Ah Şu Benim Tuhaf Akyollularım  (  BOSTANARASI’NDA YENİYOR MARULLAR )

Fevzi Günenç

Ah Şu Benim Tuhaf Akyollularım ( BOSTANARASI’NDA YENİYOR MARULLAR )

Kırkayağın ayaklarının yıkıldığı gün olanları, aradan 50 yıldan fazla zaman geçti, Buna karşın ben o acıyla dolduğum günü bugünmüş gibi anımsıyorum.

13-14 yaşlarındaydım sanırım. Elimde Rus yapımı, ucuz ama iyi resim alan 6x6’lık siyah-beyaz bir fotoğraf makinem vardı. Lupital’im... Kırkayağın sütunlarının yıkımını hem fotoğraflıyor, hem ağlıyordum...

Yuvası yıkılıp bozulan karıncalar da böyle ağlar mıydı acaba?..

İlkin Köy Enstitülerini kapatmışlardı.

Sonra o güzelim Halkevlerini...

Ülkem için, yurdum insanı için yararlı ne varsa yok ediyorlardı birer birer.

Şimdi de sıra Kırkayağa gelmişti demek...

Kırkayak deyince kırk tane sütun ayakla ve yüzlerce demir oklu çubuklarla çevrilmiş bir bahçe gelmezdi sadece akla. Kırkayağın çevresi de gelirdi. Kırkayak bir yörenin adıdır artık.

Sadece yazlık bir kahvenin ya da parkın adı değil... O nedenle daha geniş bakıyorum oralara.

Alleben, Incilipınar ve çocukluğumuzun yüzme havuzları olarak değerlendirdiğimiz  Harafları da içinde barındıran Bostanarası kucaklar Kırkayağı.

Kırkayak ise, çevresine bakınır, sulu bostanları, burada yetişen patlıcan, biber, domates, marul, deli tütünleri izleyerek gururlanırdı.

Eline alnına götür, Atatürk Bulvarının öte yakasındaki Akyol Mahallesine bakar durdurdu. Sonra geriye döner, Alleben’in şırıl şırıl akan sularınn sesini ta içinde duyumsardı.

Ne bahtlı bir bahçeydi! Yaşadığı yeri dört bir yanı sevilesi şeylerle doluydu.

Kırkayağın eteğinden geçen hıra bir akar vardır. Adı pek hoş değildi ama tertemizdi suyu.

O duruluğu bozmamak için, çok istek duysak bile biz çocuklar çiş bile etmezdik içine.

Akarı bir damla kirletirsek, üremizi öte dünyada kirpiklerimizle toplayacağımıza inandırmıştı bizi büyüklerimiz.

Uzun zaman düşünmeme karşın, Akyol’la ilgili iki soruma yanıt bulamamıştım  Biricisi Atatürk Bulvarına neden Demiryol diyorduk?

Acaba o yıllarda her yurttaşın askerlik yapar gibi demiryol vergisi ödemek zorunda bırakılışı mıydı nedeni?

 Vergiyi ödeyecek gücü olmayanarın para yerine bedenlerini kullandıkları, zorunlu amelelik ettikleri yerlerden biri miydi?

İkincisi Akyol Caddesinin öbür adı neden “Mektepüstü”ydü?

Çok uzun yıllar sonrasına kadar bu mahallede Gaziantep lisesi, Akyol İlkokulu, benim de okuduğum Ticaret lisesinden özge okul yoktu ki… 

Vardı da en mi bilmiyordum acaba?

Bu okulların var olmaya başlamalarından çok önceleri bile Mektubüstü’ydü Akyol Caddesinin adı.

Kırkayak Bahçesinin bayıldığı bir de insan sesi vardı bu, Akyol’lu bostancı Mükerrem Dayının marul satmak için yaptığı çağırııydı:

“Kes Kelo, kes! Beşe beş kuruş! Tadı baklavada yok bu marulların!” çağırışının sesiydi bu.

Çevre mahallelerde oturan kadınlar çocuklarını, kaynanalarını, görümcelerini, komşularını toplayıp  ikindi vakitlerinde marul yemeye gelirlerdi buraya.

Gelinler, kaynanalar, çocuklar kabalarını sıyırır, yıkamaya bile gerek görmeden hatur hutur mideye indirirlerdi marulları.

Bostanarası’nda bostanların sulanması amacıyla su biriktirmek için kullanılan iki tane haraf vardı. Bu harafların sadece biz çocukların yüzmesi için yapıldığını sanırdık.

Beş kuruşu edinip, parayı harafçının avcuna bıraktığımızda artık bizimdi orası. Dakikada soyunur, kimimiz donumuzla, kimimiz çük çümbül ortada, harafın soğuk sularına atardık kendimizi.

Harafta yüzecek paramız olmayınca Alleben’e inerdik. Giysilerimizi derenin kıyısına bırakıp gölümüzün çamurlu sularına bırakırdık kendimizi.

Adına Tokaç Balığı dediğimiz kurbağa yavrucukları gibi saatlerce kulaç atıp dururduk oralarda.

Yüzmekten yorulunca söğüt ağaçlarına tırmanırdık maymunlar gibi. Dalların arasında oturup zilli düdükler yapardık minicik çakılarımızla.

İncilipınar’ın başına malhıtalı ya da sıcak köfte yoğurmaya giderdi annelerimiz, bizleri de alıp. Acı köfte ve acı turşuyla yanan ağızlarımızın acısını ancak İncili pınarın buz gibi soğuk suları dindirebilirdi.

 

2.04.2019 (Fevzi Günenç)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR