Nereye?

Arzu KÖK

Nereye?



Eksiklikler, rahatsızlıklar, aldatmalar, verimsizlik, akıl dışılık hüküm sürmekte ülkemde son zamanlarda. Yazık ki bunların hepsi de güzel ülkemde doğal sayılır oldu artık. Dünyanın pek çok yerinde yok bunlar. Bizde ise adeta bir kural olmuş gibi…

Belirli kalıplar ve anlayışların bezdirdiği, tehditleriyle korkuttuğu insanlar sayesinde de varlığını sürdürmeye devam ediyor. Gölgesinden çekinen insanlar, söz söylemekten korkanlar sisteme can katıyor, değişmezliğin, gericiliğin garantisi oluyorlar. Düne baktığımızda toplumumuz belki az daha ileri, ama olması gerektiğinden çok çok daha geri…

 Olması gereken; konuşan, istekleri olan, isteklerinin gereğini yapan, hakkını arayan, haksızlığa isyan eden, ne kendisine ne de başkasına haksızlık yapılmasına izin vermeyen insanlar ve onlardan oluşan bir toplum. Çağı paylaşan bir toplum… 

Biz ise çok çok uzağındayız bunun… Ancak aklımızla, bilimle, emeğimizle, yüreğimizle ulaşabileceğimiz yerlere ulaşamıyoruz. Aksine küçük hesaplarla ve onu çıkmaz sokaklara götürmeye çalışanlara toplumun büyük bir kesiminin kulak vermesi ile zaman kaybediyor, hatta kendimizi bile kaybederek yok oluyoruz…

Gerçekten herkesin yakındığı ama kimsenin bir şey yapmadığı, yakınmakla yetinip, yakınmakla tatmin olduğu bir duruma geldik. Olabileceğinin en azıyla yetinmenin ortamı… 

Nereden geliyor bu özellik? Tarih boyunca ‘tebaa’ olarak kalmış olmaktan mı? Sorgulamanın, hak aramanın uzun süre engellenmiş olmasından mı, geleneklerden mi? Demokrasiye hala alışamamış olmamızdan mı?

Bunlar ve daha yaşadığımız onca soruna çözüm bulamayışımız, onların çözümsüz olmasından mıdır? Yoksa onları çözmek için bir çabamız olmayışından mıdır? Çözümsüzlüğün nedeni; Türkiye’nin kaynak darlığı, ekonomik halsizliği midir? Çözüm getirecek yüreğin, hassasiyetin, ahlakın, siyasal iradenin eksikliğinden midir?

Bu sorunlarla dünyada karşılaşan ilk ülke biz miyiz? Yeni çözümler keşfetmek için mucizevi formüllere mi ihtiyacımız var? Yoksa çoğu, başka ülkelerde de yaşanmış ve büyük ölçüde çözümlenmiş sorunların deneyimlerine gözlerimiz mi kapalı? 

Gerçekten Türkiye ve Türk halkı sorunlarını çözmek istiyor mu? Yoksa ‘bu sorunların çözümü yok’ demenin tembelliğine, bazı durumlarda kararlılığına mı kendini kaptırıyor? Olaylara, sorunlara bakıyor ama göremiyor, eliyle dokunup yüreğiyle hissedemiyor mu?

Şu güzelim, yalnız ülkemi izlerken düşünmeden edemiyorum. Acaba toplum olarak biz mi çok safız, yoksa bizi yönetenler mi çok akıllı? Ya biri ya öteki…

Her biri dörtten az çocuk yapmayan ve ardından devlet kapılarını ‘iş isteriz’ diye aşındıran çaresiz insanlar… Bir de ‘işsiz sayımız her geçen gün artıyor’ diye yakınıp, iş yaratmaya yönelik hiçbir projesi, düşüncesi olmayan bakanlar, başbakanlar…

Devlet bankalarını, kendi özel kasaları gibi kullananlar… Sonra dünyanın en yüksek oranda vergi ödeyen yoksul işçileri… Tüm dünyanın en yüksek emeklilik taksitlerini ödeyip, emekli maaşı kuyruklarına sabahın altısında girerek alan ve aldığı para market ihtiyacına bile yetmeyen, çile dolduranlar… Tüm dünyanın en yüksek sigorta primini ödeyip, eczaneden ilaç alamayan sigortalılar…

Hükümette kalabilmek uğruna, dün söylediğini bugün unutan ya da tam aksini söyleyen ‘ciddi ve sorumlu’ liderler!…

Gerçekten bizler ülke olarak, bunalımlara, çapsızlığa, kalitesizliğe mahkûm muyuz? Yoksa kendi zihnimizde, kendi bilinçaltımızda mı mahkûm ettik kendimizi?

Devlete, toplumun varlığını böylesine hor, akıl ve ahlak dışı kullanması bir görev olarak mı verildi? Yatırımlar yerine, verimsizliği finanse etmek, kutsal kitaplarda yazıyor da haberimiz mi yok? 

Bu gidişle nereye varılacak? Bileniniz var mı?

Eksiklikler, rahatsızlıklar, aldatmalar, verimsizlik, akıl dışılık hüküm sürmekte ülkemde son zamanlarda. Yazık ki bunların hepsi de güzel ülkemde doğal sayılır oldu artık. Dünyanın pek çok yerinde yok bunlar. Bizde ise adeta bir kural olmuş gibi…

Belirli kalıplar ve anlayışların bezdirdiği, tehditleriyle korkuttuğu insanlar sayesinde de varlığını sürdürmeye devam ediyor. Gölgesinden çekinen insanlar, söz söylemekten korkanlar sisteme can katıyor, değişmezliğin, gericiliğin garantisi oluyorlar. Düne baktığımızda toplumumuz belki az daha ileri, ama olması gerektiğinden çok çok daha geri…

 Olması gereken; konuşan, istekleri olan, isteklerinin gereğini yapan, hakkını arayan, haksızlığa isyan eden, ne kendisine ne de başkasına haksızlık yapılmasına izin vermeyen insanlar ve onlardan oluşan bir toplum. Çağı paylaşan bir toplum… 

Biz ise çok çok uzağındayız bunun… Ancak aklımızla, bilimle, emeğimizle, yüreğimizle ulaşabileceğimiz yerlere ulaşamıyoruz. Aksine küçük hesaplarla ve onu çıkmaz sokaklara götürmeye çalışanlara toplumun büyük bir kesiminin kulak vermesi ile zaman kaybediyor, hatta kendimizi bile kaybederek yok oluyoruz…

Gerçekten herkesin yakındığı ama kimsenin bir şey yapmadığı, yakınmakla yetinip, yakınmakla tatmin olduğu bir duruma geldik. Olabileceğinin en azıyla yetinmenin ortamı… 

Nereden geliyor bu özellik? Tarih boyunca ‘tebaa’ olarak kalmış olmaktan mı? Sorgulamanın, hak aramanın uzun süre engellenmiş olmasından mı, geleneklerden mi? Demokrasiye hala alışamamış olmamızdan mı?

Bunlar ve daha yaşadığımız onca soruna çözüm bulamayışımız, onların çözümsüz olmasından mıdır? Yoksa onları çözmek için bir çabamız olmayışından mıdır? Çözümsüzlüğün nedeni; Türkiye’nin kaynak darlığı, ekonomik halsizliği midir? Çözüm getirecek yüreğin, hassasiyetin, ahlakın, siyasal iradenin eksikliğinden midir?

Bu sorunlarla dünyada karşılaşan ilk ülke biz miyiz? Yeni çözümler keşfetmek için mucizevi formüllere mi ihtiyacımız var? Yoksa çoğu, başka ülkelerde de yaşanmış ve büyük ölçüde çözümlenmiş sorunların deneyimlerine gözlerimiz mi kapalı? 

Gerçekten Türkiye ve Türk halkı sorunlarını çözmek istiyor mu? Yoksa ‘bu sorunların çözümü yok’ demenin tembelliğine, bazı durumlarda kararlılığına mı kendini kaptırıyor? Olaylara, sorunlara bakıyor ama göremiyor, eliyle dokunup yüreğiyle hissedemiyor mu?

Şu güzelim, yalnız ülkemi izlerken düşünmeden edemiyorum. Acaba toplum olarak biz mi çok safız, yoksa bizi yönetenler mi çok akıllı? Ya biri ya öteki…

Her biri dörtten az çocuk yapmayan ve ardından devlet kapılarını ‘iş isteriz’ diye aşındıran çaresiz insanlar… Bir de ‘işsiz sayımız her geçen gün artıyor’ diye yakınıp, iş yaratmaya yönelik hiçbir projesi, düşüncesi olmayan bakanlar, başbakanlar…

Devlet bankalarını, kendi özel kasaları gibi kullananlar… Sonra dünyanın en yüksek oranda vergi ödeyen yoksul işçileri… Tüm dünyanın en yüksek emeklilik taksitlerini ödeyip, emekli maaşı kuyruklarına sabahın altısında girerek alan ve aldığı para market ihtiyacına bile yetmeyen, çile dolduranlar… Tüm dünyanın en yüksek sigorta primini ödeyip, eczaneden ilaç alamayan sigortalılar…

Hükümette kalabilmek uğruna, dün söylediğini bugün unutan ya da tam aksini söyleyen ‘ciddi ve sorumlu’ liderler!…

Gerçekten bizler ülke olarak, bunalımlara, çapsızlığa, kalitesizliğe mahkûm muyuz? Yoksa kendi zihnimizde, kendi bilinçaltımızda mı mahkûm ettik kendimizi?

Devlete, toplumun varlığını böylesine hor, akıl ve ahlak dışı kullanması bir görev olarak mı verildi? Yatırımlar yerine, verimsizliği finanse etmek, kutsal kitaplarda yazıyor da haberimiz mi yok? 

Bu gidişle nereye varılacak? Bileniniz var mı?

14.06.2016 (Arzu KÖK)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Gençlerden Mesaj!...

Şaşırmak...

23 Nisan ve Çocuklar

Ne Olacak Bizim Halimiz?

Laiklik Vazgeçilir Değildir

Bu Vatan Bizim

Ne Olacak?

Üniversiteye Kelepçe

Bitmeyen Yıl

The Truman Show

Akılla İnananlara...

Atatürk’ü Anlamak…

Bitmeyen Senfoni

100. Yıl…

Corona ve Doğa

Vicdan!...

Yarın Çok Geç Olabilir!...

Corona ve Dua

Ulusal Yas

Suriye Çıkmazı

Ölmek mi Kalmak mı?

Deprem!...

Çankaya’nın Işıkları

Vicdanınız Var Mı?

2020’nin Yıldız Falı

Anadolu ve Cumhuriyet

Kaz Dağları ve Knidos

Toplumu Ayrıştırmak…

Ölmek İstemiyorum!...

Satılan, Kirletilen Cennet

Eğitim Sınıfta Kaldı…

Tohumu Ekebilecek Var mı?

Ağaç Dikme Bayramı

Çankaya Köşkü

Ankara Numune Hastanesi

Gençler Neden Mutsuz Acaba?

Doğmamış İşçiler

Gelecek Önünde Ayağa Kalkmak…

Visionary

Kadın...Kimdi Kadın?

Elden Ayaktan Kesilmek!…

Sorun Çözmek!...

Cahillik!...

Hazırcılık!...

2018’den Mektup

Çocuk ve Şeytan!...

Hatay Cumhuriyeti Meclisi

Atatürk’ü Özlemek…

Cumhuriyet Bayramı

Türkiye İş Bankası!...

AF!...

Geçmiş Olsun!..

İMZA GÜNÜ

Havalimanı…

Savaş ve Barış Üzerine

Cumartesi Anneleri

Eğitim Sistemimiz!...

Çocukluğum ve Şimdi

Beter Olsunlar!...

Kayıp Çocuklar ve İdam!...

Cargill

Kambur Felek!...

Kıraathane!..

Karar Sizin!...

Düşman!...

Ankara Demiryolları Müzesi

Gençlerden Mesaj!...

Hakkını Aramak!...

Bekçi Murtazalar

Eğitim ve Köy Enstitüleri

Akkuyu!...

Simgeler Üzerinden Siyaset…

Korkuyorum!...

Bir heykel… Aylardır gözaltında…

Nasıl Oldu?...

Yaşamı Sevmek!…

Yerli ve Millî

Ölüyoruz!…

Çocuklar Size Ne Yaptı?

Ötekileştirmek!...

9 Yaşında!...

Tehlikeli Kitaplar!...

Bitmeyen Yıl

Müzik!...

Korku!...

Spastik Yaşamlar

Öğretmen!…

Çıkmaz Sokak

Kültür - Sanat ve AKM

Anadolu ve Cumhuriyet

Ulus’u Yıkmayın!...

Müftü Nikâhı

YOKSULLUK

Dil Giderse…

Eğitim ve Yeni Müfredat

Yıkın ODTÜ’yü!...

Çocuk İstismarına Susma!...

Kooşş Vatandaş Kooşş!...

Suç Kimde?

Sevgisiz Vicdanlar...

Matematik ve Cihat

Yozlaşan Demokrasi ve Çirkinleşen Politika

Ubuntu

Destan!...

Bizdik!...

Kimdir Yazar?

Kadınlara Özel!...

Karar Sizin!…

Satın Bu Cenneti!...

Zeytin!...

İnsan Hakları…

Bugün 19 Mayıs

Ses Verin!...

Daha Bitmedi

1 Mayıs!…

23 Nisan

Sevgili Ulusum!...

Milletin Parası…

Ulus Atatürk Anıtı

Doğa İçin Hayır...

Gençler!...

Ankara’da Adalet Var mı?

KADINLARIMIZ

Kültür-Sanat!...

Anlayacak mısınız?...

Kadınlar!...

Çok Şükür!...

MIHLI DEĞİLMİŞ!...

2016’ten Mektup

Düşünüyorum da…

Yangın Ülkesinin Yanan Çocukları…

Atatürk’ü Anlamak…

Basın Özgürlüğü…

CUMHURİYET

Şehitlik Siyaseti

Anne- Babaya Açık Mektup

Demokrasi Gelecekmiş!...

Bir Bebekten Katil Yaratan Karanlık

Çaresizliğin Resmi Yapılabilir mi?

Eğitim Onurumuz Köy Enstitüleri

Ders alacak mıyız

Dikkat!...

Çağdaş Kölelik

ELEKTRİK ÜZERİNE

MADEN, GREV, AÇLIK…

A.Ü. Ziraat Fakültesi Müzesi

Şaşırmak...

Tecavüzü Kanıksamak

AN-KARA

Cadı Avına Son!..

ANAYASA

Oku...

Bülbülü Öldürmek!..

GÜLMEK YAŞAMAKSA!..

2015'ten Mektup

Bir Çocuk ve Atatürk

Timsah Gözyaşları

KORKMA

Sözcükler

BATAN GEMİ VE BİREYLER

Çaresizliğin Resmi Yapılabilir mi?

Barış

Yabancıların Mülk Edinmesi

AYDIN OLMAK

MADIMAK YANIYOR...

YAŞAM VE MÜCADELE

Babam

Cehaletin Sesi Aklı Susturuyor

Gençler Neden Mutsuz Acaba?

GENÇLERİ ELEŞTİRMEK

GENÇLERDEN MESAJ VAR

ANNEM'E

Gelecek Önünde Ayağa Kalkmak...

Özgürlüğümüzü istiyoruz!..

YA SEV YA TERK ET Mİ?

ÇANAKKALE ZAFERİ

Özgürlüğümüzü İstiyoruz!..

Müsait Cinayetler