KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

Temel Demirer

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

“Kapitalizm, toplumsal evrimi

ekolojik evrimle tamamen

uyumsuz hâle getirmiştir.”[2]

 

“Kapitalizm ile çevre” üzerine konuşmak, “ekolojik kâbus”un altını çizmeyi “olmazsa olmaz” kılar.[3]

Bence toplum-doğa metabolizması artık sorunlu hâle gelmiş bulunuyor. Başka türlü söylersek, sürdürülemez kapitalizm çerçevesinde insan toplumlarının etkinliği, doğanın kendini yenilemesine engel teşkil ediyor. Sistemin bundan böyle insânî, toplumsal ve ekolojik kötülükleri büyütmeden, insanlığın ve uygarlığın geleceğini tehlikeye atmadan yol alması artık mümkün görünmüyor.

Hayır bunu bir muhalif, radikal sosyalist olarak sadece ben ifade etmiyorum. Örneğin dünyanın sayılı zenginlerinden ‘Microsoft’un kurucusu Bill Gates’e dahi, “Kapitalizm bizi iklim değişikliğinden kurtaramaz. Çare sosyalist politikalar,”[4] dedirten verili hâle ilişkin TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes de, ‘Dünya Ekonomik Forumu’ tarafından yapılan küresel risk araştırmasında iklim değişikliğinin 10 yıl için kitle imha silahlarından daha önemli tehdit olduğuna dikkat çekiyor.[5]

 

  1. I) “ÇEVRE” DEYİNCE

 

Yaşadığımız paylaştığımız; üretirken tükettiğimiz çevre, etrafımız, ortamımız, doğamızdır.

Bu kapsamda çevre, insan ve insanın yaşadığı, maddi manevi üretimci (genel manada praksis) faaliyet alanıdır.

“Yeryüzünde her olay, birbirine neden-sonuç ilişkisiyle bağlı”yken;[6] “Yaşam birçok canlının birlikte dokuduğu bir ağdır ve bütün olarak korunmalıdır,”[7] der Ernest Callenbach.

Kolay mı? İnsan, yaşarken; bedeni ve zihni ile faaliyet içindedir. İhtiyacı için yeteneği çerçevesinde faaliyet gösterirken, üretici olduğu kadar, tüketicidir de. 

Yani insan(lık) yaşam boyunca kendini yeniden üretmek için tüketirken; “Hayvan, kendi dışındaki doğayı yalnızca kullanmakla yetinir, doğada yalnızca kendi varlığı aracılığıyla değişiklikler yaratır. Oysa insan, doğayı değiştirerek onu kendi amaçlarına hizmet eder duruma getirir, doğanın efendisi olur,” notunu düşer Friedrich Engels.

“İnsanın doğanın efendisi olması” metaforunun (endüstiri fetişizimiyle) abartılmaması gerekliliğinin altını çizerek hatırlatalım: “Homo naturae minister et interpres/ İnsan tabiatın hizmetkârı ve yorumlayıcısıdır.” “Natura non nisi parendo vincitur/ Doğayı fethetmek için, ona boyun eğmeli,” diyen Francis Bacon vari bir tutum da anlamlı değildir.

Kapitalizm patentli bir ekolojik kâbusa karşı gerekli olan, “Consortium omnis vitae/ Bütün hayatın birliği” vurgusuyla, “Alterum non laedere/ Çevreye zarar verme” gerekliliğinin altını çizerek, Çiçeron gibi “Naturam si sequemur ducem, nunquam aberrabimus/ Doğanın gereklerine uyarsak, hiçbir zaman yanılmayız,” diyen bir duruştur.

Unutulmasın: Çevrenin kirlenmesinin, tahribatının, yıkımının gerçek sorumluları daha fazla kârdan başka bir şey düşünmeyen tekeller, çokuluslu şirketlerdir. Bunun kurbanları doğa ve emektir yani kelimenin geniş anlamında dünyanın lanetli mülksüzleridir.

Tıpkı ‘Grevler Üstüne’ başlıklı yazısında V. İ. Lenin’in dikkat çektiği üzere, “Kapitalizm denen toplum düzeyinde, toprak, fabrikalar, makineler vb bir avuç toprak ağasının ve kapitalistin elinde toplanmıştır, halk yığınlarının ise hiç ya da hemen hemen hiç mülkiyetleri yoktur ve bu yüzden, ücret karşılığında çalışmaları gerekmektedir.” 

Mülksüzleştirilenlerin mülksüzleştirilmesiyle aşılması zorunlu olan kapitalizm insan(lar)ı, birey olarak değil, müşteri; doğayı da var olduğumuz bir zenginlik olarak değil, kâr nesnesi olarak görür.

Jose Mujica’nın, “Asıl fakirler sürekli yaşamdan talepleri olan ve elde ettikleriyle yetinmeyen insanlardır”; Clive James’ın, “Ürünü pazara uydurmanın son aşaması pazarı ürüne uydurmaktır,” uyarılarındaki üzere, insan(lar)ı, “Tüketim” eksenli yabancılaşmayla biçimlendirir kapitalizm.

Televizyondaki reklamlar, her gün, her an harcandıkça/ tükettikçe kazanacağınızı fısıldar kulağınıza, beyninizin en ücra köşelerine!

Evet, egemen medyanın aptal kutusundan körüklenen, dünyayı tüketen, insan(lık)ı yabancılaştıran devasa bir oburluktur; Terensius’un, “Nil quum est, nil defit tamen/ Bir şeyim yok, ihtiyacım da yok”; Sokrates’in, “Tokgözlülük, doğal zenginliktir; lüks ise yapay yoksulluk”; Heracleitus’un, “Mutluluk maddi sevinçlerden ibaret olsaydı, çayıra koşan öküzleri mutlu saymak gerekirdi,” türünden haklı uyarılarını unutturarak!

Özetle kapitalizmin, kan ve zorbalıkla yazılmış yıkım tarihinde, ahlâktan ve adaletten değil, kâbustan söz edilmelidir.

Tam da bunun için kan ve sömürüden beslenen kapitalizm konusunda Rosa Luxemburg şunların altını çizer:[8]

“Kapitalist üretimin amacı ve iteleyen sebebi, doğrusu artı değeri sadece herhangi bir miktarda, bir defaya mahsus gasp etmek değil, aksine artı değerin ölçüsüz, hiç bitmeyen bir artışta, hep daha fazla miktarda gasp edilmesidir.”

“Kapitalist üretim tarzının, daha önceki iktisat biçimlerinde amaç olan tüketimin sadece asıl amaca: kapitalist kârın birikimine yarayan bir araç olması vasfı vardır. Sermayenin öz büyümesi, bütün üretimin başlangıcı ve sonu, aslî amacı ve anlamı olarak görülmektedir.”

Bu nedenle kapitalizm ile ekoloji yan yana duramaz ve gelemez. Çünkü ekoloji[9] canlıların hem kendi aralarındaki, hem de çevreleriyle ilişkileri kapsamında -tek tek veya birlikte- inceleyen bilim dalıyken; ekolojik dengenin bozulmasının nedeni ise sürdürülemez kapitalizmdir.

Toplumsal kargaşa, ekolojik tükenişin yaşandığı sürdürülemez kapitalizm dünyası, sürekli büyüme anlayışı, fosil yakıt tüketimi, nükleer enerji, savaşlar vb. gibi daha birçok soru(n) yok oluşun habercisi. Bunun artısı makineleşmiş, köleleşmiş, yabancılaş(tırıl)mış insan(lık)tır.

Parayı verenin, düdüğü çaldığı sürdürülemez kapitalizm, küresel ısınma ile daha da görünür hâle geldiği üzere dünyayı bir felaket eşiğine mahkûm etmiştir.

Özetin özeti: “Doğaya aykırı” sistematiğiyle kapitalizm, “İhtiyaçtan değil, sadece istiyorum,” mantık(sızlığ)ıyla açıklanan yaşam biçimi (saldırganlığı)dır.

 

  1. II) SÜRDÜRÜLEMEZ KAPİTALİZM!

 

Terry Eagleton’ın ifadesiyle, “Kapitalizmi diğer tarihsel yaşam tarzlarından ayıran, onun doğrudan insan türünün istikrarsız, kendiyle çelişen doğasına yönelmesidir. (...) Kapitalizm sırf varlığını sürdürebilmek için bile sürekli hareket hâlinde olmak zorunda olan bir sistemdir. Sürekli ihlâl onun özünde vardır. Başka hiçbir tarihsel sistem, özünde iyi olan insanın kolaylıkla ölümcül amaçlara yöneltilebileceğini bu kadar açık şekilde gözler önüne seremez. Kapitalizm bazı saf solcuların düşündüğünün aksine bizim ‘düşmüşlüğümüz’ün sebebi değildir. Ama bütün insan rejimleri arasında hiçbiri, bir dil hayvanının içindeki çelişkilerini bu denli kötüleştirmemiştir.”

“Nasıl” mı?

Karl Marx’ın, “Bilmiyorlar ama yapıyorlar,” notunu düştüğü kapitalizm, eşitsizlik ve yıkımdır.

Tüketimle pompalanan, popüler kültür ve magazinle afyonlanan, modernize edilmiş kölelik sistemidir, açgözlülüktür; demokrasiye karşıdır; eşitsizliği körükler; insan eti yer; doğayı tüketir; insanı ve doğayı öldürür.

Kapitalizm her şeyi metalaştırarak, tüketip-bitirirken; “Bir banka soygunu banka kuruluşuna karşı nedir ki?” diye soran Bertolt Brecht haksız mıdır?

Bakın “Merhaba ben kapitalizm!” diyen kara gerçeklik ne anlama gelir? 

“Küçük kızlarınızı barbie bebeklerle büyüttükten sonra, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz? 

Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım! 

İstediğimi de elde ettim, 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız. 

Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor. 

Ben kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO’nun hayat hikâyesi sizin için ‘azim ve başarı hikâyesi’ olabiliyor. 

Ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, 

Kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok.

Ben kapitalizmim ve Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, 

Ancak yüzde 1’inizin ihtiyacı olan makineleri Üçüncü Dünya ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı.

Elbette bütün kapitalistler birer ‘aziz’ gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi... 

150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz! 

Ben kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları nedeniyle kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu. 

Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz. 

Ben kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var.

Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek. 

Uzak doğu’da 6-12 yaş arası kızlar 200 dolar gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar. 

Ben kapitalizmim ve ‘serbest piyasa ekonomisi’ dünyanın en büyük yalanı. 

Amerikalıların yüzde 24’ü eğer milyarder olmak için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor. 

Ben kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum; lütfen birer obje hâline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria’s Secret’a koşun. 

Victoria’s Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra 80 dolar verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum.

Ben kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun ipad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum. 

Ben kapitalizmim ve Madonna’nın sadece Londra’da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte. 

Ben kapitalizmim ve Tayland’da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland’e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek. 

Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin yüzde 90’ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.

Ben kapitalizmim ve Afrika kıtasından her sene 8.5 milyar dolar değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar... 

Ben kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan’da 1 milyon kişi günde 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar. 

Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor. 

Ben kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının yüzde 64’ü kokain bağımlısı. 

Ben kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz. 

Ben kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim! 

Ben kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kabe manzaralı otellerinde, ‘ibadet’ ederlerken? 

Ben kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hıristiyan bayramı Noel’i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için ‘kutlarken’? 

ABD’de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü TV’de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar. 

Ben kapitalizmim ve yine başardım! 

Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu hâlde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım. 

Dünya nüfusunun yüzde 50’si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin yüzde 1’ine sahip. 

Dünya nüfusunun yüzde 1’i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin yüzde 50’sine sahip. 

Ben kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım. 

Amerikalıların yüzde 85’i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor.”[10]

İşte kapitalizm bu!

Yani genelleşmiş meta üretimi, muazzam sermaye birikimi ile kâr maksimizasyonu (ve maliyet minimizasyonu)’dur; işçilerin sömürüldüğü, patronların semirdiği düzen(sizlik); savunucularının bile vahşiliğini kabul ettikleri sistemdir.

Kapitalizm, özel mülkiyet ve azami kâra dayalı bir sömürü sistemidir; zengin daha da zenginleşirken; yoksulluğu gün be gün katmerlendirir.

Üretim araçları sahipliğinin kişilere ait olduğu, sermayeye dayalı ekonomik sistemdir; “laissez faire laissez passer/ bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” yıkımıdır; kriz, savaş, tüketim, yıkım ve daha da fazlasıdır.

Yani kapitalizm sadece bir ekonomik sistem değil, içtimai her olguyu paraya dönüştürmeyi düstur edinmiş bir tüketim sistemidir. Gözü yaşlı çocuk fotoğraflarından, bir kanadı kırık kuşa kadar her şeyi sömürerek kapital yığmayı hedefler. Saldırgan rekabet, ticaret ile israfı en yoğun yaşatan sistemdir.

Sömürülebilecek her şeyi sömürmek, nemalanılabilecek her şeyden nemalanmaktır. Canlı, cansız her şeyin değerini salt para ile ölçmektir. Kapitali her şeyin, herkesin üzerinde tutmaktır.

“İnsan güç ve para için yasar” düşüncesini temel alır; sadece iyi müşteriye yaşam hakkı tanıyan sistem: Tükettiğiniz kadar birey, vatandaş, insan olma sıfatına sahip olabilir, demokrasi ve adaletle tanışabilir, eğitim, sağlık, iletişim gibi insani haklardan yararlanabilirsiniz. İnsan olduğunuz için değil, müşteriliğinizin kalitesi kadar! 

“Neden” mi?

Çünkü kapitalizmin tek hedefi kârı arttırmaktır. Bunu ya çalışma saatlerini arttırarak yapar ya da üretim süresini düşürerek. Bu özelliğiyle her ne yaparsa yapsın kapitalizm yoksullaşmaya yol açar. Zira çalışırsınız üretirsiniz ancak aldığınız maaş ne ürettiğiniz şeyleri almaya yeter, ne de karnınızın doymasına. Çalıştıkça daha da düşersiniz. İlk etkisi budur. İkinci etki de toplumdaki diğer kesimlerin işçileşmesi yani kolektif proletaryanın oluşmasıdır.

Kendinden önceki tarihsel üretim tarzlarından farklı olarak, kapitalist sistemde ekonomi-toplum arasında ilişki tersliği söz konusudur. Teorik olarak ekonomi toplumun hizmetinde ve ona tabi olması gerekirken, -Karl Polanyi’nin bir tabirini kullanırsak,- ekonominin toplumda içerilmiş olması gerekirken, kapitalizmde toplum ekonomiye içerilmiş, ona tabi durumdadır.

Oysa, piyasanın kör mantığına tabi bir toplum uzun vadede sürdürülebilir değildir. Bu niteliğin doğal sonucu olarak, kapitalist sistemde üretimin birincil amacı doğrudan insan ihtiyaçlarını karşılamak değil, kâr etmek üzere değişim değeri yani meta üretmektir. Dolayısıyla kapitalizm, yegâne amacı ve varlık nedeni sermaye üretmek ve sermayeyi büyütmek olan bir ölü emek uygarlığı veya aynı anlama gelmek üzere bir meta uygarlığıdır. Her bireysel kapitalist veya kapitalist firma, vahşi rekabet ortamında sermayesini büyütmeden varlığını sürdüremez. Bunun için rakipleri aleyhine toplam artı-değerin olabildiğince büyük bir kısmana el koymak, kâr etmek, kârını azamileştirmek ve elde ettiği kârı yeniden sermayeye dönüştürmek durumundadır. Velhasıl, kapitalizm demek, üretim için üretim demektir...

Bu yüzden kapitalistler arasındaki yarış cehennemi bir yarıştır ve her kapitalist ‘ileriye doğru kaçmak’ zorundadır. Kapitalist sermaye birikiminin kör mantığı, bizzat kapitalisti de ipte cambaz gibi oynatmaktadır. Kapitalist rekabet ve kâr’la ilgili olarak Pierre Joseph Prudhon: “Rekabet ve kâr: birincisi savaş, ikincisi ganimet” derken kapitalist mantığın ve işleyişin niteliğine gönderme yapıyor. Kapitalizmin bir tanımı da onun bir ücretli kölelik sistemi olduğudur. Artı değerin, kârın, sermayenin, dolayısıyla zenginliğin kaynağı canlı emektir [ücretli işçi] ve canlı emek ölü emeği [sermayeyi] büyütmenin hizmetindedir. Bu niteliği itibariyle kapitalizme kadavra medeniyeti demekte bir sakınca yoktur...[11]

Evet, evet her şeyin metalaştıran bir distopya olarak kapitalizm dünyayı yaşanmaz hâle getirmektedir. Doğayı kirletmiş, insanları açlıktan öldürmekteyken; kapitalizm kaybetmeye mahkûmdur aksi taktirde yaşanacak bir dünya kalmayacaktır.

“Güçlü güçsüzü ezerek daha da güçlenir,” diyerek, gölgesini satamadığı ağacı kesen kapitalizmin dinamiği sermayedir. Sermaye birikmiş emektir. Kapitalizmin dayattığı sömürü sisteminde, sermaye ile emek sürekli çelişirler. Bu da burjuva ile proletarya arasında sınıf mücadelesini doğurur.

Eşitsizlikler üzerinde yükselen kapitalizm, her geçen gün daha vahşileşmek zorunda olan sistemdir; krizlerle beslenen, krizsiz olamayan sistemdir. 

  1. Huxley’in ‘Cesur Yeni Dünya’sındaki “Atıp kurtulmak onarmaktan iyidir, yama artarsa refah düşer,” saptaması, kapitalizmin mottosuyken; doğayı ve tüm canlı türlerini yok olma tehdidiyle karşı karşıya bırakan ekolojik felaket eşiğidir.

“Tüket, itaat et, sömürül ve öl” diyen; bencilliği boyutlandıran; her şeyin para olarak görülmesini körükleyen yani “orman yasaları”nın modernleştirilmiş hâlidir kapitalizm.

Seks köleliği, organ ticareti, pornografi, vb’leri gibi insanlık onurunu ayaklar altına alan şeyleri pazarlar; başlarında Nike şapka, ayaklarında Converse, üstlerinde Adidas tişört, altlarında Diesel pantolon, ellerinde Coca Cola ile alışveriş merkezlerinde fink atanların; dünyaya kan, gözyaşı getirmiş, getirmekte olan ve getirmeye devam edecek olan sistemdir.

Hasılı “bir nevi aptalizm” olarak da betimlenmesi mümkün olan kapitalizm hayatın, doğanın sömürü ve kâra indirgendiği yabancılaşmadır.

100 kuruşa su satan, ardında da içtiğin suyu 125 kuruşa işeten; insanın kanını emen bir vampir olarak bir akıl yoksunluğudur, insana aykırıdır kapitalizm; kirli bir çarktır.

Kapitalizm krizlerle köşeye sıkışır. Ancak “sonu” gelmez. Ekonomi tek başına kapitalizmin sonunu getirecek bir neden olamaz. Kapitalizmin sonu için toplumsal bir isyan gerekir. Bu olmazsa kapitalizm krizle ve doğayı ile insanları çürüterek varlığını sürdürür.

Kapitalizm, insanlığın uçurumun kenarında olması hâlidir.

Kapitalizm tüketimdir, reklamdır, popüler kültürdür, yalandır; “yeni ihtiyaçlar yaratan”dır.

Dorio Bötancourt ile Maria Garcia’nın, “Kapitalizm yasal mafya, mafya da yasa dışı kapitalizmdir” tespitiyle betimlenen kapitalizmin dünyasında tek şey paradır: Din de, hukuk da, ahlâk da onun aksesuarıdır.

Tüketimi kutsayan yapısıyla, insan(lar)ı insanlığından çıkarır.

Ancak Starbucks için kahve temin eden bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerektiği sistemdir; milyonlarca çocuk açlıktan ölürken, bir koşu bandının fazla yediklerini eritmek için ter dökmenizdir!

Dünyanın en büyük çadır üreticisi Pakistan’ın, kendi depreminde çadırsız kalmasıdır[12] kapitalizm!

Komutan Yardımcısı Marcos’un, “Düşmanın birçok yüzü vardır, ama tek bir ismi var; kapitalizm,” notunu düştüğü kara gerçeklik insanı ve doğayı tüketir.

Kapitalizm insanlara aslında ihtiyacı olmayan eşyalara bağımlı ederek beslenir. 

Dolabımızdaki elbiseler yetmez bize hep daha fazlasını isteriz.

Kot taşlama işçileri üç kuruş para için kanserden ölürken biz aldığımız pantolonu 2 ay sonra çöpe atarız.

2000-3000 dolar para verip aldığımız bilgisayarları Çin’de günde 1 dolara çalışan işçilere yaptırırlar.

Televizyonlarda izlediğimiz mükemmel(!) mankenlere benzemek için bıçak altına yatarız.

Kadınların cinsel obje olarak kullanıldığını fark etmez; tam tersine seksi olmak için boya küpüne girer, vücudumuzu açarız.

Oturup iki kelam etmeye kalksa konuşamayacak ünlülerin hayatlarının her bir anını magazinlerle takip ederiz.

Çocuklarımızı okutup adam(!) etmek isteriz. Oysa okumalarını istemekteki tek amacımız daha fazla para kazanmaları olur. 

Sevmediğimiz işleri sırf prestijli, paralı diye yaparız.

Reklamlarla bize tüketmemizi emrederler, sorgusuz sualsiz yaparız.

Kapitalizmin en çirkin ve sahtekâr yüzü banka reklamlarında arz-ı endam eder. Banka personelinin güleryüzü, sıcaklığı ve bankanın aile sıcaklığında gösterilmesi reklam dünyasının en büyük yalanıdır. Kredi kartı mağdurları ve bankazedeler bankaların kanlı dişlerini ve doymak bilmeyen kuyu gibi midelerini çok iyi bilir.

Dizilerle zenginliğin iyiliğinden dem vururlar, sonra o dizilerdeki milyarderlerin başına gelenleri her hafta takip ederiz. Başka hiçbir işimiz yokmuş gibi oturur dizilerden konuşuruz.

Tüm bunlar yetmez, silah tüccarları, devletler daha fazla para kazansınlar diye birbirimizle savaşırız.

Yani Bertolt Brecht’in bir şiirinde şöyle özetlediği sistemdir:

“iyice görüyorum artık düzeni./ orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda,/ aşağıda da bir çok kişi.

ve bağırıyor yukarıdakiler aşağıya:/ ‘çıkın buraya gelin ki,/ hepimiz olalım yukarıda.’

ama iyice gözlediğinde görüyorsun,/ neyin saklı olduğunu/ yukarıdakilerle, aşağıdakiler arasında.

bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta./ yol değil ama./ bir tahta bu.

ve şimdi görüyorsun açıkça;/ bu bir tahterevalli tahtası./ bütün düzen bir tahterevalli aslında./ iki ucu birbirine bağımlı.

yukarıdakiler durabiliyorlar orada,/ sırf ötekiler durduğundan aşağıda/ ve ancak;/ aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece/ kalabilirler orada./ yukarıda olamazlar çünkü,/ ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı.

bu yüzden isterler ki;/ aşağıdakiler sonsuza dek/ hep orada kalsınlar./ çıkmasınlar yukarı.

bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukarıdakilerden./ yoksa durmaz tahterevalli./ tahterevalli./ evet, bütün düzen bir tahterevalli.”

Özetle Che’ninde işaret ettiği gibi, kapitalizm hâlinden memnun kölelerin işidir, eseridir; Slavoj Zizek’in, “Bugünkü tuhaflığı bir düşünün; 30-40 yıl önce, geleceğin komünist mi, faşist mi, kapitalist mi olacağını tartışıyorduk. Bugün kimse bu konular hakkında tartışmıyor. Hepimiz sessizce küresel kapitalizmin kalıcı olduğunu kabul ediyoruz. Diğer taraftan da evrensel felaketlere kafayı takmış durumdayız. Dünyadaki tüm yaşamın, bir tür virüs yahut bir göktaşı çarpması sonucunda yok olacağı ve bunun gibi şeyler. Yani paradoks şu ki, yerküredeki tüm hayatın bittiğini hayal etmek, kapitalizmde küçük ama radikal bir değişimi hayal etmekten daha kolay,” notundaki üzere…

Kolay mı?

Eskiden tanrıya tapardı insanlar, artık paraya tapıyorlarken; “para meta para” eksenli, kâr güdüsü ile hareket eden yeni kölecilik sistemidir; kaostur.

“Cimri, harikulade bir kapitalisttir; kapitalist ise akıllı cimridir,” diyen Karl Marx’ın ‘Ücretli Emek ve Sermaye’de gayet açık bir dille anlattığıdır.

“Kapitalist olarak o yalnızca kişileşmiş sermayedir. Onun ruhu sermayenin ruhudur. Ama sermayenin tek bir yaşam dürtüsü vardır: değer ve artı değer yaratmak, üretim araçlarını mümkün olduğu kadar büyük miktarda artı emeği emebilecek bir faktör hâline getirmek.

Sermaye ölü emektir ve ancak vampir gibi canlı emeği emmekle yaşayabilir ve ne kadar çok emek emerse, o kadar çok yaşar. İşçinin çalıştığı süre, kapitalistin ondan satın aldığı, emek gücünü harcadığı süredir.

İşçi, eğer bu süreyi kendisi için harcarsa, kapitalisti soymuş olur,”[13] diyen Karl Marx tarafından şöyle betimlenendir:

“Her kapitalist, işçilerinin tasarrufta bulunmasını ister -ama sadece kendi işçilerinin, geri kalan işçiler topluluğunun değil. Çünkü ikinciler tüketici rolündedir. Bu yüzden kapitalist tüm ‘erdem’ lakırdılarına karşın bu ikincilerde tüketimi tahrik etmek, yeni ihtiyaçlarla beynini yıkamak, mallarını daha arzu edilir hâle getirmek için elinden geleni esirgemez.”

“Ama kapitalist salt sermaye demek değildir. Kendisi yaşamak zorundadır ve emekle yaşamadığı için kârla, yani kendine mal ettiği ötekinin emeğiyle yaşamak zorundadır. Böylece sermaye servetin kaynağı olarak ortaya çıkmıştır.”[14]

Özetle soru(n)ları yeniden üretip, çoğaltan kapitalizmin “Mezar kazıcılarını üreten” sınıflı-sömürücü formasyon konusunda Karl Marx’ın altını çizdikleri şudur:

“Kapitalist üretimin gerçek engeli, sermayenin kendisidir. İşte bu sermaye ve onun kendisini genişletmesidir ki üretimin hem çıkış ve hem de sonuç noktası, hem itici gücü, hem amacı olarak görünür; üretim yalnız sermaye için üretimdir, ama bunun tersi doğru değildir; üretim araçları, sırf, üreticiler toplumunun yaşama sürecinde, devamlı bir gelişmenin araçları değildirler. Sermayenin değerinin, büyük üretici kitlelerin mülksüzleştirilmelerine ve yoksullaştırılmalarına dayanan kendisini koruma ve genişletme sürecinin içerisinde devam ettiği sınırlar yalnız başına hareket edebilirler; - işbu sınırlar, sermaye tarafından kendi amaçları için kullanılan ve üretimin sınırsız büyümesine, üretimin kendisinin bir amaç hâline gelmesine, emeğin toplumsal üretkenliğinin hiçbir koşula bağlı olmadan gelişmesine doğru yol alan üretim yöntemleri ile sürekli bir çatışma hâline girerler. Araçlar -toplumun üretici güçlerinin hiç bir koşula bağlı olamadan gelişmesi-, sınırlı bir amaçla, mevcut sermayenin kendisini genişletmesi amacı ile devamlı çatışma içersine girerler. Kapitalist üretim tarzı, bu nedenle, maddi üretim güçlerinin gelişmesi ve uygun bir dünya piyasası yaratılmasının tarihsel bir aracı olup, aynı zamanda da, bu tarihsel görevi ile buna uygun düşen kendi toplumsal üretim ilişkileri arasında sürekli bir çatışmadır.”

 

III) KAPİTALİST YIKIMIN “ÇEVRE”Sİ

 

1960’lardan bu yana dünya nüfusu iki kat artarken gıda üretimi üç kat arttığına, dolayısıyla 12 milyar insan doyurulabileceğine göre, niçin bir buçuk milyar insan açlık çekiyor? Peki durumun en kötü olduğu yerlerdeki insanları açlıktan kurtarmak için ne gerekiyor: Afrika Boynuzu’ndaki açlığı sona erdirmek için gereken para 1.6 milyar dolarmış. Herhangi bir devlet için küçük bir para. Ama olmuyor, çünkü dünyanın değişmemesi gereken bir düzeni var.

Kaldı ki gıdaya erişimsizliğin bir nedeni üretimin olmadığı alanların genişlemesiyse öbürü de gıda fiyatlarının yüksekliği. Dünyanın yüzde 71’i günde on dolardan, her 5 kişiden birisi de iki dolardan az kazanıyor. Türkiye’de aylık geliri 370 liradan az olan nüfusun 12 milyon olduğu belirtiliyor. Rakamlar sıkıcı ve can sıkıcı. OECD ve FAO verilerine göre, dünyanın en yoksul ülkelerinde insanlar, kazandıkları paranın yüzde 80’ini gıdaya harcıyormuş, Türkiye’de yüzde 30’u. Kalan paralarını ne yaparsa yapsın insanlar.

Leo Huberman’ın Sosyalizmin Alfabesi kitabında, kapitalizmde insanların ulaşım, eğlence, eğitim, beslenme gibi özgürlüklerinin kâğıt üstünde kaldığının, kullanılamadıkları sürece o özgürlüklerin de olmadığı gerçeğinin çok basit anlatıldığı bir bölüm vardı, unutmam. Gerçeklerin her zaman yalın oluşu öyle bir şeydi demek.

İklim değişikliğiyle gıdaya ulaşma yollarının tıkanmaya başlayacağını biliyoruz bilmesine ama dünya yalnızca 3.5 derece ısındığı zaman canlıların yüzde 40 ile yüzde 70’inin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olacağını bilmek de önemli. Bu süreç atmosferden denizlere, dağlardan Amazon ormanlarına kadar gezegeni tehdit ederek şimdi de sürüyor.

İleri kapitalist ülkelerden çıkan büyük tekeller gıdayı ne yapıp edip yutturur insanlara. McDonald’s, KFC ya da Pizza Hut gibi gıda restoranları geleneksel yeme içme kültürünün yerini aldı almasına ama, ABD Senatosu bile, bu tür restoranlarda sunulan işlenmiş tavuk ve dana etlerinin her yedi saniyede bir, bir kişide ortaya çıkan kanserin nedenlerinden biri olduğunu açıklamış. İnanan inanır. Kanser nedenleri arasında hazır gıdanın sigaradan sonra ikinci sırayı aldığı da biliniyor.

Ama aynı ABD’nin gıdayla ilgili pek çok belanın kaynağı olduğu da biliniyor. Örnekse et tüketimi konusunda da şaşırtıcı rakamlara sahip ABD. Yaklaşık 1 kg sığır eti için, 14.4 kg hububat ya da soya, 9.460 litre su ve 3.7 litre benzin tüketiliyormuş. Türkiye’de neler olduğunu düşünün. Bir kg etin niçin o kadar pahalı olduğu anlaşılıyor, değil mi. Peki şu nedir: 1950-1999 yılları arasında bütün dünyada et tüketimi 50 kat artmış. Demek ki beslenme rejimi değişmiştir ve siyasal rejimin değişmesi gibi etkiler yarattığından kuşkumuz olmasın.

Bu tür rakamlar çekicidir: Et temelli beslenme ve fabrikasyon hayvan üretimi için ABD’de 220 milyon dönüm -adet değil- ağaç kesilmiş ve Orta Amerika’daki yağmur ormanlarının 25 milyon dönümü sığır yetiştirmek için yok edilmiş. Bu arada, etin çok ama çok büyük bölümü elbette Batı’nın zengin ülkelerinde tüketiliyor. Az gelişmiş ülkelerde aynı oranda et tüketilmesi için dünyadaki besi hayvanlarının sayısının iki katına çıkması gerektiği gerçeği de çarpıcı.[15]

Doğa katliamları nedeniyle her yıl dünyada 11 milyon insan ölüyorken;[16] şimdi durup düşünülmez mi, kapitalizm doğaya neler ediyor![17]

 

III.1) TÜKETME İLE YIKIM

 

Sürdürülemez kapitalizm koşullarında, “İnsanların mavi gezegenimizden talep ettiği doğal kaynakları (varlıkları) karşılamak için 1.6 Dünya’ya ihtiyaç duyuyoruz,”[18] diyor Özgür Gürbüz…

Kapitalist tüketim alışkanlıkları dünyanın geleceğini tehdit etmeye devam ediyorken; yerküredeki doğal kaynakların kendini yenileyebilmesi için tüketimin belli bir seviyede tutulması gerekiyorsa da, mevcut alışkanlıklar bu sınırları zorluyor; ‘Küresel Ayak İzi Ağı/ Global Footprint Network’ (GFN) Başkanı Mathis Wackernagel, “2030’da iki dünya bize ancak yetecek,”[19] ifadesindeki üzere!

Kolay mı? Duke Üniversitesi’nde yürütülen çalışmada, türlerin olması gerekenden 100 ila 1000 kat daha hızlı yok olmaya başladığının belirlendi güzergâhta dünya “yavaş yavaş tükeniyor”![20]

Kapitalizm tüketimi o denli körüklüyor ki, gezegenin 1 yıllık doğal kaynakları 7.3 milyar insan tarafından 7.5 ay gibi bir sürede tüketilmiş oluyor.

Mevcut tüketimi karşılamak için dünyamızın 1.6 kat daha büyük bir alana ihtiyaç duyuluyorken; sanayileşmiş kuzey ülkelerin kendi topraklarındaki doğal kaynaklardan daha fazla tükettikleri anlaşılıyor. Buna göre, Japonya’daki tüketimi karşılayabilmek için ülke topraklarının 5.5 katı daha büyük bir alana ihtiyaç duyulurken bu oran İtalya’da 3.8, İsviçre’de 3.5, Britanya’da 3 ve Almanya’da 2.1 olarak belirtiliyor. Fransızların tüketimini karşılayabilmesi için Fransa’nın 1.4 kat daha büyük olması gerekirken, ABD’de 1.9, Hindistan’da 2 ve Çin’de ise 2.7 kat daha büyük bir alana ihtiyaç var.[21]

“Doğanın kendi kendini yenilemesi kapitalizmin dayandığı endüstriyalizmin tahribat marjlarını çoktan aşmış”ken;[22] doğa tüketiliyor!

‘Doğayı Koruma Örgütü’ (IUCN) 519 balık türü hakkında araştırma yaptı ve Akdeniz balıklarıyla ilgili kırmızı liste yayımladı. Cebelitarık Boğazı ile Marmara Denizi’ne kadar tüm Akdeniz’i içine alan araştırmanın sonunda türler yok olma tehlikesiyle yüz yüze olan sınıfta 43 tür yer alıyor.[23]

Sadece bu kadar mı? Değil elbet! Kapitalizm kirletir…[24]

Örneğin sürdürülemez kapitalizmin dünyasında her şey bir çeşit kimyasal kokteyle bulanmış şekilde önümüze geliyor. Bu bileşimlerin bazıları zararsız olsa da çoğunun insan sağlığı üzerindeki etkileri henüz bilinmiyor. Dalından yeni koparılmış bir elmayı ele alalım. Amerikan Tarım Bakanlığı’nın yaptığı bir çalışmaya göre piyasada satılan tüm elmalar zararlı böcekleri, otları ve mantarları yok etmek için kullanılan kimyasalların kalıntılarını içeriyor. Aslında ağzımıza attığımız tüm yiyeceklerin içeriğine bir göz attığımızda benzer kimyasallarla kirlenmiş olduğunu görebiliriz. Kaldı ki bu zararlı maddeler yalnızca yiyeceklerimizle sınırlı değil. Kozmetikten, mobilyalara, soluduğumuz havadan giysilerimize dek her şey bizleri kimyasallara maruz bırakıyor.[25]

Bunun yanında araştırmalar, dünyadaki plastik atık miktarının 5 milyar tona ulaştığını ve dünyayı sarabilecek kadar plastik atık bulunduğunu gösteriyor.[26]

Ayrıca ‘Dünya Sağlık Örgütü’ (DSÖ), hava kirliliğine ilişkin 15 Mart 2016’da yayımladığı raporunda, dünyada 8 ölümden birinin hava kirliliğinden kaynaklandığını belirtti.[27] 7 milyon kişinin hava kirliliği nedeniyle yaşamını yitirdiğinin belirtildiği raporda, 5,9 milyon kişinin öldüğü Asya ve Pasifik’in kirlilikten en fazla etkilenen bölgeler olduğu vurgulandı. Rapor, hava kirliliği ile kalp-damar hastalıkları, kanser ve solunum yolları hastalıklarıyla bağlantısı olduğunu ortaya koydu. DSÖ’nün Halk Sağlığı Bölümü Başkanı Dr. Maria Neira, bu rakamların 2008’de yapılan bir önceki araştırmaya göre ölümlerde büyük artış olduğunu gösterdiğini, durumun şoke edici ve endişe verici olduğunu belirtti.[28]

Bu kadar değil; bunlara eklenmesi gereken bir de yıkım boyutu var…

Örneğin Norveç Mülteci Konseyi’nin hazırladığı rapora göre 2014 yılında bütün dünyada yaklaşık 20 milyon kişi sel, fırtına ve deprem felaketleri yüzünden evlerini terk etmek zorunda kaldı.[29]

Ayrıca ‘Greenpeace’in açıklamalarına göre, dünyada her yıl yaklaşık 200 milyar ton plastik üretiliyor ve bunun en az yüzde 10’u okyanuslara karışıyor. Karışan bu oranın yüzde 70’i okyanus dibine batıyor ve zemindeki yaşama zarar veriyor. Yüzeydekiler ise ya girdaplarda kalıyor ya da dalgalarla sahillere vuruyor.

Bugüne kadar plastik kirliliği üzerine yapılmış en kapsamlı araştırmaya göre, 5 trilyondan fazla plastik parçası (yaklaşık 296 bin ton) dünyanın okyanuslarında yüzüyor, tüm besin zincirine zarar veriyor.

BM Çevre Programı bu tür atıkların yüzde 80’den fazlasının karasal olduğunu belirtiyor. Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne göre, okyanuslardaki plastikler her sene 100 binden fazla deniz memelisinin, bir milyondan fazla su kuşunun ve birçok deniz canlısının ölümüne sebep oluyor.

‘Dünya Doğayı Koruma Vakfı’ (WWF) ve ‘Londra Zooloji Derneği tarafından yayımlanan yeni bir rapor, son 40 yılda denizlerde yaşayan canlı nüfusunun yarı yarıya azaldığını ortaya koydu. 1970’ten bugüne sualtında yaşayan memeliler, deniz kuşları, balıkları ve sürüngenlerin populasyonu yüzde 49 oranında azalmış. Balık türlerinde azalma ise yüzde 75. Rapor, insan kaynaklı yaşama alanlarının daraltılması, aşırı kirletilmesi, zamansız ve aşırı avlanma, kıyıların vahşice doldurulması ve küresel ısınmaya bağlı okyanus sularının asitlenmesi gibi konulara dikkat çekiyor.[30]

“Küresel ısınma” dedik!

 

III.2) KÜRESEL ISINMA YA DA İKLİM DEĞİŞİMİ

 

Bilindiği gibi küresel ısınma veya iklim değişikliğinin dünya üzerindeki yıkıcı etkileri her geçen gün şiddetleniyor. Grönland ve Kuzey Kutbu’ndaki buzulların erimesi, yaşanan kuraklıklar, deniz seviyesinin yükselmesi, aşırı hava olaylarının daha sık yaşanması, seller, orman yangınları iklim değişikliğinin günümüzdeki görünür etkilerinden yalnızca birkaçıdır.[31]

Naomi Klein’in, “Bizim ekonomik sistemimiz ile gezegen sistemimiz şu anda savaş hâlindedir. İklimin çökmesini engellemek için gerekli olan, insanlığın kaynak kullanımını daraltmasıdır; ekonomik modelimizin talep ettiği şey ise dizginlenmemiş bir büyümedir. Bu kural kümelerinin yalnızca biri değiştirilebilir ve değiştirilebilecek olan da doğanın yasaları değildir,”[32] diye uyardığı küresel ısınma ya da “Küresel iklim açısından kritik bir dönemdeyiz.”[33]

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün 2010 ile 2015 yılları dünyanın en sıcak 5 yılı olduğunu açıkladığı;[34] 2016’nın da daha sıcak olacağı yerkürede, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un bile, “İklim değişikliği herkes için tehdit”[35] demek zorunda kaldığı bir tabloyla yüz yüzeyiz!

Çünkü küresel ısınma sonucu buzulların güneş ışınlarını yansıtma işlevini azaltması dünyamızın birçok sorun yaşamasına neden olur. Bunlar; Yüksek enlemlerin gezegenin kalan kısmına göre daha fazla ısınması permafrostun (arktik bölgelerdeki sürekli buzul kitlesi) erimesine neden olacaktır: Başta Sibirya olmak üzere, 25 metre derinlikte ve 1 milyon kilometrekarelik donmuş bir kar tabakası söz konusudur. Burada da 500 milyar ton karbon stoku olduğu tahmin edilmektedir bu buzullar eridiğinde bunlar da atmosfere salınacaktır.

Bu olaylara küresel ısınmaya neden olan uygulamaların müsebbibi olan sermaye ve yandaşları aldırmamaktadır. Bunun varsayım olduğunu ifade etmektedirler. Gerçek olabileceğini söyleyenleri de felaket tellallı olmakla suçlamaktadırlar.

Ancak birçok çalışma bunların gerçekleşeceğini göstermektedir. Avrupa’da 2003 yılında yaşanan aşırı sıcak yaz aylarında bitki örtüsünün karbon gazını özümsemek yerine saldığını göstermiştir! Başka araştırmacılar, buzulların eridiğini ve erimesinin aynı oranla devam etmesi durumunda stoklanmış karbonun yüz yıl içinde geri salınacağını söylemektedir.

Evet, iklim aniden değişebilir, bu değişim o kadar hızlı olur ki, insanlar çare üretemeyebilir.

Araştırmacıların çoğunluğu 10-15 yıl öncesine göre çok daha kötümserler. Burada “felaket tellallığı” yok. Uzmanlar, “Küresel ısınmayla gezegenin önemli bir bölümü çöle dönüşecek. Hayatta kalanlar kuzey kutbu çevresinde bir araya gelecekler. Ama herkese yetecek yer olmayacak, dolayısıyla, savaşlar, öfkeli halk kitleleri ve savaş ağaları olacak. Yani tehdit altında olan dünya değil, uygarlıktır” diye uyarılarını sıklaştırmaktadırlar.[36]

Haksız da değiller hani…

Örneğin Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Prof. Dr. M. Levent Kurnaz’a göre, Küresel yüzey sıcaklığı değişikliği, XXI. yüzyılın sonuna kadar, tüm IPCC senaryolarınca sanayi öncesi döneme göre 1.5°C’yi, en kötümser senaryoya göre ise 2°C’yi aşacak…

Karbondioksit ve metan gibi sera gazlarının atmosferdeki konsantrasyonları günümüzde en azından 800 bin yıllık dönemde hiç olmadığı kadar yüksek bir düzeye geldi. Atmosferdeki CO2 konsantrasyonu, birincil olarak fosil yakıtların yakılması ve ikincil olarak da orman alanlarının azalmasından dolayı 250 yıl öncesine göre yüzde 40 oranında arttı.

Grönland ve Antarktik buzulları 20 yıllık dönemde azalıyor, kara buzulları ise neredeyse tüm dünyada küçülmeyi sürdürüyor ve Kuzey Kutup deniz buzu ve Kuzey Yarım Küre ilkbahar kar örtüsü alansal olarak küçülmelerini sürdürüyor. Kuzey Kutup deniz buzu, 2012 Eylül ayında tarihte ölçülen en düşük alana indi. Okyanuslar atmosfere 250 senede salınan insan kaynaklı karbonun yaklaşık yüzde 30’unu emdi ve bu da okyanusların asitlenmesine yol açtı. Atmosferdeki sera gazlarındaki artış dünyadan kaçmaya çalışan ısının atmosfer ve okyanuslarda birikmesine neden olur. Okyanuslardaki ısınma iklim sisteminde biriken bu ısı artışını denetler. Bu kapsamda, 1971-2010 döneminde okyanuslarda biriken ısının yüzde 90’dan fazlası küresel okyanus ısınmayla bağlantılı. Okyanusların üst katmanı (0-700 m) 1971-2010 döneminde kesin olarak ısındı. [37]

“Emareler belirdi” gibi bir şey… Bu durum, “Titanik’in güvertesinde şezlong kapma yarışına” benziyor. Kapitalist uygarlığa hapsedilmiş insan faaliyeti, “kâr makinesini” beslemek için önce kömür, sonra petrol tüketiminin, yoğun tarım ve hayvancılığın atmosfere saldığı CO2 ve metan gibi gazlarla gezegenin ortalama ısısını sürekli artıran bir eğilim yarattı.

1950’de günlük 10 milyon varil olan petrol tüketimi 2015 yılında 100 milyon varile ulaşır, düşen fiyatlar tüketimi daha da teşvik ederken, okyanusların ortalama ısısı, XX. yüzyıl ortalamasından 0.81 0C daha yüksek oldu. ABD’deki ‘Ulusal Okyanuslar ve Atmosfer İdaresi Kurumu’ raporunda 2015’in, kayıtların tutulmaya başladığı 1880’den bu yana en sıcak yıl olacağını, kayıtlardaki en sıcak 10 ayın 9’unun 2005’ten bu yana yaşandığını, küresel ısınmanın hızlandığını söylüyor.[38]

İşte bu konuda kimi veriler:

  1. i) ‘Dünya Sağlık Örgütü’ (WHO) tarafından COP21 zirvesi öncesi yayınlanan rapora göre, iklimsel değişiklikler nedeniyle 2030-2050 yılları arasında her yıl yaklaşık 250 bin kişi yaşamını yitirecek![39]
  2. ii) Küresel ısınma ile okyanusların “benzeri görülmemiş bir biçimde” asitli hâle geldiği belirtilerek, bunun 300 milyon yıldan bu yana en hızlı asitlenme olabileceğinin altı çiziliyor. Araştırmaya göre, okyanuslardaki asitlenme 2100 yılında 170 oranında artacak. İnsanların yol açtığı bir sorun olan bu duruma göre okyanuslarda canlıların sadece yüzde 30’u yaşamını sürdürebilecek. Okyanuslardaki asitlenme konusunda çalışan dünyanın önde gelen 500 uzmanının 2012 yılında ABD’nin California kentinde yaptıkları toplantının henüz açıklanan sonucuna göre, her gün okyanuslara 24 milyon ton tutarında karbon ekleniyor. Araştırma söz konusu karbon karışımının suların kimyasını değiştirdiğini ortaya koydu![40]

iii) Alman bilim insanlarının Güney Kutbu’nda yaptığı araştırmaya göre 10 bin yıl içinde deniz seviyesi dünya genelinde yaklaşık 3 metre yükselecek. ‘Potsdam İklim Araştırmaları Enstitüsü’nden Johannes Feldmann, hazırladıkları simülasyonlara göre, Batı Antarktika’daki erimenin bu hızla devam etmesi hâlinde önü alınamayacak bir sürecin başlayacağını bildirdi. 10 bin yıl içinde deniz seviyesi dünya genelinde yaklaşık 3 metre yükseleceğinin de altını çizen Feldmann, “Elbette deniz seviyesi çok yavaş yükselecek. Ancak süreçte geri dönüş olmayacak” uyarısında bulundu![41]

  1. iv) Antarktika’daki iklim değişikliğini inceleyen yeni bir araştırma, küresel deniz seviyesinin, mevcut tahminlerden iki kat fazla yükselebileceğini ortaya koydu. ‘Nature’ dergisinde yayımlanan araştırma, Batı Antartika’da bulunan Meksika’dan daha büyük bir buz örtüsünün beklenenden erken dağılabileceğini ve 2100’e kadar deniz seviyesinin 1.6 metre kadar yükselebileceğini ortaya çıkardı. Okyanusların 2800 yıldır hiç görülmediği hızda yükseldiği göz önüne alınırsa, bu senaryo, Birleşmiş Milletler tarafından üç yıl önce yayımlanan senaryonun bile daha kötüsü ve kısa süre içinde büyük bir krizi tetikleyebilir. ‘The New York Times’ın haberine göre, bu erime uzun yıllar yüksek seviyede devam ederse dünyadaki mevcut tüm kıyı şeritleri su altında kalabilir. Londra, New York, Avustralya’nın tamamı, Hong Kong, Roma, Barcelona gibi ülke ve şehirlerin yanı sıra Türkiye de bu felaket senaryosundan direkt olarak etkilenecek ülkeler arasında![42]
  2. v) ‘Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Yönetimi’nin (NOAA), tüm dünyadan 413 bilim adamından gelen verilerle yayınladığı 2015 yılı raporundaki tablo, öncekilerin hepsinden daha ürkütücü. Çünkü dünya, rekor sıcaklık, rekor su seviyeleri, daha fazla sıcak gün, daha az soğuk gece, artan kasırgalar, inanılmaz boyutlara ulaşmış kirlilik ve hızla eriyen buzullarla karşı karşıya![43]
  3. vi) Bilim insanları, Hint Okyanusu’nda deniz seviyesinin yükselmesinin Bangladeş, Endonezya ve Sri Lanka’da deniz seviyesine yakın yerlerde yaşayan milyonlarca insanın yaşamını tehlikeye soktuğunu belirtti. ABD’li araştırmacılar, deniz seviyesinin yükselmesinin, iklim değişikliğinin bir parçası olduğunu vurguladı![44]

vii) Kuzey Buz Denizi üstünde bir zamanlar yer yer 80 metre kalınlığa ulaşan ve milyonlarca yılda oluşumu olan yaşlı buzul tabakası neredeyse tamamen ortadan kalktı. Deniz üstünde kalan buz tabakaları, küresel ısınma nedeniyle buzul özelliğini kaybettiği için bilimciler, “Kuzey Buz Denizi üzerindeki buzul tabakasının fiilen ortadan kalkmış sayılabileceğini” belirtiyor. Kanada’daki Manitoba Üniversitesi Arktik Sistem Bilimleri Araştırma Kürsüsü Başkanı David Barber, buzullarda erimenin önceki tahminleri aştığını, Kuzey Buz Denizi’nde 30 yıldır araştırma yaptığını ve ilk kez böyle bir durumla karşılaştığını söylüyor![45]

viii) Lüksemburg büyüklüğündeki bir buzdağı, Antarktika’daki Mertz Buzulu’na çarparak devasa büyüklükteki bir başka buzdağının daha ortaya çıkmasına neden oldu. 12 ya da 13 Şubat 2010’da meydana geldiği tahmin edilen çarpışma sonucu kopan kütlenin toplam yüzölçümünün 3 bin kilometrekare, yani Ankara’nın Çubuk ilçesinin yaklaşık 2 katı büyüklüğünde olduğu belirtiliyor![46]

  1. ix) Kuzey Buz Denizi’ndeki buzlar, küresel ısınma bu hızla devam ederse 10 yıl içinde tamamen kaybolacak. Avrupa Uzay Ajansı’nın CryoSat-2 uydusundan elde ettiği sonuçlara göre Kuzey Buz Denizi’ndeki buzulların erime tahmin edilenden yüzde 50 daha hızlı gerçekleşiyor. Kutup buzullarının kalınlığını incelemek için gönderilen CryoSat-2 uydusu sadece 2011 yılında 900 kilometreküp buzun eridiğini ortaya çıkardı. Uzmanlar erimenin hızlanmasını küresel ısınma çerçevesinde karbondioksit emisyonlarının artışına bağladı. Bu hızla giderse kısa süre sonra bölgede hiç buz kalmayacağı konusunda uyarılarda bulunuldu. Kuzey Buz Denizi’nin buzsuz açık bir denize dönüşmesi ise bölgedeki balık, maden ve petrol yataklarının hızla tüketilmesine neden olacak![47]
  2. x) Mercan kayalıkları küresel ısınmanın yol açtığı karbondioksit yüzünden hızla eriyor. Dünyanın önde gelen deniz bilimcileri, küresel ısınma yüzünden okyanuslardaki mercan kayalıklarının hızla eridiğini, bu konuda derhâl harekete geçilmesi gerektiğini bildirdi. Atmosferdeki fazla karbondioksidi emen okyanuslarda, asit düzeyi de hızla artıyor. Bilim insanları, “denizdeki osteoporoz” (kemik erimesi) olarak tanımlanan bu süreci, iklim değişikliğinin “şeytani ikizi” olarak görüyor. Avustralya’nın kuzeydoğusundaki Cairns şehrinde gerçekleşen uluslararası mercan kayalığı sempozyumunda açıklanan rapora göre, Endonezya, Malezya, Papua Yeni Gine, Filipinler ve Solomon Adaları’nı kapsayan ve dünyanın mercan kayalıklarının yüzde 30’unu ve 3 bin balık türünden fazlasını içinde barındıran “Mercan Üçgeni”ndeki kayalıkların yüzde 85’inden daha fazlası kirlilik, aşırı avlanma vb. yüzünden tehlike altında![48]
  3. xi) Deniz seviyesindeki yükselme, dünyanın çeşitli bölgelerini tehdit ediyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı, iklim değişimi nedeniyle özellikle 52 küçük ada devletin tehlikede olduğunu bildirdi. Raporda, bu ada devletlerin küçük yüzölçümü ve büyük nüfus yoğunluğuna sahip olduğuna dikkat çekildi. BM Çevre Programı direktörü Achim Steiner, “62 milyon nüfuslu bu 52 ulus, dünya sera gazı salınımının yüzde 1’den daha az miktarından sorumlu. Buna rağmen, bunun yol açtığı iklim değişikliğinden orantısız derecede olumsuz etkileniyorlar” dedi. Deniz seviyeleri 1993-2009 yılları arasında dünya genelinde yılda üç milimetre kadar yükseldi. Pek çok küçük adanın bulunduğu Batı Pasifik’te ise yılda 12 milimetrelik bir artış kaydedildi. Mercan kayalıkları, sadece balık zenginliği değil, aynı zamanda çevredeki sahiller için bir koruma faktörü olması açısından da önem taşıyor. 2030 yılına kadar iklim değişikliğinin sonucu olarak mercan kayalıklarının yüzde 90’ının, 2050 yılına kadar ise tamamının tehlike altında olacağı belirtiliyor![49]

xii) Kuraklığın, yangınların, sellerin, fırtınaların, sıcak dalgaların şiddeti arttıkça artıyor. 2010 yılında rekor sıcaklıklar ve yangınlar 50 binden fazla insanın ölümüne neden oldu. 2011 yılında 250.000’den fazla Avustralyalı olağanüstü sellere maruz kaldı. Mağdur oldu. 2012 yılı ABD’de “kışsız yaz” olarak tarihe geçti![50]

xiii) Birçok ülke, kent ve topluluk, artan küresel sıcaklıkların etkisine hazırlanıyor. Sözgelimi Bangladeş’te hükümetin afetlere daha hazırlıklı olmak yönünde attığı adımlar, kasırgalar nedeniyle ölenlerin sayısının azalmasında etkili oldu. 2007’de Sidr Kasırgası 3400 can aldı, 1991’de benzer bir kasırga yaklaşık 140 bin insanı öldürmüştü. Ve Vietnam, kıyılarını sellerden koruyacak doğal bir duvar inşa etmek için yeniden mangrov ağacı dikimine yatırım yapmakta![51]

xiv) BM Gıda ve Tarım Örgütü Genel Direktörü José Graziano da Silva’ya göre, iklim değişikliği; yüzde 80’i kırsal alanlarda tarıma, ormancılığa ve balıkçılığa bağlı olarak yaşayan yoksul insanların geçim kaynaklarını ve gıda güvenliklerini tehlikeye atıyor![52]

  1. xv) Akdeniz kıyısındaki üreme alanlarında dört yıldır yapılan incelemenin sonucuna göre iklim değişikliği, şimdiden, Akdeniz kıyısındaki kumsallara yumurtasını bırakan deniz kaplumbağalarının üreme sistemini tehdit ediyor: Sıcaklık artışıyla birlikte yumurtadan çıkan dişi yavru sayısı artarken erkek yavru sayısı azalacak![53]

Örnekleri çoğaltmak mümkün olsa da, bu kadarı yeter.

Tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşen iklimsel felaketlerine sebep olan kapitalizmdir. Bu bağlamda sorunu çözmek için kapitalizme karşı mücadeleden başka seçenek yokken; fosil yakıt endüstrisine karşı anti-apartheid tarzda boykot çağrısı yapan Güney Afrikalı lider Desmond Tutu’nun “Vicdanlı insanlar, iklim değişikliğinin yarattığı adaletsizliğe neden olanlarla ilişkisini kesmeli. Fosil yakıt şirketlerinin etkinliklerini, spor takımlarını, medya programlarını boykot edelim,” önerisini ciddiye almak mümkün mü?

Elbette değil! Çünkü G20 ülkeleri, dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturuyorken; bu ülkeler dünya ekonomisinin yüzde 85’ine, küresel ticaretin ise yüzde 75’ine hâkim.

Söz konusu devasa ekonomik büyüklüğe sahip ülkeler, aynı zamanda dünyadaki enerji talebinin yüzde 75’inden, fosil yakıta dayalı enerjilerden kaynaklı sera gazı emisyonlarının yüzde 80’inden sorumlu.

G20 ülkelerinin fosil yakıt sübvansiyonlarına yıllık ayırdığı miktar 452 milyar doları geçiyor![54]

2010’da dünyamızda toplam sera gazı emisyonu yıllık 42.9 milyar ton idi. Bunun yüzde 61’ini beş ülke (bölge) gerçekleştiriyor: Çin, ABD, AB ülkeleri (28 ülke), Hindistan ve Rusya. Fert başına sera gazı emisyonunun dünya ortalaması 6.2 ton olarak hesaplanmakta. Burada ABD açık farkla birinci sırada: Kişi başına 22 ton. Türkiye’nin toplam emisyonlar içindeki payı yüzde 0.8, fert başına emisyonda ise dünya ortalamasını yakalamış durumda![55]

Nihayet aşırı karbon salınımıyla ısıyı arttırıp,[56] küresel iklim dengesini bozarak, çevre felaketleri devreye soktuğu güzergâhta küresel ısınmanın baş sorumlusu kapitalizm, kuzey ülkeleri, çokuluslu şirketlerdir. Son çeyrek asırda küresel ısınmanın yüzde 60’ından 90 küresel fosil yakıt şirketi sorumluyken; bilimsel verilere göre, eğer sera gazı salımı devam ederse gezegeni gelecek 30 yıl içinde 2 derece ısıtacak kadar karbon kullanılmış olacak...

NASA Uzay Bilimleri Enstitüsü’nün eski başkanı J. Hansen, şu anda bir eşikte bulunulduğunu vurgulayarak, 4 derecelik bir artış

20.05.2016 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı