ONLARIN ÇOCUKLARI ÖZGÜR BİREYLER, HALKIN ÇOCUKLARI İSE BAŞ EĞMİŞLER ORDUSU OLARAK YETİŞİYOR

Mahmut Alınak

ONLARIN ÇOCUKLARI ÖZGÜR BİREYLER, HALKIN ÇOCUKLARI İSE BAŞ EĞMİŞLER ORDUSU OLARAK YETİŞİYOR

Milletvekili olduğum 1992 yılıydı, kızım Belga'nın öğrencisi olduğu Ankara Ayrancı Lisesi'ne gitmiştim ve gidişim teneffüse denk gelmişti.

Erkek öğretmenlerin öfkeyle çatılmış kaşlar ve kızgın bakışlarla ellerindeki sopaları tehditkârca sallayarak, çocuk kalabalığı arasında gezindiklerini görünce şok olmuştum. Dayak atmak için adeta "haylaz öğrenci" avına çıkmışlardı.

Orası okuldan çok askeri bir kışlayı andırıyordu. Hatta askerlikte bile öyle bir cendereye kolay kolay rastlanmazdı.

O öğretmenlerde bize ilkokulda Türkçe'yi sopa zoruyla öğreten öğretmenlerimizi görmüş, fena halde ürkmüştüm.

Bu, sadece o liseye has bir uygulama değildi elbette. Türkiye'deki tüm devlet okullarında ve diğer kapitalist ülkelerde uygulanan körleştirici bir eğitim sistemiydi.

Bu eğitimin daha çocuk yaşta insanları nasıl hırpaladığını ve kişiliğini nasıl yok edip köleleştirdiğini, gelin Amerikalı yazar Thom Hartmann'ın, Avcı Çocuğun Yeteneği kitabından okuyalım:

"1700' lerin sonundan 1800'lerin ortalarına kadar, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da büyük sosyal dalgalanmalar oldu. Amerika'da çiftçiler ayaklanarak dünyanın en güçlü imparatorluğunu devirdiler.

Fransız köylüleri ayaklandı; kral ve kraliçelerin başını kestiler.

Bugünkü Almanya'nın bir parçası olan Prusya, Napolyon'un liderliğinde gönüllü bir çiftçi ordusu kuran "ayaktakımı" karşısında bozguna uğradı.

O zamanlar, "Ayaktakımı" nın otoriteye boyun eğmesini sağlamak için uygulanan yöntemler kırbaç, darağacı ve hapisti.

Ama bu yöntemler sonuç almaktan uzaktı; "ayaktakımı" haklarını ve özgürlüğünü istiyordu.

1760'larda, Prusya Kralı ll. Frederick ile Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresa, Ernt Wilhelm Von Schlabrendorff'un tavsiyesini dinleyerek, Avusturya ve Prusya'da zorunlu eğitim sistemini geliştirdiler.  

Bu sistemin amacı, çocukların aile yerine hükümete itaat etmesini sağlamaktı.

Ve çocuklar bu güçten korkmalıydı...

Otoriteyi sorgulamadan itaat eden bir halk yaratmak amacıyla başlatılan bu eğitim sistemi, Prusya'dan başlayarak zamanla tüm dünyaya yayıldı.

Amerika önceleri bu zorunlu eğitim sistemine pek ilgi göstermedi. Ama ne zaman ki, İç Savaş sırasında ve sonrasında başlayan grevler endüstriyi vurdu..

Ve Güney Amerika, federal hükümete karşı ayaklanarak bağımsızlığını kazanmak için yıkıcı bir savaş başlattı..

            İşte o zaman, bu "Ayaktakımının"  grev ve ayaklanma gibi hareketlerle devlet otoritesine başkaldırmasının önüne geçmek için bu eğitim sistemine bir cankurtaran simidi gibi sarıldı.

Horace Mann ve diğer burjuva ideologları daha sonra hükümetlere, bu eğitimi almış ulusların artık devrim yapamayacaklarını rapor ettiler."

ONLARIN ÇOCUKLARI ÖZGÜR BİREYLER, HALKIN ÇOCUKLARI İSE BİR  İTAATKÂRLAR ORDUSU OLARAK YETİŞİYOR

Bugün dünyada halkları köleleştiren eğitim sistemi işte o günlerin eseridir.

Öğrencilerin belli saatler dâhilinde öğrenim görmeleri, hele bunun zille olması, devlet otoritesini temsil eden öğretmenin önünde ayağa kalkmaları... alışık olduğumuz bir eğitim sistemidir.

Bunu sorgulamak bile aklımıza gelmiyor. Çünkü daha ilkokul birinci sınıfta öğretmende somutlaşan devlet otoritesi sorgulama yapma gücümüzü ve irademizi kırmış, bizi baş eğen, itaatkâr bir kalabalığa dönüştürmüştür.

Okullarda sıra sitemi bize normal geliyor; halbuki sıra, öğrencinin otorite karşında boyun eğmesi gerektiğini..

Kişilik hissini ve kendisine saygısını öldürmek, kendisi olmaktan çıkarmak ve öğrencilerin kendilerine verilen numaralardan ibaret olduğu fikrini pekiştirmek için tasarlanmış bir oturma planıdır.

Bu eğitim sisteminde öğrenci ruhen teslim alınmış bir robottur. Öğrenciden istenen, susması ve bir robot gibi öğretmeni dinlemesidir. Öğretmenden izinsiz konuşması yasaktır. Ancak parmak kaldırarak bir şey söyleyebilir.

YAPILACAK ŞEY BU KATİL EĞİTİM SİSTEMİNİ REDDETMEKTİR

Emekçi halkların çocukları bu eğitim sisteminde böyle harap edilirken, dünya zenginlerinin çocukları Montessori okullarında eğitim alıyorlar.

Montessori okullarında çocukların giriş çıkış için belirlenmiş saatler yok. Devam zorunluluğu, not ve ders saatleri de yok. Buna rağmen öğrenciler okula her gün isteyerek gidiyorlar; çünkü buralarda istedikleri şeyi istedikleri şekilde öğrenme imkânına sahipler.

Zil gibi sıra da yok. İsteyen ayakta dururken, isteyen minderde, isteyen sandalyede oturuyor. Öğrenciler saat kısıtlaması olmadan bahçeye girip çıkabiliyor, kim ne isterse onunla meşgul oluyor.

Öğrenci, öğretmenin anlattıklarını sünger gibi emen pasif bir alıcı değildir.

Çocuklar kendilerine bir şey "öğretildiği" hissi olmadan öğreniyorlar.

Türkiye'de kaç Montessori okulu var, bilmiyorum! Ama zengin aile çocuklarının bu okullarda eğitim aldıklarını bilmek için kâhin olmak gerekmiyor.

Yapılacak şey, bu körleştirici eğitim sistemini reddetmektir.

Son söz olarak..

Ey yerli ve yabancı egemenler..

Bu katil eğitim sistemiyle bizi köleleştirdiniz yetmedi; çocuklarımızı

köleleştirdiniz o da yetmedi; şimdi de torunlarımızı köleleştiriyorsunuz.

            Çekin yakamızdan ellerinizi.

                                                                       Mahmut Alınak

                                                                       Mewreg Köyü Ev Hapishanesi

2.09.2020 (Mahmut Alınak)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

KÖYÜMÜN ÇOCUKLARI OYUNCAK İSTEDİ, İÇİM CIZ ETTİ

İŞSİZLİĞE, YOKSULLUĞA VE HAYAT PAHALILIĞINA SON!

BU HÂKİM VE SAVCILARI ÖRGÜT ÜYELİĞİNDEN ŞİKÂYET YAĞMURUNA TUTMALI

BUGÜN YAŞANANLAR YİRMİ DOKUZ YIL ÖNCEKİ STRATEJİK HATALARIN SONUÇLARIDIR

FAŞİZM ADIM ADIM İLERLİYOR, PEKİ BİZ NE YAPIYORUZ

İRANLI KÜRT GENCİ ALİ HAJILON NEREDE?

PANDEMİLİ DEVRİM GÜNLERİ

DEVLETİN YÜZ YILDIR ÇÖZMEMEKTE DİRETTİĞİ KÜRT SORUNUNU VE DİĞER ŞU SORUNLARI BİR YILA KALMADAN ÇÖZERİZ

DAWO- TANRI'NIN SESİ