Kanun hükmünde yalnızlıklar -3

Mazlum Çetinkaya

Kanun hükmünde yalnızlıklar -3

deriyênxatirxwestinê

veda kapıları

Ya benim kırgınlıklarım!

Yola çıktık, vedalaşmak için iki kent gerekli, biri kendini ait hissettiğin, kendini bulduğun, diğeri senin olmayan, kendini unuttuğun kent.

Biri E tipi bir kent, öteki F tipi bir yalnızlık gibi.

Açılırken yüzüme ilk veda kapısı, rüyalar yalnızlığın en yakın komşusudur oğlum dedi.

İlk kapı açıldı, ilk vedama sarılır gibi sarıldım, yıllar önce saçlarını o beyaz bir alevle tutuşturduğu gün tanrıya inancını yitiren kadına, fark ettim ki sarılınca sadece saçlarını tutuşturmamış, sesini de tutuşturmuş gibiydi sanki “tu bixêrhatî” dediğinde.

Adam kadının saçlarını sudan aldığı seslerle örüyordu, yokluğun ve hiçliğin altında, başı önde, yeryüzünün ömrünü hesaplıyordu.

Aşkın ve ayrılığın ince ayrıntılarını tartışıyorduk. Ya benim kırgınlıklarım diyordun, ya benim kırgınlıklarım ne olacak diyordun. Kendime,bahçede ölen bir gülü örtüyordum, seni duymak için…

Senin beni şu duvarlara bırakıp gittiğin günleri bir daha duymak için, kendime bir gülü örtüyorum, yanlış bir gülü...

Ya onlar, ya benim kırgınlıklarım ne olacak diyorsun.

Baktım adam da kadının üstünü örtüyor üşümesin diye, sevgiden bir gülüüstünü örter gibi örtüyordu.

Bütün sorular cevapsız, bütün yasalar cevapsız, ölümden ve kâğıttanbu yaşamak, bu yasalar kanun hükmünde.

Bayraklar şımarık milliyetçiliğiniz gibi, kanun hükmündeki bayraklar…

Küçük bir hücrede, plastikten bir sandalyede başın önde elinde bir kalem, kâğıda belli belirsiz notlar düşüyorsun; yalnızlıktan kimse ölmez diyorsun.

Elindeki kalemi ovuşturarak iki avucun arasında kalanparalel bir aşkın ve devletin içinde kendine yer bulamıyorsun!

Paralel seviyoruzyine de biz bizden olmayanları da, diye not düşüyorsun, eski bir söz, geç kalınmış bir söz, içinden çıkılmaz bir söz…

Akşam olunca bu kentte kâğıttan ve devletten yasalarla üstümüzü örtüyorlardı. Durmadan,sen, ya benim kırgınlıklarım diyordun, ya benim kırgınlıklarım ne olacak!

İki kenti bir eve doluşturuyoruz, anılar ve acılar sığmaz oluyor, adam bastığı kilime bakıp desenlerle sessizce konuşmaya çalışıyor, Kilis’ten gelen bir kaçakçının kırk yıl önceki anısını anlatıyor, senin yaşın diyor, kilimin desenlerinden yaşımı hesaplıyor. Sonra senin son anılarını anlatıyor, yaşanmamış yaşın o kadar uzun ki…

Dizlerim diyor adam kadına bakıp, dizlerim diyor tutmuyorlar artık, o an kesip dizlerimi vermek istiyorum O’na.

Yasalar diyor, değişmeyecek mi bu yasalar, bu yazgılar, bütün bu olanlar değişmeyecek mi diyor. Eski arkadaşlarımı soruyor, eski yoldaşlarımı…

Düşünürken o an, her şey değişti diyorum, her şey değişti de bir tek sordukların; yazgımız, üstümüzdeki yasalar ve ömrümüze biçilmiş bu kader denilen şey değişmedi diyorum.

Susuyoruz, anılar da bizimle birlikte…

Tüylerim ürperiyor bir an, kapı yıllar önceki gibi çalınca; kalkın herkes ellerini duvara yaslasın, hakkınızda ihbar var. Komutan, çabuk her yeri arayın, asker o un çuvalını dök ve içine bak, oğlum sen şu kitapları araca yükle, dönün yüzünüzü, haaa dizlerin tutmuyor demek, kes sesini, nerde büyük oğlun, nerdeee… Küçük oğlunu alıyoruz, rehin alıyoruz, büyük oğlun teslim olursa küçük oğlunu bırakacağız, duydun mu ihtiyar, duydun mu? Beyaz alevlere saçlarını veren kadın; dur, kurban olurum dur, o küçük daha, onun yaşı küçük daha, o hasta, bırakın onu, dediği günlerdeki gibi…

Susuyoruz, anılar da bizimle birlikte…

Kapıyı çalan komşunun yüzü ile eski bir hatıranın izi arasında gözlerini kilime götürüp getiren adam, demek otuz yıl olmuş ha, dedi…

Adama baktım, adamın yüzüne, yıllar öncesinde duvar arkasındaki o gülüşüne, şimdiki yalnızlığına, o eski anıya,  saçlarını beyaz alevlere vermiş kadının kendisini o cemse’nin önüne attığı o geceye yağmur yağıyordu…

Kapıyı çalan adam dönüp bakamadı yüzüme, gözlerini kaçırdı, yağmur yağıyor dedi.

Evet, geceye yağmur yağıyordu, biz susuyorduk, anılarda bizimle birlikte…

Ya bu benim kırgınlıklarım ne olacak dedi kadın…

Geceye yağmur yağıyordu, susuyorduk, anılar da bizimle…

Peki ya saçlarını beyaz alevlere veren bu kadınınkanun hükmünde kırgınlıkları ne olacak!

Mazlum Çetinkaya

 Kaynak: sonhaber.ch 

8.01.2021 (Mazlum Çetinkaya)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Gülünün yorulduğu akşam

Bir anıdan kopup bir sapan taşına hevesolan çocukluğum…

Küfür ve iffet

Mahmut Alınak ile Amed’den Cizre’ye yürümek

Kanun hükmünde yalnızlıklar -5. Katırları ve Hatıraları Unutulan Roboskili Çocuklar

Kanun hükmünde yalnızlıklar – 4 /Sur dibinde yanmış bir güz gülü

Kanun hükmünde yalnızlıklar -2

Kanun Hükmünde Yalnızlıklar - 1

Kürt pazarında acılara mendil uzatmak

Teslim Töre Anısına... Malatya Kaç Mevsim!

Burada bayraklar da soğuk anne!

Hayatını kaybeden ve ölmemek için direnen tüm KHK’lılara…

Bizim cesaretsizliğimiz değil midir bunların bu cesareti?

DÜNYANIN TÜM ÜNİFORMALARINI YAKMALI

İzmir, Deprem ve Irkçılık