PARDON; SİZ BAŞBAKAN MISINIZ?..O zaman gereğini yapınız!

Sayın başbakan:

PARDON; SİZ BAŞBAKAN MISINIZ?


O zaman gereğini yapınız!

Not:(Bu yazıyı sinirleri sağlam olanlar… özellikle de hastane yöneticileri ve Doktorlar okusun!)

Sayın başbakan:


Bırakın Suriye’yi, duble yolları, Kanallarla İstanbul’u parçalamayı. Ne kadar meraklısınız bölmeye parçalamaya yahu…


Bu milletin ihtiyaçlarına yönelin azıcıkta zahmet olmazsa. Bu millet aklınıza sadece oy için, iktidarınızı devam ettirmek aracı olarak gelmesin!




Yeter artık Zenginleri daha zengin, kendinizi ve yandaşlarınızı daha daha zengin etmek için uğraşmayın.
Yetmez mi onca para?
Daha nerenizi dolduracaksınız. Bu ülkenin bile o kadar ayakta kalacağının garantisi yok ama, sizin ve yedi sülalenizin geleceği neredeyse sonsuza dek garantilendi sayenizde.




80 milyonluk bir ülke ve % 80’i zor yaşam koşulları altında. Kıtı kıtına yaşamak için uğraşmaktan canı çıkıyor!


Bu insanlar ne yapsın o duble yolları, şaşalı AVM’leri, Rezidansları…
Bu milletin hastanelere ihtiyacı var.
Ama özel hastaneye değil; tam teşekküllü Devlet hastanelerine.

Sağlık bakanınız bir hasta yakını gibi, bir hastayla bir gününü yaşasın hastanelerde.
Hastanelerdeki yoğunluğu aldatıcı bir yöntemle, bu gün git yarın gel yöntemiyle… bir hastanın bir işlem için en az 3 kez gidip gelmek zorunda nasıl kaldığını görsün.


Bir örnek:
Bir hasta mide ağrıları ile hastaneye kaldırılır. Safra kesesinde taş ve iltihap teşhisiyle alelacale hastaneye yatırılır. Hasta 6 gün hastane de kalır. Büyük ihtimalle yatak sorunundan taburcu edilir.
İltihap kurutucu ilaçlar verilir kendisine… bir de yumurta yasaklanır ve 5-6 hafta sonra kendinizi iyi hissedince gelin, sizi ameliyat edeceğiz diyerek evine yollanır...



Hasta ilgililerin dedikleri zamanı doldurur ve ameliyat olmak için hastaneye tekrar gelir. (İlgililerin diyorum, çünkü tek ve sürekli bir muhatap yok.)
İşte her şey ondan sonra başlar. Hasta ameliyat zamanına kadar bilinmez bir çile serüveninin içinde bulur kendisini.
Hasta o andan itibaren 2 ay gibi bir zama, oradan oraya dolaştırılır, ARAŞTIRILIR(!)…
Kan almalar, bir sürü "…..skopiler, EMAR"lar vs.ler. Hasta en az bu bağlamda 20-25’in üstünde işleme tabi tutulur .
Tamam buna diyecek bir şey yok. Diyelim ki gerekiyordur… ama her işlem için hasta, ayrı ayrı hastaneye en az 2-3 kez gidip gelmek zorunda kalır.
Siz artık çarpın- bölün ve hastanın hastaneye kaç kez gidip gelmek zorunda kaldığını, ve ne kadar zaman ayırdığını hesaplayın.

Bu zaman zarfında hastanın karaciğer enzimleri de yüksek çıkmaya başlar. Çünkü safra kesesinde taşın bir parçası safra kanalına düşmüştür…

Hastayı asla dinlememek gibi bir kararları olan araştırma hastanesi Doktorları, elemanları, asistanları rutin işlemlerle hastayı oradan oraya yollamaya devam edip dururlar.
Hasta onlar için evraklardır.
Oysa bir dinleseler… hasta onlara yaşadığı o anı anlatabilse belki de safra kanalına taş parçası düştüğünü anlayacaklar ve hastayı oradan oraya dolaştırmayacaklar.
Neden karaciğer enzimlerinin yüksek çıktığını çözecekler.


Ha, bir de zaten o kadar zaman geçmemiş olsa belki taş safra kanalına düşmeyecek ve hasta ekstradan ERCP… bir nevi ön ameliyat da geçirmemiş olacak. Bu da ayrı bir mesele tabi…




Unutmayalım bütün bunlar AMELİYAT OLABİLİR ONAYI ALABİLMEK İÇİN YAŞANIYOR..




Bir örnek:


Yapılacak her işlem için aradan zaman geçtiğinden ve her işlem için son kan raporu esas alındığından… Hastadan en az 7-8 kez, yada daha fazla kan alınıyor.
Sadece bu kan vermek işlemleri için:
Her kan almak işleminden önce numara sırası, sonra kan vermek sırası, sonra kan sonuçlarını öğrenmek için numara almak sırası ve sonra da ertesi gün sonuçları öğrenmek sırası gibi sıralara girilmek zorunda kalınıyor.
Ve tüm bunlar hiçbir diyalog kurulmadan, soru sorarsanız bile cevap verilmeden yapılıyor.
Kendinizi canlı olarak koyun, cansız olarak ta robot hissediyorsunuz.


Bir örnek daha:


En son işlemden bir önceki işlem için gene Kan alınıyor. Sizi gene anesteziye yolluyorlar. Ertesi güne sonuç öğrenmek numarası alınacak.. Kan sonuçlarına göre size ameliyat onayı verecekler…. (demiyorlar da sonradan siz anlıyorsunuz).
Saatlerce bekliyorsunuz. Sekreter size numara vermeyeceklerini söylüyor. Yarın gelin direkt kan sonuçlarına göre size gerekenleri söyleyeceğiz diyor.
Ertesi gün hasta tekrar hastaneye geliyor. Ameliyat onayını anesteziden alıyor..




Bitti sandınız değil mi?


Hayır; tekrar genel cerrahiye yollanıyor… oradaki herhalde doktordur, evraklarına bakıyor. Ha bu arada doktor siz ben ne sorarsam sadece evet-hayır olarak cevap verin diyor (!).
Şunlar şunlar yapılmış, ameliyatınızın risklerini kabul ettiğinize dair imza atmışsınız… neyse bu müthiş diyalogdan sonra doktor; size ameliyat günü veriyor…
ve nihayet ameliyat olmak için işlemler sonlanıyor.




Yalnız dikkat ediniz yukarıda, sadece 2 işlemi örnekledim. En az bu arada dediğim gibi 20-25 işlem için için aynı sıra almalar, beklemeler ve koşuşturmalar devam ediyor.

Bu arada bütün işlemler her gittiğiniz birimin bilgisayarına işleniyor. Kan sonuçlarınız ve her şey. Doktorlar oralardan takip ediyorlar mış…
Bu arada sizin elinizde de yığınla evrak birikiyor.

Bilgisayara işleniyorsa neden sizin elinizde de evrak birikiyor diyorsunuz değil mi? İşte öyle….
Bunun cevabını işlem yapanlar dahil kimse bilmiyor!




Neyse:
Oh nihayet ameliyat günüm belli oldu. Bu işten kurtuluyorum diyorsunuz ve size 10 gün sonrasına verilen Cuma randevusuna gidiyorsunuz.
O da ne?
Bitti sandığınız işlemler gene karşınıza çıkıyor.


Önce elinizdeki evraklara ek, gidin 2 kimlik fotokopisi çektirip getirin diyor ilk sizi karşılayan şahıs. Gidin dışarıda oturun bekleyin ben çağıracağım diyor sonra.
Evrakların girişini yapınca çağırıyor…
Evrakların girişini yapmış bilgisayara…. O bilgisayara bilmem kaçıncı kez zaten işlenmiş sizin bilgileriniz ama, olsun o gene de işliyor.
Sonra elinize kocaman bir evrak dosyası veriyor… yeniden işlenmiş evraklar var içinde… ve içeri götürün diye sizi sanırım bir sekretere yolluyor.


Sekreter yada görevli o dosyayı alıyor gene bilgisayara bilgilerinizi işleyip size bir şey imzalatıyor. İçinden bazı evrakları alıp kilitliyor, sonra isteyin vereceğim diyor ve o da sizi başka bir odaya yolluyor.


Gene sıraya giriyorsunuz. Sıranız gelince oradaki stajyer size kan grubunuz, yaşınız, boyunuz, kilonuz, eğitim durumunuzu soruyor. Sanki eğitimine, boyuna posuna göre ameliyata alacaklar(!)
Bu kişinin de önünde bilgisayar var ama, gene bir sürü evrak dolduruyor. Ardından, benim kaydetmediklerim var onları diğer hemşire kaydedecek, ona götürün diyor ve sizi başka bir hemşireye yolluyor.


O hemşireye gidiyorsunuz… önce yandaki doktora gösterin sonra bana gelin diyor.
Gidiyorsunuz doktorun yanına. O da gene aynı soruları soruyor. Onunda önünde bilgisayar var ama, o da evrak kaydı tutuyor.


Tekrar diğer hemşirenin yanına gidiyorsunuz… size o da aynı soruları soruyor ve…
Pazartesi 12’den sonra bir şey yiyip içmeyin.. 7.30.da burada olun. Sizi ameliyata alacağız diyor…




Cevap alamasanız da, dayanamayıp soruyorsunuz:


Aynı işlem için, Bilgisayarlarda işlem ve sonuçlar zaten varken, sadece evrak dolaştırmak ve kabartmak için,
AYNI SORULARI TEKRAR TEKRAR SORMAK İÇİN:
Neden bu kadar kişiyle muhatap olunuyor?
Neden bu kadar insan ve oda ayrılıyor?
Neden bu kadar zaman kaybına yol açılıyor?
Yada bilgisayarda ki bilgiler işe yaramayacaksa neden yükleniyor?


En trajı-komiği de:
Madem tüm bilgiler bilgisayara yükleniyor… neden bir ana bilgisayarda dosyalanıp diğer muhatapların bilgisayarlarına yollanmıyor?
Neden hasta gereksiz yere bilgisayar bilgisayar dolaştırılıyor?




Madem bilgisayarda hasta adına dosya açılıyor… o dosyada bilgilerin tümü toplansa, gereken kişilere yollansa… daha pratik ve garanti olmaz mı?
Sonuçta her gidilen kişi aynı bilgileri görmesi gerekmiyor mu?




Bunu bir gazeteci olarak sordum. Ama hiç biri neden böyle olduğunu bilmiyor… Sadece hastane yönetimi böyle uygun görüyor demekle yetindiler.


Yönetmeyen bir yönetimin koyduğu sistem.


Yönetim diyince: Hastaneden çıkarken 2 büyük giriş-çıkış kapısı var. Ama, bir tanesini halka kapatmışlar “Kartal Lütfü Kırdar araştırma” hastanesinde. Sebep? Orada yönetim varmış. Dolayısıyla oradan giriş çıkışlar engellenmiş.
Herhalde; böylesine insanı çıldırtan bir hastanenin yönetimini halktan korumak amaçlı olsa gerek!


Oysa bu ülkeye halktan korunmasını gereken değil, halka hizmet edecek yönetimler gerek!




Bu arda en az 2-3 ay gibi bir zaman geçiyor. Siz bu zamanı eleştirecek oluyorsunuz… muhatabınız bakıyor ve az bile zaman geçmiş diyor J)




Bu arada en önemlisi de:
Hasta tüm bu işlemleri yaparken asla ve hiçbir şekilde birebir doktorla muhatap olamıyor.
Arada doktora rastlasa da hepsi ayrı ve hastayı tanımayan doktorlar oluyor. Hastanın muhatabı, hastanın doktoru anlamında biri yok.
En sonunda hasta ameliyat sırasında doktor yada doktorlarla karşılaşabiliyor.
Doktor aslında hastayı bir insan olarak tanımıyor.


Sadece robotik sonuç madde olarak… yada kesilip biçilecek bir kumaş olarak görüyor. Eğer yanlış keserse defolu yada ıskartaya atılacak bir malzemeden daha fazla bir değeri yok hastanın Doktor için!


Bunca şeyi yaşamış ve sinirleri laçka olmuş olmasına rağmen hasta ameliyat günün belli olmasından dolayı derin bir nefes alıyor.


Aynen dedikleri gibi pazartesi günü; dosya dahil her türlü işlemleri halletmenin sevinci ile evine dönen hasta pazartesi günü… saat.24’en itibaren su bile içmeyen hasta, sabah 07.30 da hastanede oluyor. Hasta odasına gidip yatağına yatacak yerde, bekleme odasına alınıyor.
O ne? Kısa süre içinde onlarca ameliyatlık hasta dolduruyor bekleme salonunu.
Ama, saatler geçiyor bir türlü hastalar odalarına alınmıyor.


Dayanamıyor hasta inip soruyor… ne bekliyoruz? Diye.
Rastladığı doktorlar, hemşirelere sorun onlar biliyor diyor… Hasta, hemşirelere soruyor… hemşire; yataklar yapılıyor, doktorlar almayın diyor diye cevap veriyor(!)

Be Allahın kulları… madem öyle; hasta insanları 07.30’da çağırıp saatlerce niye bekletiyorsunuz o zaman?
Yataklar hazır olduktan sonra çağırsanız ve ameliyat öncesi o insanları bekletmeseniz olmaz mı?




YANİ SON ANA KADAR STRESE VE SIKINTIYA DEVAM.




Yukarıda anlattığım şeyler hikaye değildi. Bir hastanın hastanede yaşadıklarından küçük bir kesitti… Bütün hastanelerde durum aynı ama; bahse konu Hastane… Kartal Lütfü Kırdar araştırma hastanesidir.



Daha; hastanelerin pisliğinden, leş gibi kokmasından, ağır, ölümcül ve altına yapan hastalarla normal hastaları aynı yere koymalarından hiç söz etmedim.


Personelin hastalara kaba muamelesinden de söz etmedim.


Hastanelere alınacak personel ve her türlü eleman için önce… “NASIL İNSAN OLUNUR?” kurs yada okullarının açılması ve onların önce orada eğitilmeleri lazım!




SONUÇ OLARAK:


Bu ülkenin; devlet eliyle yapılacak tam teşkilatlı, temiz, hijyenik hastanelere ihtiyacı var. Hastaneye iyileşmek için gidilir, hasta olmak için değil…




En az 60 milyon insanın ihtiyacını eldeki mevcut hastanelerle karşılayamazsınız. Bu insanlar sizin o lüks ve pahalı hastanelerinize de gidemez…
Eğer siz; bu insanların ihtiyaçları ile ilgilenmiyorsanız? O zaman siz kimin Başbakanısınız?




Bu ülkenin insanlarının biraz rahat yaşamak için yeterli paraya, sosyal güvenceye ihtiyacı var.
Milletin insanca yaşamaya ihtiyacı var… Duble yollardan millete ne. Sen onun ana ihtiyaçlarına cevap ver, patika yollar bile duble yol gelir onlara!




Bu milletin sırtından kazandığınızın zekatını halka dönük harcasanız, bu millet ihya olur!


Bu milletten topladığınızı talan malı gibi, savaş ganimeti gibi ellere dağıtmayın…
Bu milletin Başbakanı olun mümkünse… Siz iktidara getiren de bu millet götüren de bu millet olacak sonuç ta…
Yeter artık !


Nur Okutmuş/12-09-2013



07 Eki 2013 - 00:00 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.

02

Nur Okutmuş - Mehmet bey okudunuz mu yazıyı... Bir yazının uzunluğu kısalığı mıdır önemli olan, yoksa İÇERİĞİ MİDİR? BÖYLE BİR YORUM Kİ, BUNA YORUM BİLE DENEMEZ... ÖNCELİKLE AYIPTIR VE CEHALET GÖSTERGESİDİR!

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Ekim 00:00
01

mehmet - bu yazı bu kadar uzun gibi görününce anlam taşıdığı anlamına mı geliyor (Not:Bari bu yorumumu yanınla yöneticii)

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Ekim 00:00