Ah Şu Benim Tuhaf Akyollularım   FISTIK BAKKAL

Fevzi Günenç

Ah Şu Benim Tuhaf Akyollularım FISTIK BAKKAL

Akyol’a bayramı bakkallar getirirdi. Bakkallar evlerinde ne kadar tepsi, sini varsa dükkânlarına taşırlar. Sonra Şekerci Sakıp ustaya gider ondan çeşit çeşit şekerler alırlar. Kağıtlı şeker, bademli şeker, fıstıklı şeker, lokum, bunlardan bir kaçıdır sadece.

Bakkal dükkânlarının önü sıra sıra dizili şeker tepsileriyle dolunca biz çocuklar anlardık bayramın geldiğini.

Sait Kız Bakkal ile Velo’nun kız bakkalı dükkânının önünü şeker bayramına dönüştürür de, Fıstık Bakkal dönüştürmez mi?

O da öbürleri gibi tepsi tepsi dizerdi dükkânının önüne şekerleri.

O, fazladan bir de çerez satardı. Karpuz çekirdeğinin, kabak çekirdeğinin, leblebinin, leblebi tozunun iyisi onda bulunurdu.

Ya fıstık?

Bu bakkalımız adını kavanozlarındaki tuzlu Gaziantep fıstığından almıştı. Ancak bir şey vardı ki, bunu biz çocuklar hiçbir zaman anlayamamışızdır.

Fıstık bakkal fıstığı her yerde bulunandan çok pahalıya satardı.

Ucuzu varken pahalısını kim alır? Biz böyle diyoruz ama sık sık yarılanırdı onun tuzlu fıstık kavanozları da.

Bir alıcısı vardı demek ki Fıstık bakkalın tuzlu fıstıklarının.

O kimdi acaba?

Kim olacak, kendisi. Yaman bir tuzlu fıstık tüketicisiydi Fıstık bakkal.

Bizim bu bakkalımızın iki özelliği vardı. Birincisi çocukların şeker almak için getirdikleri parayı, eline vurarak dükkânının önündeki mahzene düşürmek.

Onun bu huyunu öğrendiğimiz için kendisinden alış veriş etmek istemezdik. Ne var ki şeytan bizi kandırır, arada bir yine de onun bakkalına çekerdi.

Doğal olarak her gidişimizde de elimizdeki para culuba düşerdi.

“Para culuba düştü oğlum, git yenisini getir.”

Ağlaya ağlaya oradan uzaklaşırdık.

Fıstık bakkalın ikinci özelliği sinemaya aşırı düşkünlüğüydü. Her gece ayrı bir sinemaya gider, ayrı bir film izlerdi.

Bu arada pisboğazı boş durmaz ona bir mirasyedi gibi para harcattırırdı.

Gerçi umurunda değildi Fıstık bakkalın harcadığı paralar. Çünkü nasıl olsa kendisinin cebinden çıkmayacaktı.

Sinema saati yaklaşınca dükkanını kapatan Fıstık bakkal soluğu Suburcu’da alırdı. İyi filmler oynatan sinemaların çoğu bu yöredeydi. Nakıp Sineması, Baydar sineması, Şehir sineması, Büyük Sinema…

Biraz beriye gelirseniz Arı Sineması, Marmara Sineması, Ses sineması… Biraz öteye gidecek olursanız Saray Sineması…

Bu sinemalarda izlediği filmi kalmamışsa o zaman aykırı semtlerdeki Site Sinemasına, Burç Sinemasına Çukurbostan Sinemasına gitmeye de erinmezdi. Yıldız Sineması, Çiçek Sineması, Lale, Dumlupınar,

Fıstık bakkal sinemalara doğru yollanırken harcamalara başlardı. Önce bir kebapçıya girer, lahmacun içine acılı Adana kebabı çektirerek bunu gövdeye indirirdi.

Ardından baklavacıya girer iki porsiyon fıstıklı bakalava yerdi.

Şimdi bunları hazmetmek gerek. Gerçi sinemada gazoz satan çocuktan Softağ alıp birkaç şişe yuvarlayabilirdi. Ama hazır önüne çıkmışken meyan şerbetinden iki tas şerbet içmenin günahı olur muydu?

Dolaşa dolaşa beğendiği bir filmi oynatan sinemanın önüne gelirdi. En lüküs bir koltuk bileti alıp sinemaya girerdi.

Filmin başlamasına az kalmıştır. İşte, açacağı şişeye vura vura çın çık sesler çıkartarak görünmüştür. gazoz satan çocuk.

Bir şişe işsen yetmez, iki desen az gelir, üçüncüsü, dördüncüsü nereye gider. Karnı karın değil, şarap küpü Fıstık Bakkalın. En iyisi gazozu aralıklarla içmek.

O, gece boyunca daha bir çok masraflara girilmiştir. Dükkânına geri döner. Darabayı indirir. Kapıyı içeriden kilitler. Veresiye defterini açar. O gece yaptığı masrafları veresiye alış veriş yapan müşterilerine üleştirirdi.

Postacı Ahmet beye üç bardak miyan şerbetinin karşılığı zeytin olarak yazılırdı.

Öğretmen Hamdi beyin hesabına 5 şişe gazoz parası peynir olarak geçerdi.. Kebabıyda, balavasıydı her biri ayarı bir müşterinin hesabında yerini alırdı.

Yaptığı bütün masrafları yazar. Dükkândan ceplerini doldurarak götürdüğü tuzlu fıstıkları yazmayı da unutmaz.

Eh, o gün de güzel bir gece geçirmiştir Fıstık bakkal. Artık eve gidip huzur içinde rahat bir uyku çekmeyi  hak etmiştir.

Ah bir de gece yarısı karnı guruldayıp da uyanıp uyanıp tuvalete gitmek olmasaydı…

 

 

3.03.2019 (Fevzi Günenç)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR