8 Mart, Umut Ve Tahta Bacak Frida

Murad DEMİRKOL

8 Mart, Umut Ve Tahta Bacak Frida

 

Elisabeth Kubler Ross, idealindeki insanı tanımlarken: “Tanıdığım en güzel insanlar, yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş romantik ve anarşist olan insanlardır.” diye yazar. “Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar…”

 

Görüntüyle gerçek birbirine ne vakit karışsa; yaşamak, inanç ve umut üzerine öykünen yaşamın büyük bir gayret ile kendini yenileyip, kuleye çıkışını anımsamak istiyor insan…

 

Meksikalı ünlü Ressam Frida, 1950 yılında günlüğüne şunu yazıyor

 

“…Hâlâ tekerlekli sandalyedeyim
ve yakında yeniden yürüyebilecek miyim bilmiyorum
Alçıdan bir korsem var
inanılmaz bir başbelası olsa da,
omurgama yardımcı oluyor
Hiç acı hissetmiyorum.
Sadece şu…
İnanılmaz bir yorgunluk ve
doğal olarak bazen de ümitsizlik...”

 

Çaresizlik kişinin geçmişte yaşadığı tekrarlı başarısızlıkların, olaylara etki edemediğini, kontrolü dışına çıktığını ifade eden esnek bir yapıdır… İnanmak ise herkesin kendisiyle gurur duyması için gerekli olan sebeplerden sadece birisidir…

 

Tahta Bacak Frida...

 

Gözlerinin üzerinde birleşen kaşları, cımbızların ayıklama iktidarına ve toplumun süslü bireylerine karşı bir başkaldırı gibi birleşmekten gocunmuyordu…

 Lakin 6 Temmuz 1907 de dünyaya geldiğinde, geleceğinin yaratacağı travmadan habersizdi...

 

Altı yaşındayken geçirdiği çocuk felcinin sonucu özürlü bir bacak…

Özürlü bacağıyla yaşamayı öğrenen Frida için her şey yolunda giderken,  1925 yılında onu yatağa bağlayan ve bir çok insanın ölümüyle sonuçlanan trafik kazası…[1]

Her yerinde kırık ve çıkıklar… Bir kalas parçası vücuduna girip çıkmış... Vücudu bütünüyle alçıyla kaplı… Bitmek bilmeyen ameliyatlar ve çelik korseler… Felçli olan bacağı kesilirken, o tarihten itibaren yatakta geçen sancılı günler…

 

Frida ağlıyor…

Frida’nın dayanacak gücü kalmamış…

Ama her şeye rağmen hayattaydı Frida. Kaderin her türlü iktidarına karşı, direncin gücünü haykırıyordu evrene…

Sonra bu evrenden ayrılıncaya dek, tüm kaprislerine rağmen tapınırcasına aşık olduğu Meksikalı ünlü ressam Diego Rivera ile göz göze gelişi… “Hasta Değilim” diyordu Frida... “Resim yapabildiğim sürece hayatta olmaktan memnunum” diyordu

 

Mahkum olduğu yatakta, yatağın üzerine koyulan aynaya bakarak kendi oto portresini yaparak bağlanıyordu yaşama.  Yeni renklere yelken açmak, direnen bireyin en önemli umudu olmuştu… “Unutmayın, düşlerimi değil, kendi gerçeğimi resmediyorum ben.” diyordu Frida… Belki farkında olmadan, umutsuzluğun kasvetli geçmişiyle alay ediyordu…

 

Sıra dışı bir gençlik, Diego’ya tapınırcasına yaşadığı aşk, aldatılmalar ve bir sürü sebep sıralayarak Diego’dan vazgeçtiğini anlatan şiiri.  

 

“…Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi,
çünkü sevgim yüceydi.
Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”
diyordu Frida

 

Elisabeth Kubler Ross’un tanımında ki gibi, Acının, umutsuzluğun ve umudun direnciydi Frida…

 

Sıra dışı bir kadındı…

Zamansız sancılarından kendini yaratan bir kadın…

Kalıplaşmış evrene karşı omurgasıyla savaşan kadın…

Kendi devriminin kadını…  

 

13 Temmuz 1954 sabaha karşı doktorlar tarafından yatağında ölü bulunduğunda, yüzündeki ifade, her şeye rağmen yaşama tutunmanın portresini çiziyordu…

Onun adı Frida Kahlo’ydu…

 

 

Murat DEMİRKOL

 

 

 

 

 


[1] Frida'nın yaşamını büsbütün değiştiren olay,  1925 yılında erkek arkadaşıyla okuldan eve dönmek için bindiği otobüsün trenle çarpıştığı kazadır. Frida'nın kalçasından girip leğen kemiğinden çıkan trenin demiri onu 32 kez ameliyata mahkum eder. Bundan sonra tüm hayatı korseler, doktorlar, hastaneler ve dinmeyen ağrılarla geçer.

.

7.03.2015 (Murad DEMİRKOL)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Gündemin Değişmeyen Sancısı

Savaşan Güç - Savaşan Yoksulluk

Bireyin Seçimi

Yığın ve Demokrasi

Güç ve Kaos

Yangın Yeri

Savaş Çılgınlığı

Seçim Tercihi

Beyaz Leblebi...

Algı ve Gerçeklik

İşgal Edilen Zihinler...

Büyük İnsanlık

Algı Yönetimi

Seçilemeyen Kurgu

Seçimin Seçilemeyen Gölgesi

İktidarsız Medya ve Savaş Tamtamları

Korku Toplumu ve Alternatifsiz Kaygı

Seçilmiş Yoksulluk