Siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz? Biz ne zaman bu kadar duyarsız olduk? Ne çok sorulan sorudur bu." Ne zaman?" Bu sorunun altında tekmili birden 32 koca yıl var, miladı 1980. Ortalama bir insan ömrü kadar, tabi ki iyi bir yaşam koşuluna sahipse kişi.
Devlet ne zaman vahşileşti, vatandaş ne zamandan beridir katillerini baş tacı ediyor? Eskiden cahil kesime mal olan ırkçılık bugün en elit ve sosyal çevrelerin olmazsa olmaz özelliği haline geldi. Ahmet Kaya'ya çatal fırlatanlar bugün gençliğin ilahı oldular. Onur uzun zamandır ayaklar altında.
Diyarbakır'da öldürülen insanların kemiklerini artık toprak kabul etmiyor. Utanmamız için her gün kusuyor. Toprağın kabul etmediği canavarlığı biz sessizce kabulleniyoruz. Dün o canilere ve cinayetlere sessiz kalan kalabalıklardan bugün farklı bir davranış beklenmiyor ama insanlık yine bir umut diyor. Bir umut lütfen bir umut! Dünün katillerini ellerimiz patlayıncaya kadar meydanlarda alkışladık, şimdi bu ellerle nasıl yakalarına yapışırız. Ama yine de bir umut.
Van'da depremde ölmeyip sağ kalan insanların soğuktan donmalarını bekliyoruz. Ayakları elleri üşüyüp ölen çocukları kaç kişi merak ediyor. İstanbul ve Ankara'nın rahatı yerinde olanları! Sokakta üşüdüğünüzde aklınıza Van geldi mi hiç? Gelmez elbette, koşar adım evlerinize, sıcaklıklarınıza koşma telaşınız vardı sizin.
Uludere’de üzerlerine bomba yağan çocuklar için soruşturma açılmasını oy birliği ile ret eden vekiller! Sizlerde üşüdünüz mü hiç? Bir annenin resmi vardı gazetede, kar altında çocuğunun çerçeveli resmini koymuş mezarın başına, mezar kar altında, baş kısmında toprak görünüyor yalnızca. Annenin kederi karşısında sizin suskunluğunuz cinayete ortaklıktır, kindir, nefrettir. Hiç yandınız mı siz, yanmazsınız. Her gün çıkıp televizyonlara evlerimize kin tohumları ekiyorsunuz, korkularınızla savaşarak, insanlıkla savaşarak. Hiç vicdanınızla savaşır mısınız? Umut yine de bir umut.
Nefret en temel özelliğimiz oldu. Her gün paranoya içerisinde yaşıyoruz. Çünkü paranoya sahipleri biz sıradan insanların yüreklerine koydular korkuyu. Artık rahat yüzü yok. Garip suçlar ülkesiyiz artık. Eleştirinin adı arık hakaret, hakaretin sınırları tanımsız, her şey olabilir. Bireylerin hakkında soruşturma açılması veya tutuklanması için öyle uzun boylu ve elle tutulur suça gerek yok. Çünkü gerçek suç ve suçlular ceza almıyor. Doğru ve yanlış artık yer değiştirdi.
Nefretin gözle görünür örneklerinden bir tanesi öğrenciye karşı takınılan resmi tavır. Ülke genelinde 600 öğrenci tutuklu. Sebepleri örgüt üyesi olmak. Hangi örgüt belli değil. Puşi takmıştır, basın açıklaması yapmıştır, eyleme katılmıştır, üniversite yönetimini protesto etmiştir, yemekhaneyi protesto etmiştir, bedava eğitim hakkı talep etmiştir, çevreci eyleme katılmıştır, özgürlük yanlısı açıklaması olmuştur, Kürt’tür, alevidir v.s v.s. Her türden sebep örgüt üyesi olmaya yeterli delil sayılmıştır.
Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi Gizem Görnaz Evrensel gazetesi gençlik ekinde üniversite rektörünü eleştirdiği için kinci savcılık hakkında suç duyurusunda bulundu ve mahkeme 11 ay 20 gün ceza verdi. Eleştirinin hakarete nasıl dönüştüğü belirsiz. Malatya’da Grup Yorum bileti satan 6 öğrenci hakkında terör örgütü üyesi olmaktan dava açıldı. Haklarında istenen ceza 1-13 yıl arası. Tecavüzcülere ve hırsızlara reva görülmeyen cezalar bu öğrencilere biçiliyor ve kimse düşünmüyor nasıl olur diye. Hopa'da Tayyip Erdoğan’ı protesto edenlerin başına gelmedik kalmadı. 35 kişi yine terör örgütü üyesi olmaktan dava açıldı. Metin Lokumcunun ölümünü protesto eden 10 genç artık Sincan cezaevinde, onlarda örgüt üyesi olmak suçunu işlemişler. Diyarbakırlı on çocuklu bir ailenin oğlu Şahin Atagün umut beslenen bir çocuk iken KCK gibi saçmalıklarla dolu bir davadan tutuklandı. Suçu ispatlanamadı ama işgüzar üniversite yönetimi öğrenim hayatını bitirdi öğrencinin.
İşçilere de tahammül yok. Ankara’da sayıları üç bini bile bulamayan ikinci kez toplanmak ve bir gün kalmak isteyen tekel işçileri için İçişleri bakanı 10 bin polisi topladı. Adam başına neredeyse dört polis düştü. İşçilerde o dönem başbakan tarafından marjinal gruplarca yönlendiriliyor diye damgalandı. Terör örgüt üyesiydiler nasılsa. Zaten terör yuvası Tekel dağıtıldı, kapitalist ABD'ye satıldı sudan ucuza. Örgüt üyelerine ne mi oldu? Şimdi üç kuruşa mevsimlik işçiler. Kulaklarınız kapalı mı hala susanlar ?
Terör örgütü üyesi olmak sadece öğrenciler ve işçiler has bir şey değil. Muhalif gazetecilerin tamamı örgüt üyesi olmaktan içerideler. Sonuçlanmayan, ispatlanmayan ama savcılar ve hakimler tarafından süründürülen bir yığın terörist. Hatta başbakan bir suç daha yükledi gazetecilere -tecavüzcü-. İsim vermedi. Yani o tecavüzcü gazetecinin kim olduğu belli değil ama tek televizyonu rehber kabul eden kalabalıkların kulağına kar suyunu kaçırdı. Bir nefret tohumu daha ekildi evlere. Dışarıda kazara kalabilmiş gazetecilerin işlerine patronlar markaja alınarak gerek sert talimat, gerekse ricalarla ya hizaya çekiliyor olmadı işlerine son veriliyor. En son örnek Ece Temelkuran.
Kadınlara da nerede durmaları gerektiği öğretiliyor. Ülke tarihi boyunca hiç olmadığı kadar cinayete kurban gidiyor kadınlar. İşlenen cinayetlerde azmettirici olarak ceza alıyorlar ölüler olarak. Katillerine ödül gibi ceza veriliyor. Erkeğe mal edilmek istenen meta haline getirildi kadınlar.
Etnik kökenlerinden dolayı dışlanan olmadı öldürülen insanların ülkesiyiz artık. Biz soykırım yapmadık diye bas bas bağırırken yöneticiler arka bahçeden dünün kemikleri çıkıyor. Gerçi aklı evveller görevli, heyelan diyenler mi aranır, istiklal mahkemelerini suçlayanlar mı aranır hepsi var. Roboski katliamına değinirken dobroski gibi magazinsel bir uydurma kelimeyi ard arda tekrar eden müteahhit bir vekilin kendi dönemimin katliamlarının inkarı yapılıyordu televizyonlarda. İnandınız mı?
Kürtler mi? Onlar hepten terörist oldular. Cumhuriyetin ilk yıllarından beridir başlarına yağmadık bomba, bedenlerine girmedik mermi kalmadı. Kanları dere oldu aktı. Kayboldular ölüm çukurlarında. Diyarbakır zindanlarında çürüdüler. Karanlıklara karıştılar. Öldüler, köyleri yakıldı, onurları çiğnendi. Hani kardeştik biz, hani kardeşten öteydik, toprakları topraklarımızdı da neden bizim burada toprakları onlara dar ettik, dar edenlere sessiz kaldı ve hala kalıyoruz.
Tüm bu cinnet hallerinin altında 32 yılın muhasebesi var. 32 yılda adım adım gelindi bugünlere. Hiç bir ceza almamış darbeci, hınçlı ve kibirli Kenan Evren'in kotardığı ve ardıllarının perçinlediği bencil ve duyarsız yığınlar haline geldik. Turgut Özal'ın ABD'den aldığı liberal ekonomi bataklığına saplandık. Yağma talan ülkesi olduk, bankerler, uluslar arası şirketler, hortumcular, hırsızlar ile doldu taştı. Memur rüşvet ile ödüllendirildi. Hırsızlar onurlandırıldı. Özgürlükler kısıtlandı. Gazeteciler öldürüldü. Cezalar katlandı. Özgürlükler kısıtlandı. Ardından gelen hep yine yeniden Demirel ve korkunç bacı Tansu Çiller yanında Mehmet Ağar Birader diğer yanda Doğan Güreş paşalar ile kuruldu mu korku imparatorluğu. Sonrası kan revan. 1990’lar artık utanç dönemidir. Kayıplar hala kayıp, suçlular hala serbest. Çünkü kin serbest. Hizbullah-Kontgerilla-Çete ve devlet destekli yargı. Hepsi kol kola ne gerekiyorsa yaptılar bu kan savaşı için.
Elbette bitmedi. Dünün koordine örgütleri sindirilmiş, korkutulmuş, kıstırılmış halk yığınlarını bu güne hazırladılar. Geniş yığınlar sessizce ve katılımla perçinliyorlar özgürlüklerden arınma sürecini. Artık geleceği çalınmış insanlarız. Özgürlük diye bağıranların sesleri kayboluyor o kalabalık homurtunun arasında, kafeslerin ardından bakacaklar bize, geleceği çalınan bizlere.
Özgürlük başka bahara kalmasın. UMUT YİNEDE BİR UMUT. !
NURAY ÇEVİRMEN
|