MEDYA ANILARINDAN BİR DEMET

Jan PAÇAL

MEDYA ANILARINDAN BİR DEMET

 

“KALEMİNİ KIR AMA SATMA” yazardı oturduğum masanın karşısındaki duvarda. Ben de aynen öyle yaptım. Böyle yapınca da yalılarım katlarım arabalarım vsvs olmadı. En önemli şeyler kaldı bana, onurum, şerefim ve de gururum.  Birkaç anı anlatmak geldi içimden sizlere, bugünün medyasını gördükçe içimde depreşen bu anılardan kurtulup rahatlarım belki dedim.

Zamanın bir yarısında en fazla satan gazetelerin birinde anarşikliğim azmış editörü olduğum sayfayı, gececileri atlatıp, yıkıp yeniden yapmıştım.  Gece yarısı tam sayfa indirdiğim haberde meclisin dışardan bir fotoğrafının üzerinde koskoca puntolarla vekillere seslenmiş ve BİZDEN FARKINIZ NE?  Demiştim. Dünya üzerindeki vekillik sistemlerini incelemiş ve ülkemiz ile karşılaştırmıştım. Bu haberi gece yarısı gizliden sokup gazete dönünceye kadar çaktırmadım yoksa üç punto bile haber olmazdı. Gazetenin bağlı olduğu grubun telefonu kitlendi o gün, neredeyse tüm şikâyetçi vekiller telefona sarılmış halktan insanlarında tebrik edesi gelmişti. Yine de işten kovulmadım ancak başka bir tv kanalında canlı yayından çıkmayıp bir vekili 15 dk bekletince ipimde çekildi. Tam da bir valiyi rüşvet ve yolsuzluk sorularımla sıkıştırmış iken kulaklıktan gelen ses yayından çıkmamı bir vekilin canlı yayın için beklediğini söylüyordu. Bende ana kumandadan neden kesmezsiniz diyerek işimi bitirinceye kadar yayında kaldım. Bu olay tuz ve biber oldu meslek hayatıma. Kovulmak bir yana bir daha mesleğimi onurumla yapabileceğim bir yer bulamadım. Kapılar kapanmamış adeta duvarlar örülmüştü.

Aynı gazetede yine sistemi delip yobazların eylemini farklı bir bakış açısı ile değerlendirmiştim. Yeşil bayraklarla Ayasofya Cami’nin üzerinde bayrak sallayan yobazların fotoğrafını manşete çekip tarihi ve manevi değerler ayaklar altında manşetini atmıştı. Eskiden kilise olsa da şu anda bir ibadethane idi burası üstelikte tarihi mi tarihi. Ayaklar altında ne işi vardı Allah’ın evinin? Bu vukuattan sonrada görevimden neredeyse el çektirilmiş yazım terim olmadan maaş almaya başlamıştım. İyi idi güzel idi de hak etmediğim bir maaş söz konusuydu düşünmedim istifa ettim.

Aslında mesleğim benim kafamda biraz sonra anlatacağım olay yüzünden bitmişti. Belki size basit gelebilir salak da diye bilirsiniz ama benim hissiyatım o yöndeydi. Sevgili Can Yücel hastaneye kaldırılmış ölümle cebelleşirken, iyiliği için iyileşmesi için dua edip düşünürken müdür yanıma gelerek, “Can Baba’yı iyi tanıyorsun bir haber yap nasılsa ölecek” dediğinde öyle kalakaldım. Henüz ölmediğini ve böylesi bir enerjinin Baba’ya gönderilmemesi gerektiğini söyledim ama nafile. İşi kabul etmedim bir stajyere yaptırın diyerek savdım başımdan müdürü.

Şu dürüstlüğüm ve yanlış yapmama yalan yazmama takıntım yüzünden başıma da gelmeyen kalmadı. Bugün ekranlarda hala boy gösteren yalaka olduğu kadar her devrin adamı olan sözde gazeteci müdürler yüzünden birçok kez işsiz kaldım. Mesleğimin gereği neyse onu yaptım. Doğrularımdan inançlarımdan vazgeçmedim ve açlıkla ödüllendirildim. Başımın da tacı oldu bu ceza.

Yalakalıkta birinci olan birçok meslektaşımın infial çıkartacak haberlerini de önlemeye çalıştım. Başardım da bu insancıkların neden kovulmadığını o zaman anlayamamıştım ancak şimdi ekranlarda devrilesi boyunlarını görünce daha iyi anlıyorum. Lazım olacakları, günlerinin gelmesi için el altında bekletiliyorlardı. Daha o günden bugünün ağları örülmeye başlanmıştı. Her çıkıntı her farklı ses daha o zamandan uzaklaştırılmaya başlanmıştı. Bugün sizin de gördüğünüz gibi durum malum açıkça ortada.

Yine bir dergide, cami kilisenin yolunu açıyor, Müslüman Müslümanı öldürüyor şeklinde bir haber yapmıştım.  Binlerce telefon geldi ama en ilginci yıllarsonra başbakan danışmanı olan ardından kovulan ve bir gazetede köşe yazarak yalakalıktan vazgeçmeyen şahsınki oldu. Bana Müslüman Müslümanı öldürür müymüş diye başlayıp 20 dk nutuk çekti. Sabırla dinledim ve cevap sıram geldiğinde tek bir soru sordum, dedim ki; Şu an İran ile Irak savaşıyor hangi tarafta ölenler Müslüman değil. Derin bir sessizlik oldu. Bu arkadaşla yabancı patentli bir gazetede yan yana çalışma imkânım da olduğunda izleme şansına da eriştim. Bunları anlatmayacağım ama biz özgürlükçü gazeteciler hakkında düzenlenen raporlarda elimize geçti. Hakkımızda yazılan jurnal edilenler tam evlere şenlikti.

Hani derler ya yazsam roman olur. Roman olmayı bırakın on ciltlik seri olur ama yapmayacağım bu kadarla yetineceğim. Nasılsa sevilmiyoruz nasılsa değer bulmuyoruz böyle kalsın. Böylelikle ikiyüzlülerden, satılmışlardan olabildiğince uzaktayım. Bu kader sadece benim değil benim gibi olan gazetecilerin kaderi hepsini dirençlerinden dolayı buradan kutlamak ve saygılarımı iletmek istedim.

 

 

 

15.09.2013 (Jan PAÇAL)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR