İşinsanı Hüseyin Arıca'nın ' Nereden nereye ' Kitabına Yoğun İlgi

İlk bölümünü geçtiğimiz günlerde yayınladığımız Gaziantepli sanayici- iş insanı Hüseyin Arıca'nın ' Nereden Nereye' adlı Kitabı büyük bir beğeni topluyor.; Tüm, D&R'ler, Oli Marketler Zinciri , internet siteleri üzerinden ve Cevizli Kitabevi'nde satışa sunulan kitap için çok olumlu geri dönüşler oluyor.

İlk bölümünü geçtiğimiz günlerde yayınladığımız Gaziantepli sanayici- iş insanı Hüseyin Arıca'nın ' Nereden Nereye' adlı Kitabı büyük bir beğeni topluyor.; Tüm, D&R'ler, Oli Marketler Zinciri , internet siteleri üzerinden ve Cevizli Kitabevi'nde satışa sunulan kitap için çok olumlu geri dönüşler oluyor. Bir sanayicinin, ülke kalkınmasına artı değer katması, bankacılar ve genç iş insanlarının mutlaka okuması gerekiyor. Yazımızın bu bölümünde Hüseyin Arıca'nın hangi koşullarda çocukluk geçirdiği, ilk çalışma zamanı ve okul dönemini içerin bölümleri bulacaksınız.

ÇOCUKLUĞUM
 

Nüfus kâğıdımda doğum tarihi olarak 06.07.1940 yazı- yor. Demek ki Antep Savunması’ndan yaklaşık 20 yıl sonra doğmuşum. 5 kardeşiz, 3 kız 2 oğlan. Adımın Hüseyin olması- nın ayrı bir yeri var tabii ki. Söylemek gerekirse Hüseyin oğlu Hüseyin’den, Hüseyin oğlu Hüseyin Arıca olmaktan hep onur ve gurur duydum.

Gaziantep’te sıcak bir yaz günü dünyaya gelmişim. Ağabe- yim Cahit’le beraber akşama kadar mahallede komşu çocukla- rıyla oyun oynar, yaramazlık yapar, kuş avlar ve sokak sokak gezerdik.

Tekke Camii avlusunda bazı zamanlar büyük kazanlarda yemek kaynar, buraya gelen ziyaretçiler hû çeker, kocaman kocaman adamlar akşama kadar otururdu. Arasada göz göz bölümlere buğdaylar konur, yük getiren develer develiklere çe- kilirdi.

Arasanın sonunda Ciğerci Mustafa Amca’nın küçük bir kulübesi vardı ve Buğdaypazarı’nın bu taraf başında ise Memik Usta vardı. Acıkınca buralarda yemeğimizi yerdik. Bir defa has- talanmıştım. Babam Kebapçı Memik Ustayı tembihledi, “Bu çocuk canı ne isterse yesin.” Ben de uzun bir süre kuşbaşıları ve kıymaları mideye afiyetle indirdim. Tatlı olarak da Hacı Nasır Camii bitişiğinde Mahmut Güllü’nün baklava dükkânı vardı.

Saat 11.00’de satışları ilerleyince gider kenarda biriken şerbetli baklava kırıklarını, tabii ki fıstıklı olanları da alır, sıcak ekmek arasına koyarak dürüm yapardık.

Tam karşısındaki sokakta ise Karlıoğlu vardı, oradan da sı- cak günlerde karlı dondurma yerdik. O zamanlar Karlıoğlu’nda çalışan çıraklar Bedir Usta ve Özgüler Helva’nın şimdiki sahip- leridir. Yaz günlerinde gül şurubu ve meyan şerbeti içer, susuz- luğumuzu giderir, kışın sıcak süt ve salep içerdik.

Çocukluk yıllarından başka aklımda kalanlar ise oynadığı- mız oyunlardı. Bunlar; gülle, âşık, binde gel, birdir bir ve kâğıtlı şeker ile sigara kâğıtlarından oyun kâğıdı yaparak oynadığımız oyunlardı. Zaman zaman “Hacivat ve Karagöz” oyununu iz- lemeye giderdik. Önceleri sabunhane, sonraları garaj ve han olan Kürkçü Hanı’nda mercimek kırma işi yaparken çatılar- daki kuşları da avlardık. Bu kuşlar genellikle kumru ve serçe olurdu. Şimdi diyorum ki Allah günahımızı affetsin.

O zamanlar Samancı Kasım’ın oğluyla yaptığımız bu tür işler bizi mutlu ederdi ama sonra yaş olgunlaşınca pişmanlık da duydum. En tehlikeli yaptığımız iş ise Karakabir ile Çukurova Mahallesi’ndeki çocukların yaptığı birbirine taş atma, yani sapanlaşma savaşıydı. Eski bele- diyenin ardında Direkçi pazarına yakın yerde bulunan Gazhane’nin arkasında ağaçlık bir alan vardı, orası savaş meydanıydı. Hatta bir gün iyi hatırlıyorum, ağabe- yim Cahit’in kafasına bir taş gel- di. Kan o kadar çok aktı ki yüzü gözü kan içinde kaldı, çok kork-

tuk. Hemen Dr. Mecit Barlas’a9 yetiştirdik ve üç beş dikişle kurtuldu.

6-8 yaşlarına gelince iki erkek kardeş babamıza yardım için daha okula başlamadan, akşamları, çoğu zaman da gece yarısı insanlar sinemadan veya pavyondan çıkıp evlerine dönerken, ıssız cadde ve sokaklardan geçip, büyük Buğdaypazarı’ndaki Kürkçü Hanı masmanası10 içinde bulunan mercimek fabrika- mıza çalışmaya giderdik. Sıra ile uyuyarak mercimekleri işler, bir sonraki gün için verilen siparişleri yetiştirmeye çalışırdık. Tabii ki her seferinde amacımıza ulaşır ve mutlu olurduk.

Sabah saat beşte şehrin tarihi mekânı Tahmis Kahvesi’nin ilk müşterileri olur, büyük su bardağında çay ve yanına küncülü simit, varsa bir topak da Antep pendirini (peynir) afiyetle yer-dik. Sabah saat yedide işletmemizde çalışan ustalar gelirdi, tesisi onlara devrederdik. Hemen üzerlerimizi fırçalar, siyah okul önlüklerimizi giyer, mekteplerimize koşardık. Ben, fabrikamızın tam karşısındaki Tekke Camii içindeki İstiklal İlkokulu’na giderken, ağabeyim de Maarif Kavşağı’nda bulunan Dayı Ahmet Ağa İlkokulu’na gidiyordu.

Bu çalışma şeklimiz böyle beş yıl kadar devam etti. Hesaba kitaba aklımız yettikten sonra biz iki kardeş okul çıkışında fabrikaya gelir, babamızın alım satım hesaplarını tutardık. Babamız çok zeki ve çalışkandı. Tahsili olmamasına rağmen Arapça rakamlarla toplama ve çıkarmayı çok iyi yapardı. Akşamları bize aldıkları ve verdiklerini söyler, biz de herkesin hesabını deftere yazardık. Kasa hesabını kendisi tutardı.

İlerleyen yıllarda Cahit ağabey ilkokulu bitirdi, ben de iki sene sonra okulu bitirdim. Babam beni Ticaret Lisesi’nin orta- okuluna yazdırdı. Ben okuluma dört elle sarıldım fakat baba- mın ve ağabeyimin işe yetişememeleri ve gece çok geç saatlere kadar çalışıyor olmaları beni çok üzüyordu. Bu durumda ba- bama, okula devam etmeyip bırakacağımı ve kendilerine yardımcı olmak istediğimi belirttim. Babamın ilk tepkisi çok sert oldu. Zamanla fikrini değiştirdi. Doğrusu hiç beklemiyordum ama işlerin hızlı bir şekilde büyüyerek ilerlemesi sebebiyle ba- bamın “Okuyacaksan oku, okumayacaksan geç çalış,” demesi üzerine ben de sevinerek yaklaşık iki ay devam ettiğim Ticaret Lisesi’nin ortaokul bölümünü bıraktım.

Sonraları hayatın ve iş dünyasının çetin yollarında ilerler- ken çok pişmanlıklar duydum, üzüldüm. Yeri geldi, ağladım. Hayatımdaki en büyük üzüntüm ve yaramdır okumamak. Maalesef hâlâ da en içerlediğim ve “Keşke!” dediğim hayal kırıklığımdır. “Keşke okusaydım!” diye hep dertlenirim. En kötü kararı ben kendim verdim ve hâlâ pişmanım. Ne yapalım, sonraki hayatımıza yansımaları çok fazla oldu ama insan zaman içinde okumadığına öyle bir ağlıyor ki anlatamam...

Atalarımız boşuna dememiş “Kendi düşen ağlamaz’’’ diye. Hata yapınca ağlasan da kâr etmiyor. Bugün geldiğimiz nokta- da ise okuyanlar iş bulamıyor, bulanlar ise kendilerini geliştirmiyor.

“Türk toplumunun önemli zaaflarından biri de alışkanlık- larıdır. Ebeveynlerin çocuklarını aşırı koruma güdüsüyle yetiş- tirmesi ve bunun sonucunda gençlerin tembel, hantal, mesleksiz yığınlar haline gelmesine neden oluyor”11 sözü günümüzü özetlemeye yetiyor gibi.

Okumayı sadece üniversite tahsili olarak görmek de yanlış olsa gerek. Bizde nedense okulu bitiren ölene kadar eline ki- tap almıyor. Geçen bir haber kanalında dinlemiştim: “ Türkiye, dünyada kitap yoğunluğu bakımından on birinci sırada imiş. Ama ihtiyaçlar listesinde kitap iki yüz otuz dördüncüymüş.”

Eğitim dünyanın her yerinde zordur. Ama hayatında kitap- lara yer ayıran milletler bu sorunlarını çözmüştür. İş hayatım süresince karşılaştığım birçok olay bana hep bu pişmanlığımı hatırlatmıştır!

DEVAM EDECEK

26 Nis 2022 - 09:25 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Haberler değil haberi geçen ajanstır.


tiktok takipçi satın al