ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

Temel Demirer

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

I.) ORTADOĞU’NUN BUGÜNÜ

 

 

 

II) AKP T.“C”SİNİN KONUMU VE İCRAATLARI

 

 

 

II.1) SAVAŞ OCAĞI VE GERİCİLİK KALESİ TÜRK(İYE) SİYASETİ

 

 

 

III) VE ROJAVA

 

 

 

III.1) ROJAVA MESELESİ

 

 

 

III.1.1) TEHLİKELİ İLİŞKİ(LER)

 

 

 

III.2) ROJAVA DENEYİMİ

 

 

 

 

ORTADOĞU’DA T.“C”NİN HÂLİ VE ROJAVA[1]

 

TEMEL DEMİRER

 

“Kendi devletinizin işlediği

suçlara ortak olmayın!”[2]

 

“Eski” ölürken; yeni eşikte ve gelmekteyken; Ortadoğu bir çağ dönümünü yaşıyor.

Bu sadece benim görüşüm, kestirimim değil. Siyasal yelpazenin farklı konumlarında olanlar da benzer ya da paralel saptamaları dillendiriyorlar.

Örneğin Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Ortadoğu kazanı kaynamaya devam edecek”;[3] Fatih Yaşlı, “Bir bölgesel savaşa doğru mu gidiliyor? Buna kesin bir yanıt vermek imkânsız olsa da, suların ısındığı rahatlıkla gözlemlenebiliyor,”[4] derlerken; “Suriye’de siyasal İslâmcılığın çıkardığı vekâlet savaşı felaketinin adı çoktandır ‘ölüm-kalım savaşı’dır,”[5] vurgusuyla ekliyor Ceyda Karan: “Ortadoğu’da çıkarılan yangın öyle böyle değil. Hayatları harman gibi savuruyor. Kuşakları derinden etkileyecek bir döneme girdik!”[6]

Bu dönemin ilk verisi Yaman Törüner’in, “Ortadoğu’nun önemli sorunlarından biri sınırlarının cetvelle çizilmiş olması ve hangi bölümünün kime ait olduğunun tam olarak bilinememesidir,”[7] notunu düştüğü 100. yıllık Sykes-Picot statükosunun delik deşik olarak geçersizleşmesidir.

Görülmesi gerek “1917’de Sykes Picot ile sınırları suni biçimde çizdiler. 1920’de San Remo ile hayata geçirdiler. Dünyada üç kırılma var. Birincisi Fransız İhtilali. Ulus devlet ve laikliği getirerek imparatorlukları yıkmıştır…

Birinci Dünya Savaşı da ikinci kırılmadır. Orada mikro milliyetçilik ön plana gelmiş ve Avrupa 40-50 devlete kadar çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı ise bir kırılma değildir, birincinin sonucudur. Birinci kırılmada Osmanlı yıkıldı. İkinci kırılmada TC kuruldu. SSCB’nin çöküşünden, küreselleşmenin gelişmesinden bu yana dünyadaki tüm koşullara baktığınızda şimdi üçüncü kırılmayı yaşıyoruz…

Üçüncü dünya savaşı bir boyutu ile başlamıştır. Sömürgecilik hiç bitmemiştir. Yeni dünya koşullarında şekil değiştirmiştir. Şimdi ilk defa dünyadaki gelişmelerle birlikte refah toplumları farklı bir boyut kazandı. Batı geriliyor ve ne yapacağını bilemez hâlde kıvranıyor. Dolayısıyla dünyada yeni bir düzenle birlikte yeni bir gelecek ortaya çıkmaya başladı. Bu gelecek yavaş yavaş şekilleniyor. Ve hâlihazırda üçüncü kırılma yaşanıyor.”[8]

 

I) ORTADOĞU’NUN BUGÜNÜ

 

Şükran Soner’in, “Suriye odaklı 3. dünya savaşı,”[9] uyarısını dillendirdiği güzergâh, bir yeniden paylaşım tablosudur!

Çünkü ulaşılan koordinatlarda Münih’teki 52. Güvenlik Konferansı’nda konuşan Rusya Başbakanı Dmitriy Medvedev, Moskova-NATO ilişkilerinin “yeni bir Soğuk Savaş seviyesine” ulaştığını -açık açık!- söylüyor.[10]

Gerçekten de Suriye artık Suriye değil; hatta bir adım daha atarsak Ortadoğu artık Ortadoğu değil; Suriye de, Ortadoğu da III. Büyük Bunalım dünyasındaki yeniden yapılanmanın simgesel kapışma odaklarıdır!

Kolay mı? Oncasının ardından ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin, ülkesinin Suriye krizini bitirmek için “eninde sonunda” Devlet Başkanı Beşar Esad’la müzakere etmek zorunda olduğunu söylediği[11] tabloda ilk anımsanması gereken: “ABD, çıkarını savunanın arkasında durur”[12] gerçeğinin yinelenmesidir!

Emperyalist çıkarlarının ardında ısrarla ve çok net biçimde duran ABD ve Batılıların politikaları, bugün Ortadoğu’yu klasik emperyal böl-ve-yönet kalıbına sürükleyecek biçimde büyük bir yangının içindedir. Amerikan güçleri Suriye’de bir isyancı grubunu desteklerken diğerini bombalamakta ve bir yandan Suudi Arabistan’ın Yemen’deki İran destekli Husi güçlerine karşı askeri girişimlerini desteklerken, diğer yandan Irak’ta IŞİD’e karşı İran ile etkili ortak askeri operasyonları arttırmaktadır. Ancak ABD politikaları genellikle kafası karışık da olsa, yine de zayıf, parçalanmış bir Irak ve Suriye, bu türden bir yaklaşıma her anlamda uymaktadır. Açık olan ise IŞİD ve canavarlıklarının, onu ilk başta Irak ve Suriye’ye getiren ya da açık ve gizli savaş çıkarma çabalarıyla yıllar geçtikçe güçlendiren aynı güçler eliyle yenilemeyeceğidir. Ortadoğu’daki sonu gelmeyen askeri müdahaleler sadece yıkım ve bölünme getirmiştir.[13]

ABD’nin konum ve işlevi buyken; Rusya’nınki de farksızdır!

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, “Teröristlerle baş etmenin tek yolu önleyici hamlelerde bulunmaktır,”[14] demesi ve Rusya Donanma Komutanı Amiral Viktor Çirkov’un, Suriye’deki gelişmeleri gözönüne alarak ülkesinin çıkarlarının savunulması için Akdeniz’de bundan sonra daimi olarak 5-6 savaş gemisi bulunduracaklarını açıklamasının ardından[15] Rusya Ortadoğu’da başaktörlüğe soyundu.

 Böylelikle de “Suriye krizinde en kazançlı çıkan aktör Putin oldu. Kriz sayesinde Rus devlet başkanı, Soğuk Savaş yıllarından bu yana mevzi yitirdiği Akdeniz ve Ortadoğu’ya savaş gemileri ve tam gaz diplomasiyle geri dönüş yaptı.”[16]

Bu da Patrick Cockburn’un ifadesiyle, “Moskova’nın 20 küsur yıl sonra nüfuzunun en yüksek noktaya ulaştığının ve yeniden büyük güç olarak sözünün geçtiğinin göstergesi. Rusya’nın büyük güç statüsüne geri döndüğü bir süredir gözle görülür hâle gelmişti. Ortadoğulu bir lider, üst düzey bir Amerikalı generale ABD’nin Suriye’ye askeri müdahale planlarını sorduğunda, geçmişe kıyasla manzaranın değiştiği, zira büyük oyuncu olarak ‘Rusya’nın geri döndüğü’ yanıtını almıştı.”[17]

Görüldüğü üzere: “Gelişmeler, Rusya’nın artık karmaşık Ortadoğu denkleminde yeni bir dinamik oluşturduğunu ve bölgedeki güç dengesine yeni bir şekil verdiğini gösteriyor.”[18]

Ortadoğu “satranç tahtası”nda, Rusya hamlesinin zamanlaması “mükemmel”, kimi analistlere göreyse, ABD hazırlıksız yakalandı…[19] Tabii “satranç tahtası” metaforunun tek kusuru, yaşamını yitiren, yaralanan, sakat kalan, evleri-barkları yıkılan, yurtlarından olan, Ege sularında boğulan… yüzbinlerce, milyonlarca Suriyeli’ydi..

Ve T.“C”!

“Büyük güç olma hayalleri buraya kadarmış” diye yazan ‘The Financial Times’ın, “Türkiye’nin Ortadoğu’yla ilgili hayallerinin de buhar olup uçtuğu”na dikkat çektiği[20] tabloda taşların yerinden oynamasına paralel olarak, düzen getirme çabaları da yoğunlaşırken; AKP Türkiyesi’nin liderliği Osmanlı mirasının aslında bir avantaj değil bir yük olduğunu bir türlü anlayamadığı için, tüm bu gelişmeler içinde bölgede liderlik etme hayalinin hızla yok olması karşısında ne yapacağını bilemiyor. Dış politikası tam anlamıyla iflas etmiş durumda![21]

Bu aynı zamanda, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Abdullahiyan, Suriye yönetiminin devrilmesine izin vermeyeceklerini söyleyip Türkiye’yi bölgede “Yeni Osmanlıcılık” peşinde olmakla suçladığı[22] AKP patentli neo-Osmanlıcı abartıların da nihayetine (ve rezaletine![23]) denk düşüyor.

Siz bakmayın AKP  milletvekili aday adayı Ömer Sayın’ın, “İslâm dünyasının beklediği tek bir ülke var. Hilafet Türkiye’den batmıştır, tekrar Türkiye’de ayağa kalkacak. Bütün İslâm âlemine, bütün ümmeti Muhammed’e tekrar abilik yapacaktır,” demesine[24] ya da benzeri zırvalara![25]

“Stratejik Derinlikten Stratejik Saçmalıklara” yönelen T.“C”, komşularla “sıfır sorun” diye başlayıp siyasal İslâmın jeopolitik “uzmanı” yazarlardan birinin ifadeleriyle “Suriye ile adeta savaş hâlindeyiz. İran’la eski dostluk bitti. Irak merkezi hükümetiyle ilişkiler son derece kötü. Mısır’da Türkiye’ye en yakın hükümet askeri darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı. S. Arabistan ve Katar’la ilişkiler her zaman kaygan ve belirsiz olacak. ABD ile ilişkiler sorunlu. Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğu ile sorun yaşıyoruz vs,” durumuna geldi.[26]

AKP’nin bu hâli entropik bir özellik taşıyor. “Entropi”, öngörülebilirlik yokluğu; düzensizliğe, kaosa düşme eğilimi olarak tanımlanabilir. Entropi tek yönlüdür… Bölgedeki tüm politikaları ters tepmiş bir AKP liderliği, kendi entropisi hızlanırken, entropisi hızla artan çok taraflı bir sürece dalmaya niyetleniyor... Bölge, içinde AKP Türkiye’si, birlikte kaosa doğru ilerliyor![27]

AKP Türkiye’yi Ortadoğu’nun lideri yapacaktı! Ama o proje çöktü. AKP dış politikası tamamen iflas etti. AKP, şimdilerde, iktidarını korumaya yönelik yeni bir enerji yaratma umuduyla, Ortadoğu’nun en yeni lider adayı Suudi Krallığı’nın, modern anlamda devlet oluğu bile şüpheli “şeyin” peşine takılıyor. Suudi Arabistan’ın da hiç şansı yok. Türkiye’yi de peşinde bir bataklığa sürükleme olasılığı ise çok yüksek.[28]

Çünkü AKP Türkiye’si bölgeye yönelik projelerini destekleyecek ekonomik mali kaynaklardan yoksundur. Osmanlı İmparatorluğu’nun bölge halkının zihninde bıraktığı izler stratejik derinlik kaynağı değil, tam aksine aşılması olanaksız güven sorunlarının kaynağıdır. AKP’nin sunduğu sözde demokratik modelin cilası döküldü, altından otokratik bir tek adam rejimi hevesi çıktı.

Kısacası AKP Türkiye’sinin bölgede etkili olabilecek bir “yumuşak gücü” yok. AKP’nin Suriye’de izlediği mezhepçi yaklaşım, tam anlamıyla geri tepen bir silah oldu, cihatçı gruplara sağladığı destek elinde patlamak üzere.

AKP Türkiye’si tam bu durumun içinde, Suriye’de oluşan, uluslararası topluluğun desteğini de alan Kürt realitesi ile, hem sınır güvenliğine hem ülkesindeki iç barışa olumlu katkı yapacak bir ilişki kurmak yerine, “sert güç” kullanmak üzere Suriye’ye girmekten söz ediyor. Suriye’nin çoktan Türkiye’ye girdiğini anlayamayan AKP liderliği, adeta ölümden korkarak intihar etmeyi planlayan insanlara benziyordu.[29]

Çünkü AKP’nin üzerine büyük hayaller kurduğu “Arap Baharı” bahar değil, düzensiz, örgütsüz, kendiliğinden bir patlamaydı. AKP Türkiye’si ise bu yeni isyanlar ortamında, Batı’nın bölgedeki etkisini güvenceye alacak bir ılımlı İslâm “fantezisi”ne sarıldı... Fantezi diyorum, çünkü o sıralarda, Türkiye’de siyasal İslâm, çeşitli uzlaşmalarla iktidarını konsolide ettikten sonra rejimi tek adam yönetiminde totaliter bir biçime doğru değiştirmek için hamle yapıyor, Ortadoğu’da, İsrail düşmanlığı ve Sünnî İslâm üzerinden hegemonya kurmaya, “düzen getiren dünya gücü” olmaya soyunuyordu. Ancak yıllar sonra, bir türlü devrilmeyen Esad rejimi, İsrail ve Mısır’la ilişkilerin aldığı biçim, AKP rejiminin gerçek yüzünü ortaya koyan Gezi Olayı, 17 Aralık skandalı, Kobanê savaşı, ülkeye çok farklı bir iklim getirdi; Fantezi nihayete erdi; AKP’de aslına rücu etti…

Ortadoğu’ya gelince: AKP lider olamadı, “sıfır sorun” derken Arap ülkelerinde Osmanlı anılarını uyandırdı, yalnızlaştı, hatta Arap Birliği Sekreteri tarafından Arapların işine karışmakla suçlandı. AKP, Mısır’ın içişlerine karışacak kadar Müslüman Kardeşler’e angaje oldu. Suriye bağlamında, ülkesini radikallerin geçiş alanı hâline getirdi, IŞİD riskine açtı.[30]

Evet Hakan Güneş’in, “AKP bir Sünnîstan hayal ediyor,”[31] saptamasındaki Erdoğan liderliğinin AKP’sine, “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi pek sınırlayıcı geliyordu. “Türkiye, bölgede lider, istikrar getiren dünya gücü olmalıydı. Olamadı. Şimdi daha büyük düşünmek gerekiyor: Dünya devleti olamadık. Dünya savaşı çıkaran devlet olalım,” diyordu…

Kimsenin inkâr edemeyeceği üzere bugün, Türkiye’de parlamenter düzende hükümette olmakla yetinemeyen, tek liderli, totaliter bir rejim kurmak isteyen Osmanlı İmparatorluğu’nu canlandırma hayaline kapılmış bir kadro var. Bu kadro, devletin tarihine, geleneğine stratejik derinlik, liderine de “tanrısal iradenin yansıması” gibi mistik-fantastik özellikler atfediyorken;[32] Ergin Yıldızoğlu, “Türkiye Ortadoğu’da kurtlar sofrasına oturmak isterken kurtlar sofrasında menüye eklendi” vurgusuyla ekliyor: “AKP Türkiyesi, Ortadoğu’nun lideri olamadı, “Kurtlar sofrasına” oturamadı, Suriye’ye giremedi ama, Ortadoğu’da Suudi gericiliğinin etkisi altına girdi, Kurtlar sofrasında menüye eklendi ve nihayet Suriye, kaosu Türkiye’ye girdi.”[33]

 

II) AKP T.“C”SİNİN KONUMU VE İCRAATLARI

 

Nuray Mert’in, “Savaşa mı giriyoruz? Savaşı bilmem, ama zaten bir büyük belanın içine çoktan girmiş vaziyetteyiz!”[34] saptamasını dillendirdiği yönelişe ilişkin olarak, emekli büyükelçi Ünal Çeviköz, “Yeni soğuk savaşta Türkiye cephe ülkesi olmaya aday,”[35] notunu düştüğü hâle dair Umur Talu da ekliyor: “Stratejik derinlik… Onca masum insanın paramparça uzandığı mezarlığın tarihi adı oldu! Trajik derinlik… Ve kahredici bir çukur!”[36]

Gerçekten de Sami Kohen gibilerinin, “IŞİD ile ilgili gelişmeler Türkiye için bir yandan ciddi sıkıntılara ve risklere yol açarken, diğer yandan bölgede oynamak istediği rol bağlamında bazı yeni fırsatlar yaratıyor,”[37] türünden ucuzluklarına yaslanan reel-politiker AKP pragmatizminin, Ortadoğu’daki neo-Osmanlı Sünnîstan hayali, onları kahredici bir utanç çukurunun dibine mahkûm etti!

Sağır Sultan’ın bile malumu olup, herkesin bildiği örneklerden kimilerini hızla sıralarsak:

i) Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “IŞİD, terörize bir yapı gibi görünebilir ama reaksiyon olarak doğdu,”[38] dedi![39]

ii) Akçakale’de sınırı geçip Türkiye’ye kaçmaya çalışan IŞİD militanları 16 Haziran 2015’te Türk askeri tarafından gözaltına alınmıştı. Elleri duvara yaslanarak aranan 5 IŞİD’linin olayı gülümseyerek karşılaması dikkat çekmişti.

‘Bild’in haberinde, 100 sayfadan oluştuğunu belirttiği raporda, “IŞİD’in Türkiye’nin güneyinde nasıl aleni biçimde yeni üyeler kazandıklarını ve polis ve asker engeline takılmadan bunları nasıl Suriye’ye geçirdiklerinin” MİT raporuyla belgelendiği belirtildi.

Gazetenin “IŞİD katilleri ve Türkiye’deki terör ağına karşı işlem yapmak için Türk hükümetine yönelik bir imdat çığlığı” olarak nitelendirdiği raporda “18 aydır sadece seyrediyoruz. Artık müdahale etmeliyiz” ifadelerinin yer aldığı ileri sürüldü. Habere göre MİT raporunda şu tespitler yer aldı:

Hepsi yurtdışından olmak üzere günde 50 IŞİD taraftarı G. Antep Havalimanı’na iniyor. Hatta gelen teröristleri Hatay sınır istasyonuna götürmek için bir Shuttle-otobüs servisi oluşturuldu…

IŞİD, G. Antep-Kilis arasındaki önemli geçitleri kontrol ediyor. Sınır bölgesinde, sınırı geçmek isteyen 10 Suriyeli ve Çin’den gelen 45 Uygur durduruldu. Buradaki görevliler bu kişilerin IŞİD için bir destek malzemesi olduğunu biliyordu. Fakat pasaport kontrolü ve polis müdürü ile yapılan bir telefondan sonra kişiler yoluna devam ettiler…

IŞİD, teröristlerini Suriye’deki savaşa göndermek için Türkiye’de tedavi ettiriyor. Bunun için Reyhanlı’da kendi hastanesini kurdu…

Sokaklarda açıkça bağışlar için tezgâhlar açıyorlar. Haziran sonunda bir olay yaşandı. Bir esnaf sesli biçimde şu şekilde şikâyetçi olmuş: “Siz insan değilsiniz. Ben sizin İslâmınıza inanmıyorum.” Bunun üzerine IŞİD adamları takviyeler çağırmış ve esnafın kellesini kesmişler. Olay bir alacak-verecek kavgası diye nitelenip kapatıldı…

İddiaya göre Mardin’de 8 aile haziran başında çocuklarını IŞİD’in adamlarına teslim etti. 13 ila 17 yaşlarındaki çocuklara önce tecavüz edildi ve bu görüntüler kaydedildi. Sonra da şantaj için kullanıldı. Ailelerine ise zararın karşılığı olarak 3 bin dolara kadar paralar verildi. Dört haftalık ‘terör eğitiminden’ sonra çocuklar sınır üzerinden Suriye’ye götürüldüler…

IŞİD, Twitter ve Facebook üzerinden binlerce taraftar kazanıyor. İnternet sayfaları G. Antep’te bulunan ve resmi olarak kamu yararına çalışan dernekler üzerinden işletiliyor. IŞİD, internette çok aktif. Sayfalarında ‘like’ veya ‘retweet’ yapıldığında, kurbanlarla irtibata geçiliyor.

Örgüt Ankara, Adıyaman, Eskişehir, İzmir, Konya, Ş. Urfa, Hatay’da silah depoları oluşturdu. IŞİD şefi Bağdadi Türkiye’de cihat ilan ettiğinde, bunlarla suikastlar gerçekleştirilecek. IŞİD, çok güçlendi ve biz onu artık kontrol altında tutamıyoruz”![40]

iii) Columbia Üniversitesi’nden sosyal bilimci Hamid Dabaşi, Rojava projesiyle savaştığı sürece Türkiye’nin IŞİD’den memnun olduğunu,[41] IŞİD sayesinde güvenlik devleti söylemlerinin yeniden ısıtıldığını söylüyor![42]

iv) ‘The Guardian’ın Ortadoğu muhabiri Martin Chulov, “IŞİD’i AKP büyüttü,” dedi![43]

v) 25 Haziran 2015’de IŞİD çetelerinin Kobanê’ye düzenlediği saldırıdan sağ yakalanan IŞİD üyesi Yasin Ebdileziz Egumu, Türkiye-IŞİD ilişkilerine ilişkin önemli itiraflarda bulundu. IŞİD’ci Egumu, “Katliamı yapan bir grubumuz Türkiye’den girdi. Tüm lojistiğimizi Türkiye’den karşılıyorduk,” dedi![44]

vi) Eski İngiltere parlamentosu üyesi George Galloway, Avrupa Birliği’ne üyelik peşinde koşan Türk hükümetinin bölgede Batı için paralı asker gibi çalışmakta yetenekli olduğunu ve Batı’nın daha önce Libya’da kullandığı gibi Suriye’de yaşanan olaylarda da Türkiye’yi arena olarak kullandığını söyledi![45]

vii) Almanya’da Sol Parti, hükümetin Türkiye’ye sattığı silahların Suriye’de İslâmcı gruplara gittiği iddiasıyla parlamentoya soru önergesi verdi![46]

viii) ‘The Independent’, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın, aralarında El Kaide bağlantılı örgütlerin de bulunduğu Suriyeli çeteleri desteklediklerini ve bu durumun Batılı hükümetleri endişelendirdiğini belirtildi![47] ABD’nin yıllık ‘Terörizm Ülkeler Raporu’ da, Türkiye’nin yabancı savaşçılar için “ana yol” olduğunun altını çizdi![48]

ix) ‘The New York Times’, Ş. Urfa’nın Akçakale ilçesinden IŞİD’in kontrolünde bulunan Tel Abyad’a taşınan gübrelerin bomba yapımında kullanıldığını iddia etti![49]

x) ‘The Telegraph’, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) komutanlarının savaş ağalarına dönüştüğünü yazdı. Gazeteye göre birliklerin yüzde 85’i rüşvet, haraç ve kaçakçılıkla para kırıyor![50]

xi) ‘Turizm Taşımacıları ve Butik Otel İşletmecileri Derneği’ Başkanı Hüseyin Ülger, “Suriye’deki iç savaşın başlamasından bu yana Türkiye’den çalınarak bu ülkeye sokulan yaklaşık 5 bin aracın piyasa değeri yaklaşık 250 milyon dolar” dedi… ÖSO’nun, otomobil hırsızlarının, Türkiye’den kaçırdıkları ve Suriye’ye götürerek sattıkları lüks araçların gelirinden de pay aldığı ortaya çıktı. Türkiye’den kaçırılan Porsche Cayenne model araçlar 40 bin, Range Rover’lar 30 bin, BMW X5 model araçlar 35 bin, E 250 model Mercedes 35 bin, C 180 model Mercedes 20 bin dolara Suriye’deki pazarlarda müşteri buluyor![51]

xii) İsrail’in Suriye yönetimine karşı savaşan ÖSO ile ilişkileri ilerlettiği haberleri gelirken, İsrail’in Sayeret Matkal adlı seçkin komando birliğinin uzun bir süredir Halep’te olduğu ileri sürüldü![52]

xiii) IŞİD Ortadoğu’nun kadim halklarından Êzîdîlerin ardından Süryanîleri de hedef alırken eleştiri okları yine Türkiye’ye yöneldi. Suriye’nin Kürt bölgesindeki Haseke’de IŞİD’in rehin aldığı Süryanîlerin sayısının 150’yi bulabileceği, 1000 Süryanî ailenin de kaçmak zorunda kaldığı belirtilirken, Suriye Katolik Kilisesi’nin Haseke-Nisibi Başpiskoposu Jacques Behnan Hindo Ankara’ya sert çıkarak, Türkiye’nin Hıristiyanları katleden cihatçıları sınırdan geçirirken Hıristiyanların geçişini engellediğini söyledi![53]

xiv) Türkiye, 2012’den bu yana kucak açtığı Suriye muhalefetinin önde gelen 13 ismine, 3 yıldır bekledikleri Türk vatandaşlığını verdi. Bu isimler arasında Ahmet Tuma’nın yanı sıra Samir Nashar, Khaled Alsaleh, George Sabra, Ahmed Ramadan, Faruk Tayfour, Nathir Al Hâkim de bulunuyor. Hıristiyan olan George Sabra dışındaki isimlerin ortak özelliğini ise Müslüman Kardeşler’e (İhvan) yakınlıklarıyla tanınmaları oluşturuyor![54]

xv) Suriye’nin ticaret merkezi olan Halep’te, muhaliflerin kontrolündeki bölgelerin idaresini sağlayan Halep Kenti Yerel Konseyi’nin emri ile muhaliflere ait kuruluşlar, çalışanlarına maaşlarını Suriye Poundu yerine Türk Lirası (TL) ile ödemeye başladı. El Cezire ve Gulf News’in haberlerine göre; Halep Şeriat Mahkemesi, Halep’in Özgür Avukatları örgütü ve Medya Çalışanları Sendikası’nın da aralarında bulunduğu birçok kurum TL kullanmaya başladı. Türk Lirası hâlihazırda dolar ile beraber Halep’teki marketlerde kabul ediliyordu. Yerel Konsey, Türk Lirası kullanımının hem istikrarı sayesinde halka yardımcı olacağını, hem de Suriye ekonomisinin çökmesine yardım edeceğini umuyor. El Cezire’ye konuşan Şeriat Mahkemesi’nden bir yetkili, “Şeriat Mahkemesi, TL kullanma kararını diğer kurumlar gibi hoş karşıladı. İnsanlar TL ile maaş almaktan memnun” dedi. ‘Gulf News’e göre, Halep’in yanı sıra İdlib, Hama ve Humus’ta da muhaliflerin kontrolünde bulunan bölgelerde TL’ye geçilmesi için çalışmalar yapmak üzere “Kuru Değiştirme Komitesi” adlı bir birim kuruldu. Komitenin üyelerinden Ammar Sakar, bu bölgelerdeki muhalif grupların TL’ye geçme planı konusunda mutabık olduklarını belirtti![55]

xvi) Suriye, Halep kentinde bin kadar fabrikayı yağmalayan isyancıların, buralardan aldıkları malları AKP hükümetinin desteğiyle Türkiye’ye getirdiklerini öne sürerek, BM’den Türkiye’yi kınamasını istedi. Suriye Dışişleri Bakanlığı, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun ve Güvenlik Konseyi’ne hitaben yazdığı mektupta, “Halep kentinde bin kadar fabrikanın yağmalandığı ve çalınan malların Türk hükümetinin yardım ve bilgisi dahilinde Türkiye’ye transfer edildiği” iddiasında bulundu![56]

xvii) Suriye Dışişleri Bakanlığı, Halep kentindeki bin fabrikanın Türkiye’ye kaçırıldığını öne sürdü. Bakanlık, BM Güvenlik Konseyi Başkanlığı ve BM Genel Sekreteri’ne gönderilen iki mektupta, Türk hükümetinin bilgisi dahilinde yapıldığı belirtilen “hırsızlık”, “korsanlıkla eşdeğer yasadışı bir eylem” olarak nitelendirildi![57]

xviii) Türkiye’nin Suriye’deki IŞİD ve El Kaide gibi cihatçı gruplara silah ve mühimmat desteği verdiği iddialarının odak noktasındaki MİT TIR’ları skandallarının ilki 1 Ocak 2014’te Hatay Kırıkhan’da yaşandı. MİT’e ait olduğu ortaya çıkan ancak arama yapılması hükümet girişimiyle engellendiği için içlerinde ne olduğu belirlenemeyen TIR’lar, dönemin Hatay Valisi Celalettin Lekesiz’in yazılı talimatıyla yollarına devam etti…

MİT’in Suriye’deki faaliyetleri ile ilgili en önemli ipucu 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden önce YouTube’a yüklenen bir ses kaydı oldu. Ses kaydında dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ferdidun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in “ortam dinlemesi” yoluyla elde edilen Suriye’ye ilişkin konuşmaları yer alıyordu. Ses kaydında Hakan Fidan “2 bine yakın TIR malzeme gönderdik” ve “Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırır savaş gerekçesi üretirim, Süleyman Şah Türbesine’de saldırtırız” diyordu![58]

xix) BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Valerie Amos, Hatay’da durdurulan ve silah yüklü olduğu öne sürülen TIR’la ile ilgili yaptığı açıklamada “BM olarak sınırı geçecek tüm yardım TIR’larının gümrük kontrolünden geçmesini istiyoruz,” diye konuştu![59]

xx) ‘The Times’, Türkiye’nin IŞİD militanlarının elinde tutulan 49 kişinin serbest bırakılması için örgütle müzakere ettiği ve bu müzakereler sonucunda aralarında iki İngiliz vatandaşının da bulunduğu 180 IŞİD militanını serbest bıraktığını yazdı![60]

xxi) Rusya vatandaşı olan radikal İslâmcı Çeçenlerin, Suriye’deki silahlı muhalif gruplara katılmak için Türkiye’ye turist olarak geldikleri sonra da Hatay üzerinden Suriye’ye geçtikleri anlaşıldı. Bu trafik, söz konusu kişilerin ailelerinin Türkiye’deki Rusya Federasyonu başkonsolosluklarına yaptıkları “kayıp” başvurusu sayısının giderek artması üzerine ortaya çıktı![61]

xxii) ‘Die Welt’ gazetesi, Arapların dışında IŞİD’e en çok Türklerin katıldığını ve Türklerin örgütün yüzde 10’unu oluşturduğunu açıkladı… Avrupa ülkelerinin istihbarat birimlerine göre, Avrupa’dan yaklaşık bin 200 kişinin Türkiye üzerinden Suriye’ye geçerek IŞİD saflarına katıldığı belirtilen haberde, militanların savaştıktan sonra yine Türkiye üzerinden Avrupa’ya geri döndüğü belirtti![62]

xxiii) ‘Der Spiegel’ dergisi, farklı kaynakların verilerini toplayarak, dünyanın çeşitli bölgelerinden Suriye ve Irak’a giderek IŞİD’e katılan militanların sayısını aktüalize etmiş. Buna göre Türkiye’den gidenlerin sayısı 1000, Almanya’dan gidenlerin sayısı 550 görünüyor. Bu, “tespit edilen kişilerin rakamı” olarak veriliyor, yani işin bir de tespit edilemeyen kısmı söz konusu![63]

xxiv) İstihbarat raporlarına göre, Suriye’de Esad’a karşı savaşan örgütlerin içinde ayda bin 500 dolar maaş alan 500 Türk savaşçı var![64]

xxv) Başta Adıyaman olmak üzere Bingöl, Batman, Urfa, Diyarbakır ve Bitlis’teki gençlerin savaşmak üzere Suriye’ye götürüldüğü ortaya çıktı![65] G. Antep’ten altı bin kişi IŞİD’e katılmıştı. Kobanê hayatımızın içine girmeden çok önceleri, IŞİD sınır kentlerimizde özellikle de Gaziantep’te hücreler kurup işe koyulmuştu. Uçan kuştan haberi olan MİT’in bu örgütlenmeden haberi olmaması imkânsızdı![66]

xxvi) Türkiye’nin en çok “aranan teröristler” listesinin “kırmızı” kategorisinde yer alan IŞİD’in sınır emiri “Ebubekir” kod adlı İlhami Balı’nın Ankara’da açılan 27 kişilik IŞİD davasındaki 400 sayfalık telefon dinleme tutanaklarının tapeleri, Balı’nın Türkiye-Suriye sınırından çok rahatlıkla militan ve malzeme soktuğunu ortaya koydu. Türkiye’deki adamlarını 2500 dolar maaşa bağladığı anlaşılan İlhami Balı, Türkiye’ye sokturduğu IŞİD militanlarını Türkiye’deki özel hastanelerde para karşılığında tedavi ettirdiği tespit edildi![67]

xxvii) AKP iktidarının Esad’ı devirmek hırsıyla cihatçılara verdiği destek IŞİD’i Ankara’nın göbeğinde üs kuracak noktaya getirdi, Türkiye’yi “cihada açılan kapı” yaptı… IŞİD militanlarına yönelik en önemli destek IŞİD’in örgütlenmesine ve propagandasına serbestlik tanımak ve sınır geçişlerinde izin vermekti. IŞİD için İstanbul, G. Antep, Düzce ve Adapazarı gibi yerlerin teröristlerin toplanma noktaları hâline geldiği iddiaları sıkça dile getirildi. IŞİD, eğitim ve toplanma açısından o kadar rahattı ki, eğitimler sırasında çekilen videolar kendilerine yakın sitelere yükleniyordu. Bu videolardan biri de İstanbul’da yaptıkları bayram etkinliğine ilişkindi. Sitenin haberinde “İstanbullu Müslümanlar 2014/1435 Ramazan bayramı namazını düzenlenen bir organizasyonla hep birlikte eda etme imkânı buldular” ifadeleri yer alıyordu![68]

xxviii) ‘The Washington Post’ gazetesinde Anthony Faiola ve Souad Mekhennet tarafından kaleme alınan bir haberde, Ortadoğu’nun en korkulan terör örgütü hâline gelmeden önce IŞİD militanlarının Reyhanlı’yı “kendi alışveriş merkezleri” gibi gördüğü ifade ediliyor… Yazıda, “Reyhanlı sokaklarında dolaşan beyaz bir otomobilin arka koltuğunda röportaj veren 27 yaşındaki üst düzey IŞİD komutanı” diye tanıtılan Abu Yusaf isimli kişinin, “IŞİD’in bugünkü başarısı için kısmen Türklere de teşekkür etmesi gerektiği” vurgusuyla şu ifadelerine yer veriliyor: “Aralarında üst düzeylerin de bulunduğu bazı üyelerimiz Türk hastanelerinde tedavi edildi. Ayrıca savaşın başında aramıza katılanların büyük çoğunluğu ile ekipman ve malzeme desteği Türkiye üzerinden geldi”![69]

xxix) Suriye’de cihatçı örgütlere katılarak hayatını kaybeden ilk ABD vatandaşı olarak bilinen Moner Abu-Salha’nın ölmeden önce çekilmiş bir videosu yayınlandı. El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra üyesi olan ve örgüte katıldığında ‘Abu Hurayra Ameriki’ adını alan Abu-Salha, 2014’ün Mayıs ayında rejim güçlerine yönelik intihar saldırısında ölmüştü.

Youtube’da yayınlanan videoda, Filistin kökenli olduğu belirtilen Abu-Salha, İstanbul üzerinden Suriye’ye uzanan yolculuğunu anlatıyor. Abu-Salha, ABD vatandaşı olan El Kaideli Enver el-Avlaki’yi dinledikten sonra cihada katılmaya karar verdiğini söylüyor. Araştırmaları sonucunda ‘tüm dünyadan mücahitlerin İstanbul’a gittiğini ve Türkiye-Suriye sınırından geçişin kolay olduğunu öğrenen’ Abu-Salha, hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen İstanbul’a bilet alıyor.

Cebinde 20 dolarla tek başına İstanbul’a gelen Abu-Salha, bu parayı da vize almak için harcıyor. Havaalanında ilk gördüğü kişiye şehre yürüyüp yürüyemeyeceğini sorunca, “Şehir çok uzak” yanıtını alıyor. Cüzdanını kaybettiğini söyleyince bu kişi ona 10 TL veriyor. Böylece mücahitleri bulmak üzere metroya biniyor. Metro ilerledikçe korkuya kapılan Abu-Salha, “Şehir o kadar büyüktü ki nereden başlayacağımı bilmiyordum” diyor.

Metroda Arapça konuşan 2-3 adam görünce peşlerinden iniyor. Yanlarına yaklaşarak konuşmak istediğinde ise “Allah dilimi tuttu, onlara cihad ya da mücahid lafını söyleyemedim” diyor.

Arapça konuşan kişilere en yakın caminin nerede olduğunu sorup uzaklaşıyor. Cebinde kalan 7 TL ile sandviç alan Abu Salha, camide “yüzlerinden mücahit oldukları anlaşılan” üç Arap görüyor. Ancak uçağa yetişmeleri gerektiğini söyleyen Araplar, İstanbul’da ‘mücahitlere yardım eden’ bir örgüt olduğunu ve oraya gidebileceğini söylüyorlar. Abu Salha 2 saat yürüdükten sonra buraya varıyor, ancak içerideki kişilerin sakalsız olduğunu görünce “Sübhanallah, bu insanlara nasıl cihad derim” diye düşünerek yardım istemekten vazgeçiyor. Bunun üzerine ‘çok büyük ve güzel’ diye nitelediği bir camiye gidiyor. Dua ederken akşam oluyor ve cami kapatılıyor.

Dışarı çıkan Abu-Salha, “Yağmur yağmaya başlamıştı, üşüyordum, açtım. Üzerimde ince bir mont vardı. İstanbullular güzel ceketleri, onları sıcak tutan kıyafetleri ile yürüyorlardı. Kedileri çok severim, o sırada büyük bir kedi geldi. Her şeye rağmen mutluydum, dünyanın öbür tarafına gelmiştim. O kedi ile mutlu olmuştum” diyor.

Abu Salha, Allah’a “Birini bana gönder” diye dua ederken siyah giyinmiş, tek kolu olmayan birini görüyor. Bu kişiyi durduran Abu Salha, adamın sadece Türkçe bildiğini ancak, ‘mücahid’ diyerek ona derdini anlattığını iddia ediyor. Konuşamasalar da anlaştıklarını öne süren Abu-Salha, “El-Kaideli olduğunu anlamıştım” diyor. Adam onu bir otobüse bindirerek İngilizce bilen kişilerin yanına götürüyor. Bir ay El Kaidelilerin kaldığı bir ‘güvenli evde’ yaşadığını belirten Abu-Salha, ardından Suriye’ye geçiyor![70]

xxx) “Türkiye Suriye’de iç savaşı körüklemenin ve IŞİD’e örtülü destek vermenin bedelini ödüyor”![71]

xxxi) Türkiye uzmanı Henri Barkey, “Türkiye’de IŞİD destekçisi altyapı var,” dedi![72]

xxxii) IŞİD’in Kobanê’ye dönük saldırıları üzerine Türkiye’ye sığınanların kaldığı Suruç’ta incelemelerde bulunan CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, sığınmacıların en büyük isteğinin “Türkiye’nin IŞİD’e desteğini kesmesi” olduğunu söyledi![73]

xxxiii) HDP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Nazmi Gür, “IŞİD’i Türkiye güçlendirdi,” dedi![74]

xxxiv) ABD, IŞİD’in petrolün büyük kısmını Esad yönetimine sattığını ve örgütün Türkiye’ye de girmenin yollarını bulduğunu açıkladı. Örgütün petrol ve bankalardan 1 milyar dolara yakın gelir sağladığı tahmin ediliyor. ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Finansal İstihbarattan Sorumlu Müsteşar Vekili Adam Szubin, IŞİD örgütünün petrolün büyük bir kısmını Beşar Esad yönetimine sattığını, Türkiye’ye de girdiğini açıkladı![75]

xxxv) IŞİD-Türkiye petrol ticaretini ilk gündeme getiren isimlerden CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ediboğlu, “Suriyeli muhalifler yıllar önce BM’ye IŞİD’in petrol sevkiyatıyla ilgili belgelere dayalı raporu sundu” diye konuştu

Edipoğlu, Suriye Muhalif Ulusal Koordinasyon Kurulu lideri Heysem Menna’nın BM’ye IŞİD’in petrol sevkiyatıyla ilgili belgelere dayalı bir rapor sunduğunu ve o raporda IŞİD petrolünü satın alanlar arasında Türk işadamlarının da bulunduğunun açıkça ifade edildiğini kaydetti.

Heysem Menna’nın raporuna göre Kuzey Irak’ta yönetime yakın 4 Kuzey Iraklı Kürt petrol tüccarı IŞİD petrolünü üçte bir fiyatına satın alarak aralarında Türk işadamlarının da olduğu işadamları vasıtasıyla Türkiye üzerinden dünyaya pazarlıyor. IŞİD’in buradan bir yılda elde ettiği 800 milyon dolar, silah, mühimmat alımında kullanılıyor![76]

xxxvi) Rusya Devlet Başkanı Putin’den sonra ABD Başkanı Obama da IŞİD’in çıkardığı petrollerin Türkiye üzerinden satıldığını söyledi![77]

xxxvii) Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoli Antonov “Erdoğan ve ailesi, Suriye’de IŞİD’in elinde olan petrol yataklarından yapılan yasadışı petrol sevkiyatlarıyla doğrudan ilişkili” vurgusuyla, “Bugün bir grup eşkıya ve Türk elitinin komşularından petrol çaldığını doğrulayan belgelerin bir kısmını sunuyoruz. IŞİD petrolünün binlerce tankerden oluşan canlı boru hattıyla üç güzergâhtan Türkiye’ye sevkedildiği”ni açıkladı![78]

xxxviii) İran Petrol, Gaz ve Petrokimya Ürünleri İhracatçılar Birliği Başkanı Hasan Tacik, “Türkiye, ihtiyacı olan petrolün bir kısmını IŞİD’den temin ediyor. IŞİD, günde 700 ila 800 bin varil petrolü yarı fiyatına Türkiye’ye satıyor,” dedi![79]

xxxix) ‘Al Araby Al Jadeed’ gazetesi, Irak istihbaratından bir albayın verdiği bilgilerle, IŞİD petrolünün IKBY ve Türkiye üzerinden İsrail’e satışını belgeledi![80]

xl) ‘The Observer’ gazetesinde, Türkiye’nin IŞİD’e, yasadışı petrol ticareti konusunda kolaylık sağladığına ilişkin belgelerin ABD’nin elinde olduğuna yer veren bir makale yayımlandı. IŞID’in en büyük gelir kaynaklarından biri olan petrol ticaretinde, Türkiye’nin en önemli alıcı olduğu iddiasının da yer aldığı bu haber, 2015’in şubat ayında OECD bünyesindeki ‘Karapara Aklamayla Mücadele Grubu’ FATF’in hazırladığı bir raporu ve içindeki verileri daha kritik hâle getiriyor.

“Terör Örgütü IŞİD’in Finansman Kaynakları” başlıklı 48 sayfalık raporun giriş bölümünde, bu çalışmanın Türkiye’nin işbirliği ile hazırlandığı notu yer alıyor. IŞİD’in gasp ettiği petrol sahalarındaki faaliyetlerin geniş biçimde irdelendiği rapordaki bazı özet veriler şöyle:

- IŞİD Irak ve Suriye’de ele geçirdiği petrol kuyularında günde 50 bin varil petrol üretimi yapıyor. Petrol kuyusu yakınında aracılardan varilini 25-30 dolara aldığı petrolü, biraz uzaktaki marketlere ve diğer tüketicilere, rafineri derecesine göre 60 ile 100 dolara satıyor.

Fakat bundan daha kritik olan bilgi ise raporun “Petrol Kaçakçılığı ve Satışı” başlıklı 33. sayfasında yer alıyor. Türkiye’nin sunduğu istatistiklere göre Suriye sınırındaki petrol kaçakçılığının 2012’den bu yana büyük artış gösterdiği belirtiliyor. [81]

xli) Şubat 2015’te yayımlanan ve üyesi olduğumuz OECD nezdindeki FATF, yani Karaparayla Mücadele Grubu, “Terör Kuruluşu IŞİD’in Finansmanı” başlıklı raporu bütün dünyaya ilan etti.

- Raporun “Yönetici Özeti” başlıklı 9. sayfasında çalışmanın Türkiye ile ABD liderliğinde ve FATF’ye üye ülkelerin kurumlarının verileriyle hazırlandığı belirtiliyor.

Evet, ağır suçlamalara muhatap olan Türkiye bunu nedense yapmıyor.

Bu köşeyi sürekli izleyenler raporun iki kez irdelendiğini anımsayabilir.

İlki: Rapor yayımlanınca; 28 Şubat 2015’te. (O yazıda, rapora atfen, Türkiye’den yardım adı altında üç kamyon gittiği bilgisi de vardı.)

- Sonra da ‘The Observer’ gazetesinde “Türkiye’nin IŞİD’e, yasadışı petrol ticareti konusunda kolaylık sağladığına ilişkin belgelerin ABD’nin elinde olduğu” iddiasına yer veren makale yayımlanınca. 28 Temmuz 2015’te.

Rapordaki bazı veriler:

- Petrol kuyusu yakınındaki kabzımaldan varilini 25-30 dolara aldığı petrol, biraz uzaktaki marketlere ve diğer tüketicilere, rafineri derecesine göre 60-100 dolara satılıyor. Bir kamyoncu, 150 varil aldığını, ortalama kazancının 3-5 bin dolar arasında değiştiğini söylüyor.

- “Petrol Kaçakçılığı ve Satışı” başlıklı 33. sayfada ise şu veriler yer alıyor: “Türkiye’nin sunduğu istatistiklere göre Suriye sınırındaki petrol kaçakçılığı 2012’den bu yana büyük artış gösterdi. IŞİD’in petrol sahalarını ele geçirmesinin ardından, Irak ve Suriye sınırında yedi Türk vilayetinde saptanan kaçak petrol, 2014 yazı itibarıyla 20 milyon litreye ulaştı.

Türkiye’de 2013’te yakalanan kaçak petrol 73 milyon litreyken bu rakam, 2014’te 79 milyon 238 bin litreye ulaşıyor.

- Diğer yandan 2012’de 4 bin civarında olan petrol kaçakçılığı vaka sayısı, 10 bine yükseliyor.”

Raporda Türk yetkililerinin, kaçakçılığa karşı çabalarından övgüyle söz ediliyor. Irak Merkezi Hükümeti ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin şüpheli petrol tankerlerine el koyma çabalarının ve attığı diğer etkin adımların anlamlı olduğu vurgulanıyor.

IŞİD’in finansmanı raporunda altı çizilen ve bugüne de ışık tutan tespit ise şu:

“IŞİD’in yasadışı petrol ticaretinin trafiği, güzergâhı ile aracıların, taşıyıcıların, kabzımalların, tüccarların kimler olduğunun daha iyi tanımlanmasına ihtiyaç var... Bu sadece IŞİD’in gelirleri açısından değil, yarattığı yerel ekonomik bağımlılıklar açısından da önem taşıyor”![82]

xlii) G. Antep’in Karkamış ilçesindeki çadır kentte yaşanan skandallar bitmek bilmiyor. Kampta kalan ve çalıştığı tarlada tecavüze uğrayan S.F’nin iğneyle bebeğini düşürüp anne ve kardeşinin yardımıyla cenini boş araziye gömmesi, ilçede ve çadır kentte neler yaşanabileceğiyle ilgili ipuçları veriyor![83]

xliii) Suriye’deki savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen sığınmacıların maruz kaldıkları olaylar, her geçen gün farklı bir boyutuyla gün yüzüne çıkıyor. İstanbul’da kimliksiz, pasaportsuz ve parasız bir hâlde hayata tutunmaya çalışan Azad ve Erin Bilal çiftinin bebeği, doğumun gerçekleştiği hastanede 20 gün boyunca rehin kaldı. Hastane 22 Eylül 2013 tarihinde bebeği aileye senet karşılığında teslim etse de baba ümitsiz: “Başb

20.03.2016 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı