Yılanın sevmediği ot

(ANILARDAN)
Yıl 1986. Yani on iki eylülün üstünden hayli zaman geçmiş. O lanet anayasa %92 oyla onanmış, Evren cumhurbaşkanı olmuş, yani güya demokrasiye geçilmiş. Biz de, onca gözaltılardan sonra normal öğretmenlik yapamadığımız için dershanecilik yapmaya çabalıyoruz.
Bir gece sabaha karşı, kırılırcasına çalan kapı sesiyle uyandık. Meğer biz duyana kadar bütün komşular uyanıp kapı aralıklarından izlemeye durmuşlar. Kapıyı açar açmaz, çelik yelekli polisler, ellerinde uzun namlulu silahlarla içeri daldılar.
Neyse...
Alıp Gayrettepe’deki birinci şubeye götürdüler bizi. On beş gün, sorgusuz sualsiz yattık. Sonra bir sabah aldılar. Alındığımız odada, dik dik bakan bir sürü sivil vardı. Biz, olup biteni anlamaya çalışırken devir teslim evraklarını imzaladılar. Sonra tok sesli biri,
“Hadi hoca! Gidiyoruz” diye, yüzümüze bile bakmadan seslendi. Dışarıdaki minibüs’te, biziden önce aldıkları gençler vardı. Gülsün’ü önlerde bir yere, beni de en arkadaya oturttular.
Ne olduğunu, nereye götüldüğümüzü, neden alındığımızı da bilmiyoruz. Polislerde öfkeli bir sessizlik, ara ara dönüp nefretle bizi inceliyorlar.
Yanımda oturan gençlere nereli olduklarını sorunca mesele anlaşıldı. Fatsalılarmış. Meğer on yıl önce ayrıldığımız Fatsa’ya götürüyorlarmış bizi.
Uzun ve yorucu bir yolcuktan sonra Fatsa’ya vardık. Fatsa’da yapılmış olan NOKTA OPERSYONU sırasında, sorgu için kullanmış oldukları, inşaatı tamamlanmamış imam hatipe götürdüler. Penceleri, tahtalar çakılarak kapatılmış, içerisinde eskiden kalma mindersiz ranzalar, geniş bir salona götürdüler bizi. Gülsün tek kadın. Onu en dipteki ranzaya, beni de ona en uzak olanına götürdüler. Yani istanbul’dan yola çıktığımızdan beri, konuşmayalım diye ayrı tutuyorlar. Ama çare tükenir mi hiç? Gecenin en ileri saatlerinde, işaretleşiyoruz uzaktan uzağa. Ancak söyleyeceklerimiz bitince oruz.
O yıl da inanılmaz bir kar ve fırtına var. Ranzaların altında kartonlar var. Üstümüze örtmek içinde lime lime olmuş battaniyeler verdiler. Pencerelere çakılmış tahtaların arasından kar geliyor içeri.
Ha sahi! Gözlerim bağlı ve sol kolum ranzaya kelepçeli. Yani sağa dönmek mümkün değil. O nedenle uyuşuyor sol tarafım.
Uyku sırasında, dönmeye çalıştığımdan battaniye sıyrılıp düşmüş üstümden. Bir uyandım ki donuyorum! Dilerim takır takır birbirine vuruyor. El yordamıyla battaniyeyi ararken, bir el battaniyeyi örttü üstüme. Sonra da yanıma oturup göz bağımı yukarıya sıyırdı.
Sobhete başladı benimle. Uzun uzun konuştuk.
Ayrıntıya girmeyeceğim.
Onun cümleleriyle bitireyim.
“BEN ÇOCUKLARI ÇOK SEVERİM HOCAM. AMA FATSA’DA, NE ZAMAN SEVMEK İÇİN BİR ÇOCUĞA ELİMİ UZATSAM, ÇOCUK ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA KAÇIYOR BENDEN.
HANİ DERLER YA, “YILANIN SEVMEDİĞİ OT GELİP DELİĞİNİN AĞZINDA BİTER” DİYE...
HAYATIMDA EN SON DÜŞÜNECEĞİM ŞEY POLİS OLMAKTI. AMA GEL GÖR Kİ KOŞULLAR BENİ POLİS OLMAK ZORUNDA BIRAKTI.”
Selah

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selah Özakın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.