Madam Eskenazi’yi bilir misiniz?

Sesi naftalin kokulu hazineye benzer

Sesi naftalin kokulu hazineye benzer. Hüzünlü şarkıların kaç ayrılık öyküsü anlattığını bilir misiniz? Ya yabancı olmayı, her iki yakada, her iki toprakta da. Köklerinin büyütüldüğü topraktan alınıp başka bir toprağa bedenini koyanlar açmadan soldular, ya da hep o eski toprağa bağlı, gözleri arkada yaşadılar öldüler. Bin bir çiçekli bahçenin en nadide çiçeklerinden olan halkların parçalarından olan nice hazineye bu dünyayı dar etmiş ülkenin sakinlerinden olmamız boynumuza utançtan mamul bir halka takıyor. Farkında olalım ya da olmayalım bu halka boynumuzu öne doğru eğiyor.

Bildiğiniz tüm kahramanlık öykülerini unutun. Ne denize döktüklerimiz, ne omuzlarda taşınan toplarla duman etmişlerimiz gerçeği yansıtan kahramanlıklar değildir. Savaşlarda halklar hiçbir vakit kazanmaz. Ama kaybedenler öyle çok, öyle çok ki… Bastığımız, yürüdüğümüz, yaşamlarımızı tükettiğimiz yolların neresinde dursak orada bir çığlık var. Toprağa kulak vermemiz yeter. Yollar göçün ve zorun, ölümün yolları.

Bir gün bir ferman çıkar, o fermanı duyunca komşu gider komşunun boğazına çöker. Bağını talan eder, karısına tecavüz eder, evini yağmalar, katleder. Bir günde komşu komşusunun azraili kesilir. Çünkü devlet araya bir kılıç koyar. Sen onun düşmanısın, onun malı senin helalin der. Dini başkadır, dil başkadır, senin için ve devletin için hep düşmandır. Onu aklının bir köşesinde tutarsın, günü geldiğinde devletin sana yolunu gösterir ve çıkarsın tüm kahramanlıklarını ama aslında canavarlığını kuşanmış. Ondan sonrasında artık o beden ve yürek insana ait değildir.

Hiç kurban yerine koydunuz mu kendinizi? Bir anda bulunduğunuz her şeyin yabancılaştığını, düşmanlaştığını hissettiniz mi? Dehşetin en yalın halinde, insanların bir makine gibi sizi biçebileceğini hissettiniz mi? Dehşetin kanınızı buz gibi ettiğini, ölümün ensenizde nefes alıp verdiğini, dünyanın yabancılaştığını, kaçacak hiçbir yer kalmadığını hissettiniz mi?

Kaç kez öldürüldü insanlar top yekün? Kaç kez yollara döküldüler, yollar boyunca hayalete döndü bedenler, ölüme buyur dediler minnetle daha fazla acı çekmemek için? Kadınlar kaç kez yalvardı azraile daha korkunç insan düşmanların eline düşmemek için? Uçurum arayan kadınlar tarihin kara yazgılı kuşları mıdır küllerinden yeniden doğan.

İki günde yetebilir, iki yılda ve hatta yıllar da yetmeyebilir insanlığın tarihine yeni kara delikler açmak için. Eylülün iki gününde yani 6 ve 7 Eylül 1955’de devletin tezgahladığı, Özel harp dairesinin kurguladığı senaryo ile bir halk aynı yerin sakinlerine saldırdı, hatta hiç birbirini görmeyen insanlar taşladı, yağmaladı, talan etti, yıktılar. Adalara kaldırılan vapurlar, İstanbul’un orta insan kasaplarının sokağa salınması ve bir can pazarı. O can pazarında vuranların arasında kadınlar ve çocuklarda var. Nefretten pay almış, cebine ve yüreğine yerleştirdiği kini ile saldıran kadınlar, büyüklerini takip eden çocuklar ve insanlığın caddelere eşyalarla birlikte saçılışı inanılmaz bir çıldırmadır.

Yağmalanan yalnızca Müslüman olmayan halkların malı ve canı değildi, çoğunluk olan bir halkın insan olabilme durumu da sokaklara saçılmıştı. Hayatında hiç görmediği insanı düşman bilip, onun eşyalarını varlığını cebine doldurmaktan geri durmayan insanlar sokağa saçılmıştı. Bu bir organize işti evet ama bu kadar kolay organize olabilen hamasi milliyetçilik payandası ile vuran kıran binleri nasıl açıklayacağız? Bu insanlar en gaddar cinayetleri işleyen psikopat caniler değildi. Bu insanlar sıradan vatandaş olarak yaşayan, ailesi, işi gücü olanlardı. Bir anda şirazesinden çıkarak öfkeli makineye dönüşmesine neden olan o bilinçaltına yerleştirilen milliyetçilik, din köktenciliği ile açıklamak yeterli olabilir mi?

Bugün sayıları ancak birkaç bini bulan, artık ancak folklorik varlıklar olarak tehlikesiz olarak benliğimize işlediğimiz halklar var. Ancak onlardan bile tiksintiyle bahseden, toplumsal histeriyi tetikleyebilecek bunun için milyonlarca insanı sokağa dökecek devlet anlayışımız taş gibi duruyor yerinde. Etnik farklılıklara karşı toplumsal nefreti bebekler daha kucağa düşer düşmez öğreten sistemimiz baki. Bu sistemi ayakta tutan eğitmenler, tarihçiler, devlet memurları, yasama, yürütme ve yargı organları değişmeden yerinde duruyor. Çocuklar yıllarda hançerelerini yırtarak “Türküm!, Doğruyum!” diyerek bağırdılar. Türk olmanın dışında hiçbir şeyin kabul edilmediğini, edilemez olduğunu minik beyinler alarak büyüdü ve onlarda bir sonraki nesile ayrı nefreti işlemek için yetişkinler oldular.

Bugün neredeyiz peki toplum olarak? Bence nefretini sağ kolunun altında bulunduran kalabalıklara hala sahibiz. Birilerinin askerleri olacak kadar birey olarak kendini önemsizleştiren insanlardan teşekkür ülkeyiz. Hiçbir halkı tanımadan yalnızca kendine benzemediği için ağır bir nefret besleyen insanları çıkarabiliriz hem de toplumun en ciddi kalabalık kısmını oluşturacak kadar, o kadar fazla yani.

Bugün 6-7 Eylül yalnızca devletin tezgahladığı karmaşık bir yapıya sahip entrika gibi göremeyiz. Bu linç girişimi ve başarısı, zor eylemi aynı zamanda toplum kırımında ne kadar mahir bir politikaya ve bu politikaya sahip milyonların olduğunu da gösteriyor. Bu olay bizi sistemin hazır kıta milisleri olamaya ne kadar yatkın olduğumuzun tespitini de yapıyor. Tıpkı defalarca yapılan tekrarı gibi.

Bağımızı kuruttuk, dağlarımız çöl, türküler ıssız. Kaldırımlarda yürüyen insanlar yalnızca birbirimize benziyoruz, farklı olmaya utanıyoruz. Çünkü ne kadar farklılık varsa öldürdük. Madam Eskenazi’yi mutlaka dinleyin. Rembetiko’nun öte yakada insanların boğulduğu bir hüzün sesi olduğunu bilin. Roza’yı dinleyin, geçmişi düşleyin ama elinizde bir mendiliz olsun gözyaşınızı sileceğiniz. Mülteci topraklarda, suyun öte yakasında kaç insan yalnızca hasretten öldü anlarsınız.

29 Eki 2021 - 10:30 - Eğitim, Kültür & Sanat



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.



Anket İmamoğlu Cumhurbaşkanlığına Aday Olursa Oy Verir misin?