Bir anıdan kopup bir sapan taşına hevesolan çocukluğum…

Sekizli yaşlardaydım, sanırımilkokul iki ya da üçüncü sınıf öğrencisi idim. Seksen öncesi curcuna dönemi; curcuna diyorum çünkü gerçekten o kadar karışmıştı ki her şey, o günlerin hevesinde kalıphâlâ şımaranlara şaşırıyorum…

Şımarmak için ne yaptınız, benim çocukluğumdaki gibi kendinizle hiç kavganız oldu mu, sizin de hevesinizesolculuk adı altında vuran bir öğretmeniniz oldu mu?

Akşam olunca bir suçlu gibi bağdaş kurup diz kapaklarınızı kalbinizin hizasına çektiniz mi hiç.

İki kere iki aşk eder dediniz mi hiç, çocukluk eşittir özgürlük diyebildiniz mi, bütün parmaklarınızı birleştirip sıra dayağı için tek sıraoldunuz mu hiç,yaşınız daha sekiz iken…

Belki de oldunuzbir kısmınız, belki de bazılarınız hiç olmadı bunları.

Soba demiri ile moraran ellerinizi benim gibi önce koltuk altlarınıza, sonra da orlondan örülmüş kazağınızın altına sokanınız oldu mu?Ve sonra kar yağarken, ellerinizdeki acı geçsin diyekarın içine soktunuz mu hiç mor parmaklarınıza susan ellerinizi.

Evet, iki kere iki üç eder öğretmenim, üç ikiden büyüktür…

İşte aşk ve çocukluğumun ilk eridiği ve kar suyuna karıştığı yer burası, burada başladı büyümek benim için.

Acının kuşkana olduğu yıllardı işte… Tuttuğum okuşkanayı hatırlıyorum, sizin beni adam ettiğiniz anneminkuşkanasını.

İki kere ikinin en fazla üç ettiği yıllardan bahsediyorum. Bilgiyi insan sayıyordu bir makine değil, aşkı insan ruhunda yaşıyordu, ayrı bir bedende değil, ince elmasların sesinden hatırlıyorum pencereleri, kar yağıyor deyince pencereye koşardık, “kar marks” diye bir adam gelecek zannederdik. Çok politik dilli öğretmenim, rahmet olsun yine de…

Sanırım anadilimi unutma yıllarımdı, anadilimi unuturken anamı da unutacağım aklıma gelmezdi hiç. O gün anlamıştım ki ben; devletten, haritadan, bayraktan doğmuş bir nesneymişim.İlk öğrenme güçlüğüm ve ilk öğretme güçlüğüm o yıllardan başladı. Harita metot defterleri henüz icat edilmemişti; harita, duvarda asılı bir kâğıttan, metot ise,öğretmenin elindeki bir sopadan ibaretti.

Büyüdüm ben şimdi, büyüdüm de seviyorum öğretmenim, kendimden uzak herkesi, kendi dilimden uzak, kendi sesimden uzak, koruduğun o bütün haritalardan uzak seviyorum şimdi.

Korkuyordum, bana korkuyu öğrettin. Sevmezsem döverler beni sandım, sevmezsem kızarlar sandım, hep sevdim öğretmenim, bütün haritaları sevmekle başladı bütün unutmalarım. Her sabah kendi üzerime antettirdiğin bayrağın karşısında her şeyi öğrendim. Bir köy okulu için bu kadarı çok değil miydi, nasıl sevmekti o, nasıl dövmekti, etimi ve kemiğimi sana Kürtçe anadilimde teslim ettikleri o gün işte başladı her şey…

Eylül nasıl da bir aydır, ekmek ve kaşık sırası kardeşlerimi hatırlıyorum hep.

Kaçakçılar geçerdi oradan, uzun, çok uzun devrimciler geçerdi ve ardından askerler…

Kürtçe konuşmayın derdin, siz yarın olunca üniversiteye gideceksiniz, Ankara’ya gideceksiniz, büyük okullarda okuyacaksınız, yatılı sınavlarına gireceksiniz… Türkçe öğrenin!

Evde Türkçe konuşun, Türkçe kitaplarını okuyun derdin; bütün okumaların özetini saman sarısı defterlerimize yazdırırdın, unutamadığım, en çok unutamadığım Türkçe parçası ismini doğru hatırlıyorsam eğer “Kış Baba Kapıda” parçasıydı, ya da onun gibi bir şeydi işte, ve parçayı sesli okuma yaptığımızda yine sıra ile tam o gün karşı dağın tepesine kar yağmıştı…

Sıra olmayı demokratik sanıyorduk o yıllarda, hangi sıra, kim önde kim sıranın sonunda onu fark etmemiştik henüz…

Dövmek sıraylaydı, sevmek de oysa sevme sırasının hep sonunda olduğumuzu büyüyünce fark ettim.

Ben kendi anadilimde çok kaçak yaptım öğretmenim, sizin illegal örgütünüzden daha da çok,illegal yöntemlerle konuştum hep anadilimi!

Sevdim hep, başkasının diliyle sevdim hep, başkasının öğretileriyle sevdim, keşke anamı sevdiğim dilimle sevseydim seni öğretmenim, keşke böyle sevebilseydim.

Bunca dile nasıl kıydınız, öğrettiğiniz her harfte bir dil kestiniz, ben niye sizin köleniz olayım ki, söyler misiniz dilimi hâlâ kesenler; söyler misiniz, siz dilimi koparmadan sevemez miydiniz beni.

Tarihten de, anlattığınız o bütün nedenlerindende nefret ediyorum artıkbana bu yaşadığım sonuçları verdiği için.

Geçelim tarihi diyorsun, geçemediğimiz tarihi geçiyoruz; sonra büyüyorum, çok büyüyorum ve benim yaşım sizin beni dövdüğünüz yaşa geliyor. Bu defa sıra bende; ben dövüyorum, benim dövdüklerim herkesi dövüyor, herkes herkesi dövüyor öğretmenim…

Her dilden sevdiğimiz insanları her dilden dövüyorlar şimdi öğretmenim, bizi ne çok dövüyorlarmış! Oysa dünyayı herkes kendi dilinde sevebilirdi, solmuş bayraklara selam duran bir askeri de mesela, internete bağlanmak için evin çatısına çıkarken düşüp ölen çocuğu da mesela...

Dünyanın bütün dillerinde sevmek ortak olsaydı ya, bütün haritalarda raylar birbirine bağlansaydı, iki kere iki üç etmez miydi öğretmenim.

Çocuktum saymayı trenlerden öğrenmiştim; vagonlardan, kardeşimin yüzüne ışığı vuran kompartıman odalarından öğrenmiştim, o istasyon gecelerinde kaç kere kolumdan tutup raylardan aldılar beni biliyor musun, sen ne dersen de öğretmenim, iki kere iki üç edecektir hep.

Şimdi cevabını bekliyorum baharla birlikte; toprak, çiğdem ve martın bir akşamına konuk olup uzaktan bir Ay dokunur mu yüzüme acaba benim…

Bırak, iki kere iki üç kalsın öğretmenim.

Mazlum Çetinkaya

Kaynak: sonhaber.ch

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mazlum Çetinkaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?