Ulusal Kanal ve Halk tv'ye bu filmleri öneriyorum

74 yıl önce, Hitler’in orduları Polonya’yı birkaç saat içinde işgal ederek 2. Dünya Savaşı’nı başlattı.

Daha sonra dönemin Sovyetler Birliği ve ona bağlı Varşova Paktı ülkeleri 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” ilan etti. Birleşmiş Milletler ise 21 Eylül’ü uygun buldu. 21 Eylül niye seçilmişti, orası belirsiz.

İşlevi olmayan günler bunlar. Yerli Malı Haftası vardı bir zamanlar çocukluğumuzda, meyveler getirir sınıfta yerdik. Şimdi artık yok, zira avakado, kivi gibi meyveler taşımaya başladı çocuklar. Elma cenneti ülkemde Şili elması yemenin çarpıklığını yaşıyorlar.

Bundan yaklaşık otuz yıl önce, Yarın dergisinde barışın savaşın karşıtı bir kelime olmadığına ilişkin bir yazı yazmıştım. Barış olması gereken bir toplumsal düzenken, savaş bunu yok etmeye kurgulanmış bir virüstü. Savaşın olmaması halinde ancak barış mümkün olabilirdi. Yani “karşıtların birliği” ilkesi bu iki kavramda vücut bulmuyordu.

Muhtemel bir Suriye müdahalesinin kimlere yarayacağı, kimleri ise perişan edeceğini bilmek için kahin olmaya gerek yok. Bunlar yazılıp çizildi defalarca. Her savaşın bedelini yoksulların, kadınların ve çocukların ödediği binlerce yıllık insanlık tarihinde kanıtlandı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, savaşı BM Güvenlik Konseyi’ndeki iki ülkenin engellediğini söyledi dünkü konuşmasında. Moskova ve Pekin’e ateş püskürdüğü belli. Sürecin önünü tıkamakla suçladığı bu ülkeler, Başbakan’ın yüzbinlerle ifade ettiği ölümleri iki katına çıkarmanın önüne geçmeye çalışıyorlar, ama bizimki o gözlükle bakmıyor. Tek hedef var kafasında: Esad’ın devrilmesi.

Yerine “İhvan”ın gelmesini de umuyor olabilir. Mısır’da artık belini doğrultması mümkün olmayan Müslüman Kardeşler için “derin yalnızlık” kabuğuna çekilen AKP’nin tek umudu Esad’ın devrilmesiyle kazanacağını umduğu stratejik üstünlük.

Ama öyle mi olacak? Esad devrilirse eğer, gerçekten bölgeye istikrar ve huzur mu gelecek? Gelmeyeceğini Başbakan da, Dışişleri Bakanı da çok iyi biliyor. “Gönüllüler koalisyonu kuralım, Suriye’yi vuralım,” diyorlar.

ULUSAL KANAL VE HALK TV BU FİLMLERİ YAYINA KOYMALI

Sinema bilgisine büyük saygı duyduğum Necati Akınbingöl ile tiyatro sanatçısı Ahmet Türkoğlu bana “savaş karşıtı filmler” listesi verdiler. Yandaş medya kuruluşlarının bu filmleri oynatmayacağı açıkça ortada, geriye de kanal kalmıyor. Ulusal Kanal veya Halk TV’nin bunları yayına koyması ne derece mümkün, onu da bilemiyorum.

Yine de olanağı olanların bu filmleri izlemesi gerekiyor: Yönetmenliğini Roberto Benigni’nin yaptığı “Hayat Güzeldir”, Stanley Kubrick’in “Full Metal Jacket”, Michael Cimino’nun “Deer Hunter”, Tarantino’nun “Soysuzlar Çetesi”, David Lean’ın “Kwai Köprüsü”, Clint Eastwood’un “Iwo Jima’dan Mektuplar”, Coppola’nın “Kıyamet”, Lewis Milestone’un “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”, Charles Vidor’un “Silahlara Veda” filmleri.

Bu filmler arasında benim favorim “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” filmi. Belki çocukken izlediğim ve aklıma kazındığı için.

Benim veya bir başkasının tercihinden çok, meselenin özü savaşa karşı olmak. Bir başkasının ikbali için binlerce, hatta yüz binlerce insanın hayatının sönmesinin önüne geçmek. Bu açıdan Tolstoy’a da kulak vermek gerek, Konstantin Simonov’a da… Savaşın vahşetini gözler önüne seren mükemmel eserler ele almıştır her iki yazar da.

Steinbeck’i düşünün bir de… Elleri titreyerek Vietnam savaşını öven yazılar yazmaya başladıktan sonra Plutzer Ödülü’ne layık görülmüştü. Elma bahçelerindeki direnişlerden yola çıkan, Salinas’ı unutulmaz cümlelerle anlatan yazar, Vietnam savaşını haklı görebilmişti. Bu çelişki günümüzde tüm medyayı örümcek ağı gibi sarmış durumda.

Emine Ülker Tarhan’ın geçen bir yazısında söylediği şu saptamayı gözardı etmemek gerek: “Savaş için insani ret hakkınızı kullanın.” Vicdani değil, dikkatinizi çekerim, insani ret hakkı. Vicdani ret hakkı kişiseldir, askere gidip gitmeme konusunda kullanılmıştır daha çok, ama insani ret hakkı tüm insanlığı ilgilendiren toplumsal bir karşı duruştur.

Bunun karşısında Başbakan’ı görüyoruz. Neredeyse tüm ülkelere telefon edip, durumun ciddiyetini anlatmış ve “derhal bir şeylerin yapılması gerektiğini” söylemiş. Bu “birşeyler”in ne olduğu malum.

Başbakan’ın yanıldığı en önemli nokta ise, Türkiye’nin Suriye ve Mısır karşısındaki tutumunun dünyanın her yerinde takdirle ve gıptayla karşılandığını sanması. O zaman sormazlar mı adama: Bu “derin yalnızlık” da neyin nesi?

Sudan ziyareti sırasında Hartum ve yüzbinlerce insanın katledildiği tutanaklarla tespit edilen Darfur’u gezen Başbakan, burada katliam izleri görmediğini söylemişti.

Hatırlatmak gerek Başbakan’a, şu sıralarda Auschwitz’e giderse de katliam göremeyecektir, Ruanda’ya veya Irak’a gitse de…

Kurbanları çoktan gömdüler…

İnsan hayatının Müslüman’ı, Hıristiyan’ı olmaz… Sunni’si Alevisi hiç olmaz.

Katliam katliamdır.

Zorunlu olmayan savaş ise katliamların en büyüğüdür.

Bir anlamı yok, ama yine de Dünya Barış Gününüzü kutlarım.

Mümtaz İdil

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Mümtaz İdil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?