YARADILANI YARADANDAN ÖTÜRÜ SEVMENİN, SEFALETİ

Emrah AKGÜN

YARADILANI YARADANDAN ÖTÜRÜ SEVMENİN, SEFALETİ

Bu sözü koca koca siyasetçiler, aydınlar sıkça kullanır. Kullanıldığı yerde de, dinleyenlerden bolca alkış alır.


Bu sözün, Yunus Emre’ye ait olması, tartışılmasını zorlaştırsa da, bir söz sahibi yüzünden değer kazanmaz, değer sözün kendisinden gelir.


Büyük ozan bu sözü hangi sebepten dolayı söyledi? Kendine kötülük yapan birine mi söyledi, orasını bilemiyorum. Lakin herşey değişir ve yeni anlamlar kazanır.


Sözü analiz etmeden önce bir örnek vereyim; seneler önce satranç oyuncuları bir oyun keşfederler: “fil gambiti.” Bu oyuna göre, oyunu başında daha değerli olan fil feda edilerek, rakibin atı alınır. Tahtadaki diziliş sayesinde büyük avantaj sağlanırmış.


Uzun yıllar boyu bu strateji hükmünü sürmüş. İlerleyen yıllarda gelişen oyun teknikleri göstermiş ki, doğru analiz edildiğinde bu oyun aslında avantaj değil, intihar olarak görülmeye başlamış.


Yani her şey doğru bakış açısıyla, gerçeğini bulabilir. Yunus’un bu sözü de özellikle bugün iktidar partisi ve kendini dindar olarak tanımlayanların ağzından düşmemektedir.


Sözü bugünün bakış açısıyla inceleyelim:


İlk etapta hemen şunu söyleyebiliriz; bu söz insanı, insan olduğu için değil, yaratıcının bir tezahürü olarak görerek sevmek demektir.


Oysa biz insanı, insancıllığı ve bize verdiği duygular üzerinden değerlendiririz. Bu söz sanki herkesi severmiş görünse de, aslında kimseyi sevmiyor olmanın, sadece bir gereği yerine getirmenin ifadesidir.


İnsana, insan olarak değer vermiyor olmanın yol açtığı sonucu, özellikle konumuz olduğu için İslam coğrafyasında yaşanan vahşetlerde görebiliriz.


Bu sözün hayatta da karşılığı yoktur. Yine örneklerle devam edelim;
Mesela, karınıza; “ben seni yaratandan ötürü seviyorum” diyebilir misiniz? Bir daha o eve girebileceğinizi pek düşünmüyorum!


Ya da çocuğunuza aynı cümleyi kurun; belki yüzünüze söylemez ama o da size “ben de seni, bana harçlık verdiğin için seviyorum” diyebilir. Çünkü her ikisi de bir çıkar ilişkisidir. Biri babayla, diğeri Allah’la.


Bir başbakan da halkına bu sözü söyleyemez. Bir Başbakan beni ancak halkı olduğum için sevebilir.


İnsanı, yaratılanların en değerlisi olarak gören bu inanç sistemi, bütün yaratılanları aynı kefeye koyduğu için de çelişiktir.


Tümdengelim bir sevgi mümkün müdür? Ya da, sevdiğin şeyleri yarattığı için, Allah’ı seviyor olmanın getirdiği tümevarım?


İşte çıkar ilişkisi şimdi daha elle tutulur hale geldi; yani Allah size bazı güzellikler verdiği için, bu, güzel bir kadın, iyi bir araba veya yüklü bir servet; Allah’ı çok seviyor olmak…


Aynı şekilde Allah’a iyi görünmek için, canlıları seviyor görünmek…


Her ikisi de samimiyetsiz bir yaklaşım ve insan ruhundaki sefaletin ortaya çıkışıdır.


Oysa güzellik anlayışı da kıyasa muhtaçtır. Metafizikçilerin sık sık başvurduğu “bak çimlerin güzelliğine, bak şu çiçeklere, bak şu denize…” gibi tapınmayı özendirme sözleri de mantığa aykırıdır.


Çünkü, başka bir çim şekli bilmiyoruz. Kırmızı bir çim görmedik. Gövdesi çiçek, çiçeği dal olan bir yapıyla karşılaşmadık. Yani zaten bildiğimiz tüm şey bu dünyaya ait ve onların bilgilerimize göre güzel oldukları da ortada.


Şunu da söylerler anlamsızca; “bak dünya ne güzel, ya bizi Marsa atsaydı Allah, ne yapardık orada…”


Tabii ki ölürdük. Çünkü orada yaşam imkanları yoktur. Bu dünyada yaşam şartları varolduğu için, canlılar gelişebilmiştir.


Bir gün başka bir dünya keşfedilir ve burada güzel dediklerimiz, orası için adı bile okunmaz dereceye gerilerse, güzellik değerlerimiz de değişecektir.


Bu insanlar o zaman, o yeni dünyayı şimdikinden daha fazla seveceklerdir; yaratandan ötürü(!)


İnsanı, insan olduğu için sevmek, canlıları yaşam haklarını tanıyarak ve bu dünyadaki dostlarımız olarak görerek sevmek, dünyayı daha barışçıl ve yaşanır kılacaktır.


Bu sözü bize söyleyenler, esasen bize, bizi sevmediklerini ve bize kendimiz olduğumuz için saygı duymadıklarını söylemiş oluyorlar.


İnsanı sevmek zor ama zevkli bir iştir. Samimiyet ise bambaşka bir ayrıcalıktır.


Emrah Akgün

30.09.2013 (Emrah AKGÜN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

HULUSİ AKAR İSTİFA ETMELİDİR.

SİYASET ÜSTÜ EGO! Politik travma

ASELSAN İNTİHARLARINDA YALAN MI VAR?

Şehir Savaşları...

SUUD UÇAKLARINDA NE YÜKLÜ?

KILIÇDAROĞLU KURNAZLIĞI

TSK, DÜNYANIN EN ZOR SAVAŞINI VERİYOR

ÇOCUK ÖLDÜRTME SANATI

AKLI OLANA YAZILAR: HENDEKLERİN ARKA YÜZÜ