Ah Şu Benim Tuhaf Akyollularım SİHİRLİ DEĞNEK

Fevzi Günenç

Ah Şu Benim Tuhaf Akyollularım SİHİRLİ DEĞNEK

Okuma yaşıma gelmeden hocaya koymaya kalkmıştı annem beni. Sözünü ettiğim Hamit Mutlu arkadaşımın nenesi  Hadduç hanım mahallemizin tek kadın hocasıydı. Çocuklara Elifba öğretirdi,

Annem, bu hayırlı işten benim de nasibimi almamı ister. Bir sabah orta boy su satılımızın yarısına kadar suyla doldurur. İçine bir gün önceden aldığı erik, kaysı, üzüm gibi meyvelere cumcum yaptırır.

Küçük satılımıza da sütçüden aldığı sütü doldurtmuştur. Birlikte gidip kapısını çalarız Hoca hanım Ninenin.

Annem ona:

“Eti senin, kemiği bizim,” hoca,” diyerek beni sanki celladıma teslim ederek keyifle geri eve dönmüştür.

Hoca hanım nine ise gelen bu ikramdan memnundur. Beni en ön sıraya oturtur. Vay oturtmaz olaydı. Onun, herkesin başına, omzuna inen değneğine en yakın olanlardan biri olmuştum.

Bunun şanssızlığını yaşadım. Daha ilk günden etimin kedisine ait olmasından yüreklenerek beni epeyce ıslattı Hocahanım Nine.

Yakında oturmanın değneklik olduğunu hemen anladım. O değnekten uzak olmak gerekiyordu. Bunun için ertesi gün kendiliğimden gidip en arka sıraya çöktüm.

Ne var ki, Hocahanım ninenin sihirli değneği o kadar uzundu ki, burada bile gelip beni bulabiliyordu.

Bir hafta kadar sürdürdüm bu yer altı okulunda eğitimimi. Bu süre içinde ne “elif”i, ne “be”y öğrenebildim. Ama daha keyifli bir şeyi öğrendim. Elifbeyi ti’ye alan tekerlemeyi…

Bu tekerlemeyi arkadaşlarımla birligkte yinelerken yediğim değneklere karşın benden mutlusu yoktu.

Siz de birkaç günlüğüne olsun Elifbe hocasına gittiniz mi çocukluğunuzda bilmem. Gittiniz de eğer elifbenin tekerlemesini öğrenmediyseniz hiç “yaşadım” demeyin boşuna.

Yaşlı Hocahanım uykuya yenilip oturduğu yerde gözlerini yumar yummaz başlardık o tekerlemeyi söylemeye.

“Elif eyli em um

Be beyli beyli bam bum

Ca ceyli cam cum

Da deyli dam dum

Fa feyli fam fum

Ga geyli gem güm

Ha heyli ham hum

Ka keyli kem küm

La leyli lam lum

Ma meyli mam mum

Na neyli nam num

Pa peyli pam pum

Ra reyli ram rum

Sa seyli sam sum

Şa Şeyli şam şum

Ta teyli tam tum

Va veyli vam vum

Ya yeyli yam yum

Za zeyli zam zum…

Zum zum da zum zum

Dum dum da dum dum…

Hocaanımın gözlerini araladığını görünce hemen makam değiştirilirdi. Bu kez dersle ilgili bir eyler söylenmeye çalışılırdı.

“Elif esin e…

Be sin be! 

Cim kaaarnındaaaa bir noktaaa…

Elif ötürü ö…”

Hocaanım gözlerini yumup yeniden kestirmeye başlayınca biz yine dönerdik tekerlememize:

“Elif eyli em um

Be beyli beyli bam bum…”

Tekerlemenin tamamını öğendiğimde, bu kadar Elifba öğrenciliği bana yeter diye karar verdim o küçük çocuk aklımla.

Sabahları yine boynuma kitap kesemi asarak evden çıkıyordum. Ver Elini Alleben…

Bir çok arkadaşımızla birlikte çıktığımız bu seferde, Alleben’in Yedi Söğüt gölünde kulaç atarak sözüm ona yüzerdik.

Göl de ne göldü ya maşallah(!) 20 tane çocuğu içine balık istifi gibi dizsen ancak sığardı. Suyun yüksekliği belimize bile gelmezdi.

Arada bir bostanlardan artan felhanlı toprağın karışmasıyla suyun kirlendiğini umursamadan şapur şupur yüzmeyi sürdürürdük.

 

 

5.03.2019 (Fevzi Günenç)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR