Halit Çelenk

Yıl 1983. Mart ayının başında evlendim ve aynı ay içerisinde de Bahçelievler semtinden (o sıralarda dönüş yolu) olan 2. Caddede bir ev kiraladık ve yerleştik. Eşim Aysun Merdoğan İdil, tıp doktoruydu ve A.Ü.Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı’nda asistan olarak çalışıyordu. Daha sonra Göz İhtisasına başladı ve Türkiye’de Göz ve Halk Sağlığı ihtisası olan birkaç doktordan biri oldu (kaç kişiler, bilmiyorum).

O sıralarda sınıf arkadaşı Ferda (Çelenk) Özyurda ve kocası Ümit Özyurda ile de sık görüşmeye başladık. Onlar da Emek 4. Cadde üzerinde oturuyorlardı ve çok yakındık. Ferda da Halk Sağlığı bölümünde doktorluk yapıyordu. Bir de şimdi aramızda olmayan Ata Soyer vardı. O da yine Bahçeli’de oturuyor, Ferda ve Aysun gibi Halk Sağlığı’nda çalışıyordu. Halk Sağlığı bölümünü seçen bu üç idealist doktor, Nusret Fişek ile açılan yoldan yürümek ve koruyucu hekimlik üzerine çalışıyor, hastaların uzman doktorlara gitmeden ilk aşamada yakalanması konusunda çalışacaklardı. Cerrah değillerdi, Türkiye’de yürütülen yanlış sağlık politikaları nedeniyle, bir süre sonra neredeyse doktor bile sayılmayacak duruma getirildiler. Halk Sağlığı gibi bir bölüme ihtiyaç yoktu mevcut iktidarlar tarafından, uzmanlık daha önemliydi. Bu yüzden pratisyen doktorlar da doktordan sayılmamaya başladı. Uzmanlığınız varsa, bir muayenehane açma şansınız oluyordu ve para kazanmanın da bir yolu olarak görülüyordu.

Bu sıralarda tanıdım Halit Çelenk’i. Bize, Ferda-Ümit çiftinden bile daha yakında oturuyorlardı karısı Şekibe Çelenk ile. Büyük kızı Serpil (Çelenk) Güvenç ile kocası Kaya Güvenç, 12 Eylül hışmına uğradıklarından, yurt dışında sürgündelerdi.

Kendimden büyüklerle tuhaf bir ilişkim vardır benim. Onların ilgi alanı olan konularda dersimi sıkıca çalışır ve karşılarına o şekilde çıkarım. Sadun Aren ile dama konusunda kapıştık, hep yenildim. Amcam Dr.Kamil İdil ile satranç oynardık, Prof.Dr.Hikmet Belbez ile de satranç oynardık ve zaman zaman da onun çok düşkün olduğu puro konusunda sohbet ederdik. Bin dolarlık puro olduğunu da ondan öğrenmiş, öyle bir puroyu yaktığımda kaç maaşımın duman halinde uçacağını hesaplamıştım.

Halit Çelenk elbette bir efsaneydi, ama asla geçmişte yaptıklarına ilişkin konuşmazdı. Sevmezdi. Şekibe Çelenk anlatırdı daha çok yaşananları. Halit amca da sakin sakin dinlerdi. Kendisi olayın içinde değilmiş de, ilk kez duyuyormuş gibi. Hüzünle camdan dışarı bakıp, yeniden döner ve dinlemeyi sürdürürdü.

O sıralarda yaşadığı dehşetin, üç fidanın gözünün önünde asılarak öldürülmesinin nasıl bir travma yarattığı konusunda gerçekten çok fazla bir fikrim yoktu. Hayal bile edemiyordum. Gençliğimde, yani öğrenciyken zaman zaman ODTÜ yurtlarına giderdim arkadaşlarla. Daha çok da 12 Mart 1971 döneminde, sokağa çıkma yasağında. Taraça adlı kahvede briç, bezik, satranç oynayarak oyalanırdık, ama geç kalırdım hep. Eve ulaşacak zaman kalmayınca ve öğrenci olduğum için o sıralarda gece iki katına çıkan taksi parasını ödeyemeyeceğimden, ODTÜ’nün Kumrular sokağın başından kalkan otobüsüne ODTÜ’lülerle birlikte binerdim.

Bir kez o zaman görmüştüm Deniz Gezmiş’i. Onu da Candan adlı Endüstri Mühendisliği’nde okuyan bir arkadaşım göstermişti.

Bendeki anısı, bir parlamento ayıbı olan ve kalkan ellerin utanç elleri olduğu dönemde çakılıp kalmıştı. O zamanlar bu üç fidanın avukatının Halit Çelenk olduğunu da bilmiyordum. Aradan yıllar geçtikten sonra öğrenmiştim. Gençlik işte...

Halit Çelenk ile başbaşa pek kalmazdık. Ya Ferda olurdu yanımızda ya Şekibe hanım ya da ikisi birden. Hala şaştığım konulardan biridir, bu kadar birikimi, anısı olan bir adamın nasıl olup da kendi hakkında bile konşurken lafa karışmaması.
Dersime çalışmam gereken konuyu düşündüm. Nasıl bir konu Halit Çelenk’in ilgisini çekebilir ve onun anılarını açacak yolu önüme serebilirdi? Satranç oynamıyordu. Dama da ilgisini çekmiyordu. Felsefe konuşuyorduk, ama benim felsefe bilgim yetmiyordu. Edebiyat konusu içinde değildi. Siyaset hoşuna gitmiyordu. Geriye hukuk kalıyordu ve ben de ancak dinlemekle yetiniyordum. Hukuğun öyle inceliklerinden söz ediyor, öylesine derinlemesine felsefesine giriyordu ki, sadece mantıkla bile bir çok şeyi öğrenmeniz mümkündü.

Hiç ücret almadan yüzlerce davaya bakmıştı Halit Çelenk. Kendisine uygun görmediği davalara girmemişti. Yaman bir hukuk savaşçısıydı ve sanırım bu günlerin geleceğini o günlerden görmüştü.

Zira her gerçek aydın gibi, kaygılıydı.

Şimdi adına bir yarışma düzenliyor Serpil ve Kaya Güvenç. Aslında böyle bir yarışma ile onu ölümsüz kılmak gibi bir niyetleri de yok. Onlar da çok iyi biliyorlar ki, Çelenk artık ölümsüzler arasına girdi bile. Ancak böyle bir yarışma ile onun ilkelerini yaygınlaştırmaktan daha da önemlisi, hukukun yerlerde süründüğü günümüzde, daha ciddi ve bilimsel eserlerin üretilmesine yardımcı olmak.

Uzun soluklu bir çalışma. Ama başarılı olacaklarına eminim, çünkü ellerindeki malzeme çok kaliteli.

Mümtaz İdil



gaziantephaberler.com


# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Mümtaz İdil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?