GERÇEKTEN DE NEDİR “TERÖR”?[1]

GERÇEKTEN DE NEDİR “TERÖR”?[1]

“Bazı fikirleri benimsemek

veya onlara karşı olmak,

ya da bazı konularda bir şeye inandığımızı

veya inanmadığımızı dile getirmek,

ceza yaptırımlarına yol açıyorsa

düşünce özgür değildir.”[2]

 

Cumhuriyet Savcısı Ramazan Dinç’in hakkımda hazırladığı 2015/51160 esas, 2015/3321 sayılı iddianame ile “PKK/KCK Silahlı Terör Örgütü Propagandası yapmak” suçlaması ve TMK 7/2. maddesi gereği cezalandırılmam talebiyle hakkımda açılan dava nedeniyle, “savunmamı yapmak” üzere karşınızdayım.

Ama itiraf edeyim ki, bunu nasıl “yapacağımı” bilmiyorum. Çünkü hakkımda ilgili yasa gereği bir yıldan beş yıla kadar ceza talep eden savcının beni “neyle” suçladığını -ne yazık ki!- anlayabilmiş değilim.

İddianameyi dikkatle ve şaşırarak okudum. Savcı Ramazan Dinç 53 satırlık iddianamesinin 21 satırında PKK/KCK ve bağlantılı örgütlenmeler hakkında bir takım tarihsel bilgiler veriyor. Geri kalan 32 satırda ise, hakkımda facebook sayfamda “PKK/KCK silahlı terör örgütü adına paylaşımlar yapmak suretiyle halkı kin ve isyana sürüklediğim yolunda ihbar bulunduğu belirtip, facebook sayfamda mezkûr örgütün propagandasını yapmak suretiyle atılı suçu işlediğim iddiasıyla cezalandırılmamı talep ediyor.

Savcı Ramazan Dinç Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nin Facebook sayfamda “PKK/KCK terör örgütünün propagandası”nı yaptığımı “kanıtlayan” paylaşımlarının fotoğraflarını da eklemiş. Tam 16 adet fotoğraf.

Ancak, bu fotoğrafların neden, hangi şekilde “terör örgütü propagandası” oluşturduğunu belirtmemiş.

Burası ilginç.… Çünkü söz konusu fotoğraflardan HİÇBİRİ, iddianamede belirtilen PKK/KCK örgütlenmesiyle ilgili değil!

Dilerseniz tek tek ele alarak belirteyim.

Paylaşım 1: “Yönetmeliğiniz sizin olsun, isyan bizimdir” lejandıyla verilen fotoğraf. İktidar partisinin 5 Ağustos 2015 günü Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve temel bir anayasal hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını idarî amir ve kolluk kuvvetlerinin keyfî sınırlama ve yasaklamalarına terk eden, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”e yönelik bir paylaşım… PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok. Yeri gelmişken belirteyim; 17 Mart 2016 günü Ankara 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bu paylaşımdan dolayı yargılandım ve beraat ettim.

Paylaşım 2: “Ne Yaptı?” başlığıyla paylaştığım, “NeYaptıBizeBuDevlet” hashtag’iyle sunulan ve üzerinde Çorum, Roboskî, Gazi, Dersim, Sivas gibi yakın tarihimizin bir kısmı devlet güçleri tarafından gerçekleştirilmiş, bir kısmı ise failleri yargı önüne getirilmeden örtbas edilmiş katliamların eleştiri konusu edildiği bir resim. Yine PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok.

Paylaşım 3: 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta Kobanê’nin yeniden inşasına katkıda bulunmak üzere bölgeye giden sosyalist gençlerin basın açıklaması sırasında IŞİD militanlarınca düzenlenen intihar saldırısı ile 34 gencin öldürülmesini protesto amacıyla yapılmış bir paylaşım. Yine PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok.

Paylaşım 4: 1980 Çorum katliamının yıldönümü vesilesiyle, Alevî yurttaşlara yönelik katliamı anımsatmak üzere yaptığım paylaşım. Yine PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok.

Paylaşım 5: Alevîlere ve aydınlara yönelik Sivas Katliamı’nın 22. Yıldönümünde Datça Demokrasi Platformu’nca düzenlenen basın açıklamasında çekilmiş bir fotoğrafım. Yanımdaki kişi, Datça’da hediyelik eşya satan demokrat bir arkadaşımdır. Yine PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok.

Paylaşım 6: Aynı basın açıklamasından bir başka kare. Yine PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok.

Paylaşım 7: O günlerde Meclis’te tartışılan, silah kullanma dahil polisin yetkilerini arttıran ve bu yetkilerin keyfi kullanımının önünü açan İç Güvenlik yasa tasarısını protesto için 28 Şubat 2015 tarihinde Ankara/Sakarya Caddesi’nde düzenlenen protesto gösterisinden çekilmiş bir fotoğrafım. Yanımdaki şahıs eşim Temel Demirer’dir. Yani yine PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok.

Paylaşım 8: “Aşk” lejantıyla paylaşılmış, elele tutulmuş biri kadın, diğeri erkek iki gencin resmi. Üzerinde İngilizce “Revolution” (Devrim) ve Ece Ayhan’ın “aşk örgütlenmektir” dizesi yer alıyor. İddianamede neden yer aldığını hiç anlamadım. Tabii yine PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok.

Paylaşım 9: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, konumu gereği kendisini hiç ilgilendirmemesi gereken parlamento seçimlerinde aktif propaganda misyonu üstlenmesini ve “Başkanlık sistemi” taleplerini hicveden bir karikatür. Yine PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok.

Paylaşım 10: Kırıklar F Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan mahkûm Seçkin Savaş’ın karikatürlerine, dayanışma amaçlı olarak yaptığım paylaşım. Bir kez daha PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok.

Görüldüğü üzere, “PKK/KCK örgütü propagandası” yaptığıma kanıt olarak gösterilen ve Terörle Mücadele Şubesi’nden polislerin facebook hesabımdan rastgele seçtiği, Savcı’nın ise inceleme yapmaksızın dosyama koyup hakkında iddianame hazırladığı fotoğraflardan 10 tanesini, kişi havsalasını ne denli zorlarsa zorlasın, PKK/KCK ile ilişkilendirmenin olanağı yok. Bu nedenle, bu on paylaşım hakkında, dosyada yer almalarını anlamsız bulduğum dışında bir şey söylemeyecek, bunları savunmama dâhil etmeyeceğim. Bir de tabii, bir savcının insanlar hakkında yıllarla ölçülen hapis cezaları talep ederken daha özenli olması gerektiğine ilişkin kanaatimi belirtmeliyim.

Gelelim, iddianamede yer alan ithamlarla daha ilişkiliymiş “gibi” duran 11.-15. paylaşımlara…

Bu paylaşımların bazılarında (Paylaşım 11, 12, 13 ve 15) gerilla üniformalı, silahlı, bayraklı figürler yer alıyor. Ama bunlar PKK/KCK değil, IŞİD’e karşı savaşan YPG/YPJ militanları.

Burada IŞİD’in “ne” olduğunu ya da ona neden karşı olduğumu anlatmama sanırım gerek yoktur. Ya da Suriyeli Kürtlerin partisi PYD’nin silahlı kolu YPG/YPJ’nin Kobanê’yi IŞİD’in elinden alarak Türkiye’nin Suriye sınırının tümünde IŞİD’in Suriye ve Irak’ta kurmayı hedeflediği İslâm Devleti ile komşu olmasını engellemesine -bir kadın olarak- neden sevindiğimi açıklamama gerek var mı?

Yine de bir-iki cümleyle de olsa belirteyim. İşgal ettikleri topraklarda kendi din anlayışları dışındaki, hatta Kur’an surelerini ezberden okuyamayan herkesi kurşuna dizen, savaş tutsakları diri diri yaktıkları, ciğerlerini söküp çiğ çiğ yedikleri, kestikleri kellelerle futbol oynadıkları görüntüleri videoya çekip sosyal medyada paylaşan, kız çocuklara, kadınlara topluca tecavüz edip cariye pazarlarında satan bir cani sürüsüyle komşu olmayı, akl-ı selim sahibi kim ister?

Evet, YPG ve YPJ’nin, özellikle de genç Êzîdî ve Kürt kadınların bu cani sürüsüne karşı verdikleri savaşı bu ülkedeki ve dünyadaki milyonlarca kişi gibi ben de destekledim; Kobanê’nin IŞİD’li katillerden temizlenmesini coşkuyla karşıladım.

“Milyonlarca kişi” dedim; hemen belirteyim; bunlar arasında, partisinin Diyarbakır il örgütünün kongresinde “Kobanê’ye selam ediyorum!” vurgusuyla, “Türk ve Kürt kardeşler birlikte Kudüs’ün, Şam’ın özgürlüğü için çalışacaklar. Çözüm sürecini hiç aksamayan bir mekanizması çerçevesine oturttuk. Yeni Türkiye için tekrar yola çıkmışken 6-7 Eylül olaylarını çıkardılar. Kobanê için çıkmadı o olaylar. Kobanê’ye buradan selam ediyorum. Kobanê’deki her kardeşlerimin alnından öpüyorum. Kobanê bize tarihin emanetidir,” diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu[3] da bulunuyor.

Tekrar edeyim, iddianamede sözü edilen resimler, PKK/KCK’ya değil, YPG/YPJ’ye ait.

Burada “mugalata” yaptığım, PYD’nin PKK’nin Suriye kolu olduğu, dolayısıyla PYD (ve onun askeri kanatları YPG ve YPJ) = PKK/KCK= terör örgütü olduğu ileri sürülebilir. Gerçekten de Türkiye’de iktidar, bir süredir PYD’nin PKK ile irtibatlı bir “terör örgütü” olduğu tezini işliyor; hem içeride, hem de dışarıda.

Ancak bu problemli bir tez. Hem de birkaç bakımdan.

1) Öncelikle benim paylaşımları yaptığım tarihlerde PYD (ve YPG) devlet tarafından “terör örgütü” kabul edilmiyordu. Bu kabul (eğer resmen gerçekleştirildiyse) çok sonraları olmuş olmalı. Basında yer alan haberlere bakılırsa, 21 Ekim 2015 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısından sonra… Haberlere göre bu toplantıda:

“… PYD ve YPG’nin uluslararası alanda da ‘terör örgütü olarak kabul edilmesi’ için yoğun çalışma yürütülmesine karar verilmişti. Toplantıdan sonra yayınlanan bildiride, ‘Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Terörizmle Mücadele Zirvesi’nde ele alınan konular hakkında kurula bilgi sunulmuştur. Bölücü terör örgütünün Suriye’de uzantılarının uluslararası alanda terör örgütü kapsamında tescilinin gerekliliğinin altı çizilmiştir’ görüşlerine yer verilmişti.”[4]

Nitekim yine basında yer alan haberlere göre, “İçişleri Bakanlığı, Antep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği gizli ibareli belgede YPG ve PJAK’ın “terör örgütleri listesi”nde yer almadığını” bildirmiştir. Haber şöyle devam ediyor:

“Antep’te görülen bir dava ile ilgili Antep 2. Ağır Ceza Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı’na “YPG ve PJAK’ın terör örgütü olup olmadığını” sordu. İçişleri Bakanlığı’nın mahkemeye 8 Eylül 2015 tarihinde gönderdiği gizli ibareli cevapta, Partiya Jiyana Azad a Kurdistan/Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) ve Yekîneyên Parastina Gel/Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) ilişkin bilgi verildi. 

2015/207 sayılı dosyaya giren belgede, PJAK ve YPG’’nin “terör örgütleri listesinde” olup olmadığını, ayrıca her iki örgütün lider kadrosu ve yöneticilerinin Türkiye’ye yönelik eylemlerinin olup olmadığı, var ise bunun kronolojik liste hâlinde talep edilmesine ilişkin sorulara İçişleri Bakanlığı cevap verdi. Bakanlığın cevabında şu görüşlere yer verildi: 

 ‘Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Sözleşmeler Bürosunun 25.02.2015 tarihli ve 64905974-3-5-13- 2012-88/16707 sayılı yazısında terörün finansmanıyla mücadele eylem planını 3.1.1 numaralı uluslararası kurumları ve ülkelerin listelerine eklenecek terörle bağlantılı kişi ve örgütlerin belirlenmesi eylem maddesi kapsamında alınan listelere eklenmesi düşünülen kişi ve örgütler ile ilgili olarak Yargıtay 1. Başkanlığı’nın 09.02.2015 tarihli ve 21167910/1412 sayılı yazı ekinde alınan ve tarafımıza gönderilen terör örgütleri listesinde PJAK ve YPG isimli örgütlerin yer almadığı tespit edilmiştir’…”[5] (Bkz. EK 1)

Dikkat ederseniz, yukarıda, PYD/YPG/YPJ’nin Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından resmen “terör örgütü” kabul edilip edilmediğine dair, ikircimli bir ifadeye başvurarak, “eğer (kabul) gerçekleştirildiyse” deme gereğini duydum. Çünkü medyada Şubat 2016 itibariyle çıkan haberlerde, PYD ya da YPG’nin Bakanlar Kurulu’nun son “terör listesi”nde de yer almadığına dair haberler yer almaktaydı:

“Resmen şok! Türkiye ile ABD arasında yaşanan “PYD terör örgütüdür, değildir” tartışmasında, Ankara’ya soğuk duş.

PKK’nın Suriye uzantısı PYD ve YPG’nin Türkiye’nin terör listesinde olmadığı ortaya çıktı.

İşte detaylar…

Önce bir hatırlatma yapalım:

2015 yılı başlarında (yani bundan tam 1 yıl önce) Osmaniye’de bir dava görüldü. Bu davaya ilişkin olarak mahkeme, Adalet Bakanlığı’ndan, PYD ve YPG’nin terör örgütü olup olmadığını sordu.

Bakanlık mahkemeye Emniyet Genel Müdürlüğünün 20/03/2015 tarihli ve 685-46074 sayılı yazısını cevap olarak gönderdi. Bu yazıda “bir yapılanmanın terör örgütü ilan edilmesinin Bakanlar Kurulu veya Yargıtay Kararı ile gerçekleşebileceği” belirtildi. EGM’nin yazısının devamında ise PYD/YPG yapılanmasının terör örgütü olduğuna dair Bakanlar Kurulu kararı bulunmadığı kaydedildi.

Adalet Bakanlığından gelen 20/02/2015 tarihli 649059974-3-5-13-2012-88/16707 sayılı yazıda ise Türkiye tarafından terör örgütü kabul edilen örgütlerin listesi vardı ve bu listede PYD/YPG yoktu (…)

İşin ilginci, Bakanlar Kurulu’nun yeni listesinde de PYD/YPG terör örgütü olarak görülmüyor. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “Türkiye’de Faaliyet Gösteren Terör Örgütleri Listesi”nde de, PYD ve YPG’nin adları geçmiyor.”[6]

Bu nedenledir ki, PYD eşbaşkanı Salih Müslim defalarca Türkiye’ye gelmiş, yetkililerle görüşmelerde bulunabilmiştir.[7] Hatta söz konusu paylaşımlarımdan biri, Salih Müslim’in Türkiye’de olduğu Haziran 2015 tarihine denk düşmektedir!

2) Türkiye PYD’nin “terör örgütü” olduğu tezi, uluslararası arenada kabul görmüyor.

Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi çevreleri ve onların sözcülüğünü üstlenmiş gözüken medya, iç ve dış kamuoyunu ve AB ülkeleri ve ABD’yi PYD’nin PKK ile bağlantılı bir “terör örgütü” olduğu yolunda ikna çabalarını 10 Ekim 2015 günü Ankara’da gerçekleştirilen IŞİD saldırısının ardından yoğunlaştırmışlardır. Ancak, bilindiği üzere, IŞİD’i etkisizleştirmeyi acil öncelik kabul eden başta ABD olmak üzere Batı dünyası, IŞİD’e karşı savaşan PYD ve onun silahlı örgütleri YPG ve YPJ’yi “terör örgütü” olarak değerlendirmemekte, aksine onunla doğrudan ya da dolaylı ilişkilerini sürdürmektedir.[8]

3) Bu koşullarda, “terör örgütü” tanımının kendisini sorunludur.

Türkiye ile Batı kamuoyu arasındaki, “neyin” terör örgütü olduğu konusundaki anlaşmazlık, bizi uluslararası geçerliliği olan bir “terör/terörizm”, dolayısıyla da “terör örgütü” tanımı bulunmadığı gerçekliğine ulaştırıyor.

“Terör”, Noam Chomsky’nin de dikkati çektiği üzere uluslararası strateji literatürüne 1980’li yıllarda ABD (ve o zamanki başkanı Reagan) tarafından takdim edilmiş bir kavramdır.[9] “Uluslararası bir tehdit” düzeyine terfi etmesi ise, bilindiği gibi, El Kaide’nin 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’ye düzenlediği uçaklı intihar saldırılarına denk düşer. Bu tarihten itibaren, başta ABD olmak üzere pek çok devlet, iktisadi, siyasal çıkarlarına yönelik bir dizi askeri operasyonu ya da ülke içinde düzeni temin etme girişimlerine “terörle/terör örgütleriyle mücadele” savıyla gerekçelendirmeye başlamıştır: Afganistan ve Irak işgallerinin bu gerekçeye dayandırıldığı, akıllardadır.

Günümüzde ise IŞİD’in çeşitli Avrupa kentlerinde düzenlediği, çok sayıda can kaybına yol açan intihar saldırıları, hem ABD hem de AB ülkelerinin “teröre karşı mücadele”lerinde başta IŞİD olmak üzere radikal İslâmcı örgütleri hedefe almalarına yol açmıştır.

Türkiye’de ise iktidar çevrelerinin, bilindiği üzere, yakın zaman öncesine dek Suriye devlet başkanı Esad’a karşı desteklediği, ya da en azından “hayırhah” bir tutum izledikleri IŞİD’i “terörist” ilan etmeleri, oldukça yeni bir durumdur ve Cumhurbaşkanı ne zaman “IŞİD terörü”nden söz etse, PKK, PYD, DHKP-C gibi örgütlerle birlikte anmaktadır adını.

Farklı ülkelerin “terör” tanımlarında (dolayısıyla da “terörle mücadele stratejileri”nde) farklılaşması, hiç kuşkusuz, onların çıkar ve öncelikleriyle ilgilidir. Angus Martyn, Avusturalya parlamentosuna sunduğu raporda şöyle yazmaktaydı: “Uluslararası topluluk hiçbir zaman kabul edilmiş, kapsamlı bir terörizm kavramı geliştirmeyi başaramadı. 1970’ler ve 1980’lerde Birleşmiş Milletler’in terimi tanımlama konusundaki girişimleri, çeşitli üyelerin ulusal kurtuluş ve kendi kaderini tayinle bağlantılı çelişkiler bağlamında şiddet kullanımına ilişkin görüş ayrılıkları nedeniyle akamete uğradı.”[10]

Lübnan’lı diplomat ve öğretim üyesi Sami Zeidan ise, terörizme üzerinde uzlaşılmış bir tanım getirmenin politik güçlükleri konusunda şunları söylüyor:

“Terörizmin tanımı konusunda genel bir uzlaşı bulunmuyor. Terörizmi tanımlamanın güçlüğü, konum almayı gerektirme riski içermesinden kaynaklanıyor. Terimin siyasal değeri, onun hukuksal değerini gölgelemektedir. Siyasal anlamına bırakıldığında terörizm kolaylıkla belirli devletlerin belirli zamanlardaki çıkarlarına uyan değişime ayak uydurmaktadır. Taliban ve Usame bin Ladin bir zamanlar, Afganistan’da Sovyet işgaline karşı mücadele ederken özgürlük savaşçısı (mücahidin) olarak tanımlanıp CIA tarafından desteklenmekteydi. Şimdiyse terörist listelerinin başında yer alıyorlar.

Günümüzde Birleşmiş Milletler Filistinlileri, topraklarının İsrail tarafından yasadışı işgaline karşı savaşan, uzun vadeli meşru bir direnişi sürdüregelen özgürlük savaşçıları olarak görüyor. Buna karşılık İsrail onları teröristler olarak görüyor. İsrail Lübnan Hisbullah’ını da terörist bir grup olarak damgalıyor; oysa uluslararası topluluğun büyük bölümü onları meşru bir direnişçi grubu olarak görmekte.(…) Terörizmin siyasal değerinin yasal değerine galebe çalmasının yansımalarının maliyeti fazladır.”[11]

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1994’te terörist eylemleri, “terörizm”in aşağıdaki tanımından hareketle mahkûm etmişti: “Siyasal amaçlarla genel kamuoyunda, bir grup kişide ya da belli kişilerde dehşet durumu yaratmak amacıyla gerçekleştirilen caniyane eylemler”.[12]

Buna karşılık, tekil ülkelerde vurgu “kamuoyu ya da kişilerde dehşet durumu yaratma”dan çok farklı biçimlere bürünebilmektedir. Örneğin Arjantin’de 1976-83 yıllarında hüküm süren diktatörlük rejimi, “terörist”i “yalnızca bomba atıp silah taşıyan kişiler” olarak değil, “Hıristiyan ve batı uygarlığına karşı fikirler yayan kişiler” olarak tanımlanır.[13] Pakistan Anti-Terörizm Yasası (1999) ise:

  1. a) Herhangi bir kişi ya da kişilerin ölümü ya da yaralanmasına ya da mülklerde geniş ölçekli zarara ya da topluluk yaşamı için gerekli hizmetlerin dağıtımında önemli bir aksamaya yol açacak şekilde bomba, dinamit ya da diğer patlayıcı ya da yanıcı madde ya da ateşli silahlar veya diğer öldürücü silahları, ya da zehirli ya da öldürücü gaz ya da kimyasalları kullanarak halkta ya da halkın bir kesiminde korku ve dehşet duyguları uyandıran veya güç kullanımı tehdidiyle kamu görevlilerini yasal görevlerini icra etmekten alakoyan;
  2. b) Halkın bütünü ya da bir kesiminde dehşet, korku ve güvensizlik yaratacak veya halkın farklı kesimleri arasındaki uyumu bozacak şekilde eylemde bulunan;
  3. c) Toplu tecavüz, çocuk tacizi ya da soygun eylemi gerçekleştiren (…) kişiler “terörist” olarak tanımlanmaktadır.[14]

ABD’nde ise farklı kurumlar farklı “terörizm” tanımlarını benimsemekte. Örneğin ABD Federal Tüzükler Yasasında “terörizm”, “siyasal veya toplumsal hedeflere ulaşmak amacıyla kişilere ya da mülkiyete karşı bir hükümeti, sivil nüfusu ya da onun bir kesimini korkutmak ya da zorlamak amacıyla yasadışı güç ve şiddet kullanımı” olarak tanımlarken, ABD Savunma Bakanlığı’na göre terörizm, “hükümetleri ya da toplumlara korku salmak ya da onları zorlamak amacıyla yasadışı şiddet kullanımı ya da şiddet tehdidir. Terörizm genellikle dinsel, siyasal ya da diğer ideolojik inançlarca güdülenmekte ve genellikle siyasal hedeflere ulaşmak için başvurulmaktadır.”[15]

Temel Demirer, bir çalışmasında “terör”e yönelik tanımlama girişimlerini şöyle sınıflandırmakta: “Terör”, “korku ve dehşet ortamı yaratmak, “siyasal bir hedefe ulaşmak”, “toplumun çeşitli kesimlerinin korku içinde bırakılması”, “kamu düzeninin ciddi olarak bozulması”, “Cumhuriyet’in temel niteliklerinin değiştirilmesi”, “devlet gücünü etkilemek, ele geçirmek” “politik davranışlara olağandışı yollarla etki yapmak”, “mevcut yasal düzeni şiddet yoluyla değiştirmek” amacıyla; “ihtilalci gruplar”, “çeşitli ve birbiriyle ilgisiz gruplar”, “yer altı grupları”, “terörist örgütler”, “vatandaşlar”, “kendini adamış, ve gizli eylem yapan ufak bir grup” vb. tarafından “devlete, halka ya da bireylere”, “siyasi kurumlara”, “masum kişilere”, “hepimiz”e, “kişilere ve mala”, “yaşama hakkına”… karşı yöneltilen “şiddet”, “karıştırıcı, yıkıcı, zarar verici”, “korku ve yılgınlık saçan” “hürriyet aleyhine işlenen”, “sembolik” vb. eylemler olarak tanımlanagelmektedir uluslararası literatürde.[16]

3713 sayılı Türkiye’de Terörle Mücadele Kanunu’ndaki tanımın esas vurgusu ise, bilindiği üzere, halktan/yurttaşlardan/kişilerden çok, devlet ve düzenin korunmasına yöneliktir; dolayısıyla, örneğin “toplu tecavüz” Pakistan’da terör eylemi sayılırken, Türkiye için böyle bir durum söz konusu değildir; ya da ABD’de cari “terör” tanımları devlete ya da düzene yönelik “tehdit” algılarına dayanmamaktadır.

“Terör” kavramına ilişkin uzman/akademisyen/kamuoyu oluşturucularının vb. algı ve tanımları göz önünde bulundurulduğundaysa, işler daha da karmaşık bir görünüm alır. Son dönemlerde (Noam Chomsky’nin izinden) “devlet terörü” kavramının terör tanımlarında yer almayışı giderek daha ağır eleştirilere uğramaktadır, örneğin.[17]

Böylelikle Ahmet İnsel, “Şiddet sadece fiziksel zor değildir. Bir hakkın ihlâli de şiddettir. İktidarın her zor kullanımı şiddet değildir ama iktidara tanınan meşru otorite suiistimal edildiği zaman yasal zor şiddete döner. Şiddet, cürümdür. Yalnız fiziksel zorla değil, hakların ihlâl edilmesi, verilen yetkilerin kötüye kullanılması, sistemli bir ihlâl pratiği hâlinde de tezahür eder. İktidarın hak ihlâli bir kabahat değil, cürümdür,”[18] sözleriyle tartışmaya açıyor “devlet terörü” kavramını. ‘Sabah’ gazetesindeki köşesinde Tulu Gümüştekin ise “Asıl sorun, dünyadaki adaletsizliğin, artık her toplumda yankı bulması olarak özetlenebilir. Terör, yalnızca az sayıda militan eliyle gerçekleşmiyor, devletler de terör uygulayabiliyor. (…) Terörle mücadele, temel olarak dünyanın neresinde olursa olsun adaletsizlik, eşitsizlik ve güvensizliklerle mücadele anlamına gelmeye başladı, 21. yüzyılı böyle değerlendirmemiz gerekecek[19] diyor.

Ataol Behramoğlu ise bu konuda, “Her türlü şiddet hareketini terör olarak niteleyip adlandırmak, bana kalırsa kafa ve kavram karışıklığıdır,” deyip ekliyor: “insanlık tarihi boyunca, yüzyıllardır, belki binyıllardır süren “devlet terörü” ortadan kalkmadıkça, adına “terör” dense de denmese de, şiddet ve intikam girişimlerinin önüne geçilemez...”[20] katkısında bulunuyor.

Kuşkusuz, bu tartışma örneklerini arttırmak mümkün. Ancak, bu üç örneği, “devlet terörü” kavramının farklı görüş ve eğilimlerdeki yazarlar tarafından benimsendiğini göstermek için verdim.

“Terör/ terörist” kavramının Türkiye’de siyasal çevrelerindeki kullanımı ise daha sorunlu gözükmekte. Kavramın içeriği, siyasal konjonktüre bağlı olarak sürekli değişime uğra(tıl)ıyor. Yakın birkaç örnek vermekle yetineyim: İstihbarat görevlileri ile bazı bakanların ve üst düzey bürokratların İmralı’da mahkûm PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeler yürüttüğü günler, iktidar partisi çevreleri PKK’nin “terör örgütü” olmadığı yolunda sık sık görüş bildirmekteydi. Örneğin:

 

20 Ekim 2015

AKP milletvekili Orhan Miroğlu:

“PKK ve IŞİD terör örgütü değil, politik hareketlerdir.”[21]

7 Haziran 2014

Başbakan eski yardımcısı Beşir Atalay:

“Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncemiz.”[22]

21 Ekim 2015

Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan:

“Abdullah Öcalan olayları okuma kabiliyetine ve tecrübesine sahip.”[23]

31 Temmuz 2015

Başbakan eski yardımcısı Bülent Arınç:

“Sayın Öcalan demeyi ve PKK bayrağı açmayı suç olmaktan çıkardık.”[24]

20 Ekim 2015

Adalet eski bakanı Sadullah Ergin:

“Öcalan, bölgenin durumunu daha sağlıklı yorumluyor.”[25]

18 Temmuz 2013

Recep Tayyip Erdoğan’ın Danışmanı Yiğit Bulut:

“Öcalan, Ortadoğu’da Türkiye’nin önünü açıyor.”[26]

16 Ocak 2013

Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz:

“PKK terör örgütü değildir. Öcalan’a terörist demek, denize ‘göl’ demektir.”[27]

5 Ağustos 2015

AKP Milletvekili Yasin Aktaş:

“Abdullah Öcalan dünyanın geleceğini çok iyi okuyor.”[28]

3 Aralık 2014

Başbakanlık eski Danışmanı Etyen Mahçupyan:

“Öcalan’ın çok geniş bir prestij alanı var. Nadir insanlardan biri.”[29]

9 Haziran 2014

Cem Küçük:

“Öcalan olmasaydı şu an çoktan kan gövdeyi götürmüştü.”[30]

 

Kabul etmeli, bu ifadeleri iktidar partisiyle ilişkisi olmayan sıradan yurttaşlar kullandığında, soluğu “Terörle Mücadele Yasası’na muhalefet”ten Ağır Ceza Mahkemesi’nde alıyor. Bu durum ise, haklı olarak ‘yargıda çifte standart’ olarak eleştiriliyor.

Bunlar, iktidar çevrelerinin, bugün benim “propagandasını yapmak”tan yargılandığım “PKK/KCK örgütü” ve onun lideri hakkında söyledikleri…

Aynı çevrelerin bugüne değin hiçbir silahlı eyleme katıldığına dair bir belirti olmayan, ve yakın zaman öncesine dek AKP ile “iktidar ortağı” olarak davranan Fethullah Gülen cemaatinin “terör örgütü” olarak nitelediği ve ilgili kovuşturmaların TMY çerçevesinde yürütüldüğü[31], ya da iktidarın Haziran 2015’ten bu yana Kürt bölgelerinde uyguladığı şiddeti eleştiren bir bildiriyi imzalayan akademisyenleri “terör destekçisi” olarak yargılama girişimleri göz önünde bulundurulduğunda, “terör/terörizm” kavramının yakın politik çıkar ve yönelimler doğrultusunda nasıl kullanıldığı daha iyi görülebilir. Daha açık bir deyişle, siyasal bir söylem, retorik aracı olarak[32]

Ve “Fethullah Gülen Terör Örgütü”nden önce, yüzlerce kişinin tutuklanıp yargılandığı, kimilerinin tutukluyken yaşamını yitirdiği, sonrasında ise suçlamaların düşürülüp davaların sessiz sedasız rafa kaldırılan “Ergenekon terör örgütü”![33]

Nitekim, 2006 yılında Türkiye’de incelemelerde bulunan Birleşmiş Milletler özel raportörü Finlandiyalı Prof. Martin Scheinin’in BM’nin İnsan Hakları Komisyonu’nun 62 oturumunda tartışılan raporunda, Terörle Mücadele Yasası’nın 1. Maddesindeki “terör” tanımının “belli suç eylemlerine ithafta bulunarak değil, amaç ya da hedeflerine dayanarak tanımlan”masının sakıncalarına dikkat çekilmekteydi. Rapora göre, yasadaki terör tanımı “belirsiz ve geniş koşullarda biçimlenmiş”tir; ve:

“(…) olağanüstü durumlarda bile ihlâle izin vermeyen bir hüküm olan Sivil ve Siyasi Haklar Uluslararası Anlaşması’nın (ICCPR) 15. maddesinde tanımlandığı şekliyle yasallık ilkesine ilişkin kaygıları arttırmaktadır. Terörün bu tanımı, yasanın diğer hükümlerine uygun olarak uygulandığında, “terör”ün uluslararası anlamının kapsadığı amaçlara katkıda bulunması açısından, kişilere karşı ölümcül ya da ağır şiddet eylemleri ya da rehin alma gibi ilgili kişinin, kişisel olarak, tanımlanan hiçbir terör eylemiyle bağlantısının olmadığı durumlarda kovuşturma ile sonuçlanabilir. Ayrıca, 1991 Terörle Mücadele Yasası’nın, terörle mücadelede uluslararası sözleşmelerin gerekliliklerine göre güncellenmediği görülmektedir.”

Özel raportör, Türkiye’de “terörist” teriminin, çok sayıda kişi, bu kişilerin kuruluşları ve faaliyetlerine atıf yapmak için kullanılmaya devam ettiğini gözlemekte, yasallık ilkesine ilişkin kaygıların artması dışında, “terör” ve “terörist” terimlerinin ayrımsız kullanılmasının terörle mücadelenin etkililiğinin zayıflatılması riskini yaratacağı konusunda uyarmaktadır. Daha da ötesi, Özel Raportör, hangi kuruluşlarının terörist olarak sınıflandırıldığı, sınıflandırma prosedürü ve böyle bir sınıflandırmanın sonuçları konusunda şeffaflığın olmadığını bildirmiştir. Raportör, “tavsiyeler” meyanında ise, “terörle mücadele dışında başka amaçlar için üyelik, yardım ve yataklık suçlarının ve kimi zaman yetkililerin atıfta bulunduğu ‘düşünce suçları’nın istismar edilmesine karşı, hangi fiillerin terör suçu kapsamına girdiğinin açıkça ve tam olarak tanımlanması gerektiği”ni vurgulamaktadır.[34] 

Günümüzde pek çok ilgili-ilgisiz kişinin “terör örgütü destekçisi” suçlamasıyla yargılanması, bu saptamaların yerindeliğini göstermekte.[35]

Bir kez daha vurgulamalı: Türkiye’nin siyasal sahnesi, iktidar partisinin muarız ve muhaliflerini “terörist/terör örgütü yandaşı” olmakla suçlayıp bu konuda yargıyı sık sık göreve çağırdığı örneklerle doludur. “Terör” kavramı, mevcut iktidarın elinde, kitlelerin desteğini elde tutabilmek için her vesileyle başvurduğu, ancak mevcut yasa maddesi gereğince yargılanma durumu söz konusu olduğunda kişilerin yersiz biçimde ağır cezalara mahkûm olup uzun yıllarını cezaevlerinde geçirmelerine yol açabilecek, Ernesto Laclau’nun deyimiyle bir “boş gösteren”e dönüşmüştür. “Boş gösteren” terimi, “kendi somut gerçekliğini aşan farklı gösterilenlerin de göstereni olabilme”[36] olarak tanımlanır. Şiddet ediminin kendisi, şiddet ediminin medyada yansıtılışı, medyada yansıtılan şiddet edimi konusunda olumlu söz söylemek; şiddet edimi gerçekleştirildiği ileri sürülen kişilerin imgelerini bulundurmak (resim, afiş vb.); şiddet edimini gerçekleştirenlerle aynı dergileri/kitapları okumak, şiddet eylemini gerçekleştirdiği öne sürülen kişilerin mensubu olduğu öne sürülen örgütün katıldığı ya da destek verdiği kitlesel eylemlere katılmak… her biri ve daha niceleri “terör suçlusu” ilan edilmek için yetmektedir. Üstelik de bu bir “mantık oyunu” değildir; bu suçlamalar, onbinlerce kişinin yıllarını cezaevlerinde geçirmelerine neden olmaktadır bu ülkede.

Bir kavram/ gösteren bu kadar şişirilirse, işlevsizleşmiş demektir. Gündelik dil, siyaset, edebiyat ya da genel olarak söylem/ retorik sanatları açısından değeri ne olursa olsun, bir nüansın kişiyi onlarca yıl hapse mahkûm ettirebildiği ya da aklayabildiği hukuk literatüründe “terör” kavramına başvururken son derece özenli davranmak, çok net ve kesin tanımlardan hareket etmek, bu yapılıyorsa kavramaa hiç başvurmamak gereklidir.

* * *

Her durumda, 3713 sayılı TMK’nın 1. Maddesindeki “terör” tanımını esas kabul etsek bile, dava konusu olan paylaşımlarımın maddede belirtilen fiillerin hiçbiriyle ( cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak) ilişkisi yoktur.

Şöyle ki, söz konusu paylaşımlardan biri, (resim 11), IŞİD’le savaşmak üzere yola çıkan üç kız kardeşi; bir başkası (resim 12) uzaktan çekilmiş YPG’lilerin görüntüsü; bir diğeri (resim 13) Kobanê’de bir evin çatısındaki IŞİD bayrağının kaldırılarak yerine PYD bayrağının asılmasını; bir diğeri de (resim 15) Kobanê’yi IŞİD’den geri alan YPG’lilerin görüntüsünü içeriyor. Resim 14’de ise gönüllü olarak Kobanê’de görev yapan, çatışmalarda yaralanan, sınırdan geçerken tutuklanıp hastane yerine cezaevine sevk edilen doktor Esra Yakar’ın durumuna dikkat çekilmektedir.

Bir başka deyişle, paylaştığım bu fotoğraflardan hiçbiri, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir temel niteliğini ya da düzeni değiştirme, devletin bütünlüğünü bozma, Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürme, devlet otoritesini yıkma, ya da örgütün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini övme/meşru gösterme vb. ile ilişkisi yoktur. Çünkü bu resimlerin Türkiye ile bir ilişkisi yoktur; tümü Suriye sınırları içerisinde kalan Kobanê ile ilgilidir. (Tabii, TMY’de sözü edilen “Cumhuriyet”in Suriye değil, Türkiye Cumhuriyeti olduğunu varsayıyorum. Eğer kast edilen Suriye Cumhuriyeti olsaydı; bana sıra gelinceye kadar çok sayıda devlet yöneticisinin huzurunuzda yargılanıyor olması gerekirdi.)

Mahkemenizden bugüne değin çok sayıda insanın muhatap olduğu “terör örgütü propagandası” suçlamasının uluorta kullanımını engelleyerek iktidar mercilerinden “farklı” düşünen ve bu düşüncelerini ifade eden kişilerin mağdur olmasını önleyecek bir karara imza atmasını talep ediyorum.

 

N O T L A R

[1] 20 Nisan 2016 tarihinde Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimliği’ne sunulan savunma... Kaldıraç, No:178, Mayıs 2016…

[2] Bertrand Russell.

[3] “Başbakan Davutoğlu: ‘Kobanê’ye Selam Ediyorum’” CNNtürk.com, 25 Ocak 2015, http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/basbakan-davutoglu-kobaniye-selam-ediyorum

[4] “PYD/YPG Düşmanlığı Yeni Değil”, Özgür Gündem, 20 Şubat 2016. http://www.ozgur-gundem.com/haber/158445/pyd-ypg-dusmanligi-yeni-degil

[5] “İçişleri Bakanlığı: YPG Terör Örgütü Listesinde Yer Almıyor”, Evrensel, 4 Aralık 2015. http://www.evrensel.net/haber/266724/icisleri-bakanligi-ypg-teror-orgutu-listesinde-yer-almiyor

[6] “PYD Türkiye’nin Terör Örgütleri Listesinde Yok”, Habersom, 10 Şubat 2016, http://www.habersom.com/pyd-turkiyenin-teror-orgutleri-listesinde-yok/

[7]  “PYD lideri Salih Müslim, Türkiye’de”, Sabah, 25.7.2013, http://www.sabah.com.tr/gundem/2013/07/25/pyd-lideri-salih-muslim-turkiyede; “PYD lideri Ankara’da”, AlJazeera, 4.10.2014, http://www.aljazeera.com.tr/ haber/pyd-lideri-ankarada; “PYD Lideri Salih Müslim Ankara’da Görüşmeler Yapıyor?” Suriye Gerçekleri, 20.06.2015, http://www.suriyegercekleri.com/2015/06/20/pyd-lideri-salih-muslim-turkiyede-gorusmeler-yapiyor/.

[8] Yakın iki örnek: “ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “PYD de YPG de bal gibi terör örgütüdür” açıklamasına ilişkin, “YPG terör örgütü değil” cevabını verdi. “ABD’den Erdoğan’a PYD cevabı: Terör örgütü değiller” (Taraf, 11 Şubat 2016)” ve “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Obama’ya yönelik sarf ettiği ‘Biz nasıl güveneceğiz? Ben miyim senin ortağın, yoksa Kobanê’deki teröristler mi?’ sözlerine yanıt ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan geldi. Bakanlık Sözcüsü John Kirby, Türkiye’nin YPG’yi terörist olarak gördüğünü bildiklerini, ancak ABD’nin YPG’yi terörist olarak görmediğini söyledi. Kirby, ‘Türkiye’nin, YPG ile ilgili endişelerini anlıyoruz. Ancak YPG, İŞİD ile mücadelede en başarılı güçlerden biri. Biz onları terörist örgüt olarak görmüyoruz ve kendilerini desteklemeyi sürdüreceğiz’ diye konuştu.” (Sözcü, 9 Şubat 2016)

[9] Chomsky, N. (2000). “Uluslararası Terörizm: Görüngü ve Gerçek”, N. Chomsky, T. Demirer, Y. Demirer vb., Terör Ne, Terörist Kim? (Avrupa, Asya ve Ortadoğu), c. 2. Ankara: Ütopya.

[10] Angus Martyn, The Right of Self-Defence under International Law-the Response to the Terrorist Attacks of 11 September, Australian Law and Bills Digest Group, Avustralya Parlamentosu Web Sitesi.

[11] Sami Zeidan, Desperately Seeking Definition: The International Community's Quest for Identifying the Specter of Terrorism, 36 Cornell International Law Journal (2004) ss. 491-492.

[12] 1994 United Nations Declaration on Measures to Eliminate International Terrorism annex to UN General Assembly resolution 49/60 ,”Measures to Eliminate International Terrorism”, of December 9, 1994, UN Doc. A/Res/60/49

[13]  “Definitions of terrorism”, Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Definitions_of_terrorism.

[14] Pakistan Anti-Terrorism (Amendment) Ordinance, 1999:http://www.satp.org/satporgtp/countries/pakistan/document/actsandordinences/anti_terrorism.htm

[15] “Definitions of terrorism”, Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Definitions_of_terrorism.

[16] Demirer T. (2000). “ ‘YDD’nin ‘Cadı Avı’ (Ya da Gerçeğe Dair)”, N. Chomsky, T. Demirer, Y. Demirer vb., Terör Ne, Terörist Kim? (Avrupa, Asya ve Ortadoğu), c. 2. Ankara: Ütopya.

[17] Ergin Yıldızoğlu, “devlet terörü” kavramını, “devletin şiddeti(nin) yalnızca muhalefeti değil, tüm toplumu denetlemeye, korkutmaya, muhalefet etme hakkını kullananları engellemeye yöneldiğinde, ‘terör’ özellikleri kazanmaya başla”dığı 1970’lere tarihlendiriyor ve “devletin ‘meşru’ şiddetinin sivil halkı hedef almaya başlaması”nın terörizmi beslediğini, bunun da devlet terörünü şiddetlendirdiğini vurguluyor. (Ergin Yıldızoğlu, “Şiddet (violence) ve Terör”, Cumhuriyet, 24 Mart 2016.)

[18] Ahmet İnsel, “Hak İhlâli de Şiddettir”, Radikal, 7 Ocak 2014, s.16.

[19] Tulu Gümüştekin, “Terör ve İnsanlık”, Sabah, 14 Ocak 2015, s.6.

[20] Ataol Behramoğlu, “Terör”, Cumhuriyet, 4 Nisan 2015, s.6.

[21] https://www.youtube.com/watch?v=6Y2A6iBLjs8 ve http://t24.com.tr/haber/akpli-orhan-miroglu-pkk-teror-orgutu-degildir-gorusu-dusunce-ozgurlugudur-tahir-elciye-yapilan-hukuki-degil,313617

[22] http://www.mynet.com/haber/politika/besir-atalay-ocalanin-mesajlari-bizim-de-dusuncemiz-1286781-1

[23] http://bianet.org/bianet/siyaset/173170-yeni-tanimlamayla-kimler-terorist-olacak

[24] http://www.halkhaber.org/2015/07/31/bulent-arinc-sayin-ocalan-demeyi-ve-pkk-bayragi-acmayi-suc-olmaktan-cikardik/

[25] http://www.baroturk.com/iste-adaletteki-cifte-standart-yasalara-gore-degil-adamina-gore-13396h.htm

[26] http://www.haber3.com/yigit-buluttan-ocalan-ovgusu-2088846h.htm

[27] http://t24.com.tr/haber/pkk-teror-orgutu-degildir-gorusune-yargidan-cifte-tarife-akpli-miroglu-ve-emre-akoz-sorusturulmadi-diyarbakir-baro-baskani-tahir-elci-gozaltinda,313582

[28] http://www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/robot-kose-yazarligi-sorunu-2018493

[29] http://www.hurriyet.com.tr/etyen-mahcupyandan-ocalanla-ilgili-flas-sozler-27699515

[30] https://twitter.com/cemkucuk55/status/476089461743579136

[31] “… ‘Terör’ kelimesini Ankara kadar hoyratça kullanan başka bir başkent yok. El Kaide sempatizanı olduğunu kendileri söyleyen bir gruba karşı soruşturma yürüten polisler bugün ‘terör’ suçlaması ile karşı karşıya. Yoksul öğrencilere burs organize ettikleri için kelepçe ile evinden alınan kadınlar, basılan öğrenci yurtları, basılan gazeteler var. Bu kadınlar mı terörist? Terörün ne olduğunu mu bilmek istiyorsunuz? Ankara’da fark etmediyseniz, Paris’e bakın. Anlarsınız.” (Ali Yurttagül, “Paris’te Terör ve Dehşet”, Zaman, 15 Kasım 2015. http://www.zaman.com.tr/yazarlar/ali-yurttagul/pariste-teror-ve-dehset_2327553.html)

[32] Murat Belge bu iktidar çevrelerinin “terör” kavramını bir retorik aracı olarak kullanış tarzlarını şöyle bir örnekle açımlıyor: “‘Terör’ kelimesi çok merkezde. Başka birçok kelimenin kullanımını da etkiliyor. Siz falanca örgüte ‘terörist’ demişseniz, o örgütün militanlarına da ‘gerilla’ demeyeceksiniz; ‘eşkıya’ ya da ‘terörist’ ya da ‘anarşist’, o günün havasına göre ‘kötülük’ anlatan bir ad bulacaksınız. Derken, Cumhurbaşkanı gibi, ‘İslâmi terör’ lafını veto edeceksiniz. Neden? ‘Müslüman terör yapmaz.’ Nasıl yapmaz? ‘Yapmaz, Müslüman yaptıysa o iş haklıdır, ‘terör’ sayılmaz.’ IŞİD ne yapıyor? ‘Ha, onlar zaten Müslüman değil. Onlara zaten IŞİD de demeyeceksiniz.’ Ya? ‘DAEŞ diyeceksiniz.’ (…)

Hayat devamlı akıyor, aktıkça her şey değişiyor. Bilmem kaç yıl bağırıyorsunuz: ‘Teröristbaşı’. Böyle bir ‘rütbe’ icat ediyorsunuz. Gün geliyor, bu politikayı değiştirmenin daha doğru olacağını düşünüyorsunuz. Nasıl değişecek? O güne kadar ‘Teröristbaşı’ dediğiniz adamla oturup konuşmadan olmaz. Oturup konuşuyorsunuz. ‘Ben ‘Teröristbaşı’yla anlaştım, bu iş oldu’ diyemezsiniz. Gene birtakım ‘kutsallıklar’ içeren yeni kelimeler bulmalısınız. Sizin bu politikanızı doğru bulmayanlar olacaktır, her zaman olur. Onlar bağıracak: ‘Teröristbaşıyla müzakereye oturdun!’ Siz diyeceksiniz: ‘Bu davada ‘Barış Süreci’ni açıyorum. Barış isteyen halkıma müjde!’ (…) Dünyada laf bol. İnsanlarda istedikleri anda istedikleri lafı bulma yeteneğinin de sonu yok.” (Murat Belge, “Terör”, Taraf, 18 Ekim 2015… http://www.taraf.com.tr/yazarlar/teror/)

[33] Nitekim, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın “Ergenekon” davası kapsamında tutuklu bulunduğu sırada İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü’nde tedavi görürken taburcu edilmesine yönelik hazırlanan heyet raporunun işleme konulmayarak gizlendiği iddiasıyla, 5’i profesör toplam 8 enstitü çalışanı hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmadan yardım etme” suçundan açılan davada, savcı, tüm sanıklar için beraat kararı verilmesini istedi.

Mütalaanın sonuç kısmında, “Ergenekon silahlı terör örgütünün varlığının herhangi bir mahkeme kararıyla sabit olmadığı, herhangi bir idari kararla bir yapının silahlı terör örgütü olarak adlandırılmasının mümkün olmadığı ve bu örgütün ilk kez belirtilen dosyada örgüt olarak adlandırıldığı” belirtilmekteydi. (“Savcı: ‘Ergenekon Terör Örgütü’ Diye Bir Örgüt Yok”, Cumhuriyet, 28 Şubat 2015, s.4.)

[34] Hüsnü Öndül, “Terör Tanımının Genişletilmesi (1)”, Evrensel, 24 Mart 2016, s.2.

[35] İşte günlük basına yansıyan sayısız örnekten sadece birkaç tanesi:

* Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı şehit cenazesinde selfi çekerken gösteren Nokta dergisi, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla savcılık tarafından toplatıldı. Derginin sorumlu yaziişleri müdürü Murat Çapan da ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlamasıyla gözaltına aldı.” (Ali Açar-Sibel Bahçetepe, “Erdoğan’a Eleştiri Artık Terör Suçu”, Cumhuriyet, 15 Eylül 2015, s.7.)

* “Gezi Parkı Direnişi sırasında İnsan Hakları Derneği’nde staj yaptığı için Türkiye’de bulunan ve polisin attığı biber gazından korunmak için girdiği Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) binasında gözaltına alınan Erasmus öğrencisi Fransız Elisa Marianne Couvert hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle yürütülen soruşturma sonucunda takipsizlik verildi.” (Canan Coşkun, “Gözaltının Günlüğü 125 Lira”, Cumhuriyet, 14 Kasım 2014, s.14.)

* Adana’da geçtiğimiz hafta, terör örgütü üyesi olmakla suçlanarak emniyete çağrılan bir öğrenciye şu sorular yöneltildi: ‘Mahallede düzenlenen futbol turnuvasında oynamanın maksadı neydi?’, ‘Çamlık alanda düzenlenen pikniğe hangi maksatla katıldın?’ (Fırat Turgut, “Hangi Maksatla Futbol Oynadın?”, Evrensel, 20 Ocak 2015, s.4.)

* “Cihan Kırmızıgül, sadece bir poşudan yıllarca cezaevinde yattı ve hüküm giydi. Mersin Üniversitesi öğrencisi Duygu Kerimoğlu, Facebook’ta Redhack ile ilgili haberi paylaştığı için aylarca cezaevinde terör örgütü üyeliğinden yattı. Dicle Üniversitesi öğrencisi Rıdvan Çelik, 1 Mayıs kutlamalarına katıldığı için ve slogan attığı görüntüsü olduğu için ceza aldı. Erasmus kapsamında Fransa’daki Lyon Üniversitesi’nden Anadolu Üniversitesi’ne gelen Sevil Sevimli, 1 Mayıs gösterisine ve Grup Yorum konserine katıldığı için terör örgütü üyesi olmakla suçlandı. Erdal Kozan, 18 Haziran’da Gezi eylemlerine katıldığı için gözaltına alındı, LYS’ye elleri kelepçeli götürüldü. Bu isimler kumpas kurulan gençlerden sadece birkaçı.” (“Suçları Bilet Satıp Poster Taşımak”, Cumhuriyet, 30 Ocak 2015, s.7.)

[36] Cem Kaptanoğlu, “Hegemonyanın Koşulu: Boş gösteren İnşası”, http://yarinhaber.net/author/ cemkaptanoglu/312.

 

“Bazı fikirleri benimsemek

veya onlara karşı olmak,

ya da bazı konularda bir şeye inandığımızı

veya inanmadığımızı dile getirmek,

ceza yaptırımlarına yol açıyorsa

düşünce özgür değildir.”[2]

 

Cumhuriyet Savcısı Ramazan Dinç’in hakkımda hazırladığı 2015/51160 esas, 2015/3321 sayılı iddianame ile “PKK/KCK Silahlı Terör Örgütü Propagandası yapmak” suçlaması ve TMK 7/2. maddesi gereği cezalandırılmam talebiyle hakkımda açılan dava nedeniyle, “savunmamı yapmak” üzere karşınızdayım.

Ama itiraf edeyim ki, bunu nasıl “yapacağımı” bilmiyorum. Çünkü hakkımda ilgili yasa gereği bir yıldan beş yıla kadar ceza talep eden savcının beni “neyle” suçladığını -ne yazık ki!- anlayabilmiş değilim.

İddianameyi dikkatle ve şaşırarak okudum. Savcı Ramazan Dinç 53 satırlık iddianamesinin 21 satırında PKK/KCK ve bağlantılı örgütlenmeler hakkında bir takım tarihsel bilgiler veriyor. Geri kalan 32 satırda ise, hakkımda facebook sayfamda “PKK/KCK silahlı terör örgütü adına paylaşımlar yapmak suretiyle halkı kin ve isyana sürüklediğim yolunda ihbar bulunduğu belirtip, facebook sayfamda mezkûr örgütün propagandasını yapmak suretiyle atılı suçu işlediğim iddiasıyla cezalandırılmamı talep ediyor.

Savcı Ramazan Dinç Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nin Facebook sayfamda “PKK/KCK terör örgütünün propagandası”nı yaptığımı “kanıtlayan” paylaşımlarının fotoğraflarını da eklemiş. Tam 16 adet fotoğraf.

Ancak, bu fotoğrafların neden, hangi şekilde “terör örgütü propagandası” oluşturduğunu belirtmemiş.

Burası ilginç.… Çünkü söz konusu fotoğraflardan HİÇBİRİ, iddianamede belirtilen PKK/KCK örgütlenmesiyle ilgili değil!

Dilerseniz tek tek ele alarak belirteyim.

Paylaşım 1: “Yönetmeliğiniz sizin olsun, isyan bizimdir” lejandıyla verilen fotoğraf. İktidar partisinin 5 Ağustos 2015 günü Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve temel bir anayasal hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını idarî amir ve kolluk kuvvetlerinin keyfî sınırlama ve yasaklamalarına terk eden, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”e yönelik bir paylaşım… PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok. Yeri gelmişken belirteyim; 17 Mart 2016 günü Ankara 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bu paylaşımdan dolayı yargılandım ve beraat ettim.

Paylaşım 2: “Ne Yaptı?” başlığıyla paylaştığım, “NeYaptıBizeBuDevlet” hashtag’iyle sunulan ve üzerinde Çorum, Roboskî, Gazi, Dersim, Sivas gibi yakın tarihimizin bir kısmı devlet güçleri tarafından gerçekleştirilmiş, bir kısmı ise failleri yargı önüne getirilmeden örtbas edilmiş katliamların eleştiri konusu edildiği bir resim. Yine PKK/KCK’yla uzaktan yakından ilişkisi yok.

29.05.2016 (Sibel ÖZBUDUN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR