EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

Temel Demirer

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

“Materyalist tarih yorumu

öğretici bir kılavuzdur;

her şeyin kalıbı,

kaldıracı değildir.”[1]

 

Egemen blokta klikler arası hesaplaşma veya ötesi berisiyle 15 Temmuz 2016 darbe girişimine dair söylenecek her söz, yapılacak her tespit eksik kalmaya mahkûmdur. Çünkü bir akşam müphemlikle malûl darbe görüntüleriyle yüz yüze bırakılan coğrafyamızda, 36 yılın ardından yeni bir askeri kalkışmanın net fotoğrafı henüz ortaya çıkmadı; iktidar bu konuda gönülsüz davrandığı çıkacak gibi de durmuyor.

İsmet Berkan’ın ifadesiyle, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeniden kurulurken,”[2] istisnasız hepimiz ezberlerimizi bozmalı, kalıpları kırmaya başlamalıyız.

Tarihe basiretsiz ve başarısız bir darbe girişimi olarak geçecek soru işaretleriyle bezeli hâli, bir twit şöyle özetlemiş: “Darbeyse berbat, tiyatroysa daha beter berbat”!

Darbe girişimi, gerçek olmayacak kadar amatör, “tiyatro” olamayacak kadar da “profesyonel”di.

Darbeyi ‘kim/kimler planladı, azmettirdi, yaptı, yapamadı’ meselesi hâlen büyük ölçüde gizemini koruyor, izleyip göreceğiz. Tüm olanların aydınlatılması kuşkusuz çok önemli, ama çok kısa vadede imkânsız gibi görünüyor.

Ne olduğu ancak uzun vadede ortaya çıkabilecektir; bunun için de öncelikle temiz bilgiye ihtiyacımız var; gereksiz analizlere ve komplo teorilerine değil.

Kolay mı? Az bilen, çok ama boş konuşanların senaryolarına konu olan darbe girişimiyle 12 Eylül 1980 kılıcı kınından 36 yıl sonra tekrar çıkmışken; ‘The Guardian’da, “Darbe girişimi sonrası Türkiye’yi kanlı günlerin beklediği” ifade edildi.

Aynı konuda Robert Fisk de demişti ki, “Bu darbe bir sonraki darbeye kadar ertelendi.”[3]

15 Temmuz cuma akşam saat 9 civarında, ya da biraz daha önce başladığı giderek ortaya çıkan darbe harekâtının hâlen karanlık kalan birçok noktası var. Bunların bir kısmı zaman içinde aydınlanacak, bir kısmı ise yıllar boyunca farklı senaryoların, yorumların, bir vesileyle ortaya çıkan yeni her bilginin ışığında tartışılmaya devam edecek.

Dünyanın en karanlık darbe girişimidir. Her yanı sırla dolu, soru işareti ile dolu.

Darbe nasıl yapılmaz bunun en güzel örneği oldu.

Herkesin kafası allak bullak, darbeyi kim yaptı, kim karşı, kim neye karşı? Hep kafalar karışık.

“Darbe” girişimi inanılmaz zayıf, güçsüz, koordinasyondan ve ciddiyetten uzaktı.

Yıllar sonra da bu darbeyi kimin yapmak istediği, kimlerin desteklediği tartışılacaktır.

Girişim olarak kalıp, öldürmeyen darbenin güçlendirdiği AKP için “Kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz” olarak formüle edilmesi gereken darbe girşimi, ortadaki “şey”i kontrol edemedi, “plan”larda olmayanlar yaşandı.

Ne oldu da darbeyi gerçekleştiremediler? İki şey çok etkili oldu: ilki Tayyip’in istihbarat aldığını öğrenmeleri ve darbeyi “prime time”a çekmeleri ve bundan dolayı bocalamaları... Öyle görünüyor ki, yarım saatte tüm siyasileri içeri alıp kritik kurumları ele geçirip işi bitirmeyi planlamışlardı. İkincisi ise halk desteğini bulamamaları ve darbeci ittifakın bilinemeyen bir sebeple çökmesi…

Darbe girişimi nihayetinde, belki bir mizansendi, belki devletin bazı odak noktaları bu kalkışmadan haberdardı. Ancak iktidara halk nezdinde puan sağlama potansiyeli yüzünden -çaresiz kalanlar, kurtarıcı bekler ya!- göz yumulurken; herkese Carl Schmitt’in, “Egemen, olağanüstü hâle karar verendir”; Walter Benjamin’in, “Ezilenlerin geleneği gösteriyor ki, içinde yaşadığımız olağanüstü hâl, istisna değil kuraldır”; Antonio Gramsci’nin, “Ben kayıtsızlardan nefret ederim. Yaşamak taraf olmaktır!”; Mao Zedoung’un, “Gök kubbede kaos var; demek ki işler yolunda,” uyarılarını anımsatan verili tablonun dahası da var. Göreceğiz, olaylar, olacaklar bitmedi.

At izi it izine karışırken; al birini (Erdoğan) vur ötekine (Fethullah); nihayetinde siyasal İslâmın her versiyonu “aynı”.

Camilerden çağrı ile sokağa dökülen halk, “demokrasi için”(?) tekbirlerle kafa kesti, bu nasıl bir tezattır?

Nabi Yağcı’nın, “Darbeyle ilgili yorumlar ne olursa olsun tankların önüne çıkan, kurşunların üstüne tekrar tekrar giden, geri çekilmeyen, direnen halk için övgüden başka söylenecek hiçbir şey olamaz,”[4] türünden tekerlemelerine veya İbrahim Karagül’ün, “Türkiye tarihinin en büyük içeriden işgal girişimi şimdilik durdurulmuştur. 15 Temmuz, darbe girişimine karşı kitlesel bir tepkinin adı değil, bir işgal harekâtına karşı milli direnişin adıdır. Yeni Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç tarihidir. Bu direniş sadece Erdoğan’ı yok etmeye çalışanları değil, sadece iç iktidar yapısını değiştirmeyi amaçlayanları değil, doğrudan Türkiye’ye karşı savaş başlatanları engellemiştir,”[5] diyen hamasi hezeyanlarını bir kenara bırakırsak; hepimize, “Darbe girişimine karşı darbe, coğrafyamızın Reichstag’ı mı olacak?”[6] dedirten olgu/ olay karşısındaki tutum, “Ücretli kölelikten ve Kürt kanından beslenen egemen klikler arasındaki tepişmenin düzenine de darbesine de hayır! Yaşasın eşitlik, yaşasın kardeşlik, yaşasın özgürlük!”[7] tutumundan başkası olamazdı.

 

  1. AYRIM: OLGUSAL ÇERÇEVE15 TEMMUZ 2016 NEYDİ?

 

15 Temmuz 2016, AKP ve cemaat yani  klikler arası paylaşımın yol açtığı tepişmenin devreye soktuğu girişimdir. Egemen iktidar bloğunun klikler arası paylaşımı/ tepişmesiyle karakterize olmaktadır.

Egemen kesimler arasında kıran kırana iktidar kavgalarıyla yol alan Türk(iye) kapitalizmi, özellikle 2011’den sonra, Erdoğan ve AKP’nin içeride ve dışarıda gütmeye başladığı siyasetin beslediği derin çelişki ve çatışmaların patlamasıyla karşı karşıyadır. 15 Temmuz gecesi gerçekleşen başarısız askeri darbe girişimi, burjuva devletteki yarılmanın derinliğini göstermiştir. Şimdilik güç üstünlüğünü eline geçiren Erdoğan ve AKP, olağanüstü hâl ilan ederek ve tabanını sokakta tutarak hızla darbecileri tasfiye etmeye ve bu arada devlet içinde veya dışında tüm muhalif kesimleri sindirmeye girişmiştir. Özetle, başarısız darbe girişimini fırsata çeviren iktidar, Erdoğan’ın tek adama dayalı yönetimi altında, başta ordu ve yargı olmak üzere tüm devlet yapısını hallaç pamuğu gibi atarak, devleti ve rejimi yeniden yapılandırmaya girişmiştir. Erdoğan liderliğinde tırmandırılan gidişatın bir sonucu olarak zaten büyük ölçüde devre dışı kalmış olan Meclis, olağanüstü hâlle birlikte bir kabuğa dönüşmektedir. Darbe ve karşı-darbe biçiminde kendisini ifade eden burjuva iktidar savaşı, emperyalistler arası güç mücadelesinin de etkisiyle, önümüzdeki dönemde siyasal ve dolayısıyla toplumsal kriz ve çatışmaları azdıracak, yeni darbeleri tetikleyecek bir dinamiğe sahiptir. Dolayısıyla şu anda burjuva devlete ve burjuva siyasete hâkim olan şey, tümüyle kaos ve belirsizliktir.

Erdoğan sürekli kitleleri sokağa çağırarak ve onları meydanda tutarak, devleti yeniden şekillendirme çabasını bir kitle desteği eşliğinde meşrulaştırmaktadır. Darbe karşıtlığı adı altında bir taraftan AKP+MHP+BBP tabanı meydanlara çağrılırken ve bu çağrı belli ölçüde karşılık bulurken, öte taraftan lümpen ve faşist bir azınlık sabahlara kadar sokaklarda dolaştırılmakta, korna, mehter marşı ve tekbirler eşliğinde terör estirilmekte, muhalif kesimler başta olmak üzere tüm toplum baskı altına alınmaktadır.

15 Temmuz darbesi başarısız kalmış olmasına rağmen, hızla AKP’nin “Reichstag Yangını”na dönüşmüştür. Hitler’in bir iç darbeyle parlamentoda iktidarı ele geçirdiği Almanya’da mutlak yetkilerle donanmak, tüm muhalefeti ezerek toplumu kontrol altına almak isteyen Naziler, parlamento binasını (Reichstag) yaktırmış ve suçu komünistlere atarak bunu büyük faşist saldırının gerekçesi olarak kullanmışlardı. Toplum terörize edilerek Hitler’e olağanüstü yetkiler verilmişti. Elbette 15 Temmuz’u gerçekleştiren AKP ve Erdoğan değildir. Ancak Erdoğan’ın eline geçirdiği fırsat, Hitler’in 1933’te eline geçirdiği fırsatın aynısıdır. Nitekim olağanüstü hâl ilan edilmesi de bu gerçeği gözler önüne sermektedir.

Yani neresinden bakarsak bakalım, darbe girişimiyle içine girdiğimiz olağanüstü dönem, yeni kriz ve çatışmaları beraberinde getirecek gibi görünüyor. Erdoğan’ın tüm muhalif kesimleri baskı altına alma ve devletin tepesine mutlak bir güç olarak oturma yönündeki hamleleri kaçınılmaz olarak yeni krizleri doğuracaktır.

Yeni kriz ve kaoslara gebe bu sürecin temel belirleyenlerinden biri de, hiç kuşkusuz uluslararası güç ilişkileri, yani emperyalist güçlerin Türkiye üzerinde tutuşacakları kavga olacaktır. Türkiye ile ABD arasındaki çelişki ve çatışmalar her geçen gün artmaktadır. ABD’nin Gülen’i teslim etmemesi, meseleyi zamana yayma yönünde tutum alması çelişkileri daha da artıracaktır.[8]

15 Temmuz nihayetinde, Fethullah’çıların kamikaze dalışıydı; sonuç itibariyle Tayyip’e kıyak oldu olmasına da; sonuç ortada: T“C” dönülmez akşamın ufkundadır. Çünkü egemen iktidar bloğu parçalanması yanında, birbiriyle çatışma sürecine girmiştir. Bu durumu rejim açısından, restorasyonun ötesinde, yeni bir sermaye yapılanması olarak nitelemek yerinde olur.

Coğrafyamızdaki kaosa derinleşirken anımsatmadan geçmeyelim: 15 Temmuz yönetim kademelerinde dalbudak sarmış dinsel bir cemaate dahil bir grup askerin ayaklanması durumudur. Klasik askeri darbe girişimi falan değildir. Gerçek bir askeri darbe bütün ülke genelinde olur, ordu ikiye bölünmez. Gerçek bir askeri darbede sabah uyandığında sokağında tank görürsün. Suçsuzluğunu kanıtlamak için çırpınan, boğazları kesilen acemi erleri değil![9]

Darbeler tarihine bakıldığında herhâlde en tuhaf darbe girişimi. Her hâliyle despotik iktidara yaradı. Esas olarak özgürlükler mücadelesine ve halklara zarar verdi. Acaba kontrollü girişim miydi diye de insan düşünmeden edemiyor hani. En tepedeki bu girişim için “Allahın bir lütfû” diyerek boşuna memnuniyetini dile getirmiyor.

Cemil Gündoğan’ın da, “Bu kalkışma her durumda egemenler arası bir kapışma olarak tanımlanabilir,”[10] diye betimlediği girişim ile darbe yapmaya kalkışanlar neden “bir gece aniden ve herkes uyurken” kuralına uymadılar ve “amatörce” davrandılar sorusu karşısında şöyle bir tahmini dillendirebiliriz:

Ya o akşamın sabahı kendilerine karşı darbe yapılacağını, yani tutuklanacaklarını öğrendiler ya da kendilerinin sabah yapacakları darbe gündüz deşifre oldu ve bunu öğrendiler ya da deşifre oldukları bilgisi kendilerine sızdırıldı. Darbe planı sabaha karşı ortamına göre yapılmış olduğu hâlde erken harekete geçmek zorunda kaldıkları için amatörce görünen hareketler yaptılar.

Kaldı ki Ahmet Şık, istihbarat kaynaklarına dayanarak verdiği bilgilerde; Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki Gülen Cemaati kadrolarına yönelen soruşturmalarla ilgili 16 Temmuz sabahının erken saatlerinde operasyonların ilk dalgasının yapılmasına karar verildiğini bildirmiştir.

Bu kapsamda İzmir askeri casusluk davası kumpas soruşturmasının savcısı Okan Bato’nun şüpheli listesinde bulunan komuta kademesindeki birçok rütbeli askeri yetkiliyi kapsayan gözaltı kararı verilmiştir. Savcı Bato’nun, 2016’nın Ağustos’unda toplanacak olan yüksek Askerî Şûra’dan önce operasyonların başlatılması önerisi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da onaylanmıştı.

Bununla birlikte gözaltı kararları ve yapılacak operasyonlarla ilgili Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı’na bilgi verilerek onay alınmıştır. Bu karar göre 16 Temmuz 2016 tarihinde sabah 04:00’da operasyonlar başlayacaktı.

Aralarında darbeye kalkışanların da bulunduğu, haklarında gözaltı kararı verilen tüm askerler teknik takip altındaydı. 15 Temmuz 2016 günü gündüz saatlerinde teknik izleme yapan MİT, olağan dışı bir hareketlilik gözlemlendiğini rapor etmiş, fakat bu hareketliliğin ne olduğunun anlaşılamadığı ifade edilmiştir.

15 Temmuz gecesi ise darbe girişimi ortaya çıkmıştır. Ahmet Şık’a göre; başlangıçta “darbeci” olarak anılan ve soruşturma listesinde bulunan 1. Ordu komutanı orgeneral Ümit Dündar’dan karşıt açıklama gelmesi darbeci askerlerin ellerini zayıflatmıştır.

Verili tabloda Fethullah’çılar ağır darbe alsa da, sahneden çekilmiş değiller; tehdit devam ediyor.

Çünkü 15 Temmuz darbe girişimi ordu içinde ve dışında yeterli destek ve güce ulaşamadığı için bastırıldı. Olması gerekenden erken ve eksik hazırlıklarla başlatılan bu darbe girişimi, çılgınca hamlelerle ilerleyerek sonunda kanlı bir macera hâlini almış ve çökmüştür. Onlarca generalin de içinde yer aldığı bu darbe girişimi, hükümetin yansıtmak istediğinin aksine sadece Fethullahçı güçlerden oluşmamaktadır. Belli ki ordunun AKP muhalifi geniş bir kesimi biraraya gelmiştir ve bu darbe girişiminde ABD’nin parmağı olduğu da söylenmektedir. Ayrıca ordunun geri kalanı da saatler boyunca bekle gör tutumunu izlemiştir. Darbeci birliklere karşı diğer birlikler harekete geçirilmediği gibi ordu komutanları uzun bir süre hiçbir açıklama yapmamışlardır. Bu tür açıklamalar süreç tersine dönünce gelmiştir.

Türkiye özellikle son yıllarda devlet baskısı ve şiddetinin olağanüstü ölçüde tırmandırıldığı bir süreçten geçiyor. Bu süreçte artan otoriterleşme eğilimi gitgide faşizan renkler almaktadır. Demokratik hak ve özgürlüklerin her geçen gün kısıtlanıp kuşa çevrildiği bu süreç, beri yandan da Türkiye’yi sarıp sarmalayan çelişkileri dört bir yandan keskinleştiriyor ve ekonomik, sosyal, siyasal, diplomatik, askeri tüm dengeleri, sistemin denge araçlarını da tahrip ediyordu.

Gitgide otoriterleşen AKP iktidarının izlediği politikaların bir yönü, devleti tek parti devleti hâline getirme girişimiyken; bu durum devlet içindeki gerilim ve tepişmeyi de arttırmıştır. Yaşanan darbe girişimi bir yönüyle de bu tepişmenin doruk noktası olmuştur. Bu tepişme zararsız bir tepişme olmayıp halkın sırtında gerçekleşmektedir. İşçi-emekçi kitleler bu süreçte daha da köleleştirilmiş, demokratik ve sosyal haklarından daha da kaybetmiştir. Bu darbe girişiminin bastırılmasıyla, tek parti devletine giden yolda bir kilometre taşı daha geçilmiştir denebilir. Zira Erdoğan bu darbe girişimini de bahane ederek, zaten yürütmekte olduğu devlet içi tasfiyelerinin yeni bir dalgasını şimdiden başlatmıştır. Erdoğan bunu başkanlık yolunda yeni bir fırsata çevirmek isteyecektir.[11]

Bu tabloda 15 Temmuz 2016’nın ortaya koyduğu gerçek, AKP’yi devirebilecek tek gücün halk olduğunu göstermesidir… AKP/saray rejimi, Türkiye’yi son hızla uçuruma sürüklemeye devam ederken; bu gerçek, unutulmayıp/ unutturulmamalıdır. Bir kez daha vurgulayalım: Darbe girişimine zemin hazırlayan, bizatihi AKP/saray rejimidir.

Darbe girişiminin planlayıcıları ve yürütücüleri her kim olursa olsun, bu girişimin de sorumlusu AKP/saray rejimi’dir, ülkemizi başkanlık adı altında bir diktatörlüğe sürükleyen Erdoğan’dır. Darbe girişimiyle AKP/saray rejiminin kendisini daha da kuvvetlendirerek devlet ve silahlı kuvvetler üzerindeki hâkimiyetini artırmıştır. “Darbe karşıtlığı” söylemi üzerinden yürütülecek ve asıl olarak Erdoğan’ın başkanlık hedefine güç taşımak üzere dizayn edilen süreçte, iktidar tarafından estirilmeye çalışılan “demokrasi şöleni” yalanı deşifre edilmelidir.

AKP yönetimi altında demokrasiden söz etmenin dahi mümkün olmadığı coğrafyamızda, yaşanan darbe girişimi ve bunun iktidar tarafından savuşturulması, başka açılardan da dikkatle çözümlenmesi gereken sonuçlar yaratmıştır.

Darbe girişimi, başarısız olmasının yanı sıra, AKP/saray rejimine kendisini tahkim etmek için de eşsiz bir fırsat sunmuştur. Bu andan itibaren iktidar sadece darbecilere değil, toplumsal muhalefetin tüm unsurlarına karşı daha saldırgan ve hukuksuz davranmaya koyuldu. Öte yandan, darbe girişiminin bastırılmasında da gözlendiği gibi, AKP/saray rejiminin yıllardır biriktirdiği güç küçümsenmemelidir. Polis teşkilâtının operasyonları, camilerden yapılan çağrıların koordine niteliği, hükümetin hızlıca toparlanabilmesi gibi örnekler, AKP iktidarının kendisini tehdit edecek muhtemel bir halk hareketine de nasıl yanıt verebileceğini göstermiştir. Buna ek olarak ve daha önemlisi, aynı örnekler, AKP/saray rejiminin kendine yönelik tehdit algılamalarında, hangi güçleri ne tür yollarla kullanacağının da işareti olmuştur.

La Edrî’nin, “Gotinê mirovan ên pêşîyê na, şixulê wan ên dawîyê binêhêrî/ İnsanların ilk söylediklerine değil, son yaptıklarına bakacaksın,” sözü eşliğinde yaşananların en acı boyutu ise, sosyalist hareketinin bir bütün olarak sergilediği edilgen/ çaresizlik hâlidir.

 

I.1) OLAN(’IN HİKÂYESİ) NE?

 

Olan, AKP ile Gülen Cemaati arasındaki bir hesaplaşmadır; oyun içinde oyundur; T.“C” devletinin en karanlık olaylarından biridir.

“Testes muti/ Dilsiz şahitler” eşliğinde olan(lar) ile gündemdeki oturan kavga; işçi, emekçi ve mazlum halklarımız ile burjuvazi arasında değil; burjuvazinin farklı klikleri arasındadır.

Aralarında acımasız bir kavgaya tutuşan Fethullahçı çete ile AKP iki üç yıl öncesine dek sıkı bir ittifak içindeydiler, suç ortağı idiler; devlet mekanizmasının zirvesinde ve içinde çöreklenmiş, biribirine hiç güvenmeyen ama biribirine muhtaç soygun çeteleriydiler. Öküz ölüp de ortaklık bozulunca amansız bir kavgaya tutuştular.

“Neyin, neden, nasıl olduğu” zamanla görülecekken; olanlar darbe girişiminden çok bir marketing kampanyasını andırmaktadır. Fiyaskoyla sonuçlanan Gülen müdahalesi AKP propagandasına dönüştürüldü.

Sadece ama sadece AKP’ye yarayan girişim, “asgari darbe!” bile olmasa; köklü değişikliklerin miladıydı. Erdoğan show’a müthiş imkânlar sundu; her şey Gülen Cemaati’ne havale ve ciro edilip, yine ve yeniden mağdur edebiyatına sarıldı: Darbe girişimi başarısız olsun, mağdur ol, oy topla, “seçim yap”, başkan ol: İnişe geçen AKP’ye hayat öpücüğü oldu; bunun ekmeğini yıllarca yiyecekler.

Tekbir ile yürüyen gruplar, camilerden okunan selâlar eşliğinde; kalkışma girişimi de, RTE’nin el koymasına; yani AKP ve Tayyip’in gövde gösterisine dönüştü.[12]

Aydın Engin’in ifadesiyle, “Darbe gecesi tankların önüne kimler çıktı? Bu yalın sorunun cevabını elbette biliyoruz. Ama bilmek yetmiyor, sorgulamak, irdelemek, hatta hesaplaşmak gerekiyor. Darbenin “darbe olduğu” bile tam belli değilken, ne akla hizmetse “darbeciler” Boğaziçi Köprüsü’nü tutup yine ne akla hizmetse tek yönünü ulaşıma kapatmışken Çengelköy tepelerinden, Kısıklı’dan, Nakkaştepe’den, Libadiye’den, Çamlıca’dan, Kirazlıtepe’den kopup gelen -galiba- hepsi AKP seçmeni ya da militanı olan yurttaşlar tankların önüne çıktı.”[13]

“Allahu Ekber” ve RTE sloganlarıyla betimlenen itiraz çerçevesinde “Darbeye hayır” dediler; “RTE’yi getirdiler”. Evet başkanlık yakın.

İşte “yeni Türkiye”!

Bir korku imparatorluğu yaratılıyorken; genel tabloya bakınca, emniyet ve MİT’in darbe girişiminden önceden haberdar olduğu ve bu olayı kontrollü olarak takip ederek fazla büyümeden bastırdığı düşünülebilir.

Türkiye’de seküler muhalefetin işi bundan sonra bayağı zordur. AKP iktidarı ve Erdoğan rejiminin konsolidasyonu devreye sokulmuştur.

Tam da bunun için “Artık Avrupa’nın veya ABD’nin ‘Erdoğan’ı alaşağı edeceğini’ zanneden son liberal dahi, bunun bir ilüzyon olduğunu görmüş olması gerekiyor.”[14]

Toparlarsak 15 Temmuz’da olanların girişi, gelişmesi bir hayli müphem olsa da, sonuç bayağı açık ve nettir.

Devlette kan değişimi harekâtıyla iyice hız kazandı. Çıkan oyuncu: Fethullah Gülen sempatizanları dahil tüm muhaliflerdir. Giren oyuncu: Erdoğan biatçılarıdır.

Platon’un, “Xapandina herî mezin ew e ku mirov, xwe dixapîne/ Kandırmanın en büyüğü insanın kendisini kandırmasıdır,” uyarısının altını çizerek soralım: “İyi de Gülen Cemaati nedir, nasıldır, kimin bilgi ve ilgisi dahilindedir?”

Evet Gülen Cemaati ülkenin sinir uçlarına sızarak güçlenmiş bir örgüttür. Cemaat CIA beslemesidir. 15 Temmuz 2016 tarihinde darbe gerçekleştirmek istemiştir.

Sayıca yetersiz olduklarından rütbelerini kullanarak diğer birliklerdeki askerleri de darbeye alet etmek istemişler. Cemaatçiler RTE muhalifi diğer grupların da darbeye katılacağı varsayımı ile hareket etmiş sonrasında çok pis satışa gelmişlerdir.

Ağustos Şurası’nda ordudan atılacak olan cemaatçiler kamikaze operasyonu yapmışlardır.

Darbe daha başlar başlamaz durdurulabilir, hatta başlamadan bu askerler içeri alınabilirdi. Nitekim darbeden sonra hazırlanan listelerle devletin darbecilere karşı hazırlık içinde olduğu görüldü.

Darbe girişiminden AKP’nin, genelkurmay’ın ve MİT’in günün erken saatlerinde haberi vardır. Dahası tüm Türkiye’de organize olup selâ okuyan imamlara emir darbe günü öğle sonu gitti. Genelkurmay saat 16:00 da MİT’in kendilerini darbeye karşı uyardığını açıkladı.

Madem darbe var ve Genelkurmay’a istihbarat gitti. Kuvvet komutanlarının düğünde işleri neydi?

Darbe yapılırken yandaş kanallar yayındaydı da Halk TV niye kapatıldı?[15]

AKP başlar başlamaz bastırdığı darbeden halka pay çıkarmak, tabanı konsolide etmek için halkı sokaklara çağırdı. Sokağa çıkanlar kendilerinin demokrasi kahramanı gibi gördü. Darbeyi durdurmanın(!) gururunu yaşadılar. RTE’ye biatleri pekişti.

Darbe girişimini sonuç olarak RTE’nin ekmeğine (Reichstag Yangını gibi) yağ sürmüştür. RTE başkanlık için popülerliğini artırmış, tabanını konsolide etmiştir.

RTE bu saatten sonra “FETÖ”cü diyerek dilediğini içeri atacak güce erişmiştir. Delilsiz tutuklamalar, hak-hukuk ihlâlleri, yargının ayaklar altına alınması ileri dönemde artarak devam edecektir.

Darbe girişiminden sonra RTE halkı birleştirmek ve herkesin cumhurbaşkanı olmak yerine “topçu kışlasını isteseler de istemeseler de yapacağız” diyerek “sırada geziciler var” mesajı vermesi, darbeden sonra AKP’nin daha cüretkâr ve daha ceberrut olacağının aynı zamanda düşmansız yapamadığının işaretidir.

 

I.2) SORULAR, SORUNLAR

 

15 Temmuz sorularla, sorunlarla yüklüdür; bunun için de müphemdir. Darbe girişiminde kafaları kurcalayan pek çok soru(n) orta yerdedir. Çok şeyin “Cin Ali”lik olması muhtemel olan darbe girişimi bir yönüyle kara mizahtır.

Mesela “Neden köprüden başladın?”… “Neden köprülerin tek yönünü kapattın? O da nedir?”… “Birkaç kişiyle TRT ve Doğan Medya grubu operasyonlarını neden bu kadar saat arayla yaptın?”… “Marmaris’te otel baskınında neden bu kadar geç kaldın?”… “F-16’lar uçarken Cumhurbaşkanlığı uçağı nasıl İstanbul’a inebildi?”

Böyle darbe mi olur? Bu fillerin savaşıdır; çimenlerin vay hâline!

Ayrıca kimsenin “es” geçemeyeceği üzere Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın durumu da şaibelidir.

Herkesin bilebileceği üzere iki üç tank ve uçakla darbe olmaz. Mağduriyet olur, köklü değişimlere kapı açılır. Ama kesinlikle darbe böyle ol(a)mazken; “Bu AKP patentli bir mağduriyet projesi olabilir mi?” sorusu yanıta muhtaçtır.

Her yönü ile çok “enteresan”, sosyologların da detaylı araştırması ve incelemesi gereken vaka bir darbe mi, yoksa parodi miydi?

İşte kafalarda pek çok soru bırakan kimi “acaiplik”ler: Olaylar sırasında MİT hâlâ aktif miydi? İlk iş olarak darbeciler neden yöneticileri ele geçirmediler? İlk andan itibaren canlı yayın yapılabilen kanallar neyin nesiydi?

Hatırlatayım: Bu darbe girişiminin kime ne getirdiğine, kimden ne götürdüğüne bakarak darbenin genetik kodlarını çözebiliriz.[16]

Alın size 15 Temmuz darbe girişimindeki tutarsızlıklardan kimileri…

Darbe dediğin siyasilere yapılır köprüye yapılmaz. Önceki darbelerden hatırlayın siyasi parti liderleri, valiler, kaymakamlardan biri bile içeri alınmadı! Tüm AKP’liler kanal kanal dolaşıp canlı yayında halkı sokaklara çağırdı?

Darbe dediğin sabaha karşı yapılır. Neden prime time’da akşam 10’da canlı yayında yapıldı?

Darbe yapanlar tüm iletişime el koyar. Bu tek radyolu-TV’li dönemde kolaydı. Her bombadan sonra sosyal medya yayınını sekteye uğratan AKP’den de mi bir şey öğrenmediler?

Madem Boğaz Köprüsü tutulacaktı neden sadece bir yönü tutuldu?

Camiler ne ara bu kadar organize oldu?

RTE darbe öncesi son birkaç gün nerelerdeydi?

Darbeden bir gün sonra binlerce asker, yargı mensubu, polis vs içeri alındı. Demek ki listeler hazırdı? Darbeden 1 gün sonra 2745 hâkim darbeye karıştıkları suçlaması ile gözaltına alınmış. Bir günde nasıl tespit edildi bu?

Neden gariban 20 yaşındaki askerler kameralar önünde kemerle dövüldü? Neden askerler soyuldu, postallar altında ezildi? Ve bu medyaya servis edildi? Neden ordu bu kadar ezdirildi?

Neden Gazi Mahallesine ateş açıldı? Malatya’da vs. Alevî mahallerine saldırı haberleri geldi? Neden polisin darbeci askeri sorgularken “Karını ve 3 aylık kızını s…yim mi ha?” dediği medyaya servis edildi? Neden meşru bir darbe önlendiyse haklı bir konumdayken bu aşırı uygulamalarda haksız konuma geçildi?

AKP’li siyasiler tarafından takip edilen fotoğraf ve siyaset mahlaslı twitter kullanıcısının (@foto-siyaset) 10 Temmuz tarihinden itibaren attığı twitlere bakıldığında: “i) Reise yakın ordu kurulacağı; ii) Kurban temizliği zamanı olduğu; iii) Paralel’in temizlendiği ve sıranın TSK içindeki ayyaş, başörtüsü düşmanı, namaz düşmanı, Kemalistler, laiklik yanlıları, gezici, solcu vs. Varsa sıranın onlarda olduğu” belirtilmişti. Bu hesabı kim yönetiyordu?

Kimilerinin “sır” zannettikleri darbe hazırlıkları, devletin avucunun içindeydi.

Cemaat’in Hava Kuvvetleri imamı olduğu öne sürülen Adil Öksüz’ün serbest bırakılmasının dikkatle izlenmesi gereken vahim bir olay olduğuna dikkat çeken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Adil Öksüz’e daha yukarılardan bir koruma olduğunu üç aşağı beş yukarı hepimiz biliyoruz,”[17] açıklamasının altını çizerek ekleyelim: Devlet darbe günü, TSK ve MİT’te, yapay bir hareketlilik organize etti.

Basit bir dedikodu yaydılar.

Bu sızıntı, darbecilerin komuta merkezinde paniğe neden oldu.

Devlet amacına ulaşmıştı.

03.00’da yapılması planlanan darbe erkene alındı.

En kritik hamle buydu.

Artık arkası gelirdi.

Cumhurbaşkanı’nın güvenliği sağlanmıştı.

Otele gelen suikast timini imha edecek, havalandığında uçağı koruyacak güçler hazırdı.

Sürecin kaderini değiştirecek tek parola “enişte” idi.

Yeri ve kimliği belirsiz, bütün şüphelerden uzak bir ses “enişte” koduyla, cumhurbaşkanı’nı dinlemeye takılması asla mümkün olmayan bir numaradan aradı.[18]

 

MİT NE YAPTI? DARBE İSTİHBARATINI ALAMADI MI? MİT UYUDU MU?[19]

“MİT ne yaptı? Darbe istihbaratını alamadı mı? MİT uyudu mu? Bu soruların peşine düştüm. İstihbarat kaynaklarından edindiğim bilgiler 15 Temmuz gecesinden bu yana darbe girişimiyle ilgili bilinenleri tersine çevirecek durumda. İşte dakika dakika yaşananlar:

MİT, 15 Temmuz Cuma günü saat 16.00’da darbe istihbaratını alıyor.

16.30- MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar’ı TSK’daki darbe girişiminden haberdar ediyor.

17.30- MİT Müsteşar yardımcısı Genelkurmay karargâhına giderek Genelkurmay 2. Başkanı Org. Yaşar Güler’e darbe planı hakkında bilgi veriyor.

18.00- Konunun önemine binaen MİT Müsteşarı Hakan Fidan Genelkurmay Başkanlığı’na gidiyor. Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri komutanı Org. Salih Zeki Çolak, Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Yaşar Güler ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay karargâhında, darbeyi önlemek için alınacak tedbirleri belirlemek üzere gizli bir toplantı yapıyorlar.

18.30- Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar imzasıyla, kuvvetlere şu talimatlar gönderiliyor: 1- Tüm ülke hava sahası uçuşlara kapatılmıştır. 2- Askeri uçuklar hiçbir şekilde havalanmayacaktır. 3- Birlik hareketlilikleri yasaklanmıştır. 4- Tank hareketliliği yasaklanmıştır.

Yine darbeyi önleme kapsamında Genelkurmay Başkanı, “darbenin sıklet merkezi olan Kara Havacılık Okulu’ndaki faaliyetleri denetlemek üzere” Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Salih Zeki Çolak’ı görevlendiriyor.

Peki bu talimatlara rağmen darbe niye önlenmiyor: TSK’da yapılan araştırmada, darbe hazırlığı yapan Paralel cunta elemanları bu talimatların birliklere iletilmesini engelliyorlar.

Dahası, darbenin deşifre olduğunu görerek, gece 03.00’te başlayacak olan darbeyi öne çekip, 21.00’de başlatıyorlar. Darbe 22.00’de değil, 21.00’de başlıyor. Çünkü Saat 21.00’de Genelkurmay Başkanı, İkinci Başkan ve Kara Kuvvetleri Komutanı darbeciler tarafından enterne ediliyor. Darbe hakkında istihbarat alınmasına ve toplantılar yapılmasına rağmen darbe önlenemiyor ve Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları derdest edilebiliyorsa çok vahim bir durum var demektir.

 

ERDOĞAN VE GENELKURMAY BAŞKANLIĞI’NIN AÇIKLAMALARI,

KAFALARI KARIŞTIRDI[20]

“15 Temmuz darbe girişiminde bir çok ‘karanlık’ nokta henüz aydınlatılamazken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, eniştesinden 16.00-16.30 gibi haber aldığını, Başbakan Binali Yıldırım ise ‘eş-dost, yakın korumalardan’ öğrendiklerini açıklaması başta ‘istihbarat’ olmak üzere devlet birimlerindeki zaafiyeti de ortaya koydu.[21]

Genelkurmay Başkanlığı’nın MİT’ten saat 16.00’da karargâha bilgi geldiği açıklaması dikkate alındığında o saatlerde MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başkanı’na yönelik herhangi bir saldırı ya da tehdit yok. Bu durum, ‘MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başkanı, Erdoğan’ın telefonlarına çıkmadı mı ya da Erdoğan’ın iki isim ile telefonla görüşmesi engellendi mi?’ sorularını akla getiriyor. Erdoğan, ‘Başbakanımızla iletişim kurma gayretine girdik. Sıkıntılı da olsa iletişim kurabildik’ demesine karşın, Başbakan Binali Yıldırım’ın siyasi parti liderlerine verdiği bilgiye göre, saat 21.00’den sonra darbeden haberder olduğu anlaşılıyor. Erdoğan, saat 16.00 gibi eniştesiyle konuştuktan sonra MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başkanı’nı arayıp ulaşamamasına karşın Yıldırım’ı hemen arayıp aramadığı gizemini koruyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanlığı’nın darbe girişiminin yapıldığı 15 Temmuz gecesi neler olduğuna ilişkin açıklamaları, basına bu konuda yansıyan bilgiler, darbe gecesi yaşananları aydınlatmak bir yana kafaların daha da karışmasına neden oldu. Açıklamalara göre çelişki doğuran ve karanlıkta kalan noktalar şöyle:

MİT’e ihbar saat 13.00’te gitti: AKP yöneticilerinin verdiği bilgiye göre, MİT’e ilk darbe hazırlığı yapıldığına ilişkin ihbar 15 Temmuz günü saat 13.00’te yapılıyor. Bir AKP yöneticisi, bu durumu ‘Saat 13.00 sularında MİT’e rütbeli bir subay gelmiş ve ‘Herkese görevler verildi, bu gece yarısından sonra bir şey yapacaklar’ bilgisini vermiş. MİT bunun doğruluğunu soruşturup, emin olduktan sonra önce Müsteşar Yardımcısı Genelkurmay’a gidiyor. Onun ardından da MİT Müsteşarı gidiyor. Fidan’ın ayrılmasından sonra Genelkurmay Başkanı derdest ediliyor’

Erdoğan neden kimseye ulaşamıyor?: Genelkurmay Başkanlığı açıklamasında, saat 16.00 sularında MİT tarafından verilen bilginin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay 2. Başkanı’nın katılımıyla değerlendirildiği belirtiliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, Reuters’a yaptığı açıklamada, ‘Saat 4-4.30 civarında eniştemden bir telefon aldım, bu telefonda ‘İstanbul’da bazı sıkıntılar var. Beylerbeyi Sarayı’nın orada askerler tarafından yollar kesiliyor. Araçlara köprüye geçit vermiyorlar’. Bu haberi alınca doğrusu inanmadım da. Ve ben MİT Müsteşarımızı aradım, ulaşamadım. Genelkurmay Başkanımızı aradım, ulaşamadım’ ifadesini kullanıyor. Oysa o saatlerde Genelkurmay Başkanı Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a herhangi bir tehdit ya da saldırı olmaması nedeniyle iletişim kurulmasında herhangi bir engel yok. Bu durum, ‘Akar ve Fidan, Cumhurbaşkanı’nın telefonlarına çıkmadı mı?’ sorusunu akıllara getiriyor.

Erdoğan’ın, yine Reuters’a yaptığı açıklama, Akar ve Fidan’a ulaşamadığını söyledikten sonraki ‘Çünkü telefonlarına cevap veremiyorlardı’ tümcesi dikkat çekiyor. Akar’ın saat 21.30’dan sonra rehin alındığı, MİT Müsteşarlığı’na da saat 23.00 sularında ateş açıldığı dikkate alındığında bu süreye kadar Erdoğan’ın neden iki isme ulaşamadığı sorusu yanıtsız kalıyor. Acaba ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Akar ve Fidan’a ulaşması engellendi mi?’ sorusu akıllara geliyor.

Erdoğan ile Yıldırım ne zaman görüştü?: Erdoğan, ‘Başbakanımızla iletişim kurma gayretinde olduk. Sıkıntılı da olsa irtibat kurduk’ ifadesini kullandı. Başbakan Binali Yıldırım, siyasi parti liderlerine verdiği bilgiye göre, saat 21.00’den sonra darbe girişimden haberdar olduğu anlaşılıyor. Saat 16.00 sularında eniştesiyle konuşan, ardından Akar ve Fidan’ı arayan, ancak ulaşamayan Erdoğan’ın en az 5 saatlik süre zarfında nasıl Başbakan ile iletişim kuramadığı sorusunun yanıtı da gizemini koruyor.

Fidan neden Cumhurbaşkanı’nı aramadı?: Erdoğan, El Cezire’ye yaptığı açıklamada, ‘Bana eniştem söyledi ama başta inanmak istemedim. Sonrasında istihbarat teşkilâtı ve farklı kaynaklardan doğrulandıktan sonra orada ben ve Enerji Bakanı gerekli adımları atarak Dalaman’a hareket ettik’ dedi. Erdoğan’ın, önce ulaşamadığı MİT Müsteşarı ile ne zaman görüştüğü henüz bilinmiyor.”

 

Evet, “Darbe girişiminin ardından o gece neler olup bittiğini öğrenebilmemiz için yeterli süre. Ama günler sonra da cevapsız sorular var ve AKP iktidarı soruları cevapsız bırakmayı yeğliyor…

Bildiğiniz sorular elbet. Ama hepimizin soruları bilmesi ve cevapları bilmemesi durumun ciddiyetini ve sorunun yakıcılığını ortadan kaldırmıyor.

Kısa bir özet: MİT’e ve Genelkurmay’a, bir kalkışma olduğu, bazı askeri birliklerde olağandışı bir hareketlilik gözlendiği bilgisi bir iddiaya göre saat 14.00’te, bir başkasına göre 16.00’da ulaşıyor.

Bu bilgilere rağmen:

  • Darbe girişiminden saat 14.00 sularında haberdar kılınan Genelkurmay Karargâhı’ndan, uçakların, helikopterlerin kaldırılmaması, zırhlı araçların kışladan çıkarılmaması talimatı veriliyor. Dinleyen olmuyor ve… Ve bazı kuvvet komutanları ve kimi üst rütbeli subaylar akşama düğüne gidiyorlar. Kimileri orada derdest ediliyorlar.
  • Genelkurmay Başkanı ile İkinci Başkan darbeciler tarafından makamlarında derdest ediliyor; ite kaka darbenin ana karargâhı olduğu söylenen Akıncılar Üssü’ne götürülüyorlar.
  • Başbakan karayoluyla İstanbul’dan Ankara’ya gitmeye çabalıyor. Darbecilere esir düşerim kaygısı ile Kastamonu’nun bir ilçesinde kaymakamın evinde saklanıyor.
  • Cumhurbaşkanı bizlerle alay edercesine ‘Darbe girişimini eniştemden öğrendim’ diyor. Darbe girişimi istihbaratı devlete ulaştığından itibaren sekiz (ya da altı) saat geçmesine rağmen haber enişteden alınıyorsa sorumlular darbenin içinde, hatta göbeğinde yer almışlar demektir.
  • Darbecilerden kurtarılan Genelkurmay Başkanı makamına dönerken yanında yer alan generalin de darbecilerden biri olduğu anlaşılıyor. Yani kimin elinin kimin cebinde olduğu anlaşılamıyor.
  • Bütün bu bilinmezler ortada iken o gece Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı habersiz bırakanlardan tutun da düğüne giden ya da ilçe kaymakamının evine sığınan siyasetçiler, o altı (ya da dört) saat boyunca nerede, ne yaptıkları bilinmeyen ve bugüne dek açıklanmayan üniformalı, üniformasız yüksek bürokratlar hâlen görevlerinin başında.”[22]
  • “Ayrıca ‘Darbenin bastırılmasında’, CIA’yı ‘atlatarak’, ‘darbeyi en elverişsiz anda ve saatte başlatan’ çift taraflı ajan Adil Öksüz, en büyük rolü oynamıştır.”[23]

Nihayet, enteresan değil mi?

Başarısız darbe girişiminin ardından, Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde ulaşım ücretsizdi…

Başarısız darbe girişiminden beri TÜRK TELEKOM internetteki adil kullanım kotasını kaldırdı…

Başarısız darbe girişiminden beri AKP desteğiyle bir CHP, dahası bir demokrasi ve cumhuriyet mitingi gerçekleştirildi; Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı manifesto, ATV ve A-HABER’de bile yayınlandı…

Başarısız darbe girişiminden beri Erdoğan, meclisteki parti liderlerini teşekkür etmek üzere Kaç-AK Saray’a çağırdı; Kılıçdaroğlu da bu davete katıldı.

Başarısız darbe girişiminden beri insanlar sokaklara akın etti, eğlendi, kutladı; “Bona facile mutan tur in pejus/ İyiliği kötülüğe çevirmek kolaydır” saptamasının altını çizerek soralım: Bu size Roma’daki “ekmek ve sirk günleri”ni anımsatmıyor mu?

 

I.3) KİMİ SAPTAMALAR

 

“Acaip”likleriyle malûl tarihin en dandik darbe girişiminin ardından, tüm memlekette AKP şov başladı. (Kolay mı? Naziler’in devreye sokulması için Alman parlamentosunun (Reichstag Yangını) kundaklanması gerekiyordu!)

Gülen Cemaati tarafından darbe planlandı. Ancak olay önceden hükümet tarafından öğrenildi. Tedbirler alındı. Olayı büyük ustalıkla yönetilip, manipüle edildi.

Türkiye’nin Reichstag Yangını olarak tarihe geçecektir. RTE’nin popülaritesini ve otoritesini artırması, muhalefeti iyice bastırmasından başka bir şeye yaramadı. Sonucu itibariyle AKP darbesinin önünü açan 15 Temmuz ile yüksek bütçeli bir başkanlık darbesi izledik. (Bu gidişle “başkanlık” değil, “halifelik” gelecektir!)

Bu durumda 15 Temmuz’un kazananı belli, kaybedenin hesabını yapabilecek olan var mı?

Diyanet İşleri Başkanlığı, camiler aracılığı ile T.“C” tarihi boyunca hiç olmadığı kadar siyasi olarak etkinken; camilerden ezanlarla selâlar ile meydanlara çağrılan kalabalığın “Ya Allah Bismillah” nidalarıyla yürüdüğü, ülkedeki güç dengesinin artık net bir şekilde AKP’nin elinde olduğu açıktır. AKP destekçisi değilseniz, artık sizin için bu ülkede, şu anki hâlinizle hayatınızı devam ettirme şansınız yoktur.

“Yeni” durum darbe kadar tehlikelidir; kimse “AKP demokrasi savaşı veriyor” edebiyatı yapmasın; değişik bir sürecin içine girmiş durumdayız; Erdoğan’ın ülkenin kontrolünü tamamen ele alıp bir tür “Führer” olmasını sağlayacak sürece girdik.

Örneğin Oğuz Haksever isimli NTV sunucusunun, haber vermekten çok, olaylardan muhalefeti sorumlu tutacak biçimde, “Neredesin muhalefet?” diye haykırdığı TV ekranlarında; Bop Hope’un, “Propaganda hunerek wisa ye ku dema mirov pê lê lingê yekî din dike jî dibêje ‘ahhh’/ Propaganda öyle bir sanattır ki insan başkasının ayağına basarken ‘ah’ der,” diye betimlediği yaygaralar öne çıkarken; “Günlerdir meydanlarda adeta bir ‘emir-komuta’ zinciri çerçevesinde tutulan kitleleri darbeye karşı ‘demokrasi’ nişanesi olarak takdim edenler insanın aklına hep Ghassan Salamé tarafından derlenmiş önemli bir kitabın şu müthiş başlığı geliyor: ‘Demokratlarsız Demokrasi?’[24]

Aslında dinamik mi dinamik, ama aynı ölçüde de nerelere savrulacağı belirsiz kitleselliklerine başkaları ne ad koyarsa koysun, onu oluşturanların kendi yükledikleri anlam, gayet açık şekilde ağızlarından dökülen şu sloganda karşılığını buluyor: ‘İşte ordu, işte komutan!..’

Böyle bir kitleselliğin demokratik ruha sahip olduğunu söylemek imkânsızdır. Bu kitleselliğin sahip olduğu ruhun adı başkadır ve arife tarif gerekmez.

Karşılarındaki karizmatik şahsiyeti ‘Komutan’, yahut ‘Emir’ül-Müminin’, kendilerini de ‘Ordu’, yahut ‘Emir’in Müminleri’ sayan, böylesi bir ruh hâli içindeki topluluğun darbeye karşı olmasından söz etmek mümkün müdür, evet mümkündür.”[25]

Tamam darbe girişimi “püskürtüldü”(!); ancak demokrasi gelmedi, gelmeyecekken; karşımızdaki ikinci (Erdoğan) darbe ya da ne olduğu belirsiz el koyma girişimidir.

Johann Wolfgang Von Goethe’nin, “Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar,” saptamasındaki üzere verili durumun sorumlusu da elbette AKP’dir; büyük bir prodüksiyondur; en iyi kurgu dalında Oscar’lıktır; başarısız bir darbe girişimi değil, başarılı bir iç savaş provasıdır.

15 Temmuz’dan (ve sonrasından) söz ederken üç olaydan bahsedilmelidir: i) Reichstagsbrand (Reichstag Yangını); ii) Nacht der langen messer (Uzun Bıçaklar Gecesi); iii) Kristallnacht (Kristal Gece) ve de darbe girişimi süreci AKP’nin başkanlığa giden yolu açmak için tetiklediği düşünülmelidir!

Yaşananlar bize bir kez daha şu gerçeği hatırlatmıştır: AKP Türkiye’sinde gerici uygulamalar hız kazanacak, baskı artacak ve katliamlar sürecek, yağma ve hırsızlık devam edecektir. (AKP’yi devirecek tek güç olan halkın bir alternatifi yoktur.)

Özetle 15 Temmuz gecesi ne olduysa sorumlusu -nihai kertede- AKP’dir. Bu ortamı ve koşulları yaratan AKP iktidarı ve elbette onu destekleyen kapitalistlerdir.

Ancak esas sorumlunun AKP olması darbe girişiminin bir müsamere, bir oyun olduğu anlamına gelmez.

Devlet ve silahlı kuvvetlerin içindeki farklı grupların arasında varlığı uzun zamandır bilinen gerilim ve çekişme bugün silahlı bir çatışmaya dönüşmüştür. Gerilim gerçek, ama bu taraflardan herhangi birisinin halkın çıkarlarını temsil ettiği iddiası yalandır.

Dolayısıyla AKP iktidarına karşı askeri darbeyle çözüm aramak nasıl büyük bir yanlışsa, darbeye karşı hangi nedenle olursa olsun, hangi söylem kullanılırsa kullanılsın AKP iktidarına destek vermek de aynı ölçüde yanlıştır.

Erdoğan ve AKP, kendileri tertip etmese de bu darbe girişimi ortamında kendisine verilen desteği kullanarak meşruiyetini artırmaya yönelmiştir.

“Gerçekler devrimcidir sözünü hatırlatarak 15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı sonuçları bu pencereden değerlendirmenin gerekli olduğunun altını çizelim.

  • 15 Temmuz darbe girişimi siyasal İslâmcı iki gerici odağın kanlı bir biçimde hesaplaşması olarak tezahür etmiştir. Erdoğan liderliğindeki AKP hükümetine karşı Fethullah Gülen liderliğindeki cemaat örgütlenmesinin iktidar mücadelesi silahların çekilmesi sonucunu yaratmıştır.
  • Bu iki siyasal İslâmcı gerici odağın kanlı iktidar savaşında, diğer sistem partileri de, sistem dışı siyasi güçler de edilgin birer aktör hâline dönüşmüşlerdir. Evet CHP, MHP, HDP darbeye karşı çıkmışlardır ama, sonuçta CHP ve MHP Erdoğan’ın darbe girişiminin bastırılmasından sonra OHAL’le birlikte aldığı bütün kararların sınırı içinde hareket ediyor.
  • Bu iki gerici siyasi odağın iktidar mücadelesinin kişisel ihtiras kavgasından ibaret olduğunu sanmak son derece yanıltıcıdır. Bu kavga, Ortadoğu coğrafyasındaki siyasal gelişmelerle doğrudan bağlantılı olup uluslararası faktörün rol aldığı bir süreci işaret etmektedir. ‘Arap Baharıyla’ birlikte Ortadoğu’da siyasi çatışmalar giderek dini ve etnik boyut kazandı. Erdoğan-AKP iktidarının ‘Yeni Osmanlıcılık’ teziyle bölgede Sünnî bir eksen yaratarak hegemonik güç olma hayallerinin ABD dış politikasıyla Suriye, Mısır ve Libya’da olduğu gibi çelişkiye düşmesi ABD ve müttefiklerinin Erdoğan-AKP iktidarıyla gerilimini son derece artırmış, Erdoğan gözden düşmüş veya çıkarılmıştır.
  • Erdoğan-AKP iktidarının bölgede kendi boyunu aşan muhteris hamleleri karşısında, soğuk savaş sırasında Komünizmle Mücadele Derneklerinde yetişen ve yılların örgütlenmesiyle devletin bütün kurumlarına ve orduya sızmış olan Fethullah Gülen hareketinin artık sırasının geldiğini 15 Temmuz’da görmüş olduk. ABD’de üslenen bu cemaatin ABD dış politikasının bir aracı olduğu herkesin bildiği bir sırdır. Kuşkusuz Fethullah Gülen hareketinin yoluna taş döşeyenin ABD’den ibaret olduğunu söylemek yeterli değildir. İç politikada da sistem dışı sol hareketlerin önünü kesmek için bütün iktidar olan partiler de cehenneme giden yola taş döşemekte birbirleriyle yarışmışlardır. Bu yarışta ipi en önde göğüsleyenin de Erdoğan-AKP iktidarı dönemi olduğu kendi itiraflarıyla aşikârdır.
  • Darbe girişiminin akim kalmasıyla birlikte Türkiye’de siyasi sistem çözülme sürecine girmiş bulunuyor. Bu çözülme sürecinin hangi istikamete doğru yol alacağı bütün siyasi aktörlerin izleyecekleri politikaların yaratacağı sonuçlarla şekillenecek.Darbe girişimiyle birlikte yaygınlaşan ‘Birlik ve beraberlik’ nutuklarının gerçeklikle örtüştüğünü sanmak naifliğin hayal dünyasına savrulmaya yol açacak. Aynı yakın geçmişe kadar AKP’nin demokrasiyi inşa edeceğine inanıp destekleyenlerin uğradığı hayal kırıklığı gibi.
  • Erdoğan’ın yaşanan bu süreci otoriterleşmeyi derinleştirerek Başkanlık rejimine OHAL kararnameleriyle basamak yapmak istediği Genelkurmayı ve MİT’i Cumhurbaşkanlığı’na bağlamak istemesinde apaçık ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Başkanlık rejimi hedefi bu koşullarda bir süre ertelense de ilk fırsatta yine ortaya konacak. Nitekim, bu konuda (MHP’nin de yol vermesiyle) yeniden masaya konuldu.
  • Erdoğan partisinin iktidarı sürdürmesinin toplumu kimlik aidiyetleri üzerinden kutuplaştırarak mümkün olduğunu görüyor. Bu doğrultuda Türk-Kürt çatışmasını körüklüyor, Alevî inanca sahip olanları dışlıyor, kentli laik kesim üzerinde dinci baskıyı artırıyor. Bu yaptıklarıyla da seçimlerde iktidar olması için yeterli oy desteğini sunan Sünnî-Türk seçmenini konsolide ediyor. İktidarı kaybetmenin kendisi için ağır bedelleri olacağını bilen Erdoğan’ın bu yöntemi terk edip uzlaşmacı bir yöne evrileceği beklentisine kapılmak iyimserlikten ibaret. Şimdi yalnızlaşan Erdoğan’ın AKP binasına Bayrak ve Atatürk posterleri asmış olması, Ergenekon’dan yargılanan subayları önemli mevkilere ataması taktik manevraya olan ihtiyacından kaynaklanıyor.
  • Türkiye siyasetinin temel belirleyici faktörünün yakın geçmişten beri kimlik aidiyetleri olduğu gerçeği her seçim sonuçlarında su yüzüne çıkıyor. Türkiye etnik ve dini yarılmanın derinleştiği bir süreci yaşıyor.Sünnî-Türk’ün kentli laik ve Alevî’yle yarılması ve etnik olarak Türk-Kürt yarılması sırasıyla AKP, CHP ve HDP’de cisimleşiyor.
  • Şimdi çeşitli kalemlerce Türkiye’de varolan sosyo-politik kimlik yarılmalarının bir iç savaşın yolunu açtığı dile getiriliyor. Aslında Kürt şehirlerinin bombalarla uğratıldığı yıkım zaten bunun bölgede vuku bulduğunu gözler önüne serdi. Ama işaret edilenin bununla sınırlı olmadığı laik-dinci çatışmasının da kapısının aralanmış olduğu açıktır.”[26]

 

I.4) 15 TEMMUZ BAĞLAMI

 

Buraya kadar değindiklerimiz kapsamında 15 Temmuz’un çerçevesi çizilirken; i) Darbe girişimi, kimin çıkarlarına hizmet etti? ii) Darbe girişimini kim yaptı, nasıl yaptı, nasıl gelişti? sorularının sorulması “olmazsa olmaz”dır.

15 Temmuz darbe girişimiyle, birbirinden farklı dünya görüşüne sahip odakları değil, aynı sınıfsal temel ve ideolojik yapıya sahip iki, hatta daha fazla devlet hizbini karşı karşıya getirmiştir. Yıllarca birlikte hareket eden bu hiziplerin birbirinden bütünüyle ayrıştırılması nasıl mümkün değilse, iki tarafın birbirinin hamle ve planlarından bütünüyle habersiz olması da mümkün değildir.

Darbeye giden süreç bir “iktidar” kavgasıdır.

Darbe girişimi, arkasındaki güçler, kullandığı yöntemler, ideolojik temelleri itibariyle hiçbir biçimde halk yararına bir özellik taşımamaktadır.

Darbenin bastırılmasının da halk açısından bir “zafer” ya da AKP’nin peşine takılıp “demokrasi şöleni” olarak sunulması anlamsızdır.

Her durumda Türkiye’de sermaye egemenliğinde çok boyutlu ve kısa erimde aşılamayacak bir kriz, hatta dağılma hâli vardır. Bu dağılma hâlinin kendisi değil, emekçi halkın örgütsüzlüğü ve siyasal ağırlığını koyamaması tehlikelidir.

AKP ve gerici tehdit hiçbir biçimde küçümsenmemelidir.

Ve nihayet bugüne kadar ki “Darbeler İslâmcılara karşı yapıldı lafı safsatadır. İslâmcılar darbecilerden razıdır.

Çünkü darbeciler, din adamı yetiştiren imam hatip okullarının sayısını çoğaltmış, Diyanet’in bütçesini artırmış, din dersini zorunlu kılmıştır. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin lideri Kenan Evren kürsülere elinde Kur’an’la çıkmış, Türk-İslâm sentezini resmi ideoloji hâline getirmiş; sol’un s’sinin bile yasak olduğu dönemlerde, İslâmcı örgütlenme ve propagandaya büyük bir serbesti ve teşvik getirilmiştir.

Erbakan’ın Milli Görüş Hareketi ile rekabet içinde olan Fethullah Gülen Hareketi de yine aynı süreçte Komünizmle Mücadele Dernekleri’nden başlayarak NATO-Kontrgerilla ilişkilerinin içinde, TSK tarafından kullanılan bir Siyasal İslâmcı hareket olarak yükselişe geçmiş, 12 Eylül 1980 darbesini ‘Ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz’sözleriyle karşılamış, darbe lideri Evren’i de cennetlik ilan etmiştir: ‘Evren Paşa, seçmeli din derslerini mecburi yapmakla yararlı bir iş yapmıştır. Bu iş kanaatimce öyle büyüktür ki doğrusunu Allah bilir hiçbir sevabı olmasa bile bu icraatı ona yetebilir, ahirette kurtuluşuna vesile olabilir, cennete de gidebilir.’

Bu öyküyü değiştiren şey 28 Şubat 1997 post-modern darbesidir.[27] 1996 seçiminde birinci parti olarak seçilen Refah Partisi’nin büyük ortağı olduğu Refah-Yol (RP-DYP) koalisyon hükümeti, ABD emperyalizminin ve yerli büyük burjuvazinin (TÜSİAD) çıkarlarına aykırı bir yolda ilerlerken, laikliğe aykırı hareketleri gerekçe gösterilerek post-modern bir askeri müdahaleye maruz kalmıştır. TSK yönetime el koymamıştır ancak Erbakan’ı yönetimden çekilmek zorunda bırakmıştır. Ardından Tayyip Erdoğan’ın 4 ay hapis yatması ve bir süre sonra geçerliliğini yitirecek siyaset yasakları konması ile sonuçlanan davalar açılmıştır. 28 Şubat sürecinde Erdoğan’ın başına gelenler, daha sonra Erdoğan iktidarı döneminde muhalefetin maruz kaldığı baskıların yanında devede kulak bile değildir.

28 Şubat sürecinin ardından ABD’nin ve yerli büyük burjuvazinin beklentileri ile uyumlu bir İslâmcı parti (AKP) açığa çıkana kadar, Erbakan liderliğindeki partiler kapatma davalarıyla yola getirilmeye çalışılmıştır. Erbakan liderliğindeki gelenekçi klik engellenmiş, Erdoğan’ın başını çektiği neo-liberal-İslâmcı kliğin önü açılmıştır. Nihayet, Erdoğan’ın grubu İslâmcı hareketin önemli bir kütlesini Erbakan’dan kopartıp merkez-sağ ile birleştirerek 2001’de AKP’yi kurmuştur. İslâmcıların askeri darbeler karşısındaki bütün mağduriyet öyküsü budur. Bu mağduriyet öyküsü, neo-liberal-İslâmcı bir parti olarak AKP’nin tek başına iktidara taşınması ile tamamlanmaktadır.”[28]

 

I.5) “HİZMET” (GÜLEN) HAREKETİ

 

Bir Süryanî atasözündeki, “Çav li cihê bilind be ser li nizmayîyan dikeve/ Gözü yüksekte olanın başı alçaklara çarpar,” gerçeğini -bir kez daha- kanıtlayan “Hizmet” (Gülen) Hareketi, AKP’nin (CIA ile) yetiştirdiği, büyüttüğü ve yerleştirdiği örgüttür.

AKP’liler, Cemaat’in sırtında oturdular koltuğa, Gülen’in dualarıyla yürüdüler iktidarın kalbine. Ne olduysalar onun sayesinde olduklarını her zaman söylediler. Aynı kaba tükürüp, aynı menfaatlerde buluşuyorlardı. Öküz öldü bir gün, ortaklık bozuldu. 17 Aralık’lar,[29] Fuat Avni’ler geldi. Hukuk “guguk oldu”, polis devleti olduk çıktık. Bunlar kuvvetlendikçe kuvvetlendi. Sonraları paralel oldu sırtında gezdikleri... Matematik, “Bir kere kesişen doğru asla paralel olmaz” demez miydi?[30]

“İyi de Fethullah Gülen hareketinin aslı astarı nedir” mi?

ABD emperyalizmi “soğuk savaş” döneminde “komünizm tehlikesi”ne karşı Türkiye gibi pek çok ülkede genel olarak dini akımları/hareketleri kullanmış, ayrıca bazı özel türde tarikat veya cemaat yapılanmalarını da bilhassa desteklemiş, hatta onlarla “derin” ilişkiler kurmuştur. Küçük yaştan itibaren din eğitimi almaya başlayan ve genç yaşlarından itibaren de imamlık yapan Gülen’in hikâyesinin başlangıcını da, “Komünizmle Mücadele Dernekleri”nin kuruluşuna dayandırmak yanlış olmaz. Komünizmle Mücadele Derneğinin Erzurum şubesinin kurucularından olan Gülen, sonraki yıllarda da bu derneğin yayılması ve sosyalist hareketle mücadelesinde aktif rol almıştır. ABD’nin ve CIA’nın kontr-gerilla faaliyetleriyle içlidışlı olan bu dernekte yürüttüğü çalışmaların, Gülen’in ilerde ABD-CIA’yla kuracağı ilişkide özel bir yeri olduğu açıktır. Daha sonraları ABD’yle arasını yapacak olan Kasım Gülek’le bu süreçte tanışmıştır. Hatta konunun araştırmacılarına ve bizzat Gülen’in yakınlarında bulunup sonradan ayrılan bazı üst düzey tarikat mensuplarına göre, Gülen hareketinin örgütlenmesini bu yıllardan başlayarak bizzat MİT içindeki CIA’ya “bağlı” bir ekip yönlendirmiştir.[31]

“TSK’ya tüm sevgi ve saygısına rağmen 28 Şubat 1997 darbesinden sonra ABD’ye gitmek zorunda kalan Fethullah Gülen, Türk-İslâm Sentezi’nin son büyük temsilcisi oldu. ‘Benim tasavvurumda bizler milli köklerimizin yeni sürgünleriyiz’ diyen Fethullah Gülen, ‘millet’ kelimesinin önüne ‘Türk’ kelimesini koymaktan çoğu kez kaçındı ama Türk kültürünün köklerinin bulunduğu Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleri (onun deyişiyle) ‘Türkî dünyalar’ söz konusu olduğunda perhizi bozdu. ‘Kana ve ırka dayalı’ gruplaşmaların millet için tehlikeli ve dış kaynaklı olduğunu söyleyen, ırk meselesinin gelecekte önemsiz olacağına inanan Gülen, yeri geldiğinde ‘safkan 10 milyon Türk’, ‘özbeöz saf Türk’ demekten kaçınmadı. Çünkü Gülen düşüncesinde Türklük, İslâm ve Müslümanlığın kimliksel ve etnik yanını tamamlama işlevini yerine getiriyordu.

Gülen’e göre ilk bakışta ‘Türkiye Müslümanlığı’ gibi bir kavram, İslâm’ın evrenselliğiyle çelişir gibi görülebilirdi ancak ‘İslâmiyet’in tarih içinde şekillenen sosyolojik bir realite olarak Türklerin İslâmiyet’e (içeriğine ve yayılmasına) yaptıkları katkılar göz ardı’ edilemezdi. Ona göre Türklerin Müslümanlığı benimsemesinden sonra zaten ‘nezih’ olan kültürlerini İslâm’ın evrensel ilke ve değerleriyle bir üst düzeye çıkarmalarının sonucu ortaya ‘Türkiye Müslümanlığı’ çıkmıştı.”[32]

ABD destekli ılımlı Türkiye Müslümanlığı/ İslâmcılığıyla “Cemaat” denince akla gelen Gülen Hareketi, cemaat olmanın da ötesine geçmiş bir oluşumdu. Bir dönem Gülen’in söylediği rivayet edilen “Cemaattik, ‘Cemiyet’ olduk” sözü de bu minval üzere değerlendirilebilirdi.

Gülencilik bu noktaya hem ulusal hem de küresel zeminde aldığı sıra dışı destekle geldi. Ne istediyse kendisine verilerek geldi. Bu ülkede siyasete soyunan AKP ile el-ele, kol-kola, sarmaş-dolaş, öpüş-kokuş “paralel” yürüyerek geldi.[33]

“2002 yılında AKP, devleti Cemaat’e anahtar teslimi vermişti. Bu ne demek? Ne yaparsan yap demek. Onlar da yapacağını yaptı.”[34]

Hatırlayın: “Zaman gazetesi, Taraf gazetesiyle birlikte, AKP rejimi kurulurken “değişim”, “darbe tehlikesi” gibi söylemlerle tüm muhalefete karşı harekete geçirilen sınır tanımaz bir simgesel şiddetin en etkili üreticilerinden biriydi. Ürettiği söylem, liberal entelijansiyanın demokrasi fantezilerini, siyasal İslâmın hegemonya inşa sürecini yedeğine alıyor, araçsallaştırıyordu.”[35]

Gülen Türkiye’de bir “muhafazakâr”ın normal ideolojisine sahip biriydi. Bileşiminde en fazla ağır basan öğe dindi, İslâm’dı; ama aynı zamanda milliyetçiydi. Ziya Gökalp’in “üçlü kimlik” şemasının çağdaş şekli: Müslümanım, Türküm, Batı’dan bilgi almaya da açığım.

Ama olayın yalnız “ideoloji” olmadığı, ciddi bir siyasî boyutunun olduğu da belliydi. “Sızma” hikâyesinin başka bir açıklaması olamazdı. Gülen, ülkede kendi inandığı İslâm’ı egemen kılmak için bu yöntemde karar kılmıştı. Hareketin “elitist” (“eğitim”i öne çıkaran) karakterinin zemini de buradaydı. Kadrolarının (çeşitli alanlarda) belirli bir “know-how”a hâkim olmaları isteniyordu.

En şiddetli mücadele de hemen tahmin edileceği üzere Silâhlı Kuvvetler’de cereyan ediyordu. Kurum kendini böyle sızmalara karşı korumakta herkesten daha uyanık ve kara

11.11.2016 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı