BAŞBAKAN KOÇ'A TEŞEKKÜR ETMELİYDİ...

Tarih hiçbir şeyi affetmez…

Bunu pek çoğumuz biliyor ve kabul ediyoruz…

Süre ilerler, zaman gelir yaşananlar; tüm gerçekliği ve çıplaklığı ile tarih sayfalarında mutlaka bir gün yerini alır…

Çok sürmez, on- on beş sene sonra, ülkemizin “yakın tarihi” diye söz edilince, bunun 2000 yıllar olduğu anlaşılacak…

Çünkü 2000’li yılar süreci ile ilgili anlatılacak, hesabı sorulacak tarihe mal olmuş o denli yoğun bir geçmiş yaşanmış olacak ki; bunu şimdiden yaşamakta olduğumuz süreçte açık ve çarpıcı biçimde görüyoruz.

2000’ler yani yaşamakta olduğumuz süreç, uzun yıllar, artıları ve eksileriyle tartışılacak…

Hatta başta adalet ve medya olmak üzere; süreç üniversitelerde tez konusu bile olabilecek…

***

Gelelim asıl konumuza…

Vatan gazetesi köşe yazarı Ruhat Mengi 19 Ağustos Pazartesi günkü köşesinde şöyle yazmış:

“Mısır’da “yaralıların meydandan çıkarılmasına ve tedavisine” de izin verilmediği için kan kaybından çok sayıda insan ölmüş. Türkiye’de “yaralıları tedavi eden doktorlar, tedavileri için kapısını açan oteller” cezalandırıldı. Hem de yıkım gibi cezalarla.. O nedenle, eğer başkalarına “demokrasi ve insanlık dersi” vereceksek önce kendimize çeki düzen vermeliyiz, çifte standart ve unutkanlık dikkat çekiyor. Devamlı olarak “Şunu yapan hesap verir, bunu konuşan hesap verir” diyoruz da bu hesap konusu herkes için geçerli olmalı demokrasilerde …”

*

Sayın Ruhat Mengi’nin değerlendirmesine bizim ekleyeceğimiz hiçbir şey yok, sadece altına imzamızı atacağımız bir yazı ve değerlendirme olduğunu belirtmekten başka…

***

Konumuzun özü belli oldu sanırız.

Gezi olaylarında biliyorsunuz Başbakan, her zaman ki “kin ve nefret” duygularıyla dolu olarak, kimi kesimlere ağır biçimde yüklendi ve saldırdı…

Bunların başında Divan otelinin sahibi Koç grubu geliyordu…

Son derece insani duygularla yapılan davranış tutum ve uygulama; Başbakan’ın şiddetli ve hiddetli hücumuna uğradı.

Gezi direnişinde biber gazlarından, tomalardan kaçan gençlere kapısını açtığı ve yaralılara tedavi fırsatı verdiği için, Divan Otelinin sahibi Koç grubu neredeyse vatan haini ilan edildi…

Holdinge verilmiş olan büyük ihale hükümetçe iptal edildi. Derhal vergi müfettişleri Tüpraş’ın üzerine salındı… Bildiğimiz kadarıyla inceleme ve denetlemeler halen sürüyor…

***

Oysa tam aksi olarak Başbakan Koç grubuna teşekkür etmeliydi…

Grup Divan oteli kapılarını gaz yiyenlere açmasaydı, binanın önünde yığılıp kalacak ve beklide hayatlarını yitirecek çok sayıda insan olacaktı. Ölen ağır yaralanan ve gözlerini kaybeden insanların sayısı giderek artsaydı, Başbakan ve AKP adına daha mı iyi olurdu?

Artık açıkça biliniyor ki, Başbakan Erdoğan ve AKP, öncelikle ve tek amaç olarak, siyasal yaşam ve varlıklarını ayakta tutabilmenin, kurtarabilmenin telaş, çırpınış ve paniği içerisinde…

Ölü sayısının artmış olması mutlaka herkesi üzer. Başbakanı ve ekibini de üzdüğü muhakkak ama ne ölçüde üzüyor biz tabi bunu bilemeyiz…

AKP bakış açısında göre, yeter ki; siyasi varlıkları, güçleri eksilmesin, parti oy yitirmesin, önümüzde ki seçimde yine iktidarda kalabilsinler!... Şimdilerde ki can siperane uğraşları bu yönde ve bunun amaç için…

***

SONUÇ:

Mısır’da ki katliamı vicdan sahibi hiç kimse kabul edemez…

İnsanı öldürmekten, yok etmekten başka ağır bir suç olabilir mi?

Anasız babasız kalan evlatların feryatlarına, çocuklarını, yakınlarını yitiren ana babaların haykırışlarına yürekler dayanabilir mi?

Mısırda bu tabloyu yaratanları şiddetle ve nefretle kınıyoruz!..

Kendi ülkesinde yarattığı zulüm, haksızlık ve adaletsizlikleri görmezden gelerek, Mısır adına sözlerle kahramanlık destanları yazan siyasi şovmenleri de; kesinlikle samimi ve gerçek duyarlılıkta görmüyoruz!..

Mısır’a yönelik, pankart açma, her türlü siyasi söylem, tezahürat, haykırış her yerde statlarda bile(!) serbest…

Kendi ülkesinde ki polis şiddeti ve saldırısıyla yaşamlarını yitirenler adına ve demokratik haklarını istemek için yapılan siyasi söylem, slogan ve tezahüratlar yasak!..

İnanıyoruz ki bu KOMEDİ fazla sürmeyecek!

***

Son söz:

Yazımızı noktalarken bir haber internette gözümüze çarptı.

AKP’li Bekir Bozdağ kendisine Hacıbektaş’taki törende, konuşma yapıp yerine doğru oturmak için yürürken, yumruk atan şahsın serbest bırakılması karşısında demiş ki; “Umarım bu kararı veren hakimler benim gibi yumruk yemezler”

Bekir Bozdağ’ın temennisine biz de katılıyoruz. Hakimler ve hiç kimse yumruk yememeli.

Acaba Bozdağ’ın açıklaması, serbest bırakma kararı veren hakime “sen görürsün..!” mesajı olarak mı algılanmalı…

Ergenekon davasında (beklenmedik şekilde ağır yumruklar yiyen, adaletsizce ceza alanlar adına) verilen kararlarda; “deniz Feneri” davasında; hakimlere, adalete yönelik en küçük değerlendirmesi ve duyarlılığı olmayan Bekir Bozdağ; yumruk kendisine atılınca adaletin, adaletli hakimlerin önemini ve kararlarının ehemmiyetini hatırladı.

Tabi ki kendisine atılan yumruk olayını ve yumruğu atanı şiddetle kınıyor, böyle bir davranışı asla onaylamıyoruz…

Ancak gerçek adaletin varlığına da; her yerde, “kayırmasız” her kesimde ve her insan için; şiddetle gereksinim duyulduğunu önemle ve altını çizerek tarihe not düşmek adına belirtmek isteriz.

BURHAN ÖZBEY

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Özbey - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket Gaziantep’teki Belediyelerin Hangisinin Çalışmasından Memnunsunuz?

tiktok takipçi satın al