Özün dövüyor mu ?

Bir ekmek kokusunda unuttuğumuz gençliğimiz ile prangalı hayallerimizin kendi köşesinde boynu bükük sindiği bitmek bilmeyen bir sonbahar bu topraklarda yaşamak...

Hüznün ve vazgeçmişliğin çemberinde halay çeken çırpınışlar, bir o yana bir bu yana savrularak nerede nasıl biteceğini tahmin bile edemediğimiz trajik hayatlar...

Ah bir canım yanar ki, tozlu yapraklar ardından bana bakan geçmişin saf temizliğiyle göz göze gelince ruhlar!

Ne idik?

Ne olduk?

Kim idik?

Kim olduk?

Hep bir ayak kaydıranlar ordusu, hep bir dalkavukluk kurgusu, yarımdan öte ağzı kokanlara karşın doymayanlara körler sağırlar uykusu, üstüne üstlük bir de mağduriyet vurgusu...

Be hey be hey, nerede bu insanların ar duygusu?

Çile çekmiş ömürlere bir de ahiret sorgusu, bırak Allah'ın aşkına; orada debelenip dursun nerede sattıysa onur ile namusu!

Bey mahalleme gece düşer, dili başka niyeti başka elin serseriliğine terkedilmiş karanlık gecede doğan korku ile yolumuz ayrı gider.

Her gün ayrı balondan hikayenin aynı simalarında yükte hafif pahada ağır ne varsa çiziktirilmiş satır arası elimizde bir metre faturayla yüzümüz memlekette asık gezer.

Damımız vardı önceden.

Bir de içimizi ısıtan insanca sohbetler...

Şimdi zamımız var sadece.

Bir de beli bükülerek birbirinden ayrı düşen soğuk suretler...

Her yer benim ekmek teknem gibi samimiyetle karşılayan yürekler.

Ve en çok da birinin derdi ile kederlenen çokça kalabalık kimseler bakarlar ardımızdan geçmişten gelen hayaletler.

Küstük birbirimize.

Arkamızı döndük.

Önce sövsek bile sonra barışır gülüşürdük.

Birkaç adımlık uzaklaşan adımlarımız ile döner dolaşır yine hürmetle görüşürdük.

Ne idik?

Ne olduk?

Kim idik?

Kim olduk?

Hep bir ayak kaydıranlar ordusu, hep bir dalkavukluk kurgusu, yarımdan öte ağzı kokanlara karşın doymayanlara körler sağırlar uykusu, üstüne üstlük bir de mağduriyet vurgusu...

Be hey be hey, nerede bu insanların merhamet duygusu?

Kaldı mı "Bu da mı olur!" dediğiniz bir farkındalık sorusu?

Her gün yeniden tanışıyorsam sokaklarıyla, insanlarıyla bir de bitmek bilmeyen her telden yabancılarıyla ve de gazete okumayı terketmiş umutsuzlarıyla, kağıdı paçavraya çevirmiş rantçılarıyla, akademiyi katletmiş vizyonsuzlarıyla, yeşile düşman betona aşık maddiyatçılarıyla, yüzleri arsızlıktan yassılaşmış şakşakçılarıyla, eğitimiyle değil eğilimiyle para peşinde dombalak açan pabucumun uzmanlarıyla, şatafat diye diye kafayı şekle gömmüş şuursuzlarıyla, "bir kuruş, iki kuruş, üç kuruş" say babam say itibardan olmaz hiç kurtuluş misali ahkâm kesen ağalar paşalar

nerede bu maşalar bekler sömürülecek insanlar hırsıyla doymayanlarıyla, elleri yağlı boynu hep aşağı diyarlı, iş bilmez bildirir laf bilmez söyletir makamlı eteklerinde gezinir gücün yörüngesine göre kiralık çakacılarıyla en çok da ağzındaki baklayı bulayıp bulayıp çamura şer kusan münafıklarıyla ve Allah diye paraya tapan iki yüzlü oyuncularıyla, "Nereye düştüm ben?"diye sorgulayarak hatırlatıyorum kendime, "Her şey aslına rücu eder! Sen bakma bu gidişe..."

Ne idik?

Ne olduk?

Kim idik?

Kim olduk?

Hep bir ayak kaydıranlar ordusu, hep bir dalkavukluk kurgusu, yarımdan öte ağzı kokanlara karşın doymayanlara körler sağırlar uykusu, üstüne üstlük bir de mağduriyet vurgusu...

Be hey be hey, nerede bu insanların birlik beraberlik duygusu?

Özüm dövmüyor müsaade etmeye iyi niyet katillerine, suistimalci çirkeflere, insanı insana kırdıran bencil zihniyetlere, elektriksizliğin karanlığında değil medeniyetsizliğin ve zihniyetsizliğin karanlık pençesinde kıvranan mağdurları ve mazlumları öylesine seyretmeye...

Özüm dövmüyor "herkes hakedildiği gibi..." cümleleriyle umursamazca arkamı dönüp gitmeye,

Özüm dövmüyor alınterinin mübarek hakkını çiğneyenlerin karşısında susarak başımı kuma gömmeye,

Özüm dövmüyor bu dünyadan öylesine gelip geçer gibi değersizce yaşayan bilinçsiz kayıpları seyretmeye,

Özüm dövmüyor eskinin özlemiyle kayıp giden niteliğe, anılarla dolu maziye, şimdikilere acıyarak bakan amcaların dedelerin teyzelerin kederini kabul etmeye,

Özüm dövmüyor gaddarların ismini yücelikle sunanların çarkına çomak sokmadan yenilgiyi kabul etmeye,

Özüm dövmüyor kendimle tanıştığım topraklarımda sadece ölünce huzur bulacağıma inanan acımasız kapitalist düzene hayallerimizi teslim etmeye,

Özüm dövmüyor yelkenleri indirmeye, namerde prim vermeye, ezilen insanların ağıtlarını sadece dinlemeye ve pervasızca bireysel varlığıma hizmet etmeye,

Özüm dövmüyor ismini eksik zikretmeye, haklıya hakkını vermeden bu dünyadan çekip gitmeye.

Özün dövüyor mu pes etmeye?

Özün dövüyor mu, sen söyle...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fulya Mısırlıgil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?