Aldatılıyoruz...

Bilinen bir meseldir ama yinelenmesinden zarar gelmez. Zındık hocanın teki gariban bir ademim karısına dolanır. Al külah ver takke… Agnigi-naganigi halleri sürer gider.

Adam tevekküle sığınır ama delikanlı oğul bunu içine sindiremez. Durumu babasına isyanla yansıtır.

“Farkındayım oğlum,” der baba. “Bırak Allah cezasını verir o zındık hocanın.”

Aradan zaman geçer. Oğul bakar ki Allahın ceza-meza verdiği yok.

“Dur ben sana bir ceza vereyim ki, gör sen namus düşmanı…” diyen oğul, zındık hoca ezan okumak için minareye çıktığında minarenin merdivenlerine nohut döker.

Hoca ezanı okuyup inerken nohutlara basar, teker-meker aşağıya yuvarlanır. Sonuç: Mevlayı bulur.

Oğul gönül ferahlığı içinde eve döndüğünde, hocanın eşek cennetini boyladığı kendisinden önce bütün köyü dolaşıp babaya da ulaşmıştır.

Oğulu gören baba:

“Görün mü çocuk,” der. “Ben sana Allah onun cezasını verir, dememiş miydim?”

Delikanlı, yeni terlemiş bıyıklarının altından güler.

“O nohutlar olmasaydı…”

***

Ağzım ağız değil mübarek kimya laboratuarı. Hileli bir şey yedim mi, hemen verir sinyali.

Öğretmen okulu aşevinde yemek yedim. Bir et ki, sakatat tadında, kokusunda... Sakatat etin kilosu on lira. Normal et 30 lira… Aradaki 20 lira kimin cebine iniyor bilemem.

Bu Öğretenler lokantası hangi öğretmen evi lokantası mi? Onlar bilirler kendilerini. Ne de olsa hepsini yönetenler de birbirlerine yediz kardeşler gibi benzerler.

Aynı lokantada bir de tatlı yedim. Yemez olaydım. Ağzımın içi keçe gibi oldu. Neden, çünkü tatlıyı şekerle şerbetlendirmemişlerdi.

Hani şu kanserojen içerik taşımasına karşın hükümetin üç maymunları oynadığı, görmezden gelerek yasaklamadığı belki birilerinin üretenine ortak bile olduğu yapay şekerler var ya, işte onlarla şerbetlendirmişlerdi tatlıyı.

***

Kasabımdan et alacağım tuttu. Gözle kaş arasında aldığım ete önceden kıyılmış bir miktar et kattı. Bu da yendikten sonra teşaşür ederken tıpkı davar sidiği kokusu veren sakatattan yani baş etinden başka bir şey değildi.

Bir kasap günde sadece bir kilo baş etini böyle azar azar her müşterisine yedirirse. Kiloda 20 lira sadece bu tek kalem göz boyamacalı kazançtan bile ayda zavallı bir asgari ücretlinin maaşı kadar kazanç elde eder.

***

Her yerde, herkes tarafından aldatılıyoruz. Buna hükümetlerimiz göz yumuyor. Bizi kazıklanmanın ekonomik model adı serbest ekonomiydi. Mucidi Turgut Özal’dı. Sürdürümcüsü de Tayyip bey oldu.

İsmet İnönü’nün iktidarı döneminde hiç kimse bugünkü gibi yüzde 100’den, yüzde 1000’e varan oranda helal kazanç(!) sağlayamazdı.

Her malın üzerinde alış fiyatı, satış fiyatı, fatura numarası olurdu. Böylece vergi de kaçmazdı. Aldatılmazdınız da… Kazanç oranı ise yüzde 20 ile sınırlıydı. Gel de arama İnönü dönemini.

Ey ahalim! Bütün bunları bilirsin de neden yine gidip seni kazıklayana, kazıklatana verirsin oyunu? Yoksa o da seni Alamut Kalesi hükümdarı Hasan Sabbah gibi haşhaşla mı büyüledi?



Ekmeğimizle, sağlığımızla oynayanlara göz yumanlara, “Allah cezalarını verir deyip” tevekkülle bekleyecek miyiz, yoksa artık bunların ayaklarının altına nohut serpme zamanı geldi mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fevzi Günenç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.