Seni çok özledik...

Güzel Gaziantep’imizin sularını birlikte içtiğim, yiyeceklerini birlikte yediğim, havasını birlikte kokladığım arkadaşlarımdandı o. Birlikte yürümüştük yıllarca kendisiyle bu kentin yollarında.

Suburcu’dan Halkevine, Halkevinden Kırkayak’a, Başkarakol’a, Kavaklık’a yürürken yaz akşamlarında, birbirimize anlatmıştık ilk sevdalarımızı…

Birlikte düşmüştük sanatın edebiyatın, özellikle de tiyatronun peşine.

1940’da dünyaya gelen çocukluk arkadaşım Ahmet Bayaz’dı O.

Kırkayak Parkının karşısındaki Bayazlar’ın konağında açmış gözlerini yaşama. Onun doğduğu yıllarda ev olarak kullanılıyormuş bu yapı.

Dedesi Beyazınoğlu Ahmet Ağa, (1860-1917) bir ortağıyla birlikte, 20. Yüzyılın başlarında otel olarak yaptırmış binayı. Büyük Otel koymuşlar adını da. Sonraları Bayaz ailesinin konutu oldu.

O konağın pencerelerinden bakmıştı çocuk gözleriyle Ahmet… Demiryol dediğimiz Atatürk Bulvarından geçen paytonlara… Kırkayağın beyaz çiçekli ulu ağaçlarına, Bostanarasına, Alleben’e bakmıştı.O cılız derenin göl dediğimiz sularımda çimmişti, söğüt ağaçlarına tırmanıp zilli zdüdük yapmıştı...

Büyüdükçe bu çocuk, konağın arkasındaki Körükçü Hafız sokağının yanı başında bulunan Boyahane Alanında oyun oynamıştır çağdaşlarıyla. Gülle, kemik aşık, kart oynamıştır…

Değirme (topaç) döndürmüştür çocuk Ahmet. Çışkaa salmıtır Bayazların konağının balkonundan, Demiryol’a doğru…

Daha da büyüdükçe Zerdalılık’a doğru uzanmıştır küçük Ahmet. Orada yapılan mahalleler arası sapan savaşlarında taş toplayıp yetiştirmiştir Ağyollu ağabeylerine. Elbette ki kimi zamanlar da başından pekmez akıta akıta dönmüştür evine…

Muhtar Bayaz, Ahmet Ağanın 7’nci oğludur. Kaleli ailesinden Hatice Hanımla evlenmiştir. Ahmet’in de annesi olan Hatice hanım 1917-2002 yıllarında yaşamış.

Arkadaşım Ahmet ise Muhtar Bayaz’ın dört çocuğundan üçüncüsü oluyor.

Ahmet 1969’da Türk Dil Kurumu uzmanlarından Ayla hanımla evlenir. İki çocukları dünyaya gelir.

Oğlu Arda ilk çocuğu olup Gazi Üniversitesi İktisadi Ticaret Fakültesini bitirmiştir. Enka Şirketinde çalışmaktadır.

Kızı Pınar ise Uludağ Üniversitesi İktisadi ve Tic. İ. Fak. bitirmiştir. SSK Vakfında görevlidir.

Bu evdeyken okula başlamıştır Ahmet. Doğrudan doğruya yeni açılan Akyol İlkokulunda başlayacaktır öğrenimine. Gaziantep Ortaokuluna geçti ilkokulu bitirince.

Lise 1. sınıfta kendini atletizme verdi. 1500, 3000, 5000 m. koştu. Hatta bu yarışlarda önemli dereceler aldı.

Cahit Saraç’la ve birkaç arkadaşı ile birlikte Gaziantep Sanatseverler Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. Derneğin çeşitli etkinliklerinde bulundular.

Benim, Yalçın Dai’nin, Abdullah Edip Çitçi’nin de bulunduğu edebiyat şiir söyleşilerine katılırdı Ahmet. Demokrat Ülkü Gazetesine hazırladığım sanat sayfaları yıllarının konuğu olurdu zaman zaman.

50’li yılların sonlarında sahneye çıktı. Gaziantep Gençlik Tiyatrosu adında Cahit Saraç’ın başkanlığı altında bir topluluğa katılmıştı. Şehitler Anıtının karşısındaki yokuşun üzerinde bulunan handa da bir oda kiralamışlardı.

Suburcu Caddesi’ndeki sinemalardan bir ikisinde de oyunlar sergilemişti gurup. Dışa açılalım demişlerdi sonra. Bu konuyla ilgili anılarını şöyle anlatır Ahmet Bayaz:

“İlk turnemizi o zamanki adıyla Maraş’ta yapmaya karar verdik Maraş’a öncü olarak iki-üç arkadaş gittik. Valilik’ten ve Belediye’den gerekli izni aldık. Davetiye bastırdık. Onları satmak için dolaş dolaş, hava cıva. Davetiye satmak üzere kimin kapısını çalsak “dans ya da göbek var mı?” sorusu ile karşılaşıyoruz.

Bir otelde kalıyoruz. Bir sinema salonu kiraladık. Hatırladığım kadarı ile bir geceliği 200 TL. Ceplerimizde 25-35 TL. kadar paramız var. Üzüm ekmeğe talim ediyoruz.

Afişler yaptırdık. El ilanları bastırıp dağıttık. 30-40 kadar davetiye satma başarısı gösterdik. Temsil verilecek akşama doğru Bizim Gençlik Tiyatrosu da 12-13 kişi olarak Maraş’a geldi.

Akşam saatlerinde hiçbirimizin ağzını bıçak açmıyor. “Ne yapacağız” diye düşünüyoruz. Dans/saz ekibine, sinemaya ödeme yapılacak…

Cebimizdeki üç beş lira ile, satılan 30-40 davetiyenin parasını da katıp afişlerin, el ilanlarının parasını vermiştik.

Perdenin açılmasına yarım saat kalmıştı ki sinemanın önü gençlerle dolup taştı. Ancak onlara 3 lira giriş parası fazla geliyordu. Ani bir kararla giriş ücretini 1 liraya düşürdük.

Böylece salonu doldurma başarısını gösterdik. Ancak izleyicilerin bir bölümünün de oyunu gürültüden patırtıdan doğru dürüst izleyemedikleri de bir gerçekti. Sinemayla saz/dans topluluğunun parası ödenmişti, ama bize de otelde yatacak para bile kalmamıştı. Maraşlı tiyatro sever bir genç (özverisini hiç unutamadık) o gece evine götürüp on beşimizi birden konuk etmişti.”

Tiyatro kanına işlemişti artık Ahmet’in. Bu işin eğitimini veren bir okulun bitirme sevdasına düştü. Kendisi gibi aynı sevdanın ateşinde yanan benimle birlikte Konservatuar sınavlarına katılmak üzere Ankara’ya yollandı.

Ne var ki bu ikimiz için de düş kırıklığı olacaktı. Zira sadece 7 öğrenci alınacak olan sınava 300 kişi katılmıştı. Katılanların arasında ise önemli tiyatro, sanat adamlarının çocukları vardı.

Tabii ki konservatuara girmeyi başaramadık. Kuyruğumuza baka baka Gaziantep’imize döndük.

Ahmet Bayaz’a Gaziantep lisesini bitirmek de nasip olmadı.. Yaşam rüzgârı kendisini ailesiyle birlikte Ankara’ya savurdu. Lise Öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi’nde tamamladı o da.

Liseyi bitirince askere gitti. 27 Mayıs 1960’ta devrimi yapıldığında, o Ankara’da Muhabere Okulu’nda askerdi.

Ardından Istanbul’da gönderildi. İstanbul Asayiş Tümeni’nde Menderes, Polatkan ile Zorlu’nun idamlarında Yassıada’da ‘komando taburu’nda görevli bir muhabere çavuşu olarak bulundu.

Askerlik sonrası Ankara ÜniversitesiDil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni bitirdi.

Dilciliğe karşı duyduğu özel ilgi, onu Türk Dil Kurumu’na çekti. O yıl kuruma birkaç çalışan alınacaktı. Dayısı Ömer Asım Aksoy’un ise önemli görevi, saygınlığı vardı orada.

Konuyu Ömer Asım dayıya açtı. Dayı, başını iki yana salladı.

“Hak etmişsen girebilirsin. Hak etmemişsen benden sana yarar yok. Sınava gir; kazanırsan, çalışırsın.”

Alır mı bir kara düşünce Ahmet Bayaz’ı? Gerçi “dil”e özel ilgisi vardır. Dayısının dille ilgili tüm kitaplarını içmiş, yutmuş, hatmetmiştir.

Bununla da kalmamış, dile değin ne bulursa okuyup nakış gibi işlemiştir hafızasına. Çağın önemli dilcisi, edebiyat eleştirmeni Nurullah Ataç’ın tutkunudur. Onun yazılarının her birini de bir kez okumakla yetinmez.

Sınava girer. Çıktığında şaşkındır. Sorular ona o kadar kolay gelmiştir ki… Sonunda en yüksek puanlardan birini alarak torpilsiz olarak Türk Dil Kurumuna memur olarak girer.

Buradaki çalışmaları takdir görür, kısa zamanda sıra memurluğunu aşan önemli görevler üstlenir.

1981 yılında TDK’da buluştuğumuzda durumu buydu. Ben 12 Eylül sonucu emniyetin bodrum katındaki göz altılığımı sineye çekmiştim.

Kısa süreli Garnizon tutukluluğunu, Ermeni Kilisesinden bozma Hapishane konukluğumu yaşamıştım. O sıralarda yayımlamakta olduğum günlük Ortam Gazetemi kapatıp Ankaraya göçmek zorunda bırakılmıştım.

Artık Başkentliydim. Buradaki dostlarımı arayıp sormaya başladım. Ahmet Bayaz’la Türk Dil Kurumu’nun girişinde karşılaştığımızda nasıl da coşkulanmıştık ikimiz de.

Beni Kurum Dergisinin yönetimini üstelen Ali Püsküllüoğlu ile tanıştırmıştı.

“Çocukluk arkadaşım Fevzi Güneç… “ diye tanıtmıştı beni ona. “Öykücü… Pazar Postasında çıktı ilk öyküleri…”

Sevecenlikle dolu gülümsemişti Ali Püsküllüoğlu.

“Biliyorum…” diyerek elini uzatmıştı bana. Hararetle sıkmıştı elimi. Bu el sıkışın sıcaklığı bile mutlu olmama yetmişti.

Söyleşmiştik üçümüz bir süre.

“Türk Dili’ne öykü versene…” demişti bir ara Şair Ali Püsküllüoğlu. ‘Sevinçle vereceğimi’ söylemiştim.

Hiç duraksar mıydım? Hemen ertesi gün üç beş öykümü birden getirip teslim etmiştim. O öykülerimin hepsi de yayımlanmıştı Türk Dili’nde.

Aralarında “Küçük Zeytin Ağacıyla Çocuk”, “Pembe Çiçek Açan Badem Ağacı”, “Büyük Kuşlar Küçük Kuşlar, “Kan Portakalları” da olan öykülerim…

Ahmet Bayaz, 1964-1983’de Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nda çalıştı. 1972’de TDK üyeliğine seçilerek getirildiği “yönetmen”lik görevi Kurumun, 12 Eylül’ün İhtilal Komitesince çıkarılan bir yasa ile devlet dairesine dönüştürülmesine dek sürdü.

Bu durumu kabullenemediği için 15 arkadaşı ile birlikte Eylül 1983’te Kurumdaki görevinden kendi isteği ile ayrıldı.

1984’den sonra reklamcılık ve ticaretle uğraştı. 2001-2002 yıllarında Çağdaş Türk Dili dergisinin Yazı Kurulu üyeliğine seçilerek derginin yayım çalışmalarına katıldı.

2 Ciltlik Nazım Hikmet Özel Sayıları onun görev aldığı dönem içinde yayımlanmıştır.

Hazırladığı veya hazırlanmasına emek verdiği kitaplardan Türk Dili Dergisinin 30 yıllık “Dizin”i (Eylül 1951-Aralık 1981) 3 cilt, “Türk Dil Kurumunun 40 Yılı” 1972 sayılabilir.

TDK’nin (1964-1983) düzenlediği bilimsel kurultaylara ilişkin kitaplarla Dil Derneği yayınlarından “Yazım ve Sorunları” (2001), “Türkçenin Kullanımında Karşılaşılan Sorunlar ve Çözümleri” (2002) adlı kitapları basıma hazırladı.

Son çalışması, dayısı Ömer Asım Aksoy’un, 30 yılda hazırladığı “Gaziantep Ağzı” kitabının yeni basımını yayına hazırlamak oldu. Bu yapıtın yayına hazırlama süresi bile 2 yılı buldu.

Son yıllarda amatör olarak toprakla uğraşıyordu, Ahmet Bayaz dostum. Yazlıktaki bostanında hormonsuz satalalık vb. yetiştirerek emekliliğin keyfini yaşıyordu.

Derken onu tümden kalmak üzere Gaziantep’te bulduk. Sevincimiz sonsuzdu. Gaziantep Kolej Vakfının Kütüphane sorumluluğunu üstlendi. Sık sık buluştuk. Birlikte güzel günler geçirdik. Bir ara sağlığı bozuldu. Tam iyileşmeye başladığını sandığımız günlerden birinde, 22 Mayıs 2012’de kızı Pınar Bayaz telefon etti. “

“Babamı kaybettik Fevzi amca,” dedi. Telefonda birlikte ağlaştık

.Seni çok özledik Sevgili Ahmet Bayaz. Ne güzel bir insandın… Işıklar içinde yat.



# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fevzi Günenç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.