ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

Temel Demirer

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

“Bağımsız ve özgür ol! Bir asi ol!

Bir asi kimseye bağımlı değildir.

O kendi eşsizliğine saygı duyar.”[1]

 

Çok önceleri Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin, “Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: ‘Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen?’ (…) İnsanları birbirine bağlayan ülkü tümden yitti, kayıplara karıştı. Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor. Herkes kendini düşünüyor. Kendisi kapabileceği kadar kapsın, geride kalanlar isterse açlıktan, soğuktan ölsün, vız geliyor,”[2] diye tarif ettiği hâli -çok sonraları- bugün(ümüz)de yaş(atıl)ıyoruz.

Ütopyalara sırt dönüp, başkaldırıya “Elveda” diyerek aykırıya düşmanlaş(tır)ılmış (rezalet) bir tablo bu.

“Olağan” (denilene) teslim olmuş -ütopyasız, başkaldırısız!- bu bataklıkta insan olmak (ve kalmak) fiilinin büyük hüneri, aykırı yaşamayı göze almaktır.

 “Olağan” (denilenin) ahlâki varsaydıkları, kendi ayıp ve kusurlarını ortaya koyan teslimiyetten başka bir şey değilken; sadece “Hayır” diyerek, gerçekten aykırı olabilirsiniz.[3]

Kolay mı? Yalan (ile yanlış)ın orta yerinde doğru, her zaman aykırıdır.

Aykırı olmak, “olağan” (denilenin) yüklerinden kurtulmaktır; küçük başlasa da büyük düşünüp, davranmaktır.

Doğrularından ödün vermeyenlerin beli bükülse de başı dik durur. Malum aykırı farklı olmak, farklı düşünmek cüretidir.

Aykırı, “olağan” (denilenin) binlerce hâline “Hayır” demekken; duruşunuzda aykırıya mündemiç tutku yoksa daha baştan yeniksiniz, hemen pes edersiniz.

Daha yaşanılabilir bir dünya için hayatta dik durmayı başarmak, egemene kafa tutmak devrimci olmaktır; “Ütopya neden bütün devrimci hareketlerin bir koşuludur? Çünkü az çok toplumsal bilincin içinde gömülü olan çokça tarihsel deneyim bize, şimdi erişilemez olan amaçlara, henüz erişilemez durumdayken telaffuz edilmedikleri hâlde, asla ulaşılamayacağını söyler. Belirli bir anda olanaksız olan şey, ancak olanaksız olduğu bir zamanda ifade edilerek olanaklı hâle gelebilir... Bir ütopyanın varlığı, onun sonunda bir ütopya olmaktan çıkmasının gerekli bir şartıdır,” diyen Leszek Kolakowski’nin saptamasına ekler Yaşar Kemal:

“İnsanlar her şeye, her şeye başkaldırmalı… İnsanlar böyle uyudukça, böyle zulüm altında inlemeyi kabul ettikçe insanlığın bir sinekten ne farkı olur, eğer en küçük bir haksızlığa, bir zulme başkaldırmayı akıl etmezlerse, insanlık bundan böyle daha da beter hâle düşecektir... İnsan soyu başkaldırmayı yemek, içmek, yaşamak, uyumak, çocuk yapmak gibi bir yaşama biçimi yapmazsa bugünden de bin beter olacak, içi boşalacak, duymayı, düşünmeyi, sevmeyi, sevişmeyi, dostluğu, arkadaşlığı, göğün, yerin, kurdun, kuşun, akarsuyun, tanyerindeki ışığın, yürekteki sıcaklığını unutacak...”[4]

Tam da bunun için Şêrko Bêkes’in, “Çok şeyler var ki çürürler, unutulur, ölürler./ Saltanat tahtı, tacı, asası gibi./ Oysa bazı şeyler var ne çürürler, ne unutulur ne de ölürler,/ Charlie Chaplin’in şapkası, bastonu, ayakkabısı gibi,” dizelerindeki aykırıya daha fazla muhtacız bugünlerde.

Hani Yılmaz Güney’in, “Ne kemik uğruna köpek olduk, nede menfaat uğruna çakal. Biz hayatımız boyunca hep dik durduk…”

Charles Bukowski’nin, “Kalabalığa karışmak için hiçbir özellik gerekmez. Ama yalnız ve dik durmak için, gerçekten çok şey gerekir…”

Stefano E. d’Anna’nın, “Dik dur ve hiç bir yere yaslanma! Kesinlikle kimsenin seni yorgun, ya da bitkin görmesine izin verme!”

Marcus Aurelius’ün, “Dimdik durmalısın, başkaları seni ayakta tutmasın,” diye tarif ettiği türden ve bunu yaşama geçirenlerden mülhem…

 

TESLİM ALINAMAYAN CÜRET

 

Aykırı diz çök(ertile)meyen, teslim alın(a)mayan cürettir: Hallac-ı Mansur, Giordano Bruno, Metin Kurt gibi…

Görüşleri dönemin iktidarını ve (iktidar ile dirsek temasındaki) ilahiyat çevrelerini zorlayan Hallac-ı Mansur; mahkeme sözünde, davasından -asılsa, çarmıha gerilse, eli ayağı kesilse de- asla ve asla dönmeyeceğini haykıran bir cürettir.

“İnsanlar neden bu cennet dünyayı önce cehenneme çevirir ve sonra cennete gitmek için uğraşır?” sorunu dillendiren Hallac-ı Mansur, “Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir,” uyarısıyla boyun eğdirilemeyenlerdendir.

Tıpkı İtalyan düşünür, matematikçi, ozan Giordano Bruno (1548-1600) gibi…

17 Şubat 1600’da Engizisyon’un “kararı” ile bilimsel düşüncelerinden ötürü Roma’daki meydanda - dili koparıldıktan sonra- yakılarak katledilen O, döneminin en cesur felsefe insanı ve özgürlük savunucusuydu.

Sekiz yıl boyunca işkence görmesine karşın görüşlerinden vazgeçmeyen Giordano Bruno’nun yakılıp, yok edildiği sanılan o yerde bugün anıtı yükselir ve meydanın adı da ‘Çiçek Tarlası/ Campo de Fiori’dir

Kolay mı?

“Evren sonsuzdur...”

“Zaman her şeyi alır ve her şeyi verir...”

“Halkın çoğunluğu ona inansın inanmasın, gerçek değişmez...”

“Yaşamı ben de çok seviyorum; fakat gerçeklerim bunun üstündedir...”

“Ne gördüğüm gerçeği gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım...”

“Bilgisizliğin azgınlığına karşı savaştım. İnanın ki dünya ihtiyaçları ya da öz saygı için bu acıya katlanmıyorum...”

“Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz,” diye haykıran bir cüretti, meydan okumaydı O…

“Meydan okuma” deyince Metin Kurt’u hatırlamamak mümkün mü?

“… ‘Atılan her gol emekçinin kalesine atılan goldür,’ diyen Onu dinlerken, ardında 20 senelik bir inceleme, düşünmenin yattığını bilmek lazım. ‘Maç esnasında, sahadayken, tribündeki herkesin duyacağı tek bir cümle söyle’ denseydi ona, tüm taraftarlara ‘gelmeyin buraya’ derdi,” sözleriyle anıyor onu, Metin Kurt’un yakın arkadaşlarından Veysel Atayman.[5]

Galatasaray’dan ayrılma kararını verip, başka bir takıma daha büyük paralara transfer olabilecekken Kayserispor’u neden seçtiğini soran ‘Milliyet Gazetesi’nden Nezih Alkış’a, “Maddi koşullar ötesinde beni fikirlerimle beraber istediler,” yanıtını veren Metin Kurt ekler:

“Haklı bir davada tükürdüğümü yalayarak, Galatasaray’daki egemen olan çevrelere yaranarak Galatasaray’da kalmak, Galatasaray’a ve boğazımdaki lokmanın sahibi sayın sporseverlere ihanetten başka bir şey değildir.”

Metin Kurt denince akla ilk gelen, “Futbol borsada değil arsada güzel”, “Atılan her gol emekçinin kalesine” sözleriyken; “Oyunla spor aynı şey değildir. Örneğin, günümüzde sporların kralı (!) olarak bilinen futbolu ele alacak olursak; puan verme, gol averajı, kümeden düşme, kümeden çıkma vb. kurallar, futbol oyununda bulunmayan dış kurallardır. İşte futbol oyununun bu dış kurallar içine girerek kurumsallaşması futbol sporunu yani rantı oluşturur,” derdi.

Paranın, şöhretin egemenliğince teslim alınamayan bir cüretti Onun ki…

 

DİK DURAN POLİTİKA

 

11 Eylül 1973 sabahı Şili’de “Akbabaların Günü”ydü.

Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’in, ABD Başkanı Richard Nixon’a notunda, “Eğer Şili’deki kaynakların yeniden dağılımı konusunda başarılı olursa, diğer ülkeler de aynı şeyi yapar,” uyarısının devreye soktuğu darbeyle Şili’nin en karanlık dönemini başlatıyordu.

Karşılarında sosyalist Başkan Salvador Allende vardı.

Hani “Bu koşullarda, sözlerim sadece işçilere: Teslim olmayacağım! Bu tarihi dönemeçte, halka olan sadakatimin bedelini hayatımla ödeyeceğim. Ve onlara, binlerce Şililinin tertemiz vicdanına serptiğimiz tohumların kuruyup gitmeyeceğinden şüphem olmadığını söyleyeceğim. Güçleri var, bizi ezebilirler. Ancak toplumsal dönüşümler ne suçla ne de güçle bastırılabilir. Tarih bizimdir, tarihi toplumlar yapar.”

“Bunlar benim son sözlerim. Fedakârlığımın boşuna olmadığından eminim. Sonunda, en azından, suçu, alçaklığı ve ihaneti cezalandıracak bir ahlâk dersi olacak.”

En son cümleleri buydu onun. José Martí’nin dizelerini hatırlatıyor bize hep: “Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında/ Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında/ Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.

Elinde Fidel’in hediyesi Klaşinkof ile son radyo konuşmasında halka seslenen Salvador Allende, başkanlık sarayı bombalanarak darbeciler tarafından işgal edildiğinde, canlı ele geçirilemedi.

Son anda bile düşmanlarına büyük bir ahlâki ders veren Onun ölümü, kendisine bildirildiğinde cunta şefi Pinochet’nin tepkisi, “Cesedini bir tabuta koyun ve ailesiyle beraber Küba’ya gönderin, herifin ölüsü bile bize problem çıkarıyor,” olmuştu.

Gerçekten de öyle. Ölüsü bile ‘problem’ oldu dünyadaki bütün faşistler için…

Çünkü O, yoksulların başkanıydı; aykırıydı…

Nelson Mandela gibi…

“Ben, tüm insanların uyum ve eşit fırsatlara sahip şekilde beraberce yaşadığı, demokratik ve özgür bir toplum idealini benimsedim. Bu, uğrunda yaşamak ve ulaşmak istediğim idealdir ama gerektiğinde bunun uğrunda ölürüm de,” diyen O, tarihe damgasını vuranlardandı.

“Mücadele”, “Barış”, “Özgürlük”, “Eşitlik”, “Adalet” deyince hemencecik anımsananlardandı.

Yaşama, insanlığa kattığı değerlerle yerkürenin onurlarından, yani umuda can suyu olanlardı.

Mücadeleyle, zorluk, yoksulluk ve hapislerle geçen bir ömür onunki…

27 yılını demir parmaklıklar arasında geçirdikten sonra artan dış baskılar sonucu 11 Şubat 1990’da serbest bırakıldı.

Güney Afrika’da Madiba ismiyle anılan Mandela, anti-sömürgeci ve ırkçılıkla mücadelenin sembollerinden olurken; hepimize şunları öğretti:

“Ben bir komünist değilim ama söylemeliyim ki; bizi onlardan başka da anlayan olmadı…”

“Mücadele benim hayatımdır…”

“Büyük bir tepeyi aştığında insanın bulacağı şey; daha aşılacak çok tepenin olduğudur…”

“Cesur insan korku hissetmeyen değil, korkusunu fetheden insandır…”

“Tercihleriniz umutlarınızı yansıtsın, korkularınızı değil…”

“Hayattaki en büyük zafer hiçbir zaman düşmemekte değil, her düştüğünde ayağa kalkmakta yatar…”

“Yapılana dek, her zaman imkânsız gözükür…”

“Kadınlar bütün baskı ve zulüm zincirlerinden kurtulmadıkça özgürlükten bahsedilemez…”

“Önemli olan teninin rengi değil, değerlerinin rengidir…”

“Hiç kimse ten renginden, geçmişinden ya da dininden dolayı bir diğerinden nefret ederek dünyaya gelmez…”

“Biz beyazlara karşı değiliz, beyazların üstünlüğüne karşıyız…”

“Özgür olmak, sadece birisinin zincirlerini kırması değildir. Ancak başkalarının özgürlüğünü artırmak ve başkalarının özgürlüğüne saygı duyacak şekilde yaşamaktır…”

“Özgürlüğün kolay yolu yoktur. Çoğumuz arzularımıza ulaşmak için ölümün gölgesindeki vadiden tekrar tekrar geçmek zorundayız…”

“Özgürlüğün amacı onu başkaları için yaratmaktır…”

“Özgürlük için gökyüzünü satın almanıza gerek yok. Vicdanınızı satmayın yeter…”

Ve ısrarın, vazgeçmeyişin Türkçesi yani “İnsanın her davranışı ve düşüncesi, toplum içinde, toplumla birlikte, toplum için ve toplum olarak yaşamaktır,” diyen Dr. Hikmet Kıvılcımlı…

 O, “Tarafsızlık bizim harcımız değil,” vurgusuyla komünistler için bir düşünce davranış öğretmenidir.

Kolay mı?

“Kimseden proletarya doğruluğu ve yoldaşlığı dışında hiçbir şey beklemedik. Kimsenin de bizden başka şey istemesine göz yummadık…”

“Görev başında ömür merdiveninin son basamaklarına geldik. Kimsenin kara yahut mavi yahut yeşil, elâ gözü için yaşamadık...”

“Yeryüzünde en çok tartışılan bir sözcük varsa, o da sosyalizmdir…”

“Tarihin yörüngesi, en ufak ikircikliğe yer bırakmayacak ölçüde işçi sınıfının yörüngesine girmiştir…”

“İnsanlık bir adım geri, iki adım ileri de olsa, izafî olarak, her seferinde azıcık daha yol alarak, modern medeniyet basamağına doğru yükselir…”

 “Düşündüğü gibi yaşamak için güreşmeyen aydın, uşaktır…”

 “Parti kurmak turşu kurmaya benzemez,” uyarıları güncelliğini taşıyan O; dik durmanın abidelerindendir…

Tıpkı Mihri Belli gibi…

Marksist-Leninist düşünce ve devrimci eylemlerle 1936’da iktisat okumaya gittiği Amerika’da tanıştı; Yunanistan iç savaşında, partizanların safında tabur komutanlığına kadar yükseldi “Kapetan Kemal”. İki kez ağır şekilde yaralandı.

Mücadele dolu yıllarda, 12 Mart 1971 muhtırasının ardından yakalanmamak için yurt dışına çıktı. Bir süre Filistin Kurtuluş Örgütü’nün konuğu oldu.

7 Nisan 1979’da bir faşistin suikast girişiminde maruz kaldı.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra, yine yurt dışına çıktı. Bir süre Ortadoğu’da kaldı.

Toplam 11 sene hapis, 18 sene zorunlu sürgün yaşayan Belli’yi 16 Ağustos 2011’de yitirdik.[6]

El özet O, “Dare a Cesare quel che è di Cesare/ Sezar’ın hakkı Sezar’a” dedirten hakikâtiyle “Devrimin Gezgin Şövalyesi”ydi.[7]

Sonra “Kişiler hakkında nasıl mı karar vereceksin? Hayatlarına bakarak. Bir insan, yaşadığı hayatın insanıdır.” “Eğer bir şey yapılacaksa, onu iyi yapmak gerekir.” “Sosyalist doğulmaz sosyalist yaşanır,” diyen Behice Boran…

77 yıllık yaşamında O, “Hafızanın Onuru”,[8] “İşçi Sınıfının Sosyoloğuydu”,[9] örgütlü mücadeleydi…

“Boran toplumunu aydınlatmak ve değiştirmek için nasıl bir yol izlenmesi gerektiği sorusunun yanıtını sosyolojide değil Marksizm’de bulmuştu. Kazanmaya başladığı sınıfsal bakış açısı onu neyin nasıl yapılması gerektiği konusunda aydınlatmıştı. Sonraları Lenin’i okuduğunda fikirle eylem arasındaki ilişkiyi, pratikte neyin nasıl yapılması gerektiğini kavramaya başladı. Artık Boran’a göre bir fikir sahibi olmak demek, o fikri hayata geçirmek demekti.”[10]

Şu uyarıların takipçisi oldu her daim:

“İşçi sınıfı bu bilgileri, mücadele deneyimlerini, iktidar için gerekli yetenekleri ancak politik düzeyde örgütlenerek, partileşerek kazanabilir. Kendi bağımsız partisi aracılığıyla ancak iktidar olabilir ve iktidarda kalıp işleri yürütebilir...”[11]

“Toplumlar, tarihlerindeki gelişme ve ilerleme atılışlarının doruk noktalarından geçerek, bu doruk noktaları birbirine katışıp birikerek sosyalist çizgiye ve sosyalizm aşamasına gelirler...”

“Kurtuluş mücadele ile sağlanır boyun eğerek değil. Kurtuluş tek tek olmayacaktır. Hep birlikte kurtulacağız. Hep birlikte mücadele edeceğiz. Hep birlikte kazanacağız...”

“Kadın hareketi sınıf mücadelesiyle bütünleştirilmelidir...”

“İşçilerin kaybedeceği hiçbir şey yok, kazanacağı çok şey vardır. Dünyanın her memleketinde işçi sınıfı ileriliğin ve gelişmenin savunucusu olmuştur...”

“İşçi sınıfının mücadele ufku, ücret, ikramiye, kıdem tazminatı, referandum gibi ekonomik sorunlarla sınırlanmamalıdır...”

“İktidar şu partiye değil de, bu partiye sadece oy vermekle gerçekleşmez. İşçi sınıfımızın kendisi iktidar hazırlanmalıdır...”

Özetle “O yüzünü salt Türkiye’ye dönmemiş, ‘Selam Türkiye’nin ve dünyanın aydınlık geleceğine’ söylemiyle politik yaklaşımına evrensel bir boyut getirmişti.”[12]

 

AYDIN(LATAN)LAR

 

“Farklı okumalara”[13] açık İbn-i Haldun yapıtlarıyla özellikle de ‘Mukaddime’siyle önemlidir.

“İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur,” diyen İbn-i Haldun’un sosyolojiye, siyaset bilimine “asabiye teorisi”yle[14] katkıları ile Karl Marx arasında “paralellik” kurulurken; ‘Mukaddime’ çevirmeni Zakir Kadiri Oğan, önsözde “Onun mülke ve sermayeye saygılı bir sosyalist olduğu iddiasını yazıya geçiriyor”ken;[15] gerçekten de önemli bir âlimdir İbn-i Haldun.

“Siyasal İslâm emperyalizmin baş işbirlikçisidir,” diyen Samir Amin de çağının “İbn-i Haldun”larındandı…

O, “geleceğin her zaman açık olduğunu” savunanlardandı; “Analizimi ve önermelerimi üzerine kurduğum çelişki diyalektiği, ‘geleceğin her zaman açık’ olduğu, ‘tarihin kendisinden önce tarihin yasalarının’ olmadığı ve geleceğin henüz yaşanmamış olduğu anlamına gelir,”[16] derdi.

Karl Marx’ın, “Dünyayı anlamak yeterli değildir asıl olan onu değiştirmektir” tezine sahip çıkarken de “inşa etmek” için yola çıkanların yanı sıra, hepimize görev düştüğünü vurguluyor, “daha mütevazı biçimde bilincimiz elverdiği ölçüde kendisine katkı sunmak istediğimiz bir gelecek hayalini” savunuyordu.

Hepimizi hayata çağıran bu iyimserliğin kaynağında kapitalizmin geldiği aşamayı iyi bilmek yatıyordu. “Çağdaş kapitalizm, artık yalnızca bir sömürü ve emeğin bastırılması rejimi değildir, insanlığın düşmanı hâline gelmiş durumdadır,” diyen Samir Amin, olumlu hiçbir yanı kalmayan, çürümüşlüğü birikimin yıkıcı boyutları tarafından belirlenen kapitalizmin gününü doldurmuş olduğunun kabul edilmesinin gerektiğini savundu hep.[17]

Gerçekten de “6 yaşında, annemle arabadaydım, arabadan inince benim yaşımda yoksul giyimli, neredeyse ayakları çıplak bir çocuk gördüm, çöpü karıştırıyordu.

Anne bu çocuk ne arıyor, diye sordum. Yiyecek, diye karşılık verdi. Neden, yiyecek bir şeyi yok mu? Hayır, onlar yoksul ve yiyecek bir şeyleri yok…

Neden böyle, diye sordum (…) Çünkü dünya kötü şekilde kurulmuş, dedi. Dünyayı değiştirmeliyiz, diye cevap verdim,” diyen Samir Amin sosyalizme daha lise yıllarında tanışıp, Mısır Komünist Partisi’yle temasa geçerek, “Sosyal realitenin Marksist tahliline, çok erken, lise ve üniversite öğrenim yıllarında katıldım ve sosyalizmin kapitalizmin her türlü kötülüklerine, iğrençliklerine karşı yegâne kabul edilebilir ve gerekli cevap olduğunda daha o zaman inandım,” demişti…[18]

‘Tricontinental Enstitüsü Direktörü Marksist Tarihçi Vijay Prashad’ın, “Zekâsıyla büyüleyen bir adamdı, gençlere karşı cömertti ve azimli bir rehberdi…

Firoze Manji’nin, “İnsanın kurtuluş mücadelesine katkısı, özellikle de o zaman Üçüncü Dünya dediğimiz şey konusunda, çok büyüktü… Kendi yapıtları konusunda çok üretkendi ve Marks’ı anlamaya kendini adamıştı, özellikle sermaye konusunda. Marksizme dogma muamelesi yapmayan, fikirleri ve Marks’ın yöntemine dayalı dünya anlayışımızı zenginleştirmeye, evrimleştirmeye, geliştirmeye çalışan çok az kişiden biriydi…”

‘The Global University for Sustainability/ Sürdürülebilirlik için Küresel Üniversite’den Lau Kin Chi, “Dünyanın krizlerine her zaman bilge ve isabetli analizler yapardı, aynı zamanda zorlukları hesaplar ve hareketlere öngörü ve stratejiler önerirdi. İyimserliği bulaşıcıydı, her zaman eylem ve umut fırsatlarına işaret ederdi…”

Fikret Başkaya’nın, “Kelimeler Samir Amin’i anlatmak için kifayetsizdir… O sadece bir Marksist teorisyen, yorulmaz bir militan değildi… Harika bir insandı… Tüm yaşamını ezilen ve sömürülen halkların kurtuluşuna adamıştı… Müthiş bir örgütçüydü,”[19] diye betimlediği, bir itirazın aykırısıydı O…

Ve coğrafyamızdan “Sarsılmaz bir aydınlığın çığlığıydı,”[20] diye betimlenen Server Tanilli…

Kolay mı?

“Faşizm, hiçbir toplum için kader değildir. Yarınlar, ilerici devrimci güçlerin olacaktır. Yani bağımsızlığın, yani gerçek demokrasinin, yani sosyalizmin... Selam o yarınlara,”[21] diye haykıran O, 1402’lik olmuştu…

Çıkarıldığı mahkemede, “Emperyalizme ve faşizme karşıyım. Tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir Türkiye’den yanayım.

Kapitalizme karşıyım. İnsanların insanlıklarını bütün boyutlarıyla duyarak ve tadarak yaşayacakları, sömürüsü, nihayet yabancılaşması olmayan bir düzenden yanayım.

Bugünkü ‘geri ve bağımlı’ kapitalizmin devamında yarar gören güçlere karşıyım. Tam bağımsız, gerçekten demokratik, sömürüsü olmayan, ileri ve uygar bir Türkiye’yi yaratacak olan güçlerden yanayım.

Tarihe, içinde yaşadığımız çağa ve topluma bu görüş açısından bakıyorum.

Doğrudur veya yanlıştır, taraftar olunur veya olunmaz, bir bilim adamı olarak kabul ettiğim metot, görüş ve düşüncelerimden dolayı kime karşı sorumluyum? Yaşadığım çağa ve topluma karşı... Ya mahkemelere? Asla!”

Nisan 1978 günü ders çıkışı, Göztepe’deki evine dönerken uğradığı silahlı faşist saldırı nedeniyle 80 yıllık ömrünün yarıya yakınını tekerlekli sandalyede geçirmişti…

Büyük bir dirençle yaşama tutundu. Fransa’ya gidip uzun yıllar Strazburg Üniversitesi’nde çalıştı, 2000 yılında yurda dönüş yaptı.

Ve “Tarih fotoğrafınızı bir kere çeker, dikkat edin gözleriniz kapalı çıkmasın...”

“Var olmayı öğrenmek, büyük bir özerklik ve yargılama yeteneğine bağlıdır...”

“Doğruya inançlar değil bilgi götürür...”

“Din, felsefeye karşı daima dişlerini göstermiştir...”

“İnsanlığın ilerlemesini belirleyen din değil, bilimdir!..”

“Ne var ki insan ekmekle yaşar önce...”

“Bir bölük insanın milyonlarca insanın yiyecek-içeceğini yiyip yutabildiği bir ülkede, hangi erdem, hangi mutluluk olabilir ki...”

“Emperyalist eğilim, yalnız otoriterliği değil, saldırganlığı da beraberinde taşıyor...”

“Savaşların olmadığı, halkların ve kültürel kimliklerin saygı gördüğü, gerçekten barışçı bir dünya kuramaz mıyız...”

“Kapitalist toplumda eğitim, pek doğal olarak, egemen sınıf olan burjuvazinin gereksinme ve isteklerine uygun olarak düzenlenmiştir...”

“Emeğin ve alın terinin sömürülmediği, kadının erkeğe oranla geri sayılıp ezilmediği, insanların tüm yeteneklerinin özgürce serpilip gelişebileceği, insanın kendini insan olarak gerçekleştirebileceği bir toplum düzenine kavuşamaz mıyız...”

“Kapitalizm yıkılacak ve yerine ‘sosyalist düzen’ geçecektir,” diye haykıran, O 29 Kasım 2011 günü yaşama veda ettiğinde ardında bir külliyat bıraktı.

Nihat Behram da Onun için şu dizeleri yazdı: “Sen insanlık katında yücelirken/ Seni düşleyenler cüce kaldılar/ Sende bilgi sende direnç bilendi/ Bilmem ki sana saldıranlar nice kaldılar/ Gövdende çağlar uğulduyor/ Yenilmez dağlar uğulduyor/ Milyarların katliam silahlarına harcandığı dünyada/ Senin varlığında insancıl şarkılar uğulduyor...”

Ve Salih Bolat’ın, “İyi bir entelektüel olmanın ötesindeydi,”[22] derken; Mahmut Temizyürek’in de, “Türkiye’deki evrensel sosyalizm kültürünün ikinci kuşak büyük okulunun bin bir emekle yaşatılan kütüphanesinin kurucusu, yöneticisi, işçisi, düşünürü, yazarı ve savaşçısıydı. İkinci Yeni’nin isim babası, şiirsel meclislerin örgütçüsü şair, ressam ve düşünürdü. Malum iktidar zalimleri onurlu devrimci yaşamının bedelini çok ağır ödettiler ona. Boğun eğmedi hiç, yılmadı, durmadı, düşmedi. Ayakta öldü,”[23] diye eklediği Muzaffer İlhan Erdost, her daim bıkıp, usanmadan bildiği işi yaptı: Yanıbaşında öldürülmüş kardeşinin acısını kalbine gömüp -ama adına da bir İlhan ekleyip-, kitaplar, dergiler, şiirler yazdı, bizim gibi -hiç tanımadığı- binlerce insana yazma, düşünme ve üretme umudunu zerketmeye devam etti.

Nihayet 20 Eylül 1992’de kontrgerilla güçlerince Diyarbakır’da katledilen Kürtlerin sembol ismi, bilgesi ve “Tam bir Kürt beyefendisi idi, aksilikleri de vardı ama bir o kadar da sevimli bir ihtiyardı,”[24] sözleriyle anılan Apê Musa…

Remzi Kartal’ın, “Yaşamını tamamen Kürt halkının özgürlüğüne vakfetmişti,”[25] notunu düştüğü “Musa Amca bir ekoldü… Örneği olmayan ve olmayacak olan… Sevgi dolu, her zaman delikanlı, heyecanlı, korkusuz, ölüme bile ‘kafa tutan’ bir Apê Musa’ydı,”[26] diye ekliyor Eren Keskin de…

Menderes hükümetinin son döneminde, Kürtlerden bin kişiyi 50’şer kişilik gruplar hâlinde idam etmeyi öngören plan uygulamaya konulunca 17 Aralık 1959’a tutuklanan 50 aydın arasında Musa Anter de vardı. Diyarbakır’dan İstanbul’a getirildi ve kendileri için hazırlanan kör hücrelere atıldılar. Tutukluluk esnasında Emin Batu öldüğü için dava, 49’lar davası olarak tarihe geçti. Tutuklananlar 27 Aralık 1959’dan 10 Mart 1960’a kadar hücrede kaldılar ve daha sonra genişçe bir odaya alındılar. Ankara Genelkurmay Mahkemesi’nde idamla yargılanan sanıklar, yargılama sonunda serbest kaldılar.

Musa Anter, 3 Haziran 1963’de bir kez daha tutuklandı. Bu kez, İstanbul’a gelen ve Müslüman Kardeşler için İsrail’den yardım almak isteyen birinin verdiği 23 isimle birlikte Balmumcu cezaevine konuldular. İstanbul’daki üç ayrı askeri mahkemenin davayı kabul etmemesi üzerine, sanıklar bu kez Ankara’ya -Mamak Cezaevi’ne- gönderildiler. Tekrar İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaları yönünde karar çıktı. Ancak İstanbul’un teslim almak istememesi üzerine sanıklar bir süre Orhaneli Cezaevi’nde tutuldular ve sonunda İstanbul Sultanahmet Cezaevi’ne götürüldüler. Mahkeme başlayınca önce tahliye oldular ve sonra da beraat ettiler.[27]

O Kürt Aydınlanmasının en ön safındaki organik aydınıydı…

 

DEVRİMCİ MİLİTAN(LAR)

DEVAM EDECEK

29.12.2020 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı