığı suya batırıp batırıp çıkartıyor.

Bağırıyor ona temiz hava almaya çıkmış olan bizim baba adayı:

“Dur be adam! Ne yapıyorsun! Öldürecek misin bebeyi!”

Bebenin babası gülüyor. “Telaşlanmayın beyim,” diyor. “Bir şey olmaz. Ben bebeyi çelikliyorum. Böylece çelik gibi olacak, her türlü zulme dayanıklı büyüyecek. (Biber gazı ve tazyikli hortum suyu dahil mi acaba bu dayanıklılığa?)

Gezintiye çıkmış baba adayının kafasına yatar gibi oluyor bu çelikleme işi. Evine döndüğünde bakıyor ki hanım doğumu yapmış. Adam bebeyi kaptığı gibi bahçedeki bidona koşturuyor.

Evdekilerin “aman”ına bakmadan bidonun buzunu kırıp bebeyi ayaklarından tuttuğu gibi buzlu suya batırıp batırıp çıkarıyor. Ne yapıyor bizim adam? Bebesini çelikliyor. Gelecekteki zulümlere dayanıklı olsun diye. Ama dayanıklı olamıyor bebe. Çünkü hemencik ölüyor.

Bebesinin ölümüne üzülen baba koşarak Çingene babayı buluyor.

“Katil! Diye bağırıyor. Bebemin ölümüne neden oldun. Çelikleyeyim dediğim bebem öldü!”

Çingene baba, “Dur bakalım hemşerim,” diyor. “Sen gidip bebeni çelikledin ama önce söyle bakalım. Senin bebenin babası da çelikli miydi?”

“Hayır…”

“Yaaa, benimkini babası da çelikliydi.”

Ne yazık ki babası çelikli olmayanların akıldaneliğiyle bebelerimizi çelikleyelim derken öldürüyoruz.

***

Saat sıfır beş otuz. Annesi Ayşe bebenin çiş ihtiyacını gideriyor,. Emlini yüzünü yıkayıp kuruluyor. Kahvaltısını yaptırıyor. Ayşe bebecik bir ölü gibi katlanıyor bütün bunlara.

Derken servis geliyor. Servis Ayşe bebeciği alıp okuluna götürüyor.

Saat altı. Gece sürüyor. Ortalık daha aydınlanmadı. Zil çalıyor. Ayşe bebe bir ölü gibi sınıfına giriyor, el yordamıyla sırasını bulup oturuyor.

Öğretmeni: “Ne bu halin Ayşe?” diye soramıyor. Çünkü bütün bebeler ayrı durumda. Kendisi bile…

Buyurun size acemi berberin başımızda berberlik öğrenmesine. Bunun adına eğitim deniyor ülkemizde.


# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fevzi Günenç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.