Kendimi mahkemede böyle savunacağım

Mahmut Alınak

Kendimi mahkemede böyle savunacağım

Ben halkı değil, egemenleri, vurguncu ve talancıları temsil eden bu devleti ve onun yargısını tanımıyorum. Kararınız ne olursa olsun benim için meşru değildir ve geçersizdir. Geçerli olan tarihin hükmüdür. Tarihin kararı tüm mahkemelerin ve makamların üstündedir.

 

Tayyip Erdoğan'ın yönetmenliğini yaptığı bu yargı tiyatrosunda figüran olmayı reddediyorum. Mesele cezaevine konulmak ise, bu şerefi dünden kabul etmeye hazırım.


İSTANBUL ANADOLU 24. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ'NE

Dosya no: 2017/ 314

AÇIKLAMA YAPAN      : Mahmut Alınak

Tayyip Erdoğan liderliğindeki devlet güçleri 2015 sonbaharında, dünyanın gözü önünde onlarca Kürt şehrini topa tutarak çoluk çocuk, kadın erkek demeden Koçgiri, Zilan, Dersim benzeri bir kitle katliamı gerçekleştirdiler.

AKP'nin sevk ve idaresindeki devlet, tarihteki Vaka-i Hayriye'yi örnek alarak aylar süren bir katliam hazırlığı yaptı.

Tarihin en kanlı komplolarından biridir Vaka-i Hayriye. Osmanlı Padişahı 2. Mahmut diktatörlüğünü pekiştirmek için 1826 senedinde Yeniçerileri bir komployla isyan ettirmiş, sonra da on binlercesini kılıçtan geçirerek kan deryasına gömmüştü. İşte bu karanlık plân tarihe Vaka-i Hayriye adıyla geçti.

  1. Mahmut'un Yeniçerilere yaptığını Tayyip Erdoğan da Kürtlere yaptı.

Devlet katliam yapmak için hendeklere ihtiyaç duyuyordu. Polis panzerleri tüm gün mahalle aralarında kulakları sağır eden sirenler ve marşlar eşliğinde cirit atıp halkı galeyana getiriyor, gençler topluca gözaltına alınıp ağır işkencelerden geçiriliyorlardı. Nihat Kazanhan adlı boyacı çocuk işte o günlerde öldürüldü. Amaç açıktı, gençlerin hendek kazmaları isteniyordu.

Ankara'da hazırlanan karanlık plân saat gibi işliyordu. Baskılar dayanılmaz hale gelince, gençler kendileri için hazırlanan ölümcül tuzağı göremeyip, sokak başlarına taş yığmaya ve çukur kazmaya başladılar. Böylece hükümete gün doğdu. Provokatör ajanlar da devreye girince iş çığırından çıktı.

Patlayıcı maddeler polis ve asker arama noktalarından kamyonlarla geçirilerek şehirlere sokuluyordu. Mobeseler günün 24 saati çalışıyor, bir yaprak kımıldasa bile olup bitenleri saniye saniye kaydediyordu. Asker ve polisler patlayıcıları taşıyan araçları sinsi tebessümlerle karşılıyor, aramıyorlardı. Bombalar devletin eskortluğunda, adeta davul zurna eşliğinde mahalle aralarına taşınıyordu.

Valilik, kaymakamlık, emniyet, MİT ve adliye binalarının dibinde hendekler kazılıp, yollara mayınlar döşenirken, devletin valileri, kaymakamları, emniyet müdürleri, MİT yöneticileri, komutanlar, hâkim ve savcılar gözlerine perde çektiler.

Bu çıplak gerçek karşısında, devlet istese o patlayıcılar şehirlere sokulmaz ve hendekler de kazılmazdı, demeye herhalde gerek yoktur.

Yaşlı bir adam o günlerde şöyle diyordu: "Çocuklar bunları yaparken 'Evimizin önüne hendek, barikat yapmayın,' diye onlara kızmıştık. Anneler kulağından tutup çocuklarını hendeklerden çıkarıyordu. Ama sonra öyle saldırılar oldu ki, anneler hendekteki çocuklarına yemek götürmek zorunda kaldılar."

Medyanın da yoğun desteğiyle iç ve dış kamuoyu katliam düşüncesine hazır hale getirildikten sonra Ankara'dan düğmeye basıldı ve şehirler dört bir taraftan kuşatılarak top ateşine tutuldu.

Halka karşı apaçık bir savaş başlatılmıştı. 

Savaşlarda sivillere dokunulmazken, devlet kendi kanunlarını ve uluslararası hukuku askıya alarak bebek ve çocukların da aralarında olduğu korkunç bir sivil katliamına girişti. Hitler, Saddam, Humeyni ve tarihteki diğer katil diktatörler sanki hortlayıp şehirlere inmişlerdi. Bombalanan şehirler birer mezarlığa, moloz yığınına dönüştü.

 İnsanlar sokağa çıkma yasağı kalktıktan sonra değil evlerini, evlerinin olduğu cadde ve sokakları bile bulamadılar.

İşte ben o vahşet günlerinde, EŞKİYALARI ARAR HALE GELDİK, başlıklı bir makale yazarak katliama uğrayan insanların feryadını duyurmak istedim. İçinde zerrece vicdan taşıyan bir insan o kan ve gözyaşına seyirci kalamazdı. Tabi insanlığını çöpe atmamışsa...

Cumhurbaşkanlığı işte bu makale nedeniyle hakkımda savcıya talimat verdi, savcı da bu emre uyarak Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesiyle cezalandırılmam için dava açtı.

Böylece, hiçbir makam yargıya talimat veremez, diyen anayasanın hükmedenler nezdinde bir paçavra olduğu bir defa daha gün yüzüne çıktı.

Kan donduran o vahşeti söze dökebilmek için Mahmuttin Duymak'ın tüyler ürperten dramını anlatacağım:

Mahmuttin Duymak elli bir yaşında, altı çocuk babası, kendi halinde Cizre'li bir insandı. Doğup büyüdüğü Deştalélan köyü 1990'lı yıllarda devlet güçleri tarafından yakılınca, ailesiyle birlikte Mersin'in Tarsus ilçesine göç etmiş, 2001 senesinde tekrar Cizre'ye dönmüştü.

Cizre'de sokağa çıkma yasağından birkaç hafta sonra arkadaşı Ahmet Tunç'la birlikte ekmek almak için dışarı çıkmıştı

Şehrin etrafında mevzilenen keskin nişancılar Mahmuttin Duymak ve Ahmet Tunç'a ateş ettiler, Ahmet Tunç sokak ortasında kurşunlanarak öldürüldü. Mahmuttin Duymak ise kurşunlardan korunmak için az ötedeki taziye evine sığındı. Taziye evinde birçok ölü ve yaralı vardı.

Bundan sonrasını Mahmuttin Duymak' tan dinleyelim; telefonla bağlandığı televizyonda top gümbürtüleri arasında şunları söylüyordu:

"... Taziye evinin civarında insanlar olduğunu gördüm, onlara sığındım. Onların yanında yaralılar olduğunu görünce vicdanım el vermediği için yanlarından ayrılamadım. 28 gündür buradayım. Yaşadığımız saldırı insanlığı utandıracak niteliktedir...

13-15 yaşlarında çocuklar can verdi burada. Yaralılar var. Yemek, su zaten yok. İnsanlık nerede? Kime hesap verecekler? Yarın bizim cesetlerimize mi hesap verecekler? Bombardıman sesini duyuyor musunuz? İnsanlığa sesleniyoruz! İnsanlık kendisinden utansın. İnsanım diyen kim varsa yönünü Cizre'ye çevirsin. Herkesin buraya müdahale etmesini bekliyoruz."

Mahmuttin Duymak' ın seslendiği insanlık ne yazık ki bir ceset gibi sessizdi.

Mahmuttin Duymak sığındığı o vahşet bodrumunda, Cizre halk meclisi eş başkanı Mehmet Tunç ve çocukların da aralarında olduğu insanlarla birlikte lav silahları ile yakılarak öldürüldü. Cenazesini Habur'daki Adli Tıp Kurumu morgundan almak eşi Lütfiye Duymak'a kaldı. Bahtsız kadın gördüğü manzara karşısında bayılıp yere yığıldı. Haftalarca kendine gelemedi. Gözlerinde alev alev yaşlarla gazetecilere, "Bu senin eşin, diyerek, bana beş kilo kemik verdiler. Eşimi vahşice öldürmüşler. Yakmışlar. Hiçbir şeyi kalmamış," diyordu.

Mahmuttin Duymak istese gecenin bir vaktinde taziye evinden çıkıp eşinin ve çocuklarının yanına dönebilirdi, ama o vicdanının çağrısına uydu ve bunun bedelini de ne yazık ki canıyla ödedi.

İnsan olmak ve ruh yüceliğine ulaşmak herhalde böyle bir şeydir. Gerektiğinde başkaları için ölmeyi göze alabilmektir. Yoksa bizim, tek derdi karnını doyurmak ve barınmak olan bir solucandan ne farkımız kalır?

Sayın Yargıç,

Ekteki resme dikkatle bakın, kaşlarınızın dehşetle çatıldığını görüyorum; orada gördüğünüz o kömürleşmiş kemikler, parası bizim cebimizden çıkan devletin lav silahları ile yakılmış masum bir insandan, altı çocuk babası Mahmuttin Duymak' tan geriye kalan kemiklerdir.

Mahmuttin Duymak hayatında eline silah almayan yaşlı, savunmasız bir insandı. Devlet acımadan onu öldürdü. Ama eşkıyalar bile onu öldürmezdi. Çünkü eşkıyalığın yasalarında savunmasız insanlara dokunmak yoktur; çocuk, kadın öldürülmez. Eşkıyalar bebekleri öldürmez. Fakat devlet bebek katletti.

Tayyip Erdoğan komutasındaki devlet kendince beni susturmak istiyor! İyi de, peki tarihi nasıl susturacaksınız? Ya o vahşet bodrumlarında da cayır cayır yaktığınız insanların mezarlardan taşan çığlıkları... Ya göklerin kılcal damarlarına işleyen o çocuk feryatları...  Çocukları öldürülen annelerin yürekleri dağlayan alev alev ağıtları... Peki onları nasıl susturacaksınız?

Bin yıl da geçse o sesler yankılanıp duracak gök kubbede. Bin yıl da geçse Taybet İnan'ın iniltileri öldüğü sokaktan silinmeyecek.

Taybet İnan 11 çocuk annesi yaşlı bir kadındı, komşusundan kendi evine dönerken şehri çepeçevre saran keskin nişancılar tarafından vuruldu. Cesedi bir hafta sokakta kaldı, dışarı çıkamayan çocukları evlerinin penceresinden annelerinin yerde can çekişe çekişe ölümünü çaresizlik içinde seyrettiler. Köpekler cesedini parçalamasın diye, pencerenin önünde bir hafta boyunca gece gündüz diken üstünde nöbetleşe bekçilik yaptılar.

Keskin nişancıların öldürdüğü Cemile Çağırga adlı çocuğa hangi yürek ağlamaz? Ailenin sekizinci kaybıydı küçük Cemil'e. 1990'larda dedesi, nenesi, amcası, teyzesi, amcasının eşi, amca çocuğu ve on yaşındaki ablası Fatma da devletin Kürdü öldürmeye yeminli kurşunları ile can vermişlerdi.

Cemile'nin annesi Emine Çağırga acısını bin bir ağıta katık ederek, kızının kana bulanmış ellerine ve saçına kına yakmıştı. Bitik bir sesle şöyle diyordu zavallı anne:

"Cemile kollarımda can verdi. O gece kızımın cesedini koynuma alarak uyudum. Sabah saçına ve ellerine kına yaktım. Sonra onu yıkayıp kefenledik. Cesedi bozulmasın diye derin dondurucuya koyduk. Üç gün boyunca kızımın cesedini buzlukta beklettik. Allah düşmanıma göstermesin. "

On yaşındaki Cemile'nin cesedi kokmasın diye buzlukta bekletilirken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu Cizre'de sivil ölümlerinin olmadığını söylüyorlardı!

Onlara, "Siz kurşunlanarak öldürülmüş çocuğunuzu gece koynunuza alıp sabahlasaydınız ve kokmasın diye cesedini buzluğa koymak zorunda kalsaydınız, acaba ne hissederdiniz?" diye sormak nafileydi.

Birkaç sokak ötedeki başka bir evden de yine kahreden ağıtlar yükseliyordu. Ağıtlar keskin nişancıların öldürdüğü yedi çocuk annesi Maşallah ile bir çocuk annesi Zeynep için yakılıyordu. Kapının önü bir şelâleden fışkırmış gibi kanlarla kaplıydı.

Maşallah' tan geriye yedi çocuk kalmıştı; çocuklardan Çiçek üç, Berfin ise beş yaşındaydı. Berxwedan bebek artık annesizdi ve öksüz büyüyecekti.

Berfin annesinin öldüğünden habersiz, yerdeki kurumuş kan izlerinden gözlerini ayıramıyordu.

Başka bir anne de keskin nişancıların öldürdüğü on iki yaşındaki oğlunun üstüne kapanmış, yüzünü ve ellerini defalarca öpüyor, öpmeye bir türlü doyamıyor, başını okşayıp acı acı ağıt yakıyordu. Oğlunu yüzünü taparcasına okşarken, "Erdoğan oğlumu öldürdün, oğlumun ne suçu vardı Erdoğan, onu niye öldürdün?" diye yaralı bir kurt gibi acı acı uluyordu.  

Sayın yargıç, senin memuru olduğun devlet üç aylık zavallı Miray'ı da katletti. Ben, bebek katili bu AKP devletine alkış mı tutacaktım? Bu elbette katille suç ortaklığı olacaktı.

Böyle bir devletin kimseden saygı beklemeye hakkı yoktur. Kendisine saygı gösterilmesini mi istiyor? Gitsin menfaatleri için şereflerini satan ÇORBACILARIN kapısını çalsın.

Şu ürperten fotoğrafa bir bakın! Yüzleri işkencede paramparça edilen bu insanlar Van'ın Gevaş ilçesinden olan köylülerdir. Birkaç hafta önce araziye mantar toplamaya gitmişlerdi. Devlet güçleri onları PKK'li diye gözaltına alıp ağır işkencelerden geçirdi. Van Valiliği de onları "YAKALANAN PKK'LİLER" diye dünyaya ilân etti. Neyse ki, çok geçmeden kırda mantar topladıkları anlaşıldı da serbest bırakıldılar. Gelin görün ki, o korkunç işkenceler yanlarına "kâr" kaldı!  

 

Devlet bu insanlara düşman gözüyle baktığı için bu muameleyi reva gördü. Bırakın artık o "kardeşlik" masallarını! Hayvanlara bile reva görülmeyen zulüm ve hak gaspları apaçık gösteriyor ki, devlet Kürtleri DIŞ DÜŞMAN olarak görmektedir. Sadece Kürt halkına değil, bu soygun düzenine karşı çıkan herkese, Türk, Çerkes, Arap, Laz, Ermeni, Süryani...tüm emekçi halklara da düşman gözüyle bakmaktadır.

Şu rezalet başka neyle açıklanabilir? Devlet güçleri 2004 senesinde 12 yaşındaki Uğur Kaymaz'ı "terörist" diye babası ile birlikte makineli tüfeklerle yaylım ateşine tutarak öldürdü. Eşkıyalar 12 yaşındaki bir çocuğa kurşun sıkmayı kendi şanlarına yakıştırmazken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu çocuğu katletti.

Kızıltepe belediyesi güvercin uçuran iki çocuk heykeli yaparak Uğur Kaymaz'a adamıştı. Ne var ki devlet bu heykele tahammül etmedi, işgal altındaki belediye başkanlığı koltuğunda oturan KAYYIM, HEYKELİ kepçelerle söktürüp yerine bir saat kulesi kondurdu.

Böyle zalim bir uygulama asırlardır süregelen o sözde kardeşlikle nasıl izah edilebilir?

Ya Ehmedé Hané heykelinin yıkılması! Ehmedé Hané ki, üç asırlık ünlü eseri Mem û Zin'i dünyaya kazandıran bir edebiyat devidir. İşbirlikçi- ÇORBACI Kürtleri saymazsak, her namuslu Kürdün ve edebiyatseverlerin gönlünde taht kuran bir filozoftur. Onun heykelini yıkabilmek için deli bir cesarete sahip olmak gerekiyor. Bu çılgınlığı da ancak ırkçılık zehri yaptırabilir bir insana. Hükümet, belediyeleri işgal etmeye karar verince, Doğubeyazıt belediye başkanlığı koltuğuna oturan Bay KAYYIM, bir kepçe darbesiyle Ehmedé Hané heykelini yere indirdi.

Değil Kürt halkına, Kürdün diktiği bir heykele bile tahammül edemeyen bu devlet benden ne hakla susmamı bekleyebilir? Ben Türk de olsam o makaleyi yine yazardım. Zulüm kime yapılırsa yapılsın karşı çıkmak insan olmanın gereğidir. İnsanlık kaybedilmişse artık söylenecek bir şey kalmamış demektir.

Peki, şuna ne demeli? Gezi Parkı ve İstanbul'un birçok bölgesini gençlere mezar eden AKP, boğazına kadar kana batmamış gibi, şimdi de İstanbul'da DEMOKRASİ NÖBETİ tutmaya hazırlanıyor. Bu pişkinlik, efendinin kendisini ömür boyu sırtında taşıttığı kölesinin başını okşamaktan başka bir şey değildir. Bilinçsiz insanları arkasına takarak yaptığı şey, aslında bir FAŞİZM BEKÇİLİĞİDİR. Mazlumların kanı ve canı ile beslenen bu faşist düzen, çirkin yüzünü demokrasi makyajı ile halktan saklamaya çalışmaktadır.

Akıl gözümüzü biraz açarsak, körlerin bile görebileceği bir gerçek var karşımızda: Beyinleri ırkçılık afyonuyla buharlaştırılan cahillerin sandığının aksine, bu devlet dünyadaki her burjuva devlet gibi halkın değil hükmedenlerin eli sopalı devletidir.

Ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini yerli ve yabancı sermayeye yağmalatan bu soygun düzeni sürsün diye; meclisi, mahkemeleri, silahlı kuvvetleri, polis ve istihbarat örgütleri, bürokrasisi ve kanunları ile ezilen halklara karşı örgütlenmiş zorba bir devlettir.

Böyle olduğu içindir ki bu devlet, sırtına hâkimlik ve savcılık cübbeleri giydirdiği sizleri, Türk emekçilerini, Kürt ve diğer mazlum halkları temsil etmiyor; bu devlet egemenleri temsil ediyor ve onların devletidir.

Ben işte bu nedenle mazlumları değil egemenleri, vurguncu ve talancıları temsil eden bu devleti ve onun yargısını tanımıyorum. Kararınız ne olursa olsun benim için meşru değildir ve geçersizdir. Geçerli olan tarihin hükmüdür. Tarihin kararı tüm mahkemelerin ve makamların üstündedir.

 

Sonuç olarak, Tayyip Erdoğan'ın yönetmenliğini yaptığı bu yargı tiyatrosunda figüran olmayı reddediyorum. Mesele cezaevine konulmak ise, bu şerefi dünden kabul etmeye hazırım.

Ne mutlu onlara ki, insanlığın esenliği ve özgürlüğü için bedel öder ve tarihin şeref defterine yazılırlar.

Ne yazık onlara ki, zalimlerin tetikçiliğini yapar ve çocuklarına miras olarak lekeli bir isim bırakırlar.

Tarihin tekerleği işini ağırdan da alsa inatçıdır, ilerleyişini hiçbir güç engelleyemez. Zalimler ve onların maşaları için gün kararırken, mazlumlar için güneşin doğuşunu müjdeleyen gül kırmızısı bir şafak sökmektedir ufukta. 7/ 7/ 2017

                                                                                                          Mahmut Alınak

8.07.2017 (Mahmut Alınak)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

POLİS GENELGESİYLE SURATIMIZA ATILAN TOKAT UMARIZ UYANDIRIR BİZİ BU GENELGEYİ GERİ ALDIRAMAZSAK YAZIKLAR OLSUN BİZE

77 YAŞINDAKİ AHMET SILIK, MENEMEN CEZAEVİ’NDE ÖLÜME TERK EDİLDİ

AKP KORONA İLE YOLDAŞ OLDU

SİVİL İTAATSİZLİK REFERANDUMU BARBARLARIN UYKUSUNU KAÇIRACAK

ÖZGÜRLÜK KONGRESİ

GERGERLİOĞLU'NUN ARKASINDAN MIZMIZLANMAK

KADIN YALAKALIĞI

Mahmut Alınak’a toplatılan kitabı gerekçesiyle hapis cezası

ADİL BİR DEVLETTE, ALİ HAJILON’UTUTUKLAYAN O HÂKİM VE SAVCI ŞİMDİ HAPİSHANEDE GÜN SAYIYOR OLACAKLARDI

YARIN KARA GÜN’DÜR

RESUL SAÇAN’I KİM ÖLDÜRDÜ

SOPA ELİNİZDE DİYE SİZDEN KORKACAĞIMIZI MI SANIYORSUNUZ

KÜRD'ÜN MAKÛS KADERİ

DÜNYA TARİHİNE ALTINHARFLARLE YAZILAN İKİ KÜRT ÖNDER

KÜRDÜN GEORGE FLOYD'U

BELLİ Kİ, ALAATTİN ÇAKICI AKILNMAYACAK

BASINA VE DÜNYA KAMUOYUNA

KÖYÜMÜN ÇOCUKLARI OYUNCAK İSTEDİ, İÇİM CIZ ETTİ

İŞSİZLİĞE, YOKSULLUĞA VE HAYAT PAHALILIĞINA SON!

BU HÂKİM VE SAVCILARI ÖRGÜT ÜYELİĞİNDEN ŞİKÂYET YAĞMURUNA TUTMALI

BUGÜN YAŞANANLAR YİRMİ DOKUZ YIL ÖNCEKİ STRATEJİK HATALARIN SONUÇLARIDIR

FAŞİZM ADIM ADIM İLERLİYOR, PEKİ BİZ NE YAPIYORUZ

İRANLI KÜRT GENCİ ALİ HAJILON NEREDE?

PANDEMİLİ DEVRİM GÜNLERİ

DEVLETİN YÜZ YILDIR ÇÖZMEMEKTE DİRETTİĞİ KÜRT SORUNUNU VE DİĞER ŞU SORUNLARI BİR YILA KALMADAN ÇÖZERİZ

DAWO- TANRI'NIN SESİ

ONLARIN ÇOCUKLARI ÖZGÜR BİREYLER, HALKIN ÇOCUKLARI İSE BAŞ EĞMİŞLER ORDUSU OLARAK YETİŞİYOR

KÖYDEKİ EVİME PARAŞÜTLE İNECEĞİM

HENDEKTEKİ GELİNCİK YARIN OKURLARIYLA BULUŞUYOR

ALEVİ OLDUĞUNU BİLE SÖYLEYEMEYEN KILIÇDAROĞLU MU KÜRT SORUNUNU ÇÖZECEK?

BUGÜN YASTA ve AÇLIK GREVİNDE OLACAĞIZ

TÜRKİYE'DE BİR KÜRD'ÜN BARIŞA ARACILIK ETMESİNİN CEZASI YEDİ BUÇUK YIL AĞIR HAPİSTİR

O KÖR KUYULAR HEPİMİZİN ZİNDANIDIR

Bilgisayarımı ve telefonumu Kars çayına atacağım.

ACİL GÜNDEM; HAPİSHANELER NASIL BOŞALTILIR

BUNLAR MARAZİ IRKÇILAR VE İŞGALCİLERDİR

KÜRTÇE VE DİĞER MAZLUM DİLLERE ÖZGÜRLÜK

DEPREMZEDELERİN DAVA AÇMA HAKKI

İNSANLARI DEPREMLER DEĞİL HÜKÜMETLER ÖLDÜRÜYOR

ARTIK YETER!

HAYATIMIZA YILDIRIMLAR YAĞDIRAN BU EKONOMİK TERÖRE "HAYIR!" DİYORUZ

VİCDANLARIN SUSTUĞU GÜNLER

ŞEHİTLİK YALAN, O GENÇLER SARIKAMIŞ'TA KENDİLERİNİN OLMAYAN BİR SAVAŞTA ÖLDÜLER

BEDELİ ÇİLE OLAN BİR AŞK HİKÂYESİ

İŞTE CENNETE GİDEN GARANTİ YOL. TAYYİP ERDOĞAN İÇİN YARDIM KAMPANYASI BAŞLATIYORUM

KÜRTLER VE DİĞER MAZLUM HALKLAR KENDİ DİLLERİYLE DEVLETTE ÇOBAN BİLE OLAMAZLAR

KAHKAHALARLA GÜLDÜM, TAYYİP ERDOĞAN NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜNÜ HAYAL EDİYOR

OĞLU HAPİSHANEDE OLAN BİTLİS'Lİ BABANIN FERYADI

MEHMET TUNÇ VE BÊKES KİTABI MAHKEMECE YASAKLANDI

NE MİLYAR DOLARLIK BANKA HESAPLARI VE NE DE KARTİLYONLUK SERVETLER..

ADINIZI TARİHİN ÖLÜMSÜZLER DEFTERİNE ALTIN HARFLERLE YAZDIRMAK İSTER MİSİNİZ?

AVRUPA'NIN KORKUSU VE KÜRTLER

KAYYUM İŞGALİNE KARŞI ALTERNATİF BELEDİYE BAŞKANLIKLARI SÜRECİ BAŞLATILMALIDIR

BAĞIRMAK, İSYANIMIN OLANCA ŞİDDETİYLE BAĞIRARAK, KAPANDIĞINIZ FİLDİŞİ KULELERİNİZDE ZELZELE OLMAK İSTİYORUM

AĞRI'NIN CAMBAZLARI VE "GÜVENLİ BÖLGE" PAZARLIKLARI

GRUP YORUM HALKIN VİCDANINA SESLENİYOR VE KANAYAN BİR VİCDAN, SELÇUK MIZRAKLI

MADEMKİ BİZDEN VERGİ ALINIYOR, BUNLAR NEDEN ÜCRETSİZ DEĞİL

AKP BİZİ DAYAĞA ALIŞTIRMAK İSTİYOR. BUNLAR YILMAZ GÜNEY'İN ANLATTIĞI ZEHİRLİ OTLARDIR

ELLERİMİZDE BAYRAKLARIMIZLA MİLYONLAR HALİNDE SOKAKLARA DÖKÜLELİM

KÜRDÜ LOZAN'DA DÖRDE BİÇTİĞİNİZ YETMEDİ Mİ

ROJAVA NERESİ

ÜCRETSİZ AVUKATLIK VE SERVETLER DEĞERİNDE ALTIN BİR GÜLÜŞ

KÜRTÇE VE ESARET ALTINDAKİ DİĞER DİLLERİN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'E GİDİYORUZ

TIKANAN SİYASETİN ÖNÜNÜ AÇACAK BİR PROJE

GÖÇMEN KADINLARA AÇIK MEKTUP

NADİRA KADİROVA'NIN AVUKATLIĞINI ÜCRETSİZ ÜSTLENMEK İSTİYORUM

FİGEN YÜKSEKDAĞ, SELAHATTİN DEMİRTAŞ VE BİNLERCE AYDIN

HDP ÖNÜNDEKİ ANNELER NE YAPMALI ( 2 )

ANNELER YANLIŞ ADRESTELER OĞLU VE KIZI DAĞA GİDEN BİR BABANIN İBRETLİK HİKÂYESİ

TORUNUMU ÖLDÜRDÜLER

ESİR DİLLERE ÖZGÜRLÜK

SON DOĞALGAZ ZAMMI DA GÖSTERDİ Kİ, BUNLAR BİZE KOYUNMUŞUZ GİBİ DAVRANIYORLAR

KADIN CİNAYETLERİ ÜZERİNE KISA BİR NOT

SARAY VE KAYYUM KELİMELERİ YASAKSA..HER EVİN ÖNÜ, HER BALKON VE HER SOKAK BİR MİTİNG ALANIDIR

AKP'Yİ ZAMANA YAYILMIŞ SİVİL İTAATSİZLİKLERLE DİZE GETİREBİLİRİZ

BELEDİYE BAŞKANLARININ GÖREVDEN ALINMALARI AKP'NİN SONUNU GETİRECEK BİR FIRSATA DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR

KÜRTÇE VE DİĞER YASAKLI DİLLER İÇİN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'E GİDİYORUZ

HOROZLARDAN İNSANLIK DERSLERİ

KÜRT MESELESİ BİR DEFA DAHA SİLAHLARA HAVALE EDİLDİ

BURASI TALANİSTAN

BUNLAR GIRTLAĞINA KADAR PİSLİĞE BATMIŞ

GÖZALTINDA SİGARA YASAĞI HAKKINDA ADALET BAKANINA AÇIK MEKTUP

DEVLET HALKI HARACA BAĞLADI. BU HARACA KARŞI ÇIKACAK BABAYİĞİTLERE İHTİYAÇ VAR

PKK BAHANE, DÜŞMANLIK KÜRDİSTAN'ADIR

HAKİKİ LİDER, TARAFTARLARI İÇİN CANINI ORTAYA KOYANDIR

UTANIN, GENÇLERİN HAYALLERİYLE OYNUYORSUNUZ. AHD OLSUN Kİ, HAYATI SİZE ZİNDAN EDERİZ

ROJA REŞ- KARA GÜN. KÜRTLERİN MİLLET OLARAK AĞLAŞACAKLARI BİR MEZAR TAŞLARI BİLE YOK

BUGÜN İRFAN KILIÇ, BAŞKA BİR GÜN HERHANGİ BİRİMİZ

KÜRD'ÜN KANI İLE YAZILAN ROJA REŞ*

AKP'NİN AR DAMARI ÇATLAMIŞ. GÖZE ALABİLSELER EVLERE DE KARAKOL KURACAKLAR

DÜNYA BÖYLE ANITLAŞAN HALKLARI DA GÖRDÜ

TAYYİP ERDOĞAN TAMAM

ÇORBACILAR OLMASA DÜNYA BİR HALKLAR CENNETİ OLURDU

TAYYİP ERDOĞAN KANDİL'E Mİ GİDECEK

ANNE BEN ÖLÜYORUM

KÜRTLER NE İSTİYOR.. İŞTE ÇÖZÜMÜN EN KESTİRME VE KANSIZ YOLU

BEN, "PONTUSLU RUM'UM," DİYENLER PARMAK KALDIRSIN

BU BOYUNDURUK BOĞUYOR AKP VE BU DÜZENDEN KURTULMAK GEREK

VATANSEVERSENİZ KENDİ ÇOCUKLARINIZI GÖNDERİN

KAZANANI OLMAYAN BİR SAVAŞ VE YİNE KAN, YİNE ÖLÜM

DİL ESARETİNE KARŞI ÖZGÜRLÜK KAMPANYASI

YA FAŞİST DEVLETİN BAYRAĞINI SELAMLAYACAKLARDI, YA DA ÖLECEKLERDİ

ERMENİLERE MİNNETTAR OLMAMAK ELDE Mİ?

ONU GÖRDÜKÇE ÖFKELİ BİR ÇIĞLIK KOPUYOR İÇİMDE

BU UTANÇLA NASIL YAŞIYORSUNUZ?

BİR YERYÜZÜ CENNETİ

MERAL AKŞENER’İN KAYGISI

TAKSİM MEYDANI AKP'NİN TAPULU MÜLKÜ MÜDÜR Kİ, BURADA 1 MAYIS KUTLAMALARINA İZİN VERMİYOR

DEVLETİN YÜZYIL ÖNCE BAŞARAMADIĞINI BİZ REHİNELER BAŞARDIK

SELAHATTİN DEMİRTAŞ: "BU BAYRAK HEPİMİZİN ORTAK BAYRAĞIDIR"

BİZİM NE YAZIK Kİ BİR SNELMAN’IMIZ YOK

BEŞ PARA ETMEZ BİR YAZI

ÖLÜM MAKİNELERİ İÇİN REFERANDUM ÇAĞRISI

EMEKÇİLERİN DEVRİM HAREKETİ

EY YÜCE TÜRK MİLLETİ!

ÊZİDİ SOYKIRIMINDA IŞİD VE AKP'NİN YOL ARKADAŞLIĞI

GÜNÜN GÖREVİ

DİGOR’DA ÜZÜLEREK GÖRDÜM Kİ

AÇLARIN VE YOKSULLARIN (SOĞAN) DEVRİMİ

KENDİ TÜRÜNE DÜŞMAN, BAŞKASINA KÖPEK

ÖLÜMÜN KÖPEKLEŞTİĞİ AN

AŞKIN ÖLÜMLE SINANDIĞI DÖNÜŞSÜZ YOL

TUTUKLU AİLELERİNE AÇIK MEKTUP

SÜLEYMAN SOYLU, SEN QIRCİGOL DÜZÜNDE KARŞIMA ÇIKMALIYDIN

( Cizrespor'a saldırı ) SUÇ BİZDE

KPSS SAHTEKÂRLIĞI

BİR MERMİ BİR HALKA BEDELDİR

AÇIM AÇ, ÇOCUKLAR DOYMUYOR, EKMEK İSTİYORUM

PİRSA KURTÎ

SÜLEYMAN SOYLU'YA MEMUR DEĞİL, BİZİ TEMSİL EDECEK BELEDİYE BAŞKANLARI SEÇECEĞİZ

KORKUYORLAR

TÜRKİYE'YE DENİZ GEZMİŞ CEZASI

SARIŞIN BAKIŞLI KADIN

BRAVO, TAYYİP ERDOĞAN KARL MARKS’ I BİLE SOLLADI!

EMK YENİ BİR HAYATA ÇAĞIRIYOR

SENİ HEP ÖZLEM VE KEDERLE HATIRLAYACAĞIM GÜLNİGAR HANIM

İSRAİL VE TÜRKİYE'NİN FARKI

KIZ NEDEN HEP ERMENİ OLUR?

FİLLERİN İBRETLİK DİRENİŞİ VE GÖNÜLLÜ KÖLELER

BU TEHLİKELİ GİDİŞATI TERSİNE ÇEVİREBİLİRİZ. İŞTE BİR ÇIKIŞ KAPISI!

FATİH PORTAKAL İLE ÇEKİRGENİN FARKI

YİNE KAN VE YİNE ÖLÜM! CUMHURBAŞKANI'NDAN MEKTUBUMUZA CEVAP BEKLİYORUZ

YA İNSANCA YAŞAYACAĞIZ, YA DA KÖLECE BOYUN EĞECEĞİZ

Mahpusları unutan bir toplum, ister Kürt, ister Türk, özgürleşemez!

SAHİPSİZ BİR İL

DEVLET VE PKK ARASINDAKİ SAVAŞA SİVİL MÜDAHALE

YUMURTALAR BOZULUNCA NE OLUR

DEVLET ALKIŞÇILARINA ATILAN ŞAMAR

TAYYİP ERDOĞAN'A, "GÖZÜNÜN ÜSTÜNDE KAŞIN VAR," DEMİŞİM

BİZ, DEVLET VE PKK ARASINDAKİ SAVAŞI DURDURMAYA ADAYIZ

VAHŞET DEVRİ

AKP' DEN SEKSENLİK NİNEYE SEÇİM RÜŞVETİ

MARGRİT, DÜNYAYA IŞIK SAÇAN KADIN

İDAM RİSKİ ALTINDA OLAN PANAHİ BİZİM KARDEŞİMİZ OLSAYDI NE YAPARDIK

YAZIK BERNA LAÇİN’E Kİ, ALİŞAN ADLI BİR SAMAN KAFALI ADINI AĞZINA ALMIŞ

BİLAL ERDOĞAN PKK'NİN ELİNDE OLSAYDI...

KARAMSARLIĞA GEREK YOK VİCDAN AKP' YE KARŞI

SOKAK TERÖRÜ; Kars, İstanbul, Gaziantep ve Adana

SEN BİR TANRIÇASIN

MAHMUT ALINAK’IN KEŞKE ROMANI ÇIKTI

EMEKÇİLER AİLESİ VE FLORMAR İŞÇİLERİNE DESTEK ÇAĞRISI

BU HALK AYAKTA ALKIŞLANIR

TAYYİP ERDOĞAN YARIN ŞIRNAK' TA BİSİKLETLE TUR ATACAK. İBRAHİM TATLISES BU DEFA MİTİNGE ÇAĞRILMADI

PATRONLAR CENNETİ' İNDE FLORMAR CEHENNEMİ

EŞEK KULAĞINDAN DON DİKMEK

Babası ölenler için gecikmiş bir roman. Babası yaşayanlar için yazıldı . KEŞKE

EY DEVLETİN BAŞINDAKİLER, EŞLERİNİZ VE KIZLARINIZ SOYUNDURULARAK ARANIRSA NE HİSSEDERSİNİZ?

İSRAİL HALKI DÜNYA'YA IŞIK SAÇIYOR

ALAATTİN ÇAKICI' YA...SANA KIZMIYORUM, ACIYORUM

EY İNSANLIK, MAZLUM AFRİN HALKI SENDEN YARDIM BEKLİYOR!

SERJ SARKİSYAN VE TAYYİP ERDOĞAN FARKI

SEÇİM FIRILDAĞI

AKP İŞGALİNE KARŞI HALK BELEDİYECİLİĞİ

TANRI İSTESEYDİ...

TAPILAN KADIN

BU TOPRAKLARDA NEDEN DEVRİM OLMUYOR

GELİN ORTAK GELECEĞİMİZİ BİRLİKTE KURALIM

BİR KÜRDÜN ASKERLİK ANILARI

KÜRT BELEK' LER

EY TAYYİP ERDOĞAN VE EY AVRUPA!

KARA NEWROZ

YÜZÜMÜZE TUTULAN AYNALAR

SİZ BENİ ÖLDÜRMEK Mİ İSTİYORSUNUZ?

Islık çalmak da neredeyse suç sayılacak!

UMUT KÖPRÜSÜ

BİZİM GANDHİ'LERİMİZ

ÖKSÜZ BİR ŞEHİR

GEÇENLERDE SOYULDUM

EFRİN DÖRT GÖZLE SİZİ BEKLİYOR!

BUNLAR KESİP ATTIKLARI TIRNAKLARINI BİLE VATAN İÇİN TEHLİKEYE ATMAZLAR

HDP' NİN DEVLET HAYRANLIĞI

SİLAHA VE ÖLÜME İTİRAZI OLANLAR

EFRİN'DE HESAP BAŞKA, YPG BAHANE

"SUSMA, SUSTUKÇA ÇOCUKLAR ÖLÜYOR"

BİZ BUNU GÖZE ALAMAMIŞTIK. VE İKİ ÖNEMLİ HATA YAPTIK

Dün Silivri Cezaevi'nde Ahmet Şık ve Selçuk Kozağaçlı' yı ziyaret ettim.

LEYLA ZANA, KÜRT GANDHİ VE CİZRE

Bunun, düzenin süslü bir yalanı olduğunu ancak cezaevine düşünce anladık

HEVAL OLMAK BU MUDUR?

AYSEL TUĞLUK'UN GÖZYAŞLARI

HEP BÖYLE OLUR

F TİPİ YETMEDİ

KÜRTLER BUNU MUTLAKA SORGULAMALI

YARIN KARA BİR GÜNDÜR

KÜRTLERİN BİR AĞLAMA DUVARI YOK

OĞRU ÊLE BAĞIRDI Kİ, DOĞRUNUN BAĞRI ÇATLADI

KÜHEYLAN

ANNELERİN FERYADI GÖĞÜN ATLASINI YIRTIYORDU

ŞEKERLE TATLANDIRILMIŞ YALANLAR

TÜRKLER DE DAYAK YER

TÜRKİYE ESİR KAMPLARI

TERÖRİST EĞİTİM HEP AYNI

DAVET

YEŞİL GÖZLÜ O KIZ ÇOCUĞUNU DA ÖLDÜRDÜLER

SİLAHLAR SUSSUN, MAZLUMLARA HAKLARI TANINSIN

ÖZGÜRLÜĞE GİDEN YOL

DÜNYA TERSİNE DÖNMEYE BAŞLADI!

MEHMET TUNÇ'UN KIZI NALİN'DEN MEKTUP VAR

VİCDAN, ZORBALIĞI YENECEK

KAN PARTİ' NİN SAKLI SIRRI

ÂŞIK OLDUM, SAVAŞTIM, ÖLDÜM

SESSİZLİK ZİNCİRİNE VURULAN KİTAP

BU HÜKÜMET NEDEN HÂLÂ BAŞTA VE BU MUHALEFET NEDEN VAR?

KÜRDİSTAN VE KATALONYA REFERANDUMLARININ BİZE SÖYLEDİKLERİ

ATEŞİ AVUÇLAMAK

LE VAN MİNH VE MEHMET TUNÇ*

SEN İNSANLIKTAN ÇIKMIŞ BİR IRKÇISIN

KENDİNE KATİL EDİLENLER VE AYSEL TUĞLUK'UN ANNESİ

CEZAEVİ BALTASI İLE YÖNETİLEN ÜLKE!

"YA ÖLÜRÜZ, YA OLURUZ!"

ARAKAN ROHİNGYALARI KÜRT OLSAYDI GIKINIZ ÇIKMAYACAKTI

GÜNAHLARINIZI AĞRI DAĞI BİLE TAŞIYAMAZ

BİZİ TAVUK YOLAR GİBİ YOLDUNUZ!

KÜRDİSTAN, EGEMEN AZINLIĞIN DEVLETİ Mİ, HALKIN DEVLETİ Mİ?

NURİYE VE SEMİH İÇİN BİR UTANÇ YAZISI

Ertuğrul Kürkçü,Mir Dengir Fırat Celal Doğan,Altan Tan

F TİPİ DİLSİZLER TIMARHANESİ

KÖTÜ BİR KİTABIN MÜTEVAZı HİZMETİ

PAYLAŞMANIN BÜYÜK KEYFİ

ÖLMEK BAZEN BİR GÖREVDİR

AKP'NİN ATTIĞI KAZIK YETMEDİ, ŞİMDİ DE CHP KAZIĞI MI?

ZENGİNİN KÖPEĞİ GİRER AMA HALK GİREMEZ

İŞTE SAVCININ AĞZINDAN CUMHURBAŞKANLIĞI' NIN YARGIYA TALİMATI!

YALANCI EMZİK

SAHTE YURTSEVERLER VE ÇOBANYILDIZI AYDINLAR

BU DÜZENE HAYIR!

MUHALEFETSİZ İKTİDAR VE ACİL ÇÖZÜM

Sen sustun sayın aydın!