Kapanacak Kölelik Çağı

Jan PAÇAL

Kapanacak Kölelik Çağı

                             

Her insan köle doğar. Aksini iddia ediyorsanız ya çok hümanistsiniz ya da efendi takımından birisiniz demektir. Kölelik çobanlık mesleğinden başlar holding yöneticiliğine kadar çıkar. Mutlu ve mutsuz köleler olarak ikiye ayrılır.

Kölelik doğduğunuz anda kaldıracağınız kadarıyla başlar, ya kulağınıza okunur dininiz ya da suyla geçersiniz veya başka bir şekilde ne olduğunu dahi bilmediğiniz dünyaya. Yaşınıza göre ilerler kölelik sistemi. Ananız babanız eğitimli köle olmanız için üstüne para verir sistemin okullarına gönderir hatta bunun için yarışır.

Köle tüccarları bizleri mağaralarda köprü altlarında veya jakuzilerde yaşatarak
sömürüler. Her adımımız bu küçük azınlığın mutluluğu ve refahı ve de zevkleri için atılmış adımlardır. Soluduğumuz havadan içtiğimiz suya kadar sömürüler bizi. Kullanırlar ve atarlar sonra sıra çocuklarımıza gelir ve onların çocuklarına.

Mutlu kölelerin çok azı rahatsızdır bu durumdan mutlu öleceklerine inanırlar. Mutsuz köleler mutlu olacakları inancı ile paranın peşinde koştururlar. Emeklilik icat ederler kalan son ömrünüzü yine faturaların boyunduruğunda sözde huzur içinde yaşatırlar. Günyüzü görmeden dört kolluda biter hayatları.

Başbakanda köledir, temizlik işçisi de.

Etimizden sütümüzden, kemiğimizden kemik iliğimizden, sevgimizden nefretimizden, inancımızdan imanımızdan her şeyimizden yararlanıp ranta çevirirler

İnsanlık, insanımsılar tarafından tamamen köşeye sıkıştırılmış durumda hem de yüzyıllardır.  “Eti senin kemiği de senin” diyerek birilerimi insanlığı bunların eline verdi.

Her şeyimizden yararlanıyorlar dedim ya ufak bir açılım yapıp bakalım.

Nefretimizden: En yakın örneğini direniş günlerinde yaşadık. Birileri biber gazından sermayesini kat be kat arttırdı. İhaleler açıldı 2 kuruşluk tomalara 10 kuruş ödendi. Dahası siyası rant sağlamak uğruna neler neler yapıldı.

Canımızdan: Siyasi ve de ranthırsları üzerine savaşlar icat ederek canlarımızı almıyorlar mı? Sözde savaşların silahları bizim paralarımızla alınmıyor mu?  Bizim canlar giderken onların canları zevk ve sefa içinde değil mi? Şimdilerde yine savaş istiyorlar dökülen kanımızın üzerinebaşta inşaat ve bilumum sektörleri salacaklar…

Sevgimizden: Analarımız sevdiğimizi anladılar, “anneler günü” icat ettiler. Keza babalar sevgililer.  Yardım severliğimizi anladılar afetler için paralar toplayıp cebe indirdiler. Tanrı sevgimizden bahsetmiyorum bile.

İnancımızdan. Tanrı’ya inanan saf kulları en kolayıydı köleleştirilenler. Canlı bomba olmaktan tutunda ezan okuyan saatlere kadar sömürdüler. Başına Allah koydukları her türlü ahlaksızlığa bile boyun eğdirdiler. Bu konuda son noktaya da gelindi bacınla ananla ilişki serbest. Hay yere batasıcalar…

Kemiğimizden: Organ bağışlayan hiç zengin yok neredeyse çünkü onlar organ alıyor eskimiş olanlarını yenisiyle değiştiriyor. Arada bir işlerine yaramayanları geni tutmayanları halka parasıyla satıyorlar.

Yaşama isteğimizden: Bugün yaşamak için ne olmazsa olmaz dendiğinde akla sağlıktan bile önce gelen şey para değil midir? Paran yoksa hastaneye bile adım atamazken çalışıp sisteme kazandırmak ve kendi ürettiklerini satın almak zorundasın.  Köleliğin ötesinde salaklık değil mi bu?

Fazla söze gerek var mı?

Çok fazla söze gerek var ama neyi değiştirir ki diye sorarsak? Onları değiştirmez bizi değiştirir ve geliştirir, her ne kadar özgür olduğumuzu iddia etsek de sistemin kıskaçları arasında kalan biz kölelerin hayalleri bile tutsak edilmek istenmekte.

Kölelikten kurtulmanın tek yolu para üzerine kurulmuş sistemin yıkılmasından geçmiyor mu? Paranın asilzadelerini mutsuz etmekten geçmiyor mu yüzde yüz özgürlük?

Ne mutlu ki vicdanları hala köleleşmiş, düşünceleri ve yürekleri özgür olanlara.

İlla ki kapanacak kölelik çağı…

5.09.2013 (Jan PAÇAL)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR