Ah Şu Benim Tuhaf Akyollularım  ( KÖYLÜ BAKKAL )

Fevzi Günenç

Ah Şu Benim Tuhaf Akyollularım ( KÖYLÜ BAKKAL )

“Ekrem Efendi yeni girmişti işe. Bilet satar para alırdı bir sinema gişesinde. Çok az para geçerdi haftada eline. Babasından anasından bir şey kalmamıştı. Oturduğu ev kiraydı. Evlendiğinden bu yana sanki kirayla oturmadığı semt kalmamıştı.

Ekrem Efendinin yeni taşındığı semtteki evinin bulunduğu sokakta, bir sağda ve bir de solda olmak üzere, iki bakkal dükkânı vardı.  Bakkalların hatırı kalmasın diye ikisinden da alış veriş yapardı. Ne var ki istediği gibi olmamıştı. Bakkallardan yalnız biri ile alış veriş yapmak zorunda kalmıştı.

Solundaki bakkal orta yaşlı, uzunca boylu, zayıf güler yüzlü, esmerdi. Adamcağız köyünde geçinememiş kente gelmişti. Her zaman güler yüzlü, sevecen olduğu ve de köyden geldiği için kendisine Köylü Bakkal denmişti.

Evinin sağındaki bakkal ise doğma büyüme kentli idi. O da orta yaşlı, kısa boylu, kütüz biri idi. Yüzü hiçbir zaman gülmezdi.  Bu bakkal karpuzu değiştirmeyince Ekrem efendi Köylü bakkala gitti.

Köylü Bakkal’dan bir karpuz istedi. Köylü bakkal karpuzu için “Seçmece” demiyor muydu… Ekrem Efendiye göstermek için kesecekti.

Ekrem Efendi: “Zahmet edip kesme. Biliyorum karpuzların iyi çıkıyor, giderken eve, karpuzun suyu akmasın üstüme!” Giderken Ekrem Efendi elinde karpuz, evine doğru...

Dilim dilim kesilmiş karpuzu tepside hayal ediyordu. Kesilirken karpuzun çıkaracağı kütürtü sesini duyar gibi oluyordu… Eve girer girmez seslendi yeni evlendiği eşine:

“Sevgili eşim, şimdi sana bir karpuz keseceğim. Bir haftalık şirinliğini gidereceğim. Ancak bu karpuzu şimdi kesmeyelim, Buzdolabına koyalım; biz yemeğimizi yiyinceye kadar soğutalım.”

Yemek yeme işi bitmişti, şimdi sıra karpuza gelmişti. Önce karpuzu ikiye ayırdı. Gördü ki karpuz kabak gibiydi, rengi sarıydı. “Kimi zaman sarı çıkan karpuz da tatlı olur.” diyerek kötüye yormadı.

Bir dilim kesti, bir parça ısırdı, tatsızdı. Umduğunu bulamamıştı, eşine karşı mahcup olmuştu. Eşi kendisine: “Üzülme, karpuz yerine yüzün kıpkırmızı oldu!” der diye korkmuştu.

 Karpuz tepsisini kucakladı. Tepsi elinde doğru Köylü Bakkal’a vardı. Gösterdi karpuz tepsisini bakkala: “Bakkal dediğin sahip çıkar ayıplı malına!” Böyle demiş olmasına üzüldü Ekrem Efendi. Ne var ki Köylü Bakkal öfkelenmemişti.

“Kusara kalma Ekrem Efendi, Bazen olur böyle rastlandı. Biz kötü malı satmayız. Müşterimize kazıklamayız! Bu kez seni dinlemeyiz, Kesme desen de keser, iyisini veririz!..”

“Geç hele!” diyerek dükkandan karpuz sergisine atladı. Kendisine özgü sitille “Tık, tık!” vurarak, tırnağı ile kazıyarak, ağırlığın ölçerek, seçtiklerini kulağına tutarak karpuzları yokladı.

İki eliyle karpuzu sıkıştırıyordu. Sıkıştırırken de: “Kavunun ağırı, karpuzun hafifi!” diyordu. Bir tanesini beğendi. “Ya Allah, Bismillah!” dedi, kesti. Ne var ki beğenerek seçtiği bu karpuz da kelekti.

“Tuhaf şey!” dedi başını salladı. Bir tane daha seçmeye başladı. “Er oyunu üçte!” dedi. Seçtiği bu karpuzu keserken de “Ya Allah, Bismillah!” demeyi ihmal etmedi.

Karpuz tam istediği gibiydi, sevindi. “Al beyim, yalnız bunu sayarım hesabına; diğerlerini say ziyanlığıma... Yeter ki sen, kızma bana...”

Bir başka gün akşamüstü ampul patladı. Sağdaki kentli bakkal daha yakındı hem de ampul satardı. Hemen koştu kentli bakkala. “Bu yanmıyor yananını ver bana!”

Bakkal yanmayan ampulü kerhen aldı. Alırken de yüzünden düşen bin parçaydı... Denetledi ampulü duvardaki düyde.

Yanmayınca ampul çöp sepetine attı öfkeyle. Ekrem Efendiye ağır gelmişti bakkalın bu davranışı. Bundan böyle bu adamla alış veriş yapmamalıydı.

Eve geldiğinde dalgın, düşünceler içindeydi. Bu durumu gören eşi de:

“Hiç böyle görmemiştim seni, sende bir şey var Ekrem Efendi..” Ekrem Efendi ampul olayını anlattı eşine:

“Bundan böyle alışverişimiz Köylü Bakkal’la olacak. Ekmeksiz kalsak bile Kekre Bakkal’dan ekmek alınmayacak!

HAYRİ BALTA”

 

 

 

25.03.2019 (Fevzi Günenç)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR